Ziyaret
6998
Güncellenme Tarihi: 2008/02/17
Soru Özeti
Bahaîlerin düşüncelerinin yanlış oluşu, necis olmalarının nedeni ve onların inançlarını saflıkla kabul edenlerin durumu hakkında açıklamada bulununuz.
Soru
Bahaîlerin düşüncelerinin yanlış oluşu, necis olmalarının nedeni ve onların inançlarını saflıkla kabul edenlerin durumu hakkında açıklamada bulununuz.
Kısa Cevap

Bab adıyla tanınan Alimuhammed, ilk olarak 1847 yıllarında çok farklı inanç ve kurallar ortaya çıkarmaya başlamıştır. Sonraları onun düşüncelerini kabul eden ve daha da genişleterek Bahaîliği kuran Mirza Hüseyinali Baha'dır. Bu şahıs kitaplarında; kendisinin ve Alimuhammed Bab'ın gelmesiyle İslam dinin geçerliliğini yitirdiğini, İslami hükümlerin yürürlükten kalktığını ve Hz. Muhammed'in risaletinin sona erdiğini dile getirmiştir. Ayrıca kendisinin Bab'dan sonra kabul edilmesi gerekilen önder ve zuhurunun vaat edildiği kimse olarak kabul etmek gerektiğini söylemektedir.

Hüseyinali Baha'nın inancına göre, yüce Allah defalarca yeryüzüne inmiştir ve son inişinde önce Bab'da, sonra da kendisinde cismi özellik kazanmıştır. Yeni şer'i hükümler çıkarmak için de; insanın kızı, kız kardeşi ve diğer yakınları ile evlenmesini mubah, bevl, gaita, köpek, domuz vb. necisleri de pak bilmiştir.

Hâlbuki Bahaîliğin bu ve buna benzer inançlarından hiçbiri sağlam delillerle desteklenmemekte ve kabul edilebilir bir nitelik taşımamaktadır, çünkü:

1- İslam dininde zuhuru vaat edilen Mehdi'nin özellikleri rivayetlerde belirlenmiş ve böylelikle her türlü kötü amacın önü alınmıştır. Bu rivayetlerde belirtilen hiçbir özellik Bab yahut Baha’da bulunmamaktadır.

2- Peygamber efendimizin (s.a.a) hatemiyeti ve son peygamber olduğu, ondan sonra bir peygamberin gelmeyeceği akli ve nakli delillerle ispatlanmış kesin bir inançtır. Kuran-ı Kerim, İslam peygamberi hakkında "Hatemu'n-Nebi" tabiri kullanmaktadır, yani Hz. Muhammed (s.a.a) diğer peygamberlerin risalet ve nübüvvetini sonlandırmıştır, artık ondan sonra hiçbir peygamber gelmeyecektir. Ayrıca İslamiyet, içerisinde hiçbir eksikliğin bulunmadığı mükemmel bir dindir, hem bu dini getiren peygamber bütün hakikatlere ulaşmıştı ve hem de bu dinin mensupları içerisinde her zaman bu hakikatlere ulaşan kimseler bulunmuştur. Ayrıca her türlü tahrif ten de korunmuştur. Demek ki, İslam dinini tamamlayacak yahut düzeltecek yeni bir dine kesinlikle ihtiyaç duyulmamaktadır, zaten buna dayanarak şu düşünceyi dillendirmekteyiz: "İslam dini en mükemmel dindir, insanlık her asırda ve her zamanda tüm ihtiyaçlarının cevabını bu dinde bulacaktır ve ancak pratiğe dökmekle hidayete kavuşacaktır."

3- Yüce Allah'ın bir cisimde bulunmasının, Baha gibi bir kimsenin bedeninde kendisini göstermesinin, batıl ve yanlış bir düşünce olduğu çok açıktır. Allah'ın cisimde olmayacağı inancı dinin zaruriyatlarındandır ve bunu inkâr ettikleri için de necis olduklarına hüküm verilmiştir. Elbette Bahaîliğe inana fakat sonra yanlış olduğunu anlayan kimse eğer tövbe eder Allah tarafından bağışlanacaktır. Bir daha bu tür yanlış ve batıl inançları, dile getirmesi caiz değildir.

Ayrıntılı Cevap

Bahaîlere göre Hüseyinali Baha'nın yazmış olduğu iki kitap çok önemlidir, onlar bu iki kitabı "şeriat ve vahiy" olarak telakki etmektedirler. Bu kitaplardan birincisi; Kitab-ı İykan'dır, sözde Bağdat'ta kendisine vahyedilmiştir. İkincisi; Kitab-ı Akdes ki, bunun da Akka'da kendisine vahyedildiğini iddia ediyor. Bu kitapların dışında yine bir takım yazıları ve mektupları bulunmaktadır, örneğin: Kitab-ı Mübin, Kelimat-ı Meknune, Heft Vadi.

Mirza Hüseyinali'nin bu kitaplarda söylemiş olduğu ana inancı şu şekilde özetleyebiliriz: Kendisinin ve Bab'ın zuhuru ile İslam dini kaldırılmıştır, Hz. Muhammed'in risaleti sona ermiş ve onun yerine Cemal-ı Akdesi İlahi'nin risaleti ve hâkimiyeti başlamıştır. Kendisine vahyedilen bu iki kitap önceki tüm kitapları kapsamakta ve onları yürürlükten kaldırmaktadır, artık ahkâmla ilgili her konuda müracaat edilecek tek kitap onunkidir.[1] Allah, Hüseyinali Baha'nın bedeninde tecelli etmiş ve cismaniyet kazanmıştır, bundan sonrada defalarca bu şekilde bir bedende dünyaya gelecektir, ama bu Hz. Muhammed, Bab ve Baha'dan bin yıl sonra olacaktır, bin yıldan önce Allah tecessüm bulmayacaktır.[2]

Mübin adlı kitabında kendisini tanrıların tanrısı ilan etmektedir.[3]

Kitab-ı Akdes'te diyor: Allah'ın kullarına ilk farz kıldığı şey; vahyin kaynağının ve tecellisinin bilinmesidir ki oda benim. Ben, evrenin yaratılışında ve onun idaresinde Allah'ın yerinde bulunmaktayım.[4]

Ayyam-ı Tis'e kitabında doğumu hakkında şunları yazıyor: Lem yelid ve lem yuledin doğmuş olduğu bu sabahlara aferinler olsun.[5]

Kitab-ı İykan'da şöyle diyor: Eğer Hüseyin Beşreviye[6] olmasaydı, Allah arşa oturmazdı.

Yine Kitab-ı Mübin'de İngiltere kraliçesine hitaben şunları yazıyor: Ey Britanya'daki Kraliçe! Rabbinin sesine kulak ver ki kâinatın efendisi ve kralıdır o. Aziz ve hakîm olan benden başka bir tanrınız yoktur.[7]

Abdulbaha'nın Mektuplar kitabında, Hüseyinali Baha'dan şu şiir nakledilmekte: Bütün ilâhlar, benim emrimin sızıntılarından ilâh oldular. Bütün rabler benim hükmümün esintilerinden rab kesildiler.

İşraki Haveri, Rehik-i Mahtum kitabında şunları yazıyor: Muhammed peygamberin nübüvvetiyle peygamberlik son buldu, buda artık peygamberin gelmeyeceğini bizzat Allah'ın Baha ile zuhur edeceğini gösterir.[8]

 

Bahaîlikteki İnançlar Ve Kurallar

Bahaîliğin dinî vazifeleri Kitab-ı Akdes'te toplanmıştır, onlardan bazıları şunlardır:

- Babanın eşi hariç, yakınlar dâhil tüm kadınlarla evlilik yapılabilir: "Haram kılındı sizlere sadece babalarınızın eşleri."[9]

- Evli birisiyle zina yapmanın cezası yoktur.[10]

- Her şey paktır, hatta bevl, gaita, köpek, domuz, sperm vb. paktır, bunlar necis sayılmazlar.[11]

- Hac sadece erkeklere farzdır. O da Bağdat'ta Baha'nın yahut Şiraz'da Bab'ın evini ziyaret etmekle yerine getirilmiş olur.[12]

- Çocuk edinmek için evlilik farzdır. Eğer evlenen biri kendi eşinden hamile kalamıyorsa, bir başkasından yardım alabilir. Ancak yardım alacağı kimsenin Bahaîlerden olması gerekir.

- Altın ve gümüş tabakta yemek yemenin bir sakıncası yoktur, müzik helâldir, erkekler ipek elbise giyebilirler.

- Kıble, Baha'nın kabrinin bulunduğu Akka şehridir.[13]

Ayrıca Kitab-ı Akdes'te şunları da okumaktayız: Bahaîler devlete, devlet başkanlarına ve hâkim sisteme itiraz etme hakkına sahip değillerdir, bunun yerine kalpler ve gönüllerle ilgilenmek gerekir.[14]

Dikkat edilmesi gerekilen bir nokta da; Bahaîlerin bulundukları her ülkede, oraya hâkim olan inanç sistemiyle kendilerini uyuşturmaya çalışmalarıdır. Örneğin, Hindistan'da Hindu inancında olan Allah'ın cisimde tecelli edip, bir beden de bulunması inancını daha çok kabullenmektedirler. Amerika ve Avrupa'da yaşayanlar eşitlik, insan hakları gibi değerleri ön plana çıkarmaktadırlar. Şintoların yanında birçok tanrıya inandıklarını söylemekteler, Hıristiyanların içinde Allah'ın insan şeklinde yeryüzüne indiğini ve Müslüman toplumlarda da tevhidi kabul ettiklerini dile getirmekteler.[15]

 

Bahaîliğin Reddine Deliller

1- Mirza Hüseyinali Baha'nın yukarıda getirmiş olduğumuz sözlerinden, onun açıkça Bab'a inandığını ve kaiimiyetini kabul ettiğini görmekteyiz. Hâlbuki İslamiyet'te nakledilen güvenilir hadislerde, beklenen Mehdi'nin özellikleri hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde belirtilmiştir.[16] O özelliklerden bazıları şunlardır:

Babasının ismi Hasan'dır (hadis: 147) , annesi kenizlerin efendisi ve üstün bir kadındır (hadis: 9) , on ikinci ve son imamdır (hadis: 136) , Hz. Ali'nin (a.s)   evlatlarındandır (hadis: 214 ), Allah Resulünün (s.a.a) kızı Hz. Fatıma'nın (s.a) evlatlarındandır (hadis: 192), Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin'in (a.s)   evlatlarındandır[17] (hadis: 107), imam Hüseyin'in (a.s)   evlatlarındandır (hadis: 185), Hz. Hüseyin'in (a.s)   soyundan dokuzuncu evladıdır (hadis: 148), Hz. Zeynel Abidin'in (a.s)   evlatlarındandır (hadis: 185), imam Bakır'ın (a.s) soyundan yedinci evladıdır (hadis: 103), imam Sadık'ın (a.s) soyundan altıncı evladıdır (hadis: 99), imam Kazım'ın (a.s) soyundan beşinci evladıdır (hadis: 98), imam Rıza'nın (a.s) soyundan dördüncü evladıdır (hadis: 95), imam Taki'nin (a.s) soyundan üçüncü evladıdır (hadis: 60), ve imam Taki'den (a.s)   sonra imam olan Hasan Askeri'nin (a.s) oğludur (hadis:146) . Onun için iki gizlilik dönemi bulunmaktadır.

Bu gibi benzeri hadislerde zuhurunun vaat edildiği Mehdi'nin özellikleri tek tek buyrulmuştur ve bu özelliklerden hiçbiri Bab ve Baha'da bulunmamaktadır, bu yüzden âlimlerimiz onların bu iddiasına sert bir şekilde karşı çıkmışlardır.

2- Hüseyinali Baha, Alimuhammed Bab'ın kaimiyetini ve onun yeni bir din getirdiğini kabul etmekte, sonra Allah'ın bedeninde kendisini gösterdiğini ve başlı başına bir şeriat insanlığa sunduğunu söylemektedir. Oysa tüm Müslümanların ortak görüşüne göre; Hz. Muhammed (s.a.a) son peygamberdir ve ondan sonra ne yeni bir peygamber gelecek ve ne de yeni bir din. İslam âlimleri bu çok açık inanç için birçok nakli ve akli deliller getirmişlerdir.

Nakli Deliller:

Yüce Allah, Kuran'ı Kerim'de açıkça Hz. Peygamberin (s.a.a) " Hatemen Nebiyyin " olduğunu buyurmaktadır: "Muhammed içinizden hiçbir erkeğin babası değildir, lâkin Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur (hatemen nebiyyin)." [18] Arap literatüründe "hatem" son veren anlamında kullanılmıştır, eskiler yüzüğün kaşına çizim yaparlardı ve onu mühürlemek için kullanırlardı, bu özelliğe sahip yüzüklere hatem denir, ama kaşı çizimsiz olan yüzükler için "fetehe" kelimesi kullanılır.[19]

İbn-i Kesir kendi yazmış olduğu tefsirde, bu ayetin tefsirini yaparken Peygamberden (s.a.a) bir hadis nakletmekte ve hatemun nebi oluşunu diğer peygamberlere bir üstünlüğü olarak buyurmaktadır.

Nehcül Belağa'da da kaç yerde Hz. Ali (a.s)   Peygamber efendimizden (s.a.a) "hatemu resul" olarak bahsetmektedir.[20]

Bunların dışında Kuran'ı Kerim'de yine bazı ayetlerden nübüvvetin son bulduğuna dair delil getirebiliriz: Bir: İslamiyet'in tüm zaman ve mekânlardaki insanlar için olduğunu bildiren ayetler.[21] İki: İslam dinini tek ilahi hak din olarak tanıtan ayetler. Bu ayetlerden istisnasız diğer dinlerin, tüm zaman ve mekânlarda İslam'ın mukabilinde batıl olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Bahaîlerin: "Peygamberin hatemul enbiya olmasından maksat, diğer peygamberlerin ziynet ve süsü olduğudur" sözü tamamen yanlıştır, zira bu söz ne sözlük anlamıyla uyuşmakta ve ne de müfessirlerin, sahabelerin anlamalarıyla bağdaşmaktadır.[22]

Ayrıca Allah Resulünün (s.a.a) buyurmuş olduğu hadislerden de şu anlaşılmaktadır: İslam peygamberinden sonra başka bir peygamber olmayacaktır. Bunu beyan eden rivayetlerde, Bahaîlerin başka anlamalara yoracağı hatem kelimesi de kullanılmamıştır.[23] Örneğin Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Ali'ye (a.s)   hitaben şöyle buyuruyor: "Ya Ali! Sen bana Harun'un Musa'ya olan nisbeti gibisin, fakat benden sonra peygamber gelmeyecektir."

Akli Deliller:

İnsanoğlu yaratılışı ve fıtratı gereği Allah'ı arayan bir varlıktır.[24] Lakin bu fıtrat sayesinde kabul edilen her dinin, hak olacağı diye bir şey söz konusu değildir. Fıtrat sadece Allah'ı bulma ve ona tapınmaya doğru bir eğilimdir, hakkı bulmak için fıtratın yanı sıra basiretten de yararlanılmalıdır. Yüce Allah insanoğlu için iki çeşit peygamber göndermiştir; bunlardan biri her insanda bulunan akıl, diğeri de dışarıda bulunan peygamberlerdir. Peygamberler, aklın yetersiz olduğu yerlerde ona yardımcı olmak, aklın ulaşamadığı öğretilere insanı ulaştırmak için gelmişlerdir.[25] Peygamberler hidayetin açık yolunu bizlere göstermek için gelmişlerdir.[26]

Fakat peygamberler iki kısıtlama ve bir tehlike ile karşı karşıyaydılar; bu kısıtlamalardan birincisi bizzat o peygamberden[27] ve ikincisi de muhataplarından[28] kaynaklanmaktaydı. Tehlike ise, getirmiş olduklarının tahrif edilip, değiştirilmesidir. İşte bu yüzden gelen yeni din eski dini tamamlayan ve onu düzenleyendir, demek ki peygamberler birbirlerini tamamlamaktadırlar. Öyleyse tüm peygamberlerin en üstünü, ilahi öğretide doruklara ulaşmış bir peygamber geldiğinde artık peygamberlik sona ermiştir, çünkü ondan daha üstün ve onu tamamlayacak başka hiçbir peygamber bulunmamaktadır. Peygamberler ümmetlerinin önderleriydi ve O (s.a.a) peygamberlerin önderi. Diğer taraftan Peygamberimizin (s.a.a) ümmetinden hiç olmazsa bir grubu; akli ve kültürel yönden üstün öğretileri olduğu gibi alabilecek kapasitedeydiler.[29]

Bu iki kısıtlamanın ortadan kalkmasıyla, İslam tüm mesajını yani ilahi hidayetin hepsini sunabilmiştir (bir kısmını da önceki peygamberler sunmuştu). Bu da İslam'ın mükemmel[30] ve son din olduğunu gösterir. Diğer taraftan tahrif tehlikesi bulunmaktaydı, öyleyse son din tahriften ve gelecek zamanlarda değişime uğramaktan korunmuş olmalıdır. İslam dini tahriften korunmayı da iki faktör ile gerçekleştirmiştir: Bir: asıl kaynağın tahriften korunması.[31] İki: Her dönemin ihtiyaçlarına cevap vermek için doğru yöntemlerin belirlenmesi. Bu yöntemleri bilen herkes ana kaynaklara müracaat ederek gereksinimleri karşılaya bilir.[32]

Tüm bunlardan çıkaracağımız sonuç; İslam dininin mükemmel ve insanlık için yeterli bir din olduğudur, dolayısıyla son dindir ve yeni bir dine yahut peygambere gerek duyulmamaktadır.

3- Hüseyinali Baha sadece yeni bir din ve şeriat getirdiği iddiasıyla yetinmemiş, üstelik bir de Allah'ın kendisinde hulul ettiğini söylemiştir. Açıkça Allah'ın bir bedende var olacağını ve cismi özellikler kazanacağını söylemiştir. Bu asılsız sözlerin yanlış olduğu o kadar açıktır ki, delil getirmeye bile gerek duymuyoruz.

Velhasıl Bahaîliğin bu tür inançları Müslümanların, onların dinin zaruriyatını inkâr ettikleri kanısını taşımalarına neden olmuştur.[33] Dinin zaruriyatını inkâr eden kimse kâfir hükmündedir, kâfir ise necistir.[34] Bu delilden başka, fıkıh kitaplarında kâfirlerin necis olduklarına dair diğer deliller genişçe işlenmiştir.[35]

Yüce Allah, kim olursa olsun kullarının her türlü günahını affedendir. Bahaîliğe inan ve onları yanlış görüşlerini kabul eden kimse, eğer tövbe eder, o düşünceleri bırakır ve İslami inançları kabul ederse, şüphesiz Allah affedecektir. Fakat sonra Bahaîliğin inançlarını başka yerlerde itiraf etmesi ve bu inançları dile getirmesi doğru olmadığı gibi, caiz de değildir.[36]



[1] Mekatib-i Abdulbaha, c. 1,s. 343.

[2] Hatemiyet-i Peyamber-i İslam, s.72 – 75.

[3] Aynı, s. 229. Bu iddiasını yine 323. sayfada açıkça tekrar etmiştir.

[4] Kitab-ı Akdes, s.1.

[5] Aynı, s.50.

[6] Hüseyin Beşreviye, Baha'nın Bab'a inanıp, onu kabul etmesini sağlayan kimsedir. Danişname-i Cehan-i İslam, c.4,s.733.

[7] Kitab-ı Mübin, s.80.

[8] Rehik-i Mahtum, c.1,s.78.

[9] Kitab-ı Akdes, s.253.

[10]  Aynı, s.300.

[11]  Aynı, s.142.

[12]  Aynı, s.68.

[13]  Hatemiyet-i Peyamber-i İslam, s.82.

[14]  Kitab-ı Akdes, s.225.

[15]  Bkz: Hatemiyet-i Peyamber-i İslam, s.72- 85; Firek ve Mezahib-i Kelami, s.343- 350.

[16]  Bkz: Lütfullah, Safi Gulpeygani, İmamet ve Mehdeviyet, c.3,s.63- 70. Bu değerli ve bilimsel eserde Hz. Mehdi'nin (a.f) 40 özelliği sıralanmıştır ve bu özelliklerin hiçbiri Bab ile uyuşmamaktadır.

[17] İmam Bakır'ın eşi, imam Hasan'ın kızı Fatıma olduğu için bu yönden Hz. Mehdi imam Hasan'ın soyundan da gelmektedir.

[18]  Ahzap- 40.

[19] İrabu'l-Kuran Ve Beyanihi, c.3,s.44; Akrebu'l-Mevarid, c.1,s.257 ve c.3,s.319.

[20] Nehc'ül Belağa'nın71, 172 ve 133. hutbeleri.

[21] "Âlemlere uyarıcı olsun diye…" (Furkan,1). "Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik…" (Sebe,28).

[22]  el- Mizan, c.16,s.345.

[23] Bu konuda Peygamberden (s.a.a) çok fazla rivayet bulunmaktadır, öyle ki Mir Hamid Hüseyin Abakat eserinde başlı başına bir cilt ayırmıştır.

[24] Bu düşüncenin; Kurani, akılsal, tarihsel ve psikolojik delillerini, araştırmacı- yazar Mehdi Hadevi'nin yazmış olduğu Baverha Ve Porseşha kitabında, s. 17- 21'de bulabilirsiniz. Ayrıca bkz: Allame Meclisi, Biharu'l Envar, c.8,s.1,h.1.

[25] Baverha Ve Porseşha, s.46- 58.

[26] Aynı, s.21- 24.

[27] Peygamberlerin hepsinin makamı ve derecesi bir değildi, bu yüzden ilahi öğretileri almakta bir takım sınır ve kısıtlamalar içerisindeydiler.

[28] Peygamberlerin muhatapları, sadece bilgi, akli kabiliyet ve yetiştiği kültür oranında ancak o peygamberin öğretilerinden yararlana bilmekteydiler. Zaten daha fazlasını kaldıramazlardı, bu yüzden peygamberler muhataplarının anlayamayacağı hakikatleri söylemezlerdi. Aynı, s.24.

[29] Son din, hem kendi döneminin insanlarının kültürel ve akli kapasiteleriyle yakından alakalıdır ve hem de gelecek nesillerinkiyle. Dolayısıyla son dinin değiştirilmekten koruyup ve olduğu gibi kavrayarak gelecek nesillere aktarmayı başaracak kimseler bulunacaktır. Bunu genel olarak düşünmek ve her insanın tek başına dine müracaat etmesiyle onu anlayacağını ve koruyacağını düşünmek doğru değildir. Öyleyse hatemiyetin ve bir dinin son din olmasının nedeni; muhataplarının fikri yönden mükemmel olmaları ve artık dine ihtiyaç duymamaları yahut o öğretileri anlamak için artık peygambere gereksinimleri olmaması değildir.

[30]  Mükemmel din; insanların her zaman ve her mekânda karşılaştıkları tüm ihtiyaçlarına cevap verebilen dindir. İslam dini bu özelliği kendisinde bulunduran yegâne dindir. Bkz: Baverha ve Porseşha, s.59- 81.

[31]  Bkz: Mebani-i Kelami-i İçtihad, Mehdi Hadevi, s.45- 59.

[32] Merhum İmam Humeyni, bu yöntemin adını "Fıkh-i Cevahiri" yahut "Fıkh-i Sünneti" olarak buyurmaktadır. Bkz: Baverha Ve Porseşha, s.28- 31.

[33]  Mecme Fıkhi İslami, s.84- 85.

[34]  İmam Humeyni, Tehrir'ul Vesile, c.1,s.118- 119.

[35]  Muhammedali Girami, el-Muallegat Alal Urvetul Vuska, c.1,s.86-90.

[36]  Bu konu hakkında ayrıca bakınız: Prof. Abdülbaki Gölpınarlı, 100 Soruda Tarikatlar.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Bir amelin mustehap oluşunda ölçü nedir?
    3702 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Teklifi hükümler beş tanedir: Farz, haram, mustehap, mekruh ve mubah. Bu kısımlar her işin gerçek manada maslahat veya zararıyla ilişkilidir. Yani bir işi yapmak veya terk etmekte olan maslahat veya zararın azlık veya çokluk derecesi o işin hükmünü belirler. Açıktır ki işlerdeki maslahat derecesini bilmek genelde insan için mümkün olmadığına ...
  • İbadet ve taharette niyetin hükmü nedir?
    5300 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/09/21
    “Niyetten” maksat bir işi yapmak için derin azim ve sarsılmaz iradenin var olması demektir. Bu istek ve arzuda ilahi veya maddi saikanın var olup olmamasından sarfı nazar edilmektedir. Ama ibadet ve taharette niyetten maksat şudur: Bir işi veya bir eylemi yaparken Allaha yaklaşma kastı itibara almaktır.
  • Ebu Leheb muvahhit değil miydi, küfrünün delili sadece peygambere (s.a.a) muhalefet ettiği midir?
    1910 تاريخ بزرگان 2015/05/04
    Rivayet ve tarihi nakiller esasınca ebu Leheb putperest idi ve onun peygambere (s.a.a.) muhalefet etmesinin nedeni de tevhide karşı olduğundan dolayı idi. ...
  • Kur’an’ın bakışında seçilmiş kavmin özellikleri nedir?
    9339 Tefsir 2011/01/20
    Seçilmiş kavim ve özellikleri ile irtibatlı olarak Kur’an ayetlerinin incelenmesinden elde edilen neticeler aşağıdaki hususlardan ibarettir: 1. Kur’an-ı Kerim peygamberlerin kavimlerinden hiçbir kavmi her açıdan ideal olarak tanıtmamıştır. Aksine birçok peygamberin kavimlerini yermiş ve cezalandırmıştır. 2. Kur’an-ı Kerim ...
  • Biri inanan ve kaba huylu ve diğeri ise inanmayan ve yumuşak huylu olmak üzere iki talip olduğunda hangisini tercih etmek gerekir?
    4959 Pratik Ahlak 2010/09/22
    Evlilik konusu insanlığın en önemli meselelerinden olup özel bir dikkat ve özen gerektirmektedir. Ailenin güçlenmesi için lazım olan usul, temel ve şartlar iki kısma ayrılmaktadır:1. Ailevî asilik[1], dindarlık, sadakat ve emanet, helal ve harama ...
  • İran bankalarından banka karı almak helal midir?
    2864 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/03/01
    İran İslam Cumhuriyeti’ndeki bankalara yatırılan emanetin mahiyeti şu şekildedir: Müşteri, parasını sermaye yatırmak için emanet olarak kısa veya uzun vadeli bir şekilde bankaya yatırır ve anlaşma uyarınca bir işlemde kullanması için bankayı vekil kılar. Bu durumda banka işlemleri faizsiz gerçekleşir ve bu işlemden elde edilen kar ...
  • Acaba Hz. Ali’nin (as.) kabri Hz. Âdem’in (as.) kabrinin aynısı mıdır ve Hz. Âdem günümüzdeki insanların cisminden farklı, çok daha büyük bir bedeni var idi şeklindeki iddia doğru mudur?
    4598 مرقد امام علی ع 2015/06/18
    Hz. Âdem’in (as.) defin edildiği yer hakkında muhtelif rivayetler ve tarihi nakiller var. Rivayetlerin çoğu defin edildiği yerin Beytullah (Mekke ve etrafındaki mıntıkalar) olduğunu söylüyor.[1] Başka rivayetler de Hz. Âdem’in (as.) defin edildiği yerin Necefin ve Hz. Alin’in (as.) defin edildiği yerin aynısı olduğunu ...
  • Peygamberlerin ve İmamların diğer kulların arasından seçilmelerinin delili nedir?
    5065 Eski Kelam İlmi 2010/08/14
    Nübüvvetin genel delilleri gereği Allah-u Teala, insanların hidayeti için, onlara kendi cinslerinden örnek, halife ve hidayetçi olacak kimseler seçmiştir. Bu seçim delilsiz değildir. Şöyleki, Allah’ın halifesi olma yeteneği bütün insanlara verilmiş, ama bu yetenek herkeste fiiliyata geçmemiştir; sadece bir kısım insan tam bir teslimiyetle ilahi ...
  • Kadın evladına süt vermeden dolayı kocasından ücret talep edebilir mi?
    2856 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/04
    Şu noktaya dikkat etmek zorunludur: İslam’da fıkhî hükümler ve ahlakî usuller birbirini tamamlar ve aralarında hiçbir ayrılık ve uyuşmazlık bulunmaz.[1] Bundan dolayı fertlerin hakkı sıfatıyla bazı hükümler ispatlanmış olsa da ve yükümlü bu haktan fıkhî bir hüküm sıfatıyla istifade edebilse de, dinsel öğretilerde ahlakî ...
  • İslam’a ve Şia’ya göre İnsan hangi alanlarda ihtiyar ve hürriyete sahiptir?
    4892 Eski Kelam İlmi 2008/02/18
    Dini metinlere başvurduğumuzda ayet ve hadislerin manalarında dikkat ettiğimizde insanın muhayyer olduğu görüşü ortaya çıkar. Bu sözden insanın her yönlü muhayyerliğe sahip olduğu ve hiçbir etkenin onun davranış ve işlerine etki yapmadığı anlamı kastedilmiyor. Maksat sadece şu ki bütün bu faktörlerin, koşulların varlığının ve ilahi iradenin egemenliğinin yanı sıra yine ...

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    292996 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    179959 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    110879 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    104843 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Hz. Âdem (a.s) ve Havva’nı kaç tane çocukları vardı?
    99599 تاريخ کلام 2009/08/23
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    99115 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Bedeninin bir kısmı (el, ayak veya baş vb.) yaralı ve bandajlı olan ve de suyun kendisine zararlı olduğu bir kimse, nasıl abdest, gusül ve teyemmüm alabilir?
    84342 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/19
    Yara ve kırığı bağladığınız (bandaj) ve yara ve benzeri şeylerin üzerine sürdüğünüz şey cebire olarak adlandırılır. Bununla alınan abdest ve gusle cebire abdest ve guslü denir. Taklit mercileri cebire abdesti hakkında şöyle demektedir: Eğer yara veya çıban veyahut kırık eldeyse, onun üzeri açıksa ve üzerine su dökmek zararlıysa, onun ...
  • Sadakayı kime ve nasıl vermemiz gerekiyor? Sadakanın en az limiti ne kadardır?
    80796 Pratik Ahlak 2011/08/21
    İslam’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için, fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    79509 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    73302 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...