Gelişmiş Arama
Ziyaret
7696
Güncellenme Tarihi: 2009/04/08
Soru Özeti
Âlimler ve müçtehitlerin Savefi Şahları hakkında ki genel görüşleri nedir?
Soru
1-Âlimler ve müçtehitlerin Savefi Şahları hakkında ki genel görüşleri nedir? İslam inkılâbının kurucusu İmam Humeyni (r.a)'in 'Şahların hepsi yaramaz insanlardır' diye dediğini duydum. Âlimlerin de genel görüşü bu yönde midir?
2-Savefi Şahlarının, On iki İmam (a.s)'ın takipçisi olduklarını söylemeleri acaba kendi saltanatlarını güçlendirmek için miydi? Nitekim böyle bir durum Osmanlı padişahları için de geçerlidir. Onlar da saltanatları için Sünniliği bir araç olarak kullanıyorlardı. Yoksa onların içinde saltanatlarına rağmen bu yolda dürüst ve dindar kişiler de var mıydı?
Kısa Cevap

Her şeyden önce bilmek gerekir ki âlim ve müçtehitler şöyle bir genel kaideye inanırlar: Dini tebliğ edip yaymak için çaba harcamak lazımdır ve onun temellerinin sağlamlaştırmak için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamalıdır. Ancak bu ortak hedefe ulaşmak için metot konusunda görüş ayrılığı olabilir.

İmam Humeyni (r.a)'in yaramaz dediği şey ülkenin idare edilmesinde saltanat sisteminin kullanılmasıdır. Yaramazdan kasıt kişiler ve sultanlar değildir. Açıktır ki, ister Müslüman olsun ister gayr-ı Müslim, ister Sünni olsun ister Şii hiçbir padişahlık silsilesinde o silsilede ki bütün sultanları eşit seviyede olduğu düşünülemez. Aksine onların kişisel ve toplumsal yaşamlarında din ve mektebe olan bağlılıklarında bir çok farklılık müşahede etmek kaçınılmazdır.

Ayrıntılı Cevap

1-Din âlimlerinin vazifesi ölçüleri belirlemektir. Bunu da yaparken eğer İslam toplumunu bilinçlendirmek için ayrıntıya girmek gerekmezse genellikle ayrıntıya girmezler.

İmam Humeyni (r.a.) devrimci mücadelesi sırasında, bazı kimseler, Şah Muhammed Rıza'nın girişimlerine eleştirileri vardı, ama saltanat nizamının yıkılmasından yana değildiler. Şah'ı bir şekilde Allah'ın yeryüzündeki temsilcisi ve gölgesi olarak kabul ediyorlardı. İmam (r.a) böyle bir düşünce tarzını redderek, şahın seçilmesinde ve onun kurallarını koymada halkın hiç bir katkısı olmadığından dolayı böyle bir nizamı saçma diye nitelemiştir. Örneğin diyordu ki:

'Ancak saltanat, daha başından saçma bir şeydi. Bir insan bir millete sultanlık yapacak ve halkında hiç bir ihtiyarı olmayacak!?.'[1]

'Efendim neymiş saltanat ilahi inayetmiş!? Bunun gibi boş şeyler... Bunlar saçmalıktır.'[2]

'Yok memleketin şahıymış, yok bizdenmiş, yok Allah'ın gölgesiymiş! Böyle saçmalıklar işte.'[3]

İmam Humeyni (r.a)'in bu ve benzeri beyanlarına baktığımızda şöyle genel bir değelendirme yapabiliriz: İmam (r.a), kimin sultan ve şah olduğuna bakmazdı; O, devletin saltanat sistemiyle yönetilmesine karşıydı ve böyle bir sisteme saçma bir sistem diyordu. Fakat kendisinden Safevi hanedanı için saçma dediği duyulmamıştır. Konuşmalarının hiç birinde bu hanedanlığın kurucusu olan Şah İsmail'in aleyhinde bir söz söylediği görülmemiştir.

 

Öte yandan, kimileri de aşırıya gidip, sultanlarla beraber olmayı hatta onları irşad ve dini tebliğ amacıyla olsa bile kabul etmiyorlardı. Bu yüzden Nasıruddin Tusi ve Allame Meclisi gibi büyük alimleri bu tür ilişkilerinden dolayı saray mollası diye itham etmişlerdi. İmam Humeyni, bu aşırı düşünceylede muhalif olup şöyle buyuruyordu: 'Safevi sisteminde olan Merhum Meclisi, kendisi Safevi olmadı, Safevileri kendisine çekip onları alim etti. Onları ellerinden geldiğince medreseye çektiler, ilime çektiler... Biz de eğer yapabilirsek (vazifemiz aynıdır), eğer o gün onlar gibi hizmet edebilseydik biz de giderdik. Çünkü amacımız insan yetiştirmektir.'[4]

 

İmam (r.a)'in bu sözlerinden de Onun saltanat sistemini onaylamadığını, ama bazı yerlerde onlarla işbirliği yapmanın caiz olduğu anlaşılmaktadır. Yine bazı sultanlar hakkında ki görüşü olumlu idi. Örneğin Safevi Hanedanlarına, Gacar ve Pehlevi Hanedanlarına göre daha iyi bir gözle bakıyordu. Çünkü sözlerinden çıkan şey şudur: Safeviler din alimleriyle oturup kalktıkları için onlardan etkilenmişlerdi. Bu da sultanlar için müsbet bir yön sayılmaktadır.

 

2-Sorunuzun bu bölümüne cevap verirken önce şu noktayı göz önüne almanız gerekir: Bazen diyorlar ki: İran ve Irak halkı, aslında Sünni idiler, ama Safevi yönetimi onları zorla Şii yaptı. Bunun karşısında şunuda duyuyoruz ki, Safevi sultanları, İranlıların Şia ve Ehl-i Beyt (a.s)'ın mektebine olan aşırı bağlılıklarından dolayı onlar bundan istifade etmiş ve kendi saltanatlarını güçlendirmişlerdir. İslam dünyasında Şiiler ve İranlıları karalamak için ortaya atılan bu iki zıt tahlili göz önüne alındığında şimdi siz şu soruya cevap verin: Sonuçta İranlıların teşeyyü etmesi Safevilerin zorlamasıyla mı oldu, yoksa Safevilerin mi teşeyyü etmeleri kendilerini İranlıların mezhebine uydurmalarından dolayı oldu?

 

Malesef bazı bilginler, Şii mektebinin karşında durmak için güçlü mantıklarının olmaması, diğer taraftan içinde bulunduğumuz iletişim çağında artık geçmişteki gibi gerçekleri sansür etme imkanları kalmadığından nasyonalist ve ırkçı duygular kabartılarak bu mektebin yayılamasını önlemeye çalışıyorlar.

 

Onlar, Irak halkına diyorlar ki, Şia, Acemlerin ortaya attığı bir şeydir, onu size zorla kabul ettirdiler. Türklere diyorlar ki, siz, Şii İranlıların düşmanı Osmanlıların varisisiniz. Osmanlı bir zamanlar İslam dünyasının lideriydi. Öyleyse Alevi bir mektebin etkisinde kalmak size yakışır mı? Ve İranlılara da diyorlar ki: Siz eskiden Şii değildiniz, Safevilerden sonra bu mezhebe geçtiniz... Eğer bu analizleri insafla incelersek onların hiç biri gerçeklerle uyuşmamaktadır. Aksine İslamın ve Şiiliğin birlikte ve aynı doğrultuda ilerlediğini anlarız.

 

Safevi Sultanlarının kalben teşeyyü mektebine inançları var mıydı yoksa kendi saltanalarının güçlendirmek için mi ona yönelmişlerdi konusuna gelince, söylemek gerekir ki: Bu iki konu arasında bir çelişki yoktur. Örnek verecek olursak: Sadr-ı İslam'da Müslüman komutanlar hem İslami düşünceye sahiptiler, hem de emirleri altındaki kişilerin İslami inançlarından galibiyete ulaşmak için faydalanıyorlardı. Safevilerin döneminde de bu hanedanın sultanları halkın Şiilik inancından faydalanmış olabilirler, ama bu onların bu mektebe kalben inanmadıkları anlamına gelmez.



[1] -Sahife-i İmam, c.4, s.490, Müessese-i Tanzim ve Neşr-i Asar-ı İmam Humeyni, Tahran

[2] -a.g.e. c.6,   s.28

[3] -a.g.e. c.11, s.96

[4] -a.g.e. c.8,   s.437

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Doktor ve hasta arasındaki karşılıklı haklar İslam şeriatı esasınca açıklanabilir mi?
    8909 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/12
    Bir açıdan ilahi hükümler iki kısma ayrılır. A. İmzasal hükümler; B. Tesise dayalı hükümler. İmzasal hükümler, İslam’dan önce geçmişi olan, ama İslam’ın bir takım ıslahatlar yaparak imzaladığı hükümlerdir. Birçok muamelat türü bu kabildendir. Tesise dayalı hükümler ise daha önce bir geçmişi olmayan, İslam’ın ibdası olan hükümlerdir; birçok ...
  • Günahın hakikati nedir. Ve günahın insan ruhunda etkisi nedir?
    12597 Pratik Ahlak 2008/04/10
    Bu sorunun cevabını dört bölümde inceleyelim;1 Günahı Hakikati:Günah: sözlük manasıyla isyan demektir. Baş kaldırma, hata, Mevla’nın emir ve yasaklarına muhalefet etmek manalarına da gelmektedir.Günah işleyen kul şehvetini ...
  • Peygamber Efendimizin, Ebu Bekir Ömer ve Osman’la akrabalık kurması ve İmamların Çocuklarına onların İsimlerini koymaları onlardan razı olduklarına delalet etmez mi?
    70177 Eski Kelam İlmi 2011/08/16
     Her evliliğin gerçekleşmesinde çeşitli nedenler olabilir ve evlilik iki ailenin bakış açısı, fikri yapısı veya inanç yapısının müşterek olduğu ve bir fikri ayrılık olmadığı anlamına gelmez. Buna ek olarak mümkündür iki insanın belli bir zaman diliminde birçok konuda ortak ve uyumlu noktaları olsun ve bir müddet ...
  • Gıybeti edilen bireyden rıza almadan tövbe edilebilir mi?
    9397 درمان رذائل اخلاقی 2014/05/20
    Gıybet kul hakkı olması nedeniyle iki merhalede başta gıybet edilenden rıza alınmalı ve sonrada Allah nezdinde bu günahtan dolayı tövbe edilmelidir. Ama gıybeti edilen bireyden herhangi bir nedenden ötürü rıza almak mümkün değilse veya ona bunu söylemek daha büyük bir probleme yol açacaksa böyle bir durumda masumların ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9450 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Hikaye, tatmin, mizac ve sadık rüyalar hangi tür rüyalardır? Bu konuda rivayet var mıdır?
    7562 Teorik İrfan 2012/04/11
    Rüyalarda hikaye, tatmin ve mizac deyimleri[1] bizim (Şia) rivayetlerde gelmemiştir. Ama yalan rüya veya perişan rüyanın tersi olan sadık rüya rivayetlerde görülmektedir. Konunun anlaşılması için belirtelim ki uyku sırasında insanın nefsi dış dünyayla meşgul olmadığı için kendi alemine yönelmektedir; ve nefs, maddi ...
  • Spor müsabakalarında şarta girmek hakkında İslam’ın hükmü nedir?
    7660 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/21
    Müsabaka tarafları her kim mağlup olursa galip tarafa bir şey vermeli veya onun için bir iş yapmalıdır diye bir karar alırlarsa, bu anlamıyla müsabakada şarta girmek haramdır. Aynı şekilde taraftarların birbirleriyle şarta girmesi de haramdır. Elbette bu haram hüküm at yarışı ve ok atma müsabakalarına katılanlar ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    13686 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Kur’an’da hayat ve ölüm kelimeleri kaç defa geçmiştir?
    16746 Kur’anî İlimler 2010/07/28
     “Hayat” yaşayış anlamındadır ve mevt de onun karşıt anlamıdır. Hayat ve mevt her ikisi de Allah’ın yaratıklarındandır. Kur’an şöyle buyuruyor: “Hanginizin daha iyi davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O, üstündür ve çok bağışlayandır.”[1] ...
  • Neden-Sonuç Konusunda Mutezile İle Şia’nın Bakışı Arasındaki Fark
    8079 Eski Kelam İlmi 2011/04/21
    Allame Tabatabai insanların filleri ve Yüce Allah ile olan irtibatı konusunda Mutezile mensuplarının görüşüne işaret etmiştir. Onlara göre insan muhayyerdir. Bundan ötürü insan fiillerinin öznesi sadece kendidir ve başka bir ilk neden yoktur. Bu grup, insan fillerinin öznesini Allah bilmemiz durumunda bunun cebri gerektireceğini düşünmüştür. Allame ...

En Çok Okunanlar