Gelişmiş Arama
Ziyaret
8903
Güncellenme Tarihi: 2011/01/26
Soru Özeti
Eğer din aklın teyit ettiği bir şey ise neden insanlardan akıl sahibi olan bazı kimseler dindar olmamış ve hiçbir dine girmemişlerdir?
Soru
Eğer din aklın teyit ettiği bir şey ise neden insanlardan akıl sahibi olan bazı kimseler dindar olmamış ve hiçbir dine girmemişlerdir?
Kısa Cevap

“Akıl” kelimesi farklı metin ve ortamlarda farklı anlamlarda tefsir edilmiş. Bazen akıl örfi bir tarife sahiptir. Akıllı insan ve akıllı kişiler anlamında kullanılmış. Bazen de aklın manası filozofların felsefi konularda söylemiş olduğu şey anlamında almışladır. Şöyle tabir etmişlerdir ki felsefi konular akli konulardır. Akıl hakkında başka bir ıstılah da rivayet ve dini metinlerde söz konudur.

Akıllı gördüğümüz insanlar dinin kendisinden bahis ve teyit ettiği akıldan istifade edip etmedikleri bazen bizce belli değildir. (Zira) biz insanların akıllı bildiğimiz böyleli insanlar asıl itibariyle hesapçı ve cüz’i (geçici) menfaatleri dikkate alan akla sahiptirler. Hesapçı olan bu akıl zorunlu olarak dini tanıyor ve insanı Allaha yaklaştırıyor anlamına gelmez. 

Ayrıntılı Cevap

Aklın Tarifi:

“Akıl” kelimesi farklı metinlerde ve farklı ortamlarda farklı tefsir edilmiştir. Bazen akıl örfi bir tarife sahiptir. Akıllı insan ve akıllı kişiler anlamında alınmıştır. Bazen de aklın manası filozofların felsefi konularda söylemiş olduğu şeydir. Onlar şöyle tabir ederler ki felsefi konular akli konulardır. Akıl hakkında başka bir ıstılah da rivayet ve dini anlamlar da var olmaktadır. Şimdi akıl için var olan bu üç tarifin beyanını ve aralarında ne gibi bir irtibat ve ilişkinin var olduğuna bakacağız.  

  1. Filozofların felsefede konu ettikleri akıl külli ve tümel şeyleri idrak eden bir yeti ve güçtür. Filozofların tabirince akıl külli kavramları derk ediyor ve tikellerle her hangi bir işi yoktur. Haci Sebsevari’nin (rh.a.) “Şerhi Manzume” adlı kitabındaki tabirince aklın, değişken ve tahavvul halinde olup aradan gitmeye mahkum olan tikel ve cüz’i şeylerle her hangi bir işi olmaz. Ona göre aklın külliyat ve tümel kavramlarla işi vardır. Bu akıl hakkında var olan bir anlayıştır ki bu anlayışa göre akıl hakikatları derk eden, anlayabilen bir yetidir. Böyle bir yetinin insanda var olduğu hakkında çok konuşmuşlardır.

Bu bağlamda Sadrul-Müteellihin (Mollah Sadra) (rh.a) konu hakkında delil getirmekle birlikte konuyu kurana dayandırmıştır. “Allah sizi annelerinizin karnından çıkardı hiçbir şey bilmiyordunuz”.[1] İnsanın başlangıcı hiçbir şey bilmiyor olmakla şekillenmiştir bu ayet gereğince. Onun hiçbir bilgisi olmadan bu dünya hayatına başlıyor. Diğer taraftan şöyle buyuruyor. “cin ve insi sadece ibadet etsinler diye yaratım”.[2]

Sadrul-Müteellihin Mollah Sadra (rh.a) şöyle devam diyor: insan ilk başta hiçbir şey bilmiyordu, ama onun yaratılmasından güdülen son ve nihai hedef ve nokta ibadettir. İbadette marifet ve bilgiye tabidir. Bilgi olmaksızın insan, onun yaratılmasından güdülen hedefi yerine getiremez. Buna binaen başlangıcı mutlak cehillik ve sonu marifet ve marifet ve bilgi olan insanın kesinlikle bilgi ve marifet edinme yetisine sahip olması zorunludur. İşte molla Sadra kur’anı kerim yoluyla insanın idrak etme yetisine sahip olduğunu ispatlıyor.

  1. Rivayetlerde kullanılmış olan akıl şöyledir: “Küllema hekeme bihil-aklu hekeme bihiş-Şar’u” yani “aklin hüküm ettiği her şeye şer’i de hüküm eder”. Acaba bu akıl felsefi aklın kendisi midir yoksa daha farklı bir akımlıdır? Konusunda genel anlamda filozoflar ve özel anlamda teolojik filozofların ısrarla vurguladığı şey şudur ki bu akıl felsefi akıldır. Rivayetlerin akıl hakkındaki tabir şudur: “Ma ubide bihi’r-Rahman vektusibe bihi’l-cinan[3] yani “akıl kendisiyle Rahmana ibadet edilen ve cennet kazanılan bir şeydir”. Yani insanı saadetine kavuşturabilen bir hakikattir. Rivayetlerde “akıl” kelimesi “cehl” kelimesi karşıtı olarak kullanılmıştır. Usulu’l- Kafi” kitabında “kitabu akl ve cehl” unvanı altında akıl ve cehl konu edilmiştir. Yani aklın karşıtı olarak “cehl” zikredilmiştir. elbette bu tabir rivayetlerden alıntı yapılmıştır. Hişamdan akıl ve cehlin orduları hakkında meşhur bir rivayet nakledilmiştir. İmam Humeyni (rh.a.) “Akıl Ve Cehlin Orduları[4] unvanı altında bir kitap telif etmiş ve bu kitapta imam Kazım’dan (a.s.) gelen rivayeti şerh ve tahlil etmiştir. Bu algıya göre akıl, insanı Allaha yakınlaştıran bir varlık ve yetidir. Buna binaen akıllı denilen bir kimse Allahın arkasından giden, ona ibadet eden bir kimsedir. Allahın arkasından gitmeyen, Allaha ibadet etmeyen bir kimse asıl itibariyle akıldan hiçbir pay almış değildir. Kur’anı kerim “onların ekseriyeti akıl etmezler[5] diyorsa işte bu hakikate işarettir. Yani insanların ekseriyeti bu akıldan yararlanmış değildirler anlamındadır.    
  2. Ama örfi akıl ki –özellikle günümüzde akli felsefi kültüründe bu akıl söz konusudur- biz ona hesapçı akıl diyoruz, maslahatçı dünyevi akıldır. Şahsi menfaatini çok küçük ve sınırlı derecede anlayan bir akıldır. O denli sınırlılığa dalan bir akıl insanı çok büyük faydalardan gafil bırakır. Bu da onun çok küçük ve az menfaatlere haddinden fazla dikkat ettiği içindir. Zira büyük menfaatlerine teveccüh etmiyor. Bu akıl hesapçı akıldır. İşte örfte, falankes akıllıdır halk akıllıdır denildiğinde bu akla işarettir. Akıllıdırlar yani hesapçıdırlar ve karını, zararını ve şahsi menfaatini derk ediyorlar. Batı felsefesi daha fazla bu akıl ile çalışıyor. Onların kendisinden bahis ettikleri akıl özellikle Rönesans’tan sonra bu hesapçı akıldır.

Sadrul-Müteellihin Mollah Sadra (rh.a) “Şerh-i Usuli Kafi” adlı eserinde akıl için farklı mertebeler ve farklı manalar zikrediyor. Akıl mertebelere sahip olduğu kesin ve yakinidir. Bir tabirle akıl için zikir edilen şu üç manayı aklın mertebeleri olarak telaki edebiliyoruz. Yani aklın bir mertebesi hesapçı akıldır ki tikel ve cüz’i menfaatleri derk ediyor. Her ne kadar filozoflarca bu akla gerçekten akıl denilmez. Zira onlarca akıl cüz’iyatlarla uğraşmaz. Evet! Eğer akıl felsefi anlamda ki kendisi de akli nazari ve akli ameli olmak üzere iki kısma ayrılıyor. Akli nazari teorik alandaki işlerle uğraşır ve akli ameli pratik alandaki şeylerle; ahlak, siyaset ve… uğraşıyor ve eski felsefede kendisinden bahis ediliyordu, işte burada tikelleri anlayan şeklinde söz konusu edilen akıl felsefedeki akli ameliyeye giriyor. Şimdi burada akıl için zikir edilen anlamları tahlil ettikten sonra sorunun kendisine dönüyoruz. Yani eğer akıl dini teyit ediyor ise neden akıllı olan insanlar vardır ki dindar değil ve hiçbir dine girmemişlerdir? Eğer sorulan soruya kısa bir cevap vermek istesek şunu söylemek gerekir: Akıllı gördüğümüz insanlar dinin kendisinden bahis ve teyit ettiği akıldan istifade edip etmedikleri belli değildir. Böyleli insanlar hesapçı ve cüzi menfaatleri dikkate alan akla sahiptirler. Hesapçı olan bu akıl zorunlu olarak dini tanıyor ve insanı Allaha yakınlaştırıyor anlamına gelmez. Bir üstadın söylemiş olduğu gibi insanlar bir şeye sahip değildirler. Ama hiç kimse bir şey için biz eksiğiz demiyor oda akıldır. Benim aklım eksiktir diyen hiç kimseyi bulamazsın. Hepsi akli külle sahip olduğunu iddia ediyor. Ama bir şey vardır ki Allah onu eksiksiz bir şekilde insana vermemiş ama sürekli ağlıyor. Oda sıhhat ve selamettir. İnsanların çoğu bizim halimiz iyi değildir diyor. Küçük bir hastalıkları vardır ama gözlerinde çok büyütüyorlar. Ama o kadar selametleri ve sıhhatleri vardır ki onları görmezden gelir. Buna binaen herkesin sahip olduğunu iddia eden akıl hesapçı akıldır. Hesapçı akıl zorunlu olarak dini tanıyor ve insanı Allaha yakınlaştırıyor anlamına gelmez. Bu akıl küçük ve cüzi menfaatleri görür. Eğer yükselirse ve eğer söz konusu insan bir basamak yukarıya çıkar ve daha külli mefhum ve kavramları derk eder derecesine ulaşır ve daha yüksek bir makamdan vücut gerçeğine bakarsa o zaman daha büyük menfaatleri görebilir. Daha büyük olan menfaatleri gören bir kimse bu aklı bulur. İşte bu akıl hakkında şöyle; “onunla rahmana ibadet edilir, cennet kazanılır” denilmiş akıldır. Bu akıl Allah’ı arayan akıldır. Bu akıl rivayetlerin tabiriyle Allah onu yaratığında “ona, git dedi gitti ve ona gel dedi geldi” yani muti olan akıldır. Allaha muti olan akıldır. Bu akıl insan-i kamil ve İmam zamanın (a.f.) sahip olduğu akıldır. Masumler bu akla sahiptirler. İnsan bu akla yaklaştığı oranda Allahın feyizlerinden, ilahi marifetten yararlanabilir.

Konu hakkında daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki indekslere müracaat ediniz:

1. اسلام و عقلانیت) 1191 (سایت: 1494).

2.علم و عقل و دین قرآن و علوم 1705 (سایت: 1902).

 

 


[1] Nahl, 78.

[2] Zariyat, 56.

[3] Kuleyni, “Usulu’l- Kafi”, Tahran: Darul-Kutubul- İslamiye, 1365, hic., şemsi, c. 1, s.11.

[4] Kuleyni, “Usulu’l- Kafi”, Tahran: Darul-Kutubul- İslamiye, 1365, hic., şemsi, c. 1, s.10.

[5] Maide, 103; Ankebut, 63; Hucerat, 4.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Ahzap suresinin 37. ayetinin nüzul sebebi nedir?
    29706 تاريخ بزرگان 2011/04/13
    Ahzap suresinin 37. ayeti Peygamber’le (s.a.a) Cahş’ın kızı Zeynep’in evliliği hakkında olup şöyle buyuruyor: ‘An o zamanı ki Allah'ın, kendisine nimet verdiği ve senin de nimetler verdiğin kişiye ‘eşini bırakma ve çekin Allah'tan’ diyordun.’Zeyd bin. Harise azad edilmiş bir köle olup, Peygamber (s.a.a) onu kendisine ...
  • Namahremden suni saç ve suni tırnağı gizletmek vacip midir?
    8495 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    İmam Humeyni hazretleri (kuddise sırıhu) ve diğer değerli merciler şöyle buyurmuşlardır: Kadınlar suni saçları ve gizli (kalması gereken) ziynetleri (bilezik ve gerdanlıklar gibi) de namaz dışında kapatmaları gerekir.[1] Namaz esnasında ise suni olan saçları, ...
  • Kur’an’ın Allah tarafından geldiği söylenirken bundan maksat nedir? Acaba sadece Kur’an’ın muhtevası mı Allah katındandır yoksa lafız ve sözcükleri de Allah tarafından mıdır?
    8389 Kur’anî İlimler 2007/11/01
    Kur’an’ın Allah tarafından olduğu sözü çeşitli aşamalarda söz konusu edilebilir. Her aşama diğerine göre daha derin bir anlamı ifade etmektedir.A. Kur’an’ın anlam ve içeriği Allah tarafındandır.B. Bununla birlikte Kur’an’ın bütün sözcükleri de Allah tarafındandır.C. Bu sözcüklerle oluşan ayetlerdeki bileşimlerde de Allah katından gelmiştir.D. Sureler halinde tecelli ...
  • Mekke’de putperestlik ne zaman ve kimin tarafından başlatıldı?
    35023 تاريخ بزرگان 2011/03/03
    Huzâa kabilesi Allah’ın evinin yöneticiliğini üstlendikten sonra onlardan Amr bin Luhey bu sorumluluğu alan ilk kişi oldu. Luhey’in adı Haris bin Amir’di. Amr, İbrahim (a.s)’ın dinini değiştirdi ve halkı putlara tapmaya tahrik etti. Bir rivayete göre o, Şam’a gittiğinde orada bir grubun putlara tapındığını gördü. Onlar Amr’a Kabe’ye ...
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    166532 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Neden baldızla evlenmenin haram oluşu zamanın değişmesiyle birlikte değişmemektedir?
    14749 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2009/12/20
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Namaz kılındığında büyük sureleri okumak için bilgisayardan faydalanılabilir mi?
    7527 Kıraat 2010/07/17
    Ayakta namaz kılamıyorsanız ve sandalyede oturarak namaz kılmak zorundaysanız, bilgisayar masasının üzerinde diğer şartlarada riayet etmek kaydıyla namaz kılmanın sakıncası yoktur. Namazda Kur’an’ın uzun surelerini monitörden okumak ise caizdir. ...
  • Kısaca Hz. Nuh (a.s)’ın kıssasını açıklarmısınız?
    10246 نوح 2019/10/21
     Bazı tarihi nakiller ‘Muteşelh’in oğlu ‘Lemek’in Nuh (a.s)’ın babası olduğunu ve ‘Brakil’in kızı ‘Kaynuş’unda annesi olduğunu yazmaktadır.[1]Ayrıca Hz. Nuh (a.s)’ın Hz. Adem (a.s)’ın vefatından 126 yıl sonra doğmuştur. Böylece Hz. Adem (a.s)’ın dünyaya gelmesinden  1056 yıl sonra doğmuş olmaktadır.[2]
  • İnsani Şeytan nedir?
    18475 Eski Kelam İlmi 2008/05/04
    “Şeytan” kelimesi, insan, cin veya herhangi bir türden olan isyankâr, asi ve saptıran varlıklar için kullanılan genel bir isimdir. Kuran- Kerim’de şeytan kelimesi özel bir varlık için kullanılmamış, hatta şer, fitneci ve fesat çıkartan insanlar için de şeytan tabiri kullanılmıştır.Buna göre, İnsani Şeytandan maksat, ilahi emirlere isyan etmeleri sonucu ...
  • Kur’an ayetleri ve celale isimleri taşıyan kullanışsız kâğıtları ne yapmak gerekir?
    6273 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/09/12
    Şeriata göre Kur’an ayetleri ve kutsal isimlere abdestsiz ve taharetsiz dokunulmamalı ve saygısızlık yapılmamalıdır.[1] (Mesela necis edilmemeli ve yakılmamalıdırlar vb.) Ama Kur’an ayetleri ve celale isimleri taşıyan gazete ve kullanışsız kâğıtların kesinkes yok edilmesi veya onları yok etmek için illa ...

En Çok Okunanlar