Gelişmiş Arama
Ziyaret
5784
Güncellenme Tarihi: 2011/01/26
Soru Özeti
Eğer din aklın teyit ettiği bir şey ise neden insanlardan akıl sahibi olan bazı kimseler dindar olmamış ve hiçbir dine girmemişlerdir?
Soru
Eğer din aklın teyit ettiği bir şey ise neden insanlardan akıl sahibi olan bazı kimseler dindar olmamış ve hiçbir dine girmemişlerdir?
Kısa Cevap

“Akıl” kelimesi farklı metin ve ortamlarda farklı anlamlarda tefsir edilmiş. Bazen akıl örfi bir tarife sahiptir. Akıllı insan ve akıllı kişiler anlamında kullanılmış. Bazen de aklın manası filozofların felsefi konularda söylemiş olduğu şey anlamında almışladır. Şöyle tabir etmişlerdir ki felsefi konular akli konulardır. Akıl hakkında başka bir ıstılah da rivayet ve dini metinlerde söz konudur.

Akıllı gördüğümüz insanlar dinin kendisinden bahis ve teyit ettiği akıldan istifade edip etmedikleri bazen bizce belli değildir. (Zira) biz insanların akıllı bildiğimiz böyleli insanlar asıl itibariyle hesapçı ve cüz’i (geçici) menfaatleri dikkate alan akla sahiptirler. Hesapçı olan bu akıl zorunlu olarak dini tanıyor ve insanı Allaha yaklaştırıyor anlamına gelmez. 

Ayrıntılı Cevap

Aklın Tarifi:

“Akıl” kelimesi farklı metinlerde ve farklı ortamlarda farklı tefsir edilmiştir. Bazen akıl örfi bir tarife sahiptir. Akıllı insan ve akıllı kişiler anlamında alınmıştır. Bazen de aklın manası filozofların felsefi konularda söylemiş olduğu şeydir. Onlar şöyle tabir ederler ki felsefi konular akli konulardır. Akıl hakkında başka bir ıstılah da rivayet ve dini anlamlar da var olmaktadır. Şimdi akıl için var olan bu üç tarifin beyanını ve aralarında ne gibi bir irtibat ve ilişkinin var olduğuna bakacağız.  

  1. Filozofların felsefede konu ettikleri akıl külli ve tümel şeyleri idrak eden bir yeti ve güçtür. Filozofların tabirince akıl külli kavramları derk ediyor ve tikellerle her hangi bir işi yoktur. Haci Sebsevari’nin (rh.a.) “Şerhi Manzume” adlı kitabındaki tabirince aklın, değişken ve tahavvul halinde olup aradan gitmeye mahkum olan tikel ve cüz’i şeylerle her hangi bir işi olmaz. Ona göre aklın külliyat ve tümel kavramlarla işi vardır. Bu akıl hakkında var olan bir anlayıştır ki bu anlayışa göre akıl hakikatları derk eden, anlayabilen bir yetidir. Böyle bir yetinin insanda var olduğu hakkında çok konuşmuşlardır.

Bu bağlamda Sadrul-Müteellihin (Mollah Sadra) (rh.a) konu hakkında delil getirmekle birlikte konuyu kurana dayandırmıştır. “Allah sizi annelerinizin karnından çıkardı hiçbir şey bilmiyordunuz”.[1] İnsanın başlangıcı hiçbir şey bilmiyor olmakla şekillenmiştir bu ayet gereğince. Onun hiçbir bilgisi olmadan bu dünya hayatına başlıyor. Diğer taraftan şöyle buyuruyor. “cin ve insi sadece ibadet etsinler diye yaratım”.[2]

Sadrul-Müteellihin Mollah Sadra (rh.a) şöyle devam diyor: insan ilk başta hiçbir şey bilmiyordu, ama onun yaratılmasından güdülen son ve nihai hedef ve nokta ibadettir. İbadette marifet ve bilgiye tabidir. Bilgi olmaksızın insan, onun yaratılmasından güdülen hedefi yerine getiremez. Buna binaen başlangıcı mutlak cehillik ve sonu marifet ve marifet ve bilgi olan insanın kesinlikle bilgi ve marifet edinme yetisine sahip olması zorunludur. İşte molla Sadra kur’anı kerim yoluyla insanın idrak etme yetisine sahip olduğunu ispatlıyor.

  1. Rivayetlerde kullanılmış olan akıl şöyledir: “Küllema hekeme bihil-aklu hekeme bihiş-Şar’u” yani “aklin hüküm ettiği her şeye şer’i de hüküm eder”. Acaba bu akıl felsefi aklın kendisi midir yoksa daha farklı bir akımlıdır? Konusunda genel anlamda filozoflar ve özel anlamda teolojik filozofların ısrarla vurguladığı şey şudur ki bu akıl felsefi akıldır. Rivayetlerin akıl hakkındaki tabir şudur: “Ma ubide bihi’r-Rahman vektusibe bihi’l-cinan[3] yani “akıl kendisiyle Rahmana ibadet edilen ve cennet kazanılan bir şeydir”. Yani insanı saadetine kavuşturabilen bir hakikattir. Rivayetlerde “akıl” kelimesi “cehl” kelimesi karşıtı olarak kullanılmıştır. Usulu’l- Kafi” kitabında “kitabu akl ve cehl” unvanı altında akıl ve cehl konu edilmiştir. Yani aklın karşıtı olarak “cehl” zikredilmiştir. elbette bu tabir rivayetlerden alıntı yapılmıştır. Hişamdan akıl ve cehlin orduları hakkında meşhur bir rivayet nakledilmiştir. İmam Humeyni (rh.a.) “Akıl Ve Cehlin Orduları[4] unvanı altında bir kitap telif etmiş ve bu kitapta imam Kazım’dan (a.s.) gelen rivayeti şerh ve tahlil etmiştir. Bu algıya göre akıl, insanı Allaha yakınlaştıran bir varlık ve yetidir. Buna binaen akıllı denilen bir kimse Allahın arkasından giden, ona ibadet eden bir kimsedir. Allahın arkasından gitmeyen, Allaha ibadet etmeyen bir kimse asıl itibariyle akıldan hiçbir pay almış değildir. Kur’anı kerim “onların ekseriyeti akıl etmezler[5] diyorsa işte bu hakikate işarettir. Yani insanların ekseriyeti bu akıldan yararlanmış değildirler anlamındadır.    
  2. Ama örfi akıl ki –özellikle günümüzde akli felsefi kültüründe bu akıl söz konusudur- biz ona hesapçı akıl diyoruz, maslahatçı dünyevi akıldır. Şahsi menfaatini çok küçük ve sınırlı derecede anlayan bir akıldır. O denli sınırlılığa dalan bir akıl insanı çok büyük faydalardan gafil bırakır. Bu da onun çok küçük ve az menfaatlere haddinden fazla dikkat ettiği içindir. Zira büyük menfaatlerine teveccüh etmiyor. Bu akıl hesapçı akıldır. İşte örfte, falankes akıllıdır halk akıllıdır denildiğinde bu akla işarettir. Akıllıdırlar yani hesapçıdırlar ve karını, zararını ve şahsi menfaatini derk ediyorlar. Batı felsefesi daha fazla bu akıl ile çalışıyor. Onların kendisinden bahis ettikleri akıl özellikle Rönesans’tan sonra bu hesapçı akıldır.

Sadrul-Müteellihin Mollah Sadra (rh.a) “Şerh-i Usuli Kafi” adlı eserinde akıl için farklı mertebeler ve farklı manalar zikrediyor. Akıl mertebelere sahip olduğu kesin ve yakinidir. Bir tabirle akıl için zikir edilen şu üç manayı aklın mertebeleri olarak telaki edebiliyoruz. Yani aklın bir mertebesi hesapçı akıldır ki tikel ve cüz’i menfaatleri derk ediyor. Her ne kadar filozoflarca bu akla gerçekten akıl denilmez. Zira onlarca akıl cüz’iyatlarla uğraşmaz. Evet! Eğer akıl felsefi anlamda ki kendisi de akli nazari ve akli ameli olmak üzere iki kısma ayrılıyor. Akli nazari teorik alandaki işlerle uğraşır ve akli ameli pratik alandaki şeylerle; ahlak, siyaset ve… uğraşıyor ve eski felsefede kendisinden bahis ediliyordu, işte burada tikelleri anlayan şeklinde söz konusu edilen akıl felsefedeki akli ameliyeye giriyor. Şimdi burada akıl için zikir edilen anlamları tahlil ettikten sonra sorunun kendisine dönüyoruz. Yani eğer akıl dini teyit ediyor ise neden akıllı olan insanlar vardır ki dindar değil ve hiçbir dine girmemişlerdir? Eğer sorulan soruya kısa bir cevap vermek istesek şunu söylemek gerekir: Akıllı gördüğümüz insanlar dinin kendisinden bahis ve teyit ettiği akıldan istifade edip etmedikleri belli değildir. Böyleli insanlar hesapçı ve cüzi menfaatleri dikkate alan akla sahiptirler. Hesapçı olan bu akıl zorunlu olarak dini tanıyor ve insanı Allaha yakınlaştırıyor anlamına gelmez. Bir üstadın söylemiş olduğu gibi insanlar bir şeye sahip değildirler. Ama hiç kimse bir şey için biz eksiğiz demiyor oda akıldır. Benim aklım eksiktir diyen hiç kimseyi bulamazsın. Hepsi akli külle sahip olduğunu iddia ediyor. Ama bir şey vardır ki Allah onu eksiksiz bir şekilde insana vermemiş ama sürekli ağlıyor. Oda sıhhat ve selamettir. İnsanların çoğu bizim halimiz iyi değildir diyor. Küçük bir hastalıkları vardır ama gözlerinde çok büyütüyorlar. Ama o kadar selametleri ve sıhhatleri vardır ki onları görmezden gelir. Buna binaen herkesin sahip olduğunu iddia eden akıl hesapçı akıldır. Hesapçı akıl zorunlu olarak dini tanıyor ve insanı Allaha yakınlaştırıyor anlamına gelmez. Bu akıl küçük ve cüzi menfaatleri görür. Eğer yükselirse ve eğer söz konusu insan bir basamak yukarıya çıkar ve daha külli mefhum ve kavramları derk eder derecesine ulaşır ve daha yüksek bir makamdan vücut gerçeğine bakarsa o zaman daha büyük menfaatleri görebilir. Daha büyük olan menfaatleri gören bir kimse bu aklı bulur. İşte bu akıl hakkında şöyle; “onunla rahmana ibadet edilir, cennet kazanılır” denilmiş akıldır. Bu akıl Allah’ı arayan akıldır. Bu akıl rivayetlerin tabiriyle Allah onu yaratığında “ona, git dedi gitti ve ona gel dedi geldi” yani muti olan akıldır. Allaha muti olan akıldır. Bu akıl insan-i kamil ve İmam zamanın (a.f.) sahip olduğu akıldır. Masumler bu akla sahiptirler. İnsan bu akla yaklaştığı oranda Allahın feyizlerinden, ilahi marifetten yararlanabilir.

Konu hakkında daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki indekslere müracaat ediniz:

1. اسلام و عقلانیت) 1191 (سایت: 1494).

2.علم و عقل و دین قرآن و علوم 1705 (سایت: 1902).

 

 


[1] Nahl, 78.

[2] Zariyat, 56.

[3] Kuleyni, “Usulu’l- Kafi”, Tahran: Darul-Kutubul- İslamiye, 1365, hic., şemsi, c. 1, s.11.

[4] Kuleyni, “Usulu’l- Kafi”, Tahran: Darul-Kutubul- İslamiye, 1365, hic., şemsi, c. 1, s.10.

[5] Maide, 103; Ankebut, 63; Hucerat, 4.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Neden biz Şiiler Muharrem ve Sefer ayları boyunca imamları adını Allah’ın adından çok anmaktayız?
    5659 Eski Kelam İlmi
    Sizin sorunuzun cevabına bir soru sorarak başlıyorum: Eğer bu müddet boyunca imamların adını Allah’ın adından birkaç kat fazla dile getirirsek ne gibi bir problem doğar? Allah’a tapmak sadece O’nun adını dile getirmekle mi gerçekleşir? Bizim mektebimizde Kur’an’ın endirekt ve aziz Peygamberin (s.a.a) direkt buyrukları esasınca, imamların adlarını ve kendilerini ...
  • Yabancı ülkelerde ve İslami olmayan muhitlerde nasıl imanımızı koruyabiliriz?
    1308 Pratik Ahlak
    İnsani, İslami değerlere sahip çıkmak, dini desturlara amel etmek ve onları ihya etmek dünya hayatındaki saadet ve afiyete direkt etkisi olan unsurlardır. Beşerin hayvani güdülerle kurduğu aşağılık ve rezil hayatı temiz, pak bir yaşama dönüştürmektedir. İfrat ve tefritte kalmadan, hurafelereden uzak saf ve sahih dine gerçekten uyan ...
  • Acaba Allah’tan başka kimse gayb ilminden haberdar olabilir mi?
    8548 Eski Kelam İlmi
    Gayb, bir şeyin duyu organlarına ve idraka gizli olması ve şahadet de aşikâr olması anlamına gelmektedir. Bir şeyin bir kimse için gayb ve bir başka kimse için de aşikâr olması mümkündür. Bu konu o kimsenin varlığının sınırına bağlıdır. Ama Allah’tan başka diğer bütün varlıkların kapsamlarının sınırlı olmasını ve sadece Allah’ın ...
  • Muhammed b. Osman Ömri’nin İmam-ı Zaman’ı (a.c) hac mevsiminde gördüğü iddiası doğru mudur?
    4470 Eski Kelam İlmi
    Her ne kadar böyle bir iddiada bulunan kimseden kabul edilmesi mümkün olmasa da İmam-ı Zaman’ı (a.s) gıyap döneminde görmek esasen kesin ve makbul bir husustur. Hz. Hüccet’in (a.s) ikinci naibi halk ile İmam arasında irtibatı sağlayan vasıta olması nedeniyle, kuşkusuz küçük gıyap döneminde bu görüşme ...
  • İslam şeriatı kemal ve kuşatıcılığa ermeyle tebliğsel nübüvvete değil, teşriî nübüvvete son vermiştir. Bu nedenle tebliğsel nübüvvetin sona ermesi nasıl açıklanabilir?
    4055 Eski Kelam İlmi
    Belirtilen şüphenin reddinde iki noktaya dikkat edilmelidir: Birinci nokta: Geçen ümmetlerde tebliğsel nübüvvetin yenilenmesinin felsefesi, o dönemdeki ümmetlerin özelliklerinden kaynaklanıyordu. Tebliğsel peygamberler, insanın henüz kendi zamanının şeriatını tebliğ edecek gücü taşımadığı ve kendi şeriatı hakkında tahlil ve çözümleme yapabilecek kabiliyetten yoksun olduğu bir dönemde gelmekteydiler. O dönemdeki insan akıl ...
  • Hac amellerini müstehap gusül ile yapmak caiz midir?
    3945 Hukuk ve Şer’I Hükümler
    Başta hatırlatılmalıdır ki; namaz için yeterli olan her temizlik (abdest, teyemmüm, müstehap gusül, …), temizlik ile yapılması gereken hac amelleri için de yeterlidir. Bundan dolayı ilkönce birkaç noktayı belirtmek gerekmektedir:1. Farz gusül ile namaz veya abdest gerektiren hac amelleri gibi fiiller yerine getirilebilir mi?2. Müstehap gusüller bu ...
  • cennetlikler Gilmanlardan nasıl istifade ediyorlar?
    4628 بهشت و جهنم
    “Gulam” sözcüğünün lügatteki anlamı hizmetçi ve Gilman da “gulam”ın çoğuludur.[1] Kuranı kerim cennetlikler için şöyle buyuruyor: “Hizmetlerine verilmiş, kabuğunda saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar”.[2] Bu ayeti kerime cennetteki hizmetçileri tavsif etme makamında ve oradaki hizmetçilerin niteliklerini beyan ederek şöyle ...
  • Evlilik süresinde ahde yaptığım vefasızlığı nasıl telafi eder ve Allah’ı razı edebiliriz?
    5418 Pratik Ahlak
    Siz sözünüzde durmamakla bir insanın geleceğini söndürmüşsünüz! Kötü sözlülüğünüzün etkisiyle, o kızın ruhunda telafi edilemeyecek yaraların oluşması mümkündür ve bunun sorumlusu sizsiniz. Bundan dolayı siz, ona borçlusunuz ve boynunuzda insan hakkı gibi büyük bir vebal var. Buna izafeten siz, bu haksızlığın yanında onu fahişelikle suçlamış ...
  • Hz. İsa’nın evlenmemesinin özel bir nedeni mi vardı?
    20154 پیامبران و کتابهای آسمانی
    Hz. İsa’nın evlenmesi konusunda dini öğretilerde işaret edilen bazı meselelere bakıldığında ilk anda Hz. İsa’nın evliliğe karşı olduğu düşüncesini doğurmaktadır. Ancak Kur’an ve rivayetlerin önemle yaptıkları tavsiyeler göz önüne alındığında ve Hz. İsa’nın (a.s) yaşamı incelediğinde Onun evliliğe karşı olmadığı görülecektir. Onun evlenmemesinin nedeni kendi özel yaşamının ...
  • İmam Ali (a.s)’ın hayatını özet olarak beyan edebilir misiniz?
    666 امام علی ع

En Çok Okunanlar