Gelişmiş Arama
Ziyaret
15077
Güncellenme Tarihi: 2011/07/21
Soru Özeti
Kur’an’da semanın manası ve ondaki muhtemel ve zahiri çelişkilerin çözümü nedir?
Soru
Kur’an şöyle buyurmaktadır: Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler. (Enbiya, 32) Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. (Lokman, 10) O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. (Bakara, 22) Gök açılır ve kapı kapı olur. (Nebe, 19) Gök yarıldığı zaman (İnfitar, 1)
Gerçekten de gök kapısı olan, yarılan ve düşen bir tavan mıdır? Bu ayetlerin manası nedir? Ayetlerde bir çelişki gözlemlenmekte midir?
Kısa Cevap

Kur’an’da defalarca zikredilen“sema” kelimesinin kendi dilimizdeki tercümesi gök değildir. Değişik örnekleri olan yukarı taraf manasındadır. Kullanıcının işaret ettiği ayetler arasından sadece Lokman suresinin onuncu ayetinde çoğul olarak kullanılan “semavat” kelimesi bilinen gök manasını taşımaktadır. Kalan iki tanesinde ise yeryüzü atmosferi kastedilmektedir. Kur’an’ın yeryüzü atmosferinin bir tavan gibi başımızın yukarısında durduğunu buyurması, yeryüzü atmosferinin sağlam bir tavan gibi kalkan olduğu ve yeryüzünü gök taşlarının düşmesi karşısında koruduğu anlamına gelmektedir. Göğün açılmasının manası ise manevî gök ve insanın yaşadığı evrenin melekût ve melekler âlemiyle iletişime geçmesidir. Yani o zamana dek insanın yaşadığı evren meleklerin âleminden ayrıydı ve şimdi bu ayrılık sona erdi. Çünkü maddî âlem kaldırılmış ve yerine bir başka âlem kurulmuştur. Bu yüzden melekler ve insanlar birbirleriyle iletişim kurmaktadır. Ayrıntılı cevabı iyi incelemeyle bu ayetlerin birbirleriyle bir çelişkisi olmadığı, yanı sıra bunların bu kitabın azametini ve ilahî oluşunu gösterdiği aydınlanacaktır.

Ayrıntılı Cevap

Bu soruyu yanıtlarken Kur’an’ın “sema” kelimesinden neyi kastettiği ve ona ne gibi bir rol biçtiği öğrenilmelidir.

A. Kur’an’da Semanın Kullanılışları

“Sema” kelimesi sözlükte yukarı taraf manasındadır. Bu, genel bir mefhum olup değişik örnekleri içinde barındırmaktadır. Bundan dolayı Kur’an’da değişik yerlerde kullanılmış olduğunu gözlemlemekteyiz:

1. Bazen yerin çevresinde yer alan “yukarı taraf” anlamında kullanılmıştır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: [1]أَ لَمْ تَرَ کَیْفَ ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا کَلِمَةً طَیِّبَةً کَشَجَرَةٍ طَیِّبَةٍ أَصْلُها ثابِتٌ وَ فَرْعُها فِی السَّماءِ"” “Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.”

2. Bazen yeryüzünden daha uzak bir bölgeye (bulutlar mahalline) denmiştir. Nitekim şöyle okumaktayız:

وَ نَزَّلْنا مِنَ السَّماءِ ماءً مُبارَکاً"[2]”  “Ve gökten bir mübarek su indirdik.”

3. Bazen yeryüzü etrafındaki toplanmış kümelenmeye (atmosfer) denmiştir: [3]وَ جَعَلْنَا السَّماءَ سَقْفاً مَحْفُوظاً “Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık.”

Allah’ın biz göğü (atmosfer) korunmuş bir tavan yaptık diye buyurması, yeryüzü atmosferinin bir tavan gibi başımızın üstünde durması ve yeryüzünü gök taşlarının düşmesi karşısında koruyacak derecede sağlam olması nedeniyledir. Eğer kümelenmiş bir hava kalkanı olmasaydı, gece ve gündüz devamlı bir şekilde yeryüzünün çekim alanına giren ve ona taraf çekilen bu taşların düşme tehlikesiyle yüz yüze kalacaktır. Ama bu kalkanın varlığı, taşların yeryüzü atmosferine değmesiyle yanması ve sonra da kül olmasına neden olmaktadır.

4. Bazen de “yukarı küreler” manasında kullanılmıştır: [4]ثُمَّ اسْتَوى‏ إِلَى السَّماءِ وَ هِیَ دُخانٌ “Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi” (Ve İlk gaz ile gezegenleri yarattı).[5]

5. Gök hakkında başka bir ıstılah

Kur’an ayetlerinde “yedi göğün”[6] yaratılışı ve varlığı zikredilmiştir. Yedi gök denilirken gerçek manasıyla yedi gök kastedilmiştir. Bu tabirin değişik Kur’an ayetlerinde zikredilmesi, yedi sayısının burada çokluk[7] anlamında olmadığını ve özel bir sayıya işaret olduğunu göstermektedir. Bu ayetlerden anlaşıldığı kadarıyla gördüğümüz tüm gezegen ve yıldızlar birinci göğün parçasıdır. Ulaşamadığımız ve bugünkü bilimsel araçlarımızın kapsama alanının dışında kalan başka altı gök daha mevcuttur. Toplam yedi âlemi yedi gök oluşturmaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır: وَ زَیَّنَّا السَّماءَ الدُّنْیا بِمَصابِیحَ[8] “En yakın göğü kandillerle süsledik.” Bu ayetlerden iyice anlaşıldığı üzere gördüğümüz ve yıldızlar dünyasını oluşturan her şey birinci göğün parçasıdır, onun ötesinde altı gök daha mevcuttur ve bizim hâlihazırda onların detayları hakkında tam bir bilgimiz yoktur.[9] Nitekim yeni nücüm ilmi bu doğrultuda hareket etmiş ve bu görüşü desteklemiştir.[10] Netice şudur: Kur’an’da kullanılmış “sema ve es-sema” kelimesinin tam manası “gök” değildir. Mana itibariyle kastedilen, yukarı taraftır. “Atmosfer”, “yeryüzünden biraz yüksek”, “bulutlar mahalli” manalarında kullanılmıştır. Bu Kur’an ayetlerinde sadece bazı yerlerde “gök” (yıldızların bulunduğu yer) manasında kullanılmıştır. Öte taraftan Kur’an on dört asır önce (nücüm ilmi bugünkü geldiği noktadan çok uzakken) evrenin azametini ve görünmeyen şeyler karşısında bu görünen dünyanın ne kadar küçük olduğunu açıklamıştır. Göze görünen tüm şeylerin ve yukarıdaki göğün tüm kürelerinin birinci gök olduğunu beyan ederek, evrenin azametini tüm açıklığıyla dile getirmiştir. Soruda işaret edilmiş ayetlerin incelemesine gelince ise şunları ifade etmek gerekir:

1. Enbiya 32: وَ جَعَلْنَا السَّماءَ سَقْفاً مَحْفُوظاً وَ هُمْ عَنْ آیاتِها مُعْرِضُونَ  “Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.” Bu ayet ile ilgili bahis ve onun Kur’an’ın ilmî mucizesine ve ilmî azametine delalet ettiği konusu daha önce belirtildi.

2. Lokman 10: خَلَقَ السَّماواتِ بِغَیْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَها “Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı.” Bu ayet de söyleyeninin azametini bildirmekte ve O’nun sonsuz ve zaman ve mekân ile sınırlı olmayan bir ilme sahip olduğunu belirtmektedir. Bu ayet göklerin sütunsuz olduğunu ve sütunsuz bir şekilde durduklarını buyurmamaktadır. Sadece göklerin gözle görülebilecek sütunlara sahip olmadığını bildirmektedir.[11] Bu, bilimin on dört asır sonra ulaştığı yer çekimi kanunudur.[12] Bu, bilimin çocukluk döneminde olduğu on dört asır önce Kur’an’ın işaret ettiği mucizevî bir konudur.

3. Bakara, 22: الَّذی جَعَلَ لَکُمُ الْأَرْضَ فِراشاً وَ السَّماءَ بِناءً “O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır.” Tefsir-i Numune bu ayet hakkında latif ve güzel bir açıklamada bulunmakta ve şöyle demektedir: “Bu ayette şükretmeyi motive edebilecek Allah’ın büyük nimetlerinden bir kısmına işaret edilmiş ve “O, yeri sizin için dinlenme döşeği kılandır”( الَّذی جَعَلَ لَکُمُ الْأَرْضَ فِراشاً) diye buyrulmuştur.” Başka bir ifadeyle, sizi üzerine alan ve uzayda büyük bir hızla değişik hareketlerini sürdüren bu gezegen, varlığınızda en küçük bir titremeye sebep vermeyen O’nun büyük nimetlerindendir. Onun yer çekim gücü size hareket, istirahat, ev ve yuva yapma, bağ ve bahçe kurma ve de türlü yaşam araçlarını icat etme imkânı vermektedir. Bir başka nimet daha vardır. Hiç düşündünüz mü eğer yer çekimi olmasaydı, bir göz kırpma süresi zarfında hepimiz ve tüm evlerimiz ve de yaşam araçlarımız yerkürenin dairevî hareketi neticesinde uzaya uçar ve uzayda kaybolurduk! “Firaş” (istirahat döşeği) çok güzel bir tabirdir. Firaş, sükûnet, huzur ve istirahat mefhumlarını taşımakla birlikte sıcak ve yumuşak olmak ve itidal haddinde bulunmak mefhumlarını da kendinde barındırır. Sonra gök nimetine değinmekte ve şöyle buyurmaktadır: “O, sizin için, göğü de bina yapandır” (وَ السَّماءَ بِناءً). “Bina” kelimesi, gök sizin başınızın üzerinde bina edilmiştir mefhumunu çağrıştırmaktadır. Doğal olarak da bir tavan mesabesindendir. Bu mana daha açık şekilde Enbiya suresinin otuz ikinci ayetinde daha önce belirtildiği gibi açıklanmıştır. Bu ayette işaret edilen “sema” kelimesi, yerin atmosferidir. Bu hususta daha önce açıklama yapılmıştı. Yani yerkürenin etrafını kaplayan ve bilginlerin teorilerine göre kalınlığı birkaç yüz kilometre olan kümelenmiş hava birikimine denmektedir. Yerküreyi her taraftan saran bu katı hava kümelenmesinin temel ve hayatî rolünü düşünürsek, bu tavanın ne ölçüde sağlam ve insanları korumak için ne kadar etkili olduğunu anlarız. Etrafımız kuşatan bir kristal tavan mesabesindeki bu özel hava kümelenmesi, güneş ışınının vurmasını “bu ışın hayat bahşedici ve yaşam vericidir- engellemekle birlikte, metrelerce kalınlıktaki çelikten bir kaleden daha sağlam ve dayanaklı olacak kadar da muhkemdir! Eğer bu tavan olmasaydı, yer daima dağınık gök taşlarının yağma tehlikesiyle karşı karşıya olurdu ve amelen dünyadaki insanların huzuru sona ererdi. Ama bu yüzlerce kilometre kalınlığındaki basınçlı kümelenme, tüm gök taşlarını yeryüzüne düşmeden önce yandırmakta ve yok etmektedir. Sadece çok az bir kısmı ondan geçebilmekte ve yeryüzü ehline bir tehlike çanı sıfatıyla bir köşeye düşmektedir ve bu az sayı asla huzuru bozamamıştır.”[13] Nebe suresinin on dokuzuncu ayetinin manası ise manevî gök ve insanın yaşadığı evrenin melekût ve melekler âlemiyle iletişime geçmesidir. Yani o zamana dek insanın yaşadığı evren meleklerinden âleminden ayrıydı ve şimdi bu ayrılık sona erdi. Çünkü maddî âlem kaldırılmış ve yerine bir başka âlem kurulmuştur. Bu yüzden melekler ve insanlar birbirleriyle iletişim kurmaktadır.[14] Nitekim Kumî Tefsiri’nde de bu ayet cennetin kapıları olarak yorumlanmıştır.[15] Elbette bazıları da bu ayeti ve İnfitar suresinin ilk kısmını maddî gök olarak tefsir etmiştir.[16]        



[1] İbrahim, 24.

[2] Kaf, 9.

[3] Enbiya, 32.

[4] Fussilet, 11.

[5] Mekarim Şirazi, Nasır, Tefsir-i Numune, 1374 ş, c. 1, s. 164, Daru’l-Kütübi’l-İslamiye – Tahran, çap-ı evvel.

[6] Bakara, 29; Fussilet, 12; Talak, 12; Mülk, 3; Nuh, 15.

[7] Sayının çokluk için olmasının manası, sayının bizzat gerçek bir adeti göstermeyip sadece söz konusu şeyin çokluğunu yansıtmak için kullanılmasıdır.

[8] Fussilet, 12.

[9] Tefsir-i Numune, c. 1,s. 165 ve 167; Tabatabai, Seyid Muhammed Hüseyin, el-Mizan, Fi Tefsiri’l-Kur’an, c. 17,s. 369,Defter-i İntişarat-ı İslamî Camia-i Müderrissin-i Havza-i İlmiye-i Kum – Kum, çap-ı pencom, 1417 k.

[10] Dünyanın Azameti: Palumar rasathanesi evrenin azametini şöyle nitelemektedir: Palumar rasathanesinin teleskopu yapılmadan önce, bizim sanılarımıza göre dünyanın genişliği beş yüz ışık yılından fazla değildi. Ama bu teleskop dünyamızın genişliğini bin milyon ışık yılına çıkardı. Neticede milyonlarca yeni galaksi keşfedildi ve onlardan bazıları bizden bin milyon ışık yılı uzakta bulunmaktadır. Bin milyon ışık yılı mesafesinden sonra ise büyük, müthiş ve hiçbir şey görünmeyen karanlık bir feza göze çarpmaktadır. Orada rasathane teleskopunun fotoğraf sayfasını etkileyecek bir aydınlık geçmemektedir. Ama bu müthiş ve karanlık fezada kuşkusuz milyonlarca galaksi bulunmaktadır ve bizim tarafımızda olan dünya o galaksilerin çekim gücüyle korunmaktadır. Göze görünen ve yüz binlerce galaksiye sahip olan bu azametli dünya, daha büyük bir dünyanın küçük ve miktarsız bir parçasından öteye bir şey değildir ve henüz belirtilen ikinci dünyanın ötesinde başka bir dünyanın olmadığından emin değiliz. (Tefsir-i Numune, c. 1, s. 168 ve 169).

[11] el-Mizan Fi Tefsiri’l-Kur’an, c. 11, s. 287.

[12] el-Mizan Fi Tefsiri’l-Kur’an, c. 11, s. 287.

[13] Tefsir-i Numune, c. 1, s. 118 ve 121.

[14] el-Mizan Fi Tefsiri’l-Kur’an, c. 20, s. 166.

[15] el-Mizan Fi Tefsiri’l-Kur’an, c. 20, s. 176.

[16] Tefsir-i Numune, c. 26, s. 33.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Tütün (sigara ve nargile içmek) kullanmanın hükmü nedir?
    9773 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/30
    Hz. Ayetullah Mehdi Hadevi Tahrani’nin (ömrü uzun olsun) belirtilen soru hakkındaki görüşü şudur: “Tütün kullanmak, zararlı olması nedeniyle mutlak olarak haramdır.” Belirtmek gerekir ki; Ayetullah Mehdi Hadevi Tahrani’nin tütün kullanımının haram olduğuna değin fıkhî fetvasının delili onun zararlı olmasıdır ve Ayetullah Mekarim Şirazi’nin fetvasının fıkhî dayanağı da tütünün zararlı ...
  • Nur ayetinin nitelikleri nelerdir?
    29087 Kur’anî İlimler 2011/06/20
    Kuran amel kitabıdır. Kuranı okumak tefekkür ve iman için bir başlangıçtır. Bu da yine muhtevasına amel etmek için bir vesiledir. Büyük mükâfatların bütünü buradan ve bu şartlarla tahakkuk bulur. Tüm surelerin okumasında hem dünyevi hem uhrevi eserler vardır. Masum imamlar (a.s.) tarafından her surenin fazileti beyan edilmiştir. ...
  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    537758 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba Ehlisünnet ile Şia arasında münazaraların yapılmasına taraftar ve teyit ediyor musunuz?
    8616 Eski Kelam İlmi 2011/07/24
    Semavi dinler, özellikle İslam dini diyalog ve görüş alış verişinin yapılmasına önem vermiş/vermekte ve buna has bir ilgi göstermiş ve göstermektedir. Zira dinin temel hedefi insanları saadete tekâmüle ve doğru yola, doğru bir şekilde hidayet etmektir. Bu hedef ve maksadın gerçekleşmesi sadece ve ...
  • Kuranı kerimde, kalpteki itminan ile iman ilişkisi nasıl konu edilmiş?
    13075 Tefsir 2010/12/18
    Lügatte imanın anlamı şöyle beyan edilmiştir: yalanlamanın karşıtı olup tasdik etmektir. Istılahta ise anlamı şöyledir. Dille ikrar ve itiraf etmektir, kalpte bir kararlılık ve sözleşmedir, organlarda da ameldir. "İtminan" ve tümenine ise lügatte kararsızlık ve ıstırabın ardından gerçekleşen (kalpsel veya zihinsel) rahatlık ve huzurdur.
  • Başörtüsünü açmanın ve takma saçtan istifade etmenin hükmü nedir?
    8256 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/11/27
    Hz. Ayetullah Uzma Sistani’nin (ömrü uzun olsun) Bürosu:Takma saç ziynettir ve örtünmesi gerekir.  Hz. Ayetullah Uzma Mekarim Şirazi’nin (ömrü uzun olsun) Bürosu:Müslüman ve dindar kızlar yüksek öğrenim derslerini okumadıkları takdirde sadece ...
  • Regaip gecesi veya Recep ayının diğer gecelerinde cemaat namazlarına katılmak mı daha faziletlidir yoksa namazları ferdi olarak yerine getirmek ve müstehap namazları kılmak mı?
    6387 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Bu konuda şu cevap taklit mercilerinin fetva bürolarından alındı:Ayetullah Uzma Hamenei:Her iki fazileti kazanmaya çalışabilirsiniz hem cemaat namazlarına katılın hem de müstehap namazları cemaatten sonra yerine getirin.Ayetullah Uzma Sistani: Cuma ve ...
  • Kur'an-i Kerim "Açık kitap nazil ettik. Bu ayetteki açık kelimesinden maksat nedir?
    9803 Tefsir 2011/07/23
    Açık (mübin) Kur'an'ın bir sıfatıdır. Kur'an'ı bu şekilde vasıflandırmakla onu halka daha fazla tanıtmayı hedef almaktadır. Onun diğer semavi olan ve olmayan kitaplara olan üstünlüğünü açıklıyor. Çünkü hiçbir kitabın emir ve programları Kur'an gibi açık değildir.Kur'an'da sürekli çeşitli ayetlerde bu Kur'an'ı nazil ettiğini açıklaması hidayet nimetini insanlara hatırlatmak içindir.
  • İmam Hüseyin’in (a.s) mateminin önem ve felsefesi nedir?
    13864 Eski Kelam İlmi 2010/12/22
    İmam Hüseyin’in (a.s) mateminin önem ve felsefesini anlamak için birkaç noktaya dikkat etmek gerekir:1. Kur’an değişik ayetlerde yüce insanlar ve din evliyalarının erdem ve ulvî sıfatlarını diri tutmayı vurgulamıştır.2. Yüce şahsiyetli Şia imamları (a.s) Kerbela hadisesini diri tutmak için matem merasimleri düzenlemeyi, ağlamayı ve ağlatmayı, şairlerin mersiye ...
  • İmam Zeynel Abidin (a.s)‘ın kısa biyografisini beyan eder misiniz?
    3581 امام سجاد ع 2020/01/19

En Çok Okunanlar