Gelişmiş Arama
Ziyaret
50564
Güncellenme Tarihi: 2011/07/13
Soru Özeti
Diğer namazlar sesli kılındığı halde öğle ve ikindi namazları neden sessiz kılınmaktadır?
Soru
Diğer namazlar sesli kılındığı halde öğle ve ikindi namazları neden sessiz kılınmaktadır?
Kısa Cevap

Bu iki namazın sessiz kılınmasının asıl delili Allah Resulünün (s.a.a) sünnetidir. Zira Resulullah (s.a.a) namazlarını bu şekilde kılmıştır. Allah Teala’da Onu (s.a.a) bizlere bir örnek tayin etmiştir. Peygamberimiz (s.a.a) ‘Ben nasıl namaz kılıyorsam öyle namaz kılın’ diye buyurduğundan bizde namazlarımızı Onun (s.a.a) gibi kılıyoruz. Bu konu için başka delillerde getirilmiştir. Örneğin: Sabah, akşam ve yatsı namazları sırasında hava karanlık olduğundan insanlar namaz kılınan yeri bulabilsinler diye sesli kılınmaktadır. Ama öğle ve ikindi namazlarında hava aydınlık olduğu için böyle bir şeye gerek yoktur. Bizim bilmediğimiz başka deliller de olabileceğinden bunlar ancak bir hikmet olarak değerlendirilebilir.

Ayrıntılı Cevap

Allah, elçilerini ve kanunlarının birçoğunu yalnızca kulların itaatlarının ne ölçüde olduğunu ölçmek için göndermiştir. Bunun kendisi yalnız başına münasip bir delil olup bu kanunların uygulanması gerektiğinden başka bir delile ihtiyaç yoktur. Örneğin Talut, savaşa gidecerken ordusuna şöyle seslendi: ‘Allah sizi bir nehirin suyuyla imtihan etmek istiyor. Kim onun suyundan bir avuçtan fazla içerse benim ordumdan çıksın.’[1] Onun için Allah neden böyle bir emir verdi diye delil peşinde koşmaya gerek yoktur; çünkü itaat edenle etmeyenleri ortaya çıkarmanın kendisi bu iş için yeterli ve ikna edici bir delildir. Ancak bu demek değildir ki, Allah’ın hükümleri için kulların imtihanından başka bir delil yoktur. Aksine bu hükümlerin çoğunun başka birçok değerli faydaları vardır ki, insanlığın ilerlemesi ve yücelmesi için önemli bir rol oynamaktalar. Yukarıda söylenenler de ‘Allah’ın hükümleri için herhangi bir delil bulamasak bile ona karşı ihmalkar davranamayız’ konusuna vurgu yapmak içindir. Nitekim bu konuda araştırma yapmak ve ibadetlerin bazı delillerini anlamak güzel bir şey olup ilahi emirlerin karşısında tam teslim olmakla çelişmez.  

Aşağıda öğle ve ikindi namazlarının sessiz okunması, sabah, akşam ve yatsı namazlarının sesli okunması hakkındaki şu hadisi özetle getiriyoruz:

Fazl b. Şazzan, bazı namazların sesli, bazılarınında sessiz kılınması hakkında İmam Rıza (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: ‘Sesli kılınan namazlar hava karardığı zaman kılınan namazlardır. Dolayısıyla o çevreden geçen birinin cemaat namazının farkında olabilmesi ve cemaata katılabilmesi için namazda sesin yükseltilmesi lazımdır. Zira karanlıktan dolayı namaz kılanları göremese bile onların sesini duyarak cemaat namazının olduğunu anlar. Havanın aydınlık olmasından dolayı sessiz kılınan namazlarda böyle bir gereklilik yoktur ve herhangi bir ses duyulmadan da namaz kılınan mekan bulunabilir.’[2]   

Günümüzde elektrik nimeti var, dolayısıyla geceyle gündüz arasında fazla bir fark kalmadığı için namazlarda sesimizi yükseltip alçatmaya fazla gerek kalmadı veya bu hadis cemaat namazıyla ilgilidir öyleyse başkalarıyla ilgisi olmayan insanın tek başına kıldığı namazlar, hatta akşam ve yatsı namazları da sessiz kılınabilir veyahut gündüz körlerin de anlaması için öğlen ve ikindi namazlarını sesli kılalım gibi düşünceler ortaya çıkarsa demek gerekir ki, böyle bir ayırım eskisi gibi devam etmelidir. Çünkü birincisi, rivayette gelen delilin sadece bu gibi yerlerle sınırlı olduğundan emin değiliz ki delil ortadan kalktığında manada ortadan kalksın. Aksine bizim bilmediğimiz başka delillerde mevcut olabilir.[3] İkincisi bazı bölgelerde ve bazı vakitlerde henüz bile namazın yüksek sesle kılınmasına ihtiyaç duyulabilir. Dolayısıyla başta da söylediğimiz gibi Allah’ın fermanlarına itaat etmek ve Resulullah’ın (s.a.a) sünnetine amel etmek maksadıyla her zaman bu tutumumuzu korumalıyız.

Bu alanda başka deliller sunan rivayetler de vardır. Örneğin, Peygamberimiz (s.a.a) miraca çıkarken melekler bazı namazlarda O’na iktida ettiler. Allah-u Teal’da bu namazların diğer namazlardan üstün olduğunu göstermek için onların yüksek sesle kılınmasını emretti.[4]

Son olarak yine vurguluyoruz ki, böyle işlerde asıl delil ilahi emirlerin karşısında teslim olmaktır. Yoksa islami vazifelerde böyle sorular karşımıza çok çıkar. Örneğin: Neden bütün namazlarda Fatiha suresi şarttır, ama ondan sonra okuncak sureyi seçmek insanın kendisine bırakılmıştır? Namazda neden yüzümüzü kıbleden çevirmemeleyiz? Cemaat neden Fatiha ve ardından gelen sureyi okumaz ama değer zikirleri okurlar?... gibi.

Böyle yerlerde asıl delil (Kur’an’da eğer açıklanmamışsa) Resulullah’ın sünnetidir. Çünkü Resulullah’ın fiileri böyle idi. Ve Allah-u Teala, O’nu (s.a.a) bize örnek ve rehber tayin etmiştir. peygamberimiz de buyuruyor: ‘Benim kıldığım gibi namaz kılın.’[5] Bu yüzden bizde O’nun gibi yapıp, O’nun gibi namaz kılmalıyız.



[1] -Bakara/249

[2] -Muhammed B. el-Hasan hür Amuli, Vesail-uş Şia, c.6, s.82-83, hadis: 7406, Müessese-i Al’ul Beyt, Kum, H.K.1409

[3] -Usulcuların deyimiyle neden belirtilmemiştir.

[4] -Muhammed B. el-Hasan hür Amuli, Vesail-uş Şia, c.6, s.82-83, hadis: 7407.

[5] -Allame Meclisi, Bihar-ul Envar, c.82, s. 279, Müesseset-ül Vefa, Beyrut, Lübnan, H.K. 1404; İhsai b. Ebi Cumhur, Aval-il Leali, c.3, s. 85, İntişarat-ı Seyyid-i Şüheda (a.s), Kum, H.K. 1405

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Acaba benim bu dünyada vücut bulmam zorunlu olmuş mudur?
    3888 Eski Kelam İlmi 2012/03/10
    Görünür ve zahiri alemde insanların çoğu ilahi fıtratlarındaki misakı ve sözleşmeyi unuturlar. Allah tarafından kendilerine bağışlanan vücudu ve varlığı kabul ettiklerini hatırlamıyorlar. Kendilerine yönelik olan kendi yaşamlarının zorunlu olduğunu sanırlar. Oysaki gafletin perdelerinin kenara itilmesi, kendi vücudunun bütün boyutlarına yönelik marifetinin ve bilgisinin fazlalaşmasıyla tedrici olarak ...
  • Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) hastayken Ebubekir’i cemaat imamı yapmış mıdır?
    12311 تاريخ بزرگان 2012/10/24
    Ehlisünnet kaynaklarında bu hususta bir takım rivayetler nakledilmiştir. Bunları kabul etme durumunda birçok problem ve ipham meydana gelecektir. Dolayısıyla böyle bir şey kabul edilemez. Cemaat imamlığı için bir veya birkaç defa tayin olmanın doğru olduğu varsayılsa bile, bu Hz. Peygamber’in (s.a.a) halifesi olmak için liyakat taşımanın delili ...
  • Mersiye okuyucuların her yıl mersiyelerine ekledikleri yeni şeylerin sakıncası yok mudur?
    3657 تاريخ بزرگان 2009/01/29
    Aşura kıyamı ve Kerbela tarihinin iki sayfası vardır: Biri yiğitlik ve iftiharla dolu nurlu ve beyaz bir sayfa, diğeri benzersiz veya eşine az rastlanır bir cinayetin işlendiği bir facia oluşu. Bu yüzden Kerbela’da meydana gelen musibetleri imkansız ve akla aykırı olarak algılamamak gerekir. ...
  • Acaba Hz. Ali’nin (as.) kabri Hz. Âdem’in (as.) kabrinin aynısı mıdır ve Hz. Âdem günümüzdeki insanların cisminden farklı, çok daha büyük bir bedeni var idi şeklindeki iddia doğru mudur?
    2803 تاريخ بزرگان 2015/06/18
    Hz. Âdem’in (as.) defin edildiği yer hakkında muhtelif rivayetler ve tarihi nakiller var. Rivayetlerin çoğu defin edildiği yerin Beytullah (Mekke ve etrafındaki mıntıkalar) olduğunu söylüyor.[1] Başka rivayetler de Hz. Âdem’in (as.) defin edildiği yerin Necefin ve Hz. Alin’in (as.) defin edildiği yerin aynısı olduğunu ...
  • İnsan suresinin 3.ayetinde ‘Ya şükreden olur ya da nankör.’ diyerek neden şükür için ism-i fail (özne) kullanılmış, ama nankörlüğe gelince mübalağa edilmiştir?
    5728 Tefsir 2012/02/14
    Şakir kelimesi ism-i fail (özne) olup ‘şükür’ kökünden gelmektedir. Kefur kelimesi ise mübalağa (abartı) olup ‘küfr’ kökünden gelmektedir. Birinin ism-i fail, diğerinin mübalağa şeklinde gelmesi hakkında müfessirler şöyle diyorlar: Şükredenler nankörlerden her zaman az olduğu için şükür için ism-i fail sıfatı, küfür için mübalağa sıfatı kullanılmıştır.’
  • Hz. Mehdi’nin (Allah zuhurunu yakın eylesin) zuhurunun alametleri nelerdir?
    8748 Eski Kelam İlmi 2007/09/18
    Zuhur alametleri konusu girift ve zor bir konudur ve bu konu ile ilgili tüm rivayetlerin bir arada irdelenip eleştiriye tabi tutulması gerekir.Hadislerinden anlaşılan şu ki zuhur alametleri iki asıl kısma ayrılırlar:1- Gerçekleşeceği kesin olan alametler: Bunlar Süfyani’nin ayaklanması, Yemani’nin ...
  • Eğer satış memuru kendi az maaşını malların fişini değiştirerek telafi ederse, girişimi şerî olur mu?
    1972 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/23
    Mezkûr soru fıkhî bir konu olduğundan büyük mercilerin bürolarından fetva istemeyi gerekli gördük. Kendilerinin verdiği cevaplar aşağıda yer almaktadır: Hz. Ayetullah Uzma Hameney’in (ömrü uzun olsun) Bürosu:Caiz değildir ve belirtilen şey bu işi caiz kılmaz.Hz. Ayetullah Uzma Mekarim Şirazi’nin (ömrü uzun olsun) Bürosu:Caiz değildir ve elde edilen ...
  • Hatim merasimi ve mezarlığa çocukları götürmenin bir keraheti var mıdır?
    10251 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Çocukları dinsel meclis ve merasimlere ve de mescide veya Muharrem ayındaki matem merasimlerine götürmek veyahut bayram namazı ve dinsel bayramlara katılmasını sağlamak kendilerinin dinsel duygularının gelişmesi için çok önemlidir. Ergin gençleri hatim merasimi ve mezarlığa götürmek hakkında ise, rivayetlerde ve fıkhi kitaplarda yaptığımız inceleme neticesinde bu işin ...
  • Caiz olmamak haram olmak manasında mıdır?
    5009 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/03
    Şerî hükümler yükümlülük ve vaziyet hükümleri diye iki kısma ayrılır. Yükümlülük hükümleri, baştan direkt olarak yükümlü bireylerin amel ve işlerine taalluk eden farz, haram, müstehap, mekruh ve caiz (mubah) hükümlerine denir.[1] Vaziyet hükümleri ise baştan ve direkt olarak bireylerin ...
  • Hz. Zehra’nın (s.a) şahsiyeti hangi yönlere sahiptir?
    5934 Masumların Siresi 2010/07/06
    Sadece irdeleme ve derin düşünme aracılığıyla engin boyutlarına ulaşmanın mümkün olduğu Hz. Zehra’nın (a.s) yüce şahsiyetinin yönleri çok geniş ve engindir. O yüce şahsiyetin manevî ve ilahî, ilim ve marifet, siyasal ve toplumsal mücadele yönleri hakkında okumak ve araştırmak bize hedefimize ulaşmada yardımcı olacaktır. Kadınların efendisinin muhtelif ...

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    232309 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    153748 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    81896 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    79754 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    75766 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Hz. Âdem (a.s) ve Havva’nı kaç tane çocukları vardı?
    69782 تاريخ کلام 2009/08/23
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    64824 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    62280 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...
  • İmam Ali’nin Zülfikar’ı şimdi nerededir?
    59733 تاريخ بزرگان 2011/10/30
    Zülfikar, Allah Resulü’nün (s.a.a) kılıcının adıdır.[1] Bu kılıcın bununla adlandırılması hakkında şöyle demişlerdir: Kılıcın arkasında insanın belkemiği gibi kısa ve uzun çıkıntılar bulunmaktaydı.[2] Zülfikar’ın macerası İslam’ın ilk yıllarındaki savaşlardan ...
  • Bedeninin bir kısmı (el, ayak veya baş vb.) yaralı ve bandajlı olan ve de suyun kendisine zararlı olduğu bir kimse, nasıl abdest, gusül ve teyemmüm alabilir?
    56614 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/19
    Yara ve kırığı bağladığınız (bandaj) ve yara ve benzeri şeylerin üzerine sürdüğünüz şey cebire olarak adlandırılır. Bununla alınan abdest ve gusle cebire abdest ve guslü denir. Taklit mercileri cebire abdesti hakkında şöyle demektedir: Eğer yara veya çıban veyahut kırık eldeyse, onun üzeri açıksa ve üzerine su dökmek zararlıysa, onun ...

Linkler