Gelişmiş Arama
Ziyaret
45164
Güncellenme Tarihi: 2012/02/18
Soru Özeti
Beyaz yüzlü olanların derisinin sarı, kırmızı, kahverengi veya siyah olanlardan üstün olduğu hususuna Kur’an işaret ediyor mu?
Soru
Kur’an-ı Kerim’de Âli İmran suresinde (106. Ayet) Yüce Allah şöyle buyuruyor: “O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara, “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın denilir.” Bu konu çok ırkçı ve tartışmalı görünmektedir. Beyaz yüzlü olanların derisinin sarı, kırmızı, kahverengi veya siyah olanlardan üstün olduğu hususuna Kur’an işaret ediyor mu? Aynı şekilde bu konuyla ilgili olarak başka bir sorum daha var: Burada vaaz vermek için minbere çıkan âlimlerden birisi şöyle diyordu: Cennetliklerin özellikleri hakkında nakledilen bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: Cennete giren fertler en güzel şekilde cennete gireceklerdir; yani eğer yaşlılarsa genç olacak, eğer çirkin iseler güzel olacak, eğer fakir iseler zengin olacak, eğer engelli iseler sağlıklı olacaklardır ve en sonda da şöyle dedi: Eğer zenci iseler beyaz olup cennete gireceklerdir! Bu, ırkçı görünmektedir; çünkü beyaz olmaya daha dazla önem verilmiştir. Lütfen bu konuda kâmil ve kapsamlı bir açıklama yapın.
Kısa Cevap

Tıpkı benzer diğer ayetler gibi, Âli İmran suresinin 106. ayeti de beyaz ırkın diğer ırklardan daha değerli ve üstün olduğunu ilan etme gayesinde değildir. Esasen bu ayetler insanların deri renkleriyle hiçbir şekilde irtibatlı değildir ve sadece Arap dilinde alışagelmiş ıstılahlardan istifade edilmiştir. Tıpkı diğer dillerde olduğu gibi bu dilde de akıbeti iyi olan insanlar için “yüzü ak” ve akıbeti kötü olan insanlar için de “yüzü kara” ifadesi kullanılmıştır. Bu anlamda zenci bir insanın “yüzü ak” sayılması ve beyaz bir insanın da “yüzü kara” sayılması mümkündür. Bu tür ıstılahlar ve “siyah kalp” ve “gece karanlığı” gibi benzeri örnekler hiçbir şekilde özel bir ırkı üstün sayma gayesinde değildir. İşaret ettiğiniz rivayet sağlam bir senede sahip değildir ve bazı yerleri de içerek olarak kabul edilmemektedir. Ama bununla birlikte, maddî dünyadaki gençlik, sağlık, güzellik ve benzeri hususlar her ne kadar insanlar için yalnız başına manevi bir değer ifade etmemektedir, ama onların genç bir çehre, tam bir esenlik ve mümkün olan en güzel şekilde cennete girmesinin hiçbir sakıncası olmadığı da bilinmelidir.

Ayrıntılı Cevap

Selam ve saygıyla, cevaba başlarken sizden soruyoruz:

Eğer bir yazıda “gündüz aydınlığında gece karanlığından daha iyi bir şekilde maksada ulaşılabilir” diye okursak, bunu zencilere bir hakaret sayar mıyız?! Veya bir reklam resminde “ilaç ve süs maddelerinden istifade ederek gençlik yüzünüze geri dönecektir” diye şey gözlemlersek, bunu yaşlılara bir hakaret olarak mı değerlendireceğiz?! Bunun cevabı kesinlikle hayır olacaktır; zira gündüzün aydınlığı ve gecenin karanlığı, insan ırklarının farklılığıyla irtibatlı değildir. Her ne kadar insanlar güzel bir yüze sahip olmayı arzulasa da bir insanın insaniyet ve faziletinin kendisinin deri rengi, bedensel sağlık ve zahiri güzelliğine bağlı olmadığından eminiz. Bu esas uyarınca, birçok zenci, engelli ve çirkin yüzlü olan ama yanı sıra insanî yüce değerlere sahip şahsı, bu özellikten yoksun beyaz veya güzel yüzlü veyahut sağlıklı şahıslardan daha üstün ve değerli görmekteyiz. Bu mukaddimeyle, sorunuzun başına dönüyor ve iphamlı olduğunu belirttiğiniz bir ayet ve rivayet hakkındaki yanıtımızı iki bölümde size sunuyoruz:

Birinci Bölüm: Âli İmran Suresi 106. Ayet

 

Bu hususta bu ayetten algınızın doğru olmadığını belirtmek gerekir. Siz muhtemelen Arap diline aşina olmadınız için, Arapça ve Farsça dâhil birçok dilde bulunan “yüzü kara” ifadesini “siyah rengi” ile karıştırmışsınız. Aşağıdaki noktalara dikkat etmeyle, işaret edilen noktayı kavrayacaksınız. Taşıdıkları tüm farklılıklara rağmen insanoğlunun bir kaynaktan geldiğini, her ferdin üstünlüğünün kendisinin takvasıyla ölçüleceğini ve bedensel, ulusal ve cinsiyet özelliklerine önem verilmeyeceğini bildiren Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet mevcuttur. Örnek olarak şu ayetlere dikkat ediniz:

1. “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”[1]

2. “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının.”[2]

3. “O, sizi bir tek candan yaratandır.”[3]

Bu ayetlere dikkat ettiğimiz takdirde siyah ile beyaz arasında hiçbir farkın olmadığını anlayacak ve Hz. Peygamberin (s.a.a) ve dinî önderlerin (a.s) tarihini de okumayla İslam dininin yayılmasında siyahların tıpkı beyazlar gibi onların yanında faaliyet gösterdiğini gözlemleyeceğiz. Bir insanın İslam dinine aşina olması, ama Hz. Peygamberin (s.a.a) müezzini zenci Bilal’ı tanımaması uzak bir ihtimaldir! Evet! Belirtilen dönemde cahiliyet hassasiyetinin henüz yok olmaması nedeniyle, kendilerini siyahlardan üstün gören kimselerin olması muhtemeldir; ama böyle bir düşünce her zaman din önderleri tarafından dışlanmıştır. İslam Peygamberi (s.a.a), takipçilerine şöyle buyurmuştur: Ey insanlar! Tanrınız birdir ve hepinizin babası Hz. Âdem (a.s) ve Âdem de topraktan yaratılmıştır! Allah katında sizin en değerli olanınız, en takvalı olanınızdır. Hiçbir Arab’ın Arap olmayana üstünlüğü yoktur, sadece takvalı olursa üstünlüğü vardır.[4] Hz. Ali (a.s) bir takım malları halka dağıtıyordu ve her ferdin payı üç dinar idi. Ensar’dan bir şahıs geldi ve üç dinarını aldı. Ardından zenci biri geldi ve kendisi de üç dinarını aldı. Ensar’dan olan şahıs şaşırarak Müminlerin Önderine itiraz etti ve şöyle dedi: Bu zenci düne kadar benim kölem ve hizmetçim idi, benim ile onun eşit pay alması doğru mudur? İmam şöyle cevap verdi: Bu itiraz için hiçbir delil bulunmamaktadır ve sizden hiçbirinizin bir başkasına üstünlüğü yoktur.[5] Benzer bir olayda, Müminlerin Önderi kardeşi Akil’in sert bir itirazına maruz kaldı: Benim payımı bir zencinin payı ile eşit mi sayıyorsun?! İmam kızarak şöyle buyurdu: Sadece takvan ve geçmişin ondan çok olması durumunda ondan üstünsün, aksi takdirde senin ile onun arasında hiçbir fark bulunmamaktadır.[6] Bu nedenle, insaflı hiçbir insan İslam’ın ulusal ve kavimsel taassuplar ile mücadelesini inkâr edemez. Bazı aristokratların İslam dini karşısında uygun olmayan bir bakış taşımalarının sebebi, bu ayrımcılıkla mücadele idi. Hatta bazen görünüşte alt tabaka ve mustazaf kesimden olanların uzaklaştırılması, İslam’ı kabul etmek için aristokratlar tarafından bir şart olarak öne sürülmekte ve Yüce Allah vahiy göndererek Hz. Peygamberi (s.a.a) bu haksız isteği kabul etmekten sakındırmaktaydı.[7] Siz tüm Kur’an ve İslam kaynaklarını tarayacak olursanız, zenci bir şahsın sadece ırk ve deri rengi dolayısıyla malikiyet, evlilik, iş, miras, diyet ve toplumsal hayat ile ilgili bir konuda mahrum veya ikinci sınıf olduğunu göremezsiniz. O, tüm hususlarda beyazlar ile eşit hukuka sahiptir. Aynı şekilde İslam’da davranışsal ödül ve cezalandırmayı salt bir ırka özgü bilen veya özel bir ırkın manevi makamlara ve uhrevî cennete ulaşmada özel bir kabiliyete sahip olduğunu ilan eden bir örneğe rastlayamazsınız. Şimdi sorduğunuz ayetin anlamının ne olduğuna bakılmalıdır; neden orada birinci grubu mutlu ve ikinci grubu ise azapta olacak kıyametteki ak ve siyah çehrelere işaret edilmiştir?! Cevabın başında da belirtildiği gibi, “siyah rengi” ve “yüzü karalık” arasında fark bulunmaktadır. Arapça ve Farsçada akıbeti tatsız olup batınlarının kirliliği aşikâr olan bireylere “yüzü kara” denmektedir. Bu bireylerin gerçek deri rengi beyaz da olsa durum fark etmemektedir. Ama bunun karşısında, temiz bir kalbe sahip olan zenci bir insana “ak yüzlü” denmektedir. Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır: “Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!”[8] Araplar arasında kızlardan nefret etme geleneği bulunduğunu, onların anlaşıldığı kadarıyla beyaz olduklarını ve bu ayetin kesinlikle zenciler hakkında nazil olmadığını biliyoruz. Aynı şekilde Kur’an’ın bir başka yerinde Hz. Peygambere (s.a.a) şöyle hitap edildiğini görmekteyiz: “Kıyamet günü Allah’a karşı yalan söyleyenleri görürsün, yüzleri kapkara kesilmiştir.”[9] Bu yalancıların beyaz veya siyah olabilecekleri apaçıktır! Farsça bir şiirde de şöyle okumaktayız: “İhanet edenin yüzü kara kesilir.” Bu şiirin insan rengiyle hiçbir irtibatı olmadığından kesinlikle eminiz. Bu tür örnekler çoktur ve belirtilenler yeterli sayılmaktadır. Bazen beyaz renginin de insanlarda bir eksikliğin göstergesi olduğunu bilmelisiniz. Örneğin, Yusuf’un (a.s) ayrılışı macerasında Kur’an’da şöyle okumaktayız: “Onlardan yüz çevirdi ve vah! Yusuf’a vah dedi ve üzüntüden iki gözüne ak düştü.”[10] Burada “siyahlık” değer, “beyazlık” ise eksikliktir! Bu esasla, bu tür örneklerde beyaz ve siyah renkten istifade etmek, beyazlara veya zencilere hiçbir övgü veya hakaret sayılmamaktadır. Aksi takdirde hiçbir zaman sözlerimizde “gündüz aydınlığı ve gece karanlığı”, “ak kalp” ve “kananlık bir düşünce” gibi tabirlerden yararlanmamamız gerekir; çünkü onlar ırksal ayrıcalık çağrıştıracaktır! Son olarak şu noktaya dikkat ediniz: Kur’an ayetlerinin direkt muhatabı olan Arabistan halkı, Avrupa ulusları kadar beyaz değildi ve dolayısıyla beyazlıklarıyla övünmenin bir anlamı yoktu. Onların çoğu, Asyalılara benzeyip siyahımsı bir çehre taşımaktaydı ve kendilerinden daha beyaz olan Rumları “beyaz ulus” veya sarı ırk olarak tanımaktaydılar! Eğer beyaz derili olmak Allah katında insanların üstün olduğunun göstergesi olsaydı, İslam Peygamberinin en beyaz şahıs olması gerekirdi, oysaki kendisi kumral bir yüze sahipti.[11] Diğer ilahi şahısların tümü de beyaz ırktan değildir. Örneğin Kur’an’da kendi adıyla bir sure bulunan, öğüt ve tavsiyeler veren Lokman Hekim bir görüşe göre zenci ve kalın dudaklara sahip ve de asıl vatanı bugün Etiyopya olarak adlandırılan Habeşistan olan bir köleydi.[12] Bundan dolayı, Kur’an ayetlerindeki beyazlık ve siyahlık siyahlara hakaret olarak sayılamaz. Kıyamet günü hakikatlerini beyan etmek için bu renklerden istifade edilmesi, Kur’an’ın Arap diliyle nazil olması ve bu dilin ıstılahlarından yararlanılması nedeniyledir. Belirtildiği gibi bu dilde ak yüzlü ve kara yüzlü olmak, iyi ve kötü akıbet için kullanılan ıstılahlardır ve insanların deri renkleriyle hiçbir irtibatı bulunmamaktadır.

İkinci Bölüm: Soruda İşaret Edilen Rivayet

Sorunuzun ikinci bölümü hakkında şunları söylemek gerekir: Anlaşıldığı kadarıyla sorunuzda beyan edilen sözleri söyleyen hatip şu rivayete istinatta bulunmuştur: Hz. Peygamber (s.a.a) Eşca’ kabilesinden bir yaşlıya “yaşlılar cennete girmeyecektir” diye buyurur! Bunun üzerine yaşlı kadın köşeye çekilir ve ağlamaya başlar. Hz. Peygamberin (s.a.a) zenci müezzini Bilal, bu sözlerin delilini Hz. Peygamberden (s.a.a) sorar. Hz. Peygamber (s.a.a) cevap olarak zenciler de cennete girmeyecektir diye buyurur! Bilal bu sözü duyunca yaşlı kadına katılır ve beraber ağlama ve sızlamaya başlarlar! Hz. Peygamberin (s.a.a) amcası Abbas bu ikisini görünce aracılık yapma kastiyle Hz. Peygamberin (s.a.a) yanına gider, ama yaşlı erkekler de cennete girmeyecek diye cevap alır! Hz. Peygamber (s.a.a) sonra onların hepsini toplar ve kalplerini alır ve de bu şakadan neyi kastettiğini şöyle açıklar: Yüce Allah tüm fertleri mümkün olan en güzel şekilde ve nurani genç bir çehre ile cennete sokacaktır. Yanı sıra cennet ehlinin artı tüyleri olmayacağına ve hatta sakal ve bıyıksız olacaklarına işaret eder.[13] Şimdi senet ve muhteva açısından bu rivayeti inceliyoruz:

1. Rivayetin senedi bağlamında, genellikle sahih rivayetleri nakleden muteber kitaplarda bu rivayetten bir eser olmadığını söylemek gerekir. Örneğin bu rivayet Şia’nın dört kitabında yer almamaktadır. Bununla birlikte beş ve altıncı yüzyılın âlimlerinden olan İbn. Şehraşub bu rivayeti hatta itibarsız ve zayıf bir senet belirtmeksizin Menakib kitabında beyan etmiş ve onun ardından asırlar sonra bu rivayet kendisi için bir senet nakledilmeksizin Biharü’l-Envar ve Müstedrekü’l-Vesail kitaplarında yer almıştır. Bu nedenle, bu rivayet mürsel sayılmakta ve İslam âlimlerinin bakışında müstakil isnat değeri bulunmamaktadır.

2. Elbette, diğer öğretiler ve tarihsel gerçekler ile bağdaşması nedeniyle yararlanılabilecek mürsel rivayetlerde mevcuttur. Başka bir tabirle rivayetin mefhum ve muhtevası senedin zaafını telafi etmektedir.

Bu rivayeti muhteva açısından nasıl görmekteyiz?

Bu rivayet muhteva olarak birkaç bölümden teşkil olmaktadır ve bu nedenle her bölüm için ayrı bir yargıda bulunmak gerekir:

2.1. Rivayetin birinci bölümünün muhteva açısından kabul edilemeyeceğini belirtmek gerekir; çünkü mümin insanların örneği olarak ilan edilen[14] güzel ahlaka sahip Hz. Peygamberin (s.a.a) hatta kısa bir süreliğine olsa da başkalarını üzmesi ve ağlatacak derecede muhataplarıyla şaka ve mizahta bulunması uzak bir olasılıktır. Öte taraftan, Hz. Peygamberin (s.a.a) amcası olan Abbas’ın onunla pek bir yaş farklılığı bulunmamaktadır ve Abbas rahat bir şekilde eğer yaşlı erkekler cennete müstahak değilse, benim ile sizin aranızda ne gibi bir fark olacaktır, diyebilirdi! Bu nedenle, rivayetin birinci kısmında bulunan bir takım delil ve karineler onun sıhhatini zedelemektedir.

2.2. Rivayetin ikinci bölümü veya bu içerikte nakledilen başka her rivayeti kabul etmemizde ve cennetliklerin en güzel şekilde cennete gireceklerine inanmamızda bir sakınca bulunmaz; zira geçkin bir yaşlı gençlerin şekil ve tipiyle, engelli sağlıklı bir insan suretiyle ve hatta zenci bir fert ak ve nurani bir çehreyle cennete girecek olursa, bunların tümü bu fertlerin geçmişlerine bir hakaret sayılmaz ve onların yaşlılık, engellilik ve deri rengini tahkir etmek addedilmez. Bugünkü dünyada bile eğer bir takım şahıslar zencilerin insanî olarak beyazlardan daha az bir değere sahip olduğunu ve doğal olarak toplumsal imkânlardan daha az yararlanmalarını öne sürerse, dünya kamuoyu tarafından uyarılacak ve eleştirilecek ve de Güney Afrika ırkçı devleti gibi zail olmaya mahkûm olacaktır. Ama örneğin beyazların zencilerden daha güzel olduklarını beyan etmek bir ayrımcılık olarak değerlendirilemez. Bu nedenle insan haklarıyla ilgili ve ırkçı ayrımcılık karşıtı hiçbir konvansiyonda estetik olarak dünyadaki tüm insanları bir derecede değerlendiren bir hususa rastlamamaktayız. Bu tabii gerçeklik esasınca bazı ırklar diğer ırklardan daha güzeldir ve hatta beyazlar arasında bile güzellik bir derecede değildir. Bu nedenle, tüm insanların ak ve nurani bir yüzle, mümkün olan en güzel şekille, engelli ve yaşlılık göstergesi taşımaksızın ve her ırktan her insanın duçar olduğu artı tüy, ekler ve kötü kokulu terler olmaksızın cennette yeni bir hayata başlayacaklarını söylememizin bir sakıncası olmaz. Cennetlikler hakkında böyle bir nitelemede bulunmanın maddî dünyada onların geçmişlerini tahkir etmek anlamına gelmediği apaçıktır. Nitekim nice güzel yüzlüler ahirette azaba maruz kalacak ve görünüşte çirkin olan nice şahıs da salih amelleriyle cennetteki ebedi hayatı kazanacaktır.



[1] Hucurat, 13, "یا أَیُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْناکُمْ مِنْ ذَکَرٍ وَ أُنْثى‏ وَ جَعَلْناکُمْ شُعُوباً وَ قَبائِلَ لِتَعارَفُوا إِنَّ أَکْرَمَکُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقاکُم‏"

[2] Nisa, 1, "یا أَیُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّکُمُ الَّذی خَلَقَکُمْ مِنْ نَفْسٍ واحِدَةٍ وَ خَلَقَ مِنْها زَوْجَها وَ بَثَّ مِنْهُما رِجالاً کَثیراً وَ نِساء"

[3] En’am, 98,  "وَ هُوَ الَّذی أَنْشَأَکُمْ مِنْ نَفْسٍ واحِدَة"

[4] Tacuddin, eş-Şairi, Camiu’l-Ahbar, s. 182, İntişarat-ı Rezi, Kum, 1363 h.k.

[5] Kuleyni, Muhammed b. Yakub, Kafi, c. 8, s. 69, h. 26, Daru’l-Kütübi’l-İslamiye, Tahran, 1365 h.ş.

[6] A.g.e. c. 8, s. 182, h. 204.

[7] En’am, 52, وَ لا تَطْرُدِ الَّذینَ یَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَداةِ وَ الْعَشِیِّ یُریدُونَ وَجْهَهُ ما عَلَیْکَ مِنْ حِسابِهِمْ مِنْ شَیْ‏ءٍ وَ ما مِنْ حِسابِکَ عَلَیْهِمْ مِنْ شَیْ‏ءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَکُونَ مِنَ الظَّالِمین‏"

[8] Nahl, 58,  "وَ إِذا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِالْأُنْثى‏ ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَ هُوَ کَظیم"

[9] Zümer, 60, "وَ یَوْمَ الْقِیامَةِ تَرَى الَّذینَ کَذَبُوا عَلَى اللَّهِ وُجُوهُهُمْ مُسْوَدَّةٌ"

[10] Yusuf, 84, "وَ ابْیَضَّتْ عَیْناهُ مِنَ الْحُزْن‏"

[11] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharü’l-Envar, c. 16, s. 144, Müessesetü’l-Vefa, Beyrut, 1404 h.k.

[12] Biharü’l-Envar, c. 13, s. 423.

[13] Muhaddis Nuri, Müstedrekü’l-Vesail, c. 8, s. 410, h. 9826, Müessese-i Âlu’l-Beyt, Kum, 1408 h.k.

[14] Ahzab, 21, "لَقَدْ کانَ لَکُمْ فی‏ رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ کانَ یَرْجُوا اللَّهَ وَ الْیَوْمَ الْآخِرَ وَ ذَکَرَ اللَّهَ کَثیرا"

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar