Gelişmiş Arama
Ziyaret
3350
Güncellenme Tarihi: 2020/09/05
Soru Özeti
Hadis külliyatında ‘israiliyat’ denilen bir kavram geçmektedir. Ehlibeyt mektebi kaynaklarında İsrailiyat’ın konumu ve itibarını açıklar mısınız?
Soru
Hadis külliyatında ‘israiliyat’ denilen bir kavram geçmektedir. Ehlibeyt mektebi kaynaklarında İsrailiyat’ın konumu ve itibarını açıklar mısınız?
Kısa Cevap

İslam uleması ‘israiliyat’ kavramını İslami olmayan, özelliklede hicri ilk yüzyıl içerisinde Yahudi ve Hristiyanların İslam dinine sokmaya çalıştıkları inançlar, efsaneler ve hurafelerin tamamı için kullanmaktadır.

Bu kelime ilk başta Yahudilerin İslam dinine sokmaya çalıştıkları hadisler için telaffuz edilmekteydi. Ama gerçekte bu kavram biraz daha geniş bir anlam taşır hem Yahudi hem de Müslüman olmayan diğer insanların İslam dinine sokmaya çalıştıkları gerçek olmayan efsaneler ve hurafelere verilen addır. Genellikle bu işi rivayet adı altında İslam’a katmak isteyenler o dönem Yahudileri olduğu için bu adla meşhur olmuştur.

Hadis kaynaklarında ‘İsrailiyat’ şu başlıklar altında müşahede etmek mümkündür: Kuran’ı Kerim’in işaret ettiği ve Kutsal kitaplarda geçen şahsiyetler, özellikle peygamberler; bu şahsiyetler hakkında haberlerin ayrıntılı anlatıldığı tarihi rivayetler. Genellikle İsrailoğulları tarihinin anlatıldığı ahlaki öğretiler adı altında rivayetler. Hiçbir İslami kaynağa dayandırılmadan Yahudi kaynaklarından alınan ilk dönem insanlarının inançları ve efsanelerinin anlatıldığı hikayeler.

Elbette bu bağlamda ele alınan rivayetleri gerekli araştırma ve inceleme yapmadan reddetmekte doğru değildir. İsrailiyat olarak adlandırılan rivayetleri şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:

  1. İslami kaynaklar ışında doğruluğu kanıtlanabilen rivayetler.
  2. İslami kaynaklar ışında yalan ve yanlış olduğu kanıtlanabilen rivayetler.
  3. Doğruluğu veyahut yanlışlığı hakkında hüküm vermemizi sağlayacak delillerin olmadığı rivayetler.

Yapılan bu sınıflandırma ışığında israiliyat adı altında gelen her rivayetin hükmünü vermek mümkün olacaktır. Doğruluğu kanıtlanan rivayetleri kabul etmemiz bir soruna yol açmayacağı gibi elde olan delil ve karineler bu rivayetleri kabul etmemizi de gerektirmektedir. Aynı şekilde yalan ve yanlış olduğu aşikâr olan rivayetlerinde reddedilmesi ve öğretilerden çıkartılması akli ve gereklidir. Ama üçüncü kısım israiliyat hakkında kabul ve inkâr noktasında bir zaruret olmadığı taktirde ihtiyat etmeli yersiz bir yargıda bulunmaktan kaçınmak daha doğru olacaktır.

Ayrıntılı Cevap

 ‘İsrailiyat’ kavramı hakkında çeşitli tanımlar söz konusudur. Elbette yapılan tanımlar arasında ki farklar içerik olarak kayda değer düzeyde değildir. Kısaca bu tariflere göz atacak olursak:

  1. ‘İsrailiyat’: İsrailoğullarının İslami rivayetlere dahil ettiği rivayetlere verilen addır. Yani Yahudiler tarafından İslam dinine sokulan genellikle hurafe ve temelsiz tarihi haberler ve hikayeler.[1]
  2. ‘İsrailiyat’: İslam ulemasının İslami olmayan özelliklede hicri ilk yüzyıl içerisinde Yahudi ve Hristiyanların İslam dinine sokmaya çalıştıkları inançlar, efsaneler ve hurafelerin tamamı için kullandıkları terim.[2]
  3. ‘İsrailiyat’: İslam bilginlerinin Yahudi ve Hristiyanların İslam toplumu içine soktukları hikayeler ve haberlere verdikleri addır. Elbette bu olay bazı Yahudi ve Hristiyanların İslam dinine tabi olmalarından veya Müslüman görünmelerinden sonra yaşanmıştır.[3]

Yukarıda geçen tarifler açıklama niteliğinde olup kapsamlı ve kapsayıcı değillerdir. Ancak bu kavramın aydınlanması için yeterlidirler.

‘İsrailiyat’ kelimesi ilk bakışta Yahudi kaynaklarından rivayet edilmiş hadislere delalet etmektedir. Ancak tefsir ve hadis uleması bu kavramın anlamını genişletmişlerdir. Ulemanın yanında tefsir, hadis ve tarih ilminde Yahudi, Hristiyan ve diğer kaynaklara dayanan eski efsane ve hikayelere verilen kavram adlandırmasıdır. Hatta bazı müfessirlere göre ‘israiliyat’ bazı Yahudi ve diğer inançlara mensup İslam düşmanlarının tefsir ve hadis ilmine soktukları hiçbir kaynağı ve delili olmayan sözlerdir.[4]

Yapılan tarifleri özetleyecek olursak zahiren bu kavram Yahudilerin İslam kaynaklarına soktukları rivayetlere verilen addır. Zira ‘İsrail’ Hz. Yusuf (a.s)’ın babası olan Hz. Yakup (a.s)’ın lakabıydı işte bu yüzden Yahudilere ‘beni İsrail’ denmektedir. Ama kullanılırken hem Müslüman olmayan Yahudilere hem de Yahudi olmayanlara ıtlak olmaktadır. Genellikle bu işi yapanlar Yahudi olduğu için bu ‘israiliyat’ adıyla meşhur olmuştur.[5]

İsrailiyat’ın Ortaya çıkışı:

Yahudi kaynaklı rivayetler neden diğer dinlerden daha fazla Müslümanların eserlerinde yer etmiştir; konusu başlı başına ele alınması gereken bir mevzudur. Elinizdeki araştırmanın boyutunu aşar ama özet olarak konuya değinecek olursak: Hristiyanlık Hz. Meryem, Hz. İsa (a.s) ve Ashap Kehf gibi sadece bazı temel konular hakkında Müslümanların ilgisini çekecek bilgilere sahiptiler. Doğal olarak onların birçok konuda ortaya koydukları öğretiler ve sözler Müslüman araştırmacıların ilgisini çekecek konumda değildi. Yahudilerin ahd-i atik ve diğer dini kaynaklarında Kuran’ı Kerim’de ve nebevi hadislerde söz konusu edilen birçok haber ve kıssa hakkında anekdotların olması bir taraftan. Diğer taraftan Arap yarımadasında sükûnet eden Yahudilerin Arap Müslümanlarla toplumsal ilişkilerinin olması bu iletişimin gerçekleşmesine yol açmıştır. Öte yandan diğer dinlerin tefsir ve rivayet konularını ele alacak söz söyleyecek aşinalığı ve birikimi çok fazla değildi. Ama felsefe ve tıp alanlarında bu dinlerin birikimleri Müslümanların mahfillerinde mevzu bahis olmuş bahislerde kendine yer açmıştır.

Bu bilgi ışığında ‘İsrailiyat’ın ortaya çıkışını hicri ilk yıllar olarak görebiliriz. Elbette yayılması ve kaynaklarda kendine yer bulması tabiin döneminde yaşanmıştır. Zira bu dönemde birçok ehli-kitap İslam dinine tabi olmuşlardır.  Ama bu yeni Müslümanların zihinleri daha önce atalarından öğrendikleri yaratılışın ortaya çıkışı, yaratılış esrarları, önceki ümmetlerin başlarından geçenler, peygamberlerin hikayelerini konu alan efsanelerle doluydu. Bütün bunların yanında Tevrat’ta geçen birçok başka efsanede söz konusuydu. Halk Kuran’da geçen bazı genel haberlerin ayrıntılarını öğrenmek için oldukça istekliydiler. İşte bu yüzden onların anlattıkları hikayeler Müslümanlar arasında rağbet görmekteydi. Özellikle Yahudilerin ve Hristiyanların başından geçenlerin anlatıldığı ve eski ve yeni Ahit’te geçen   hikayelere ilgi duyulmaktaydı. Sonuç olarak bu ‘İsrailiyat’ın birçoğu hiçbir çekince duyulmadan ve gerekli inceleme yapılmadan tefsir kitaplarında getirilmiştir.[6]

Hadis kaynaklarında ‘İsrailiyat’ üç sınıfa ayırmak mümkündür:

  1. Kuran’ı Kerimde özellikle peygamberler hakkında geçen haberlerin ayrıntılı anlatıldığı Kitap’ı Mukaddeste söz konusu olmuş tarihi rivayetler.
  2. Genellikle İsrailoğulları tarihinin anlatıldığı ahlaki öğretiler adı altındaki rivayetler.
  3. Hiçbir İslami kaynağa dayandırılmadan Yahudi kaynaklarından alınan ilk dönem insanlarının inançları ve efsanelerinin anlatıldığı hikayeler.

‘İsrailiyat’ olarak adlandırılan rivayetlerde konusunda ifade etmek gerekir ki bazı Kuran’ı Kerim ayetlerinin hadisler ışığında tefsir ve açıklaması yapılırken izlenen yaygın bir metot bulunmaktadır. Bu yöntemde önceki ümmetlerin başından geçenlerin anlatıldığı hikayelere yer verilir. Bu yöntemde hikâyede söz konusu olan şahsiyetlerin ya İbranice isimleri ya da onun yerine telaffuzu daha kolay olan bir isim kullanılır. Hikâyenin içeriğinin ve muhtevasının İslam kültürüne uygun olması için cüz-i değişikler yapılması da yaygın olan anlayıştı. Bu yolda birçok hikâye yeni bir dille, yeni adlar, mekanlar adı altında İslami öğretilere uyarlanarak, Yahudi inançlarından arındırılmaya çalışılarak önceki ümmetlerin başından geçenler Kuran’da geçen haberlerle ilişkilendirilmekteydi. Eğer bu çalışmaların örneklerini inceleyecek olursak ilk önce Hz. Şuayip (a.s)’ın hikayesini göz önünde bulundurmamız yerinde olur. Kuran’ı Kerim’de Şuayip (a.s) hakkında ‘Medyen” halkı arasında peygamberlik yapmasının dışında başka bir söz bulunmamaktadır.[7] Ama bazı müfessirler Hz. Şuayip (a.s)’ı ahd-i atik’te geçen Hz. Musa (a.s)’ın eşinin babası ‘Yetron’[8] olarak tanıtılan şahsiyetle eşleştirmişlerdir.[9] Elbette bu konuyu İsrailiyat’ın bir örneği olarak sunmak bu bilgiyi reddetmek anlamında değildir. Bilakis İsrailiyat’ olarak tabir edilen rivayetlerin kendi içinde sınıflandırılması ve hükümleri bulunmaktadır. İnşallah aşağıda bu konuya açıklama getirilecektir.

Ayet ve Rivayetlerde Gayri-Müslimlerin Sözünün Hükmü:

Gayri-Müslimlerin sözlerinin kabulü ve reddi geniş bir yelpaze içermekte ve farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda bazı hükümler sözlerine itibar etmeye cevaz verirken diğer bazı hükümlerde ise yasaklanmaktadır. Buna binaen konunun hükme tatbiki doğru yapılmalıdır.

“İsrailoğullarına sor; onlara apaçık nice ayetler verdik. Kim Allah”ın nimetini, kendisine geldikten sonra değiştirirse, (bilsin ki) Allah”ın cezası şüphesiz şiddetlidir.”[10]

Bu ayeti kerime de mevzu bahis olan konuyu bir kenara bırakacak olursak; Allah Teala bazı vakıaları İsrailoğlullarından sormasını emretmektedir. Bu sözden yola çıkarak şunu ifade edebiliriz ki İsrailoğullarının sözlerine itibar edilmesi kabul edilmiştir. Elbette bu yargı genel bir yargı hükmünde değildir. Bu konuyla ilgili diğer ayetleri inceledikten sonra ayetlerin delaleti ve kapsamı açığa çıkacaktır.

“And olsun ki, Musa”ya dokuz tane apaçık mucize verdik. İsrailoğullarına sor.”[11]

“Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitabı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. And olsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma!”[12]

Yukarıda geçen iki ayetin delaletinden İsrailoğullarının sözlerine itibar edile bilineceği sonucuna varılabilir.

İsrailoğullarının sözlerine itibar edileceği sonucu çıkarımı yapılan bu ayetler bir tarafa diğer taraftan bu çıkarımı reddeden görüşü destekleyen ayetlerde söz konusudur:

“Şimdi, bunların size inanacaklarını mı sanıyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinledikten ve iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif etmektedirler.”[13]

“İnananlara en şiddetli düşman olarak, insanlardan Yahudileri ve Allah”a şirk koşanları bulursun.”[14]

Bu ayeti kerimeler Yahudilere itimat edilemeyeceğini vurgulamakta ve onların İslam ehline olan düşmanlıklarını aşikâr etmektedir.

Elbette bu yargıdan da yola çıkarak bir genelleme yapılamaz. Bu konuyla ilgili diğer ayetleri göz önünde bulundurduktan sonra asıl anlam elde edilir.[15] Elbette bu iki grup ayetlerin dışında başka çıkarımlar elde edilen ayetlerde söz konusudur.

Konuyla ilgili rivayetlere gelecek olursak özellikle ehlisünnet kaynaklarında ayetlerin siyakında farklı anlamlar yüklenebilecek rivayetler söz konusudur. Teker teker bu rivayetleri ele almak yerine bu iki farklı çıkarımı bir anlamda cem eden, İmam Sadık (a.s)’dan bir rivayetle özetlemeye çalışacağız.

Abdul’ala bin. Ayan İmam Sadık (a.s)’a şöyle dedi: ‘Canım sana feda olsun, İnsanlar Allah Resulü (s.a.a)’den naklediyorlar ki İsrailoğlullarından hadis nakledebilirsiniz.’ İmam Sadık (a.s): “Evet” dedi. Bunu duyan muhaddis sordu: “Öyleyse İsrailoğlullarından duyduğumuz şeyleri nakletmemizin bir sakıncası yok değil mi?” diye sordu. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdular: “Duymadın mı? Allah Resulü (s.a.a)’in buyruğunu: “Bir adamın yalancı olması için duyduğu her şeyi rivayet etmesi yeterlidir.” Muhaddis: ‘O zaman ne yapmalıyız’ diye sordu. İmam Sadık (a.s): “İsrailoğullarının başlarından geçenlerden Kuran’ı Kerimde geçenleri naklet zira benzerleri bu ümmette vardır. Bunları nakletmende bir sakınca yoktur.”[16]

İsrailiyat’ın Hükmü:

İsrailiyat’ın çeşitli yönlerden sınıflandırılması mümkündür. Bu sınıflandırmalardan biride itibarları baz alınarak yapılan sınıflandırmadır. Bu sınıflandırmayı şu şekilde yapmak mümkündür:

  1. Doğruluğu ve güvenilirliği malum olan sahih olduğunu kanıtlayan şahit ve karinelerin olduğu rivayetler. Örneğin: Kebul-ahbar: “Allah Teala’nın Musa (a.s)’a vahiy ettiklerinden biride şudur: Anne babasının veyahut ikisinden birinin onun için bağışlanma dilediği kimsenin günahlarını affederim.”[17]
  2. İslami kaynaklar ışığında yalan ve yanlış olduğu kanıtlanabilen rivayetler.
  3. Doğruluğu veyahut yanlışlığı hakkında hüküm vermemizi sağlayacak delillerin olmadığı rivayetler.

Yapılan bu sınıflandırma ışığında israiliyat adı altında gelen her rivayetin hükmünü vermekte mümkün olacaktır. Doğruluğu kanıtlanan rivayetleri kabul etmemiz bir soruna yol açmayacağı gibi elde olan delil ve karineler bu rivayetleri kabul etmemizi de gerektirmektedir. Aynı şekilde yalan ve yanlış olduğu aşikâr olan rivayetlerinde reddedilmesi ve öğretilerden çıkartılması akli ve gereklidir. Ama üçüncü kısım israiliyat hakkında kabul ve inkâr noktasında bir zaruret olmadığı taktirde ihtiyat etmeli yersiz bir yargıda bulunmaktan kaçınmak daha doğru olacaktır.

İslami Kaynaklarda ‘İsrailiyat olarak adlandırılan rivayetler o kadar fazla ki çeşitli eserlerde bu konu incelenmiş ve İsrailiyat olarak adlandırılan rivayetler kıssalarda ayrıca analiz edilmiştir.[18]

İsrailiyat’ın oluşmasında etkili olan şahsiyetler:

Kuran’ı Kerim ve Nebevi hadislerde mevzu bahis edilen önceki ümmetlerin başından geçenlere duyulan ilgi özellikle tabiin döneminde oldukça önemli bir konuma kavuşmuştur. Tarihi incelemelerde birkaç tane ünlü tabiinin ismi bu bağlamda öne çıkmaktadır. Elbette bunların bazılarının Yahudi asıllı oldukları ve bazılarının ise yalnızca Yahudi kaynaklardan faydalandıkları bilinmektedir. Bu şahıslar ister yabancı kaynaklardan rivayet naklinde ister rivayetlerin ayrıntılarla şekillenmesi aşamasında İslami kaynaklarda İsrailiyat’ın oluşmasında etkili rol almışlardır.

Tanınmış bir Müslüman düşünür ve toplum bilimci olan İbni-Haldun bu konuda şöyle yazmaktadır: “Önceden Tevrat’a tabi olan ve daha sonra İslam getirmiş bazı şahıslar özellikle yaratılış ve gelecekle ilgili kehanetlerde eskiden kalma kültür ve öğretileri üzere kalmışlardır. Bu gurubun öne çıkan şahsiyetleri: Ke’bul-ahbar, Vahab bin. Munebbih, Abdullah bin. Salman’dır.”[19]

Bu isimler arasında Ke’bul-ahbar olarak tanınan asıl adı Ebu-ishak bin. Mâni Humeyri olan şahıs oldukça önemlidir. Bu şahıs Yemen Yahudilerinin büyüklerinden biri olup birinci halife döneminde Medine’ye gelerek İslam getirmiştir. Humeyr Yahudilerinin mahfillerinde seçkin bir yeri olan Ke’bul-ahbar Yahudi kaynaklarının içeriğini bilen biriydi. İslam dinine geçtikten sonra Müslüman mahfillerinde meraklı zihinlerin sorularına bu kaynaklardan cevap veren şahsiyet olarak karşımıza çıkmaktadır.[20] Ke’bul-ahbar’ın öne çıkmasını sağlayan unsur ikinci halife Ömer’in ve özellikle Muaviye’nin onun hikayelerine duydukları ilgidir. Bu durum Müslümanlar arasında onun rivayetlerinin yayılmasına yol açmıştır. Öyle ki iş bazı ayeti kerimelerin Ke’bul-ahbar tarafından tefsir edilmesine kadar varmıştır.

Ke’bul-ahbar’ın dışında İsrailiyat’ın çeşmesi olan başka şahsiyetlerde söz konusudur. Bu insanların isimleri tarih kitaplarında zikredilmektedir.[21]

 


[1] Dehhuda, Ali ekber, lügat name dehhuda, ‘İsrailiyat’ 1377.şemsi.

[2] Diyarıbidgili, Muhammet taki, pejuheş der bab-ı İsrailiyat der tefsir Kuran, 96.s, intişarat suhreverdi, tahran, 2.bk, 1383.şemsi.

[3] Aynısı.

[4] Marifet, Muhammet Hadi, Et-tefsir ve’l-mufessirun fi sovbe’ul-kaşib, 2.c, 80.s, el-camie’tul-rezeviyye’tul-ulum’ul-İslamiye, 1418.hicri.

[5] Et-tefsir ve’l-mufessirun 2.c, 80.s.

[6] Et-tefsir ve’l-mufessirun 1.c, 446.s.

[7] Araf-88.

[8] Çıkış,1.3.

[9] Daire’tul-Mearif İslami, ‘İsrailiyat’.

[10] Bakara-211: «سَلْ بَنی‏ إِسْرائیلَ کَمْ آتَیناهُمْ مِنْ آیةٍ بَینَةٍ وَ مَنْ یبَدِّلْ نِعْمَةَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ ما جاءَتْهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدیدُ الْعِقابِ».

[11] İsra-101: «وَ لَقَدْ آتَینا مُوسى‏ تِسْعَ آیاتٍ بَیناتٍ فَسْئَلْ بَنِی إِسْرائِیلَ إِذْ جاءَهُمْ».

[12] Yunus-94: «فَإِنْ کُنْتَ فی‏ شَکٍّ مِمَّا أَنْزَلْنا إِلَیکَ فَسْئَلِ الَّذینَ یقْرَؤُنَ الْکِتابَ مِنْ قَبْلِکَ لَقَدْ جاءَکَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّکَ فَلا تَکُونَنَّ مِنَ المُمْتَرینَ».

[13] Bakara-75: «أَ فَتَطْمَعُونَ أَنْ یؤْمِنُوا لَکُمْ وَ قَدْ کانَ فَرِیقٌ مِنْهُمْ یسْمَعُونَ کَلامَ اللَّهِ ثُمَّ یحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ ما عَقَلُوهُ وَ هُمْ یعْلَمُون‏».

[14] Maide-82: «لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَداوَةً لِلَّذِینَ آمَنُوا الْیهُودَ وَ الَّذِینَ أَشْرَکُوا».

[15] Kuran açısından ehli-kitap hakkında daha fazla bilgi için: Kuran açısından ehli-kitap, 23882.

[16] Şeyh Saduk, Maani’ul-ahbar, 159.s, defter intişarat İslami, Kum, ilk baskı, 1403.h.

[17] Muhaddis Nuri, Hüseyin, Müstedrek’ul-vesail ve mustenbit’ul-mesail, 15.c, 169.s, muessese’tul-Alul’beyt, kum, ilk baskı, 1408.h.

[18] Muhammed Ebu Üzeyir, Said Yusuf, el-İsrailiyat vel-movzuat fi kutub’ul-tefasir’ul kadime ve hadise, mektebe’tul-tevfikiyye, Kahire.

[19] Rukni yezdi, Muhammet mehdi, aşinayı ba ulum Kuran, 135.s, semt, Tahran, ilk baskı, 1379.şemsi.

[20] Ez-zerkili, Hayreddin, el’alam kamus teracim’ul-eşher’ur-rical ve’n-Nisa min’el-arap ve’l-musteribin ve’l-musteşrikin, 5.c, 228.s, Beyrut, dar’ul-ulum lil’melayin, 8.bk, 1989.m.

[21] Zehebi, Muhammet Hüseyin, et’tefsir ve’l-mefsurun buhus tafsili en neş’etut-tefsir, 1.c, 183-201, dar ihya’ut-teras’ul-arabi, Beyrut.

Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Hz. Mehdi ile irtibat ve ilişki mümkün mü?
    12089 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/06/20
    Birbirini tanımayan iki kişi arasında ilişkinin kurulması mümkün değildir İlişkinin meydana gelmesi için en azından iki taraftan birinin diğerini tanıması ve sonuçta ona bağlılık duyması onun mehabetini kalbinde oluşturması ile başlayabilir ve sonra karşılıklı bağ ve dostluk oluşmasına yol açabilir.
  • Cemaat namazı niyetinde namaz rekâtlarının sayısı belirtilmeli midir?
    5494 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/09/12
    Asıl yanıta değinmeden önce niyette iki önemli konunun dile getirildiği noktasını hatırlamak gerekir:1. Niyette söz gerekli midir?2. Niyette muteber olan şeyleri dile getirmenin lazım olmadığı açıklığa kavuştuktan sonra[1] hangi şeylerin niyette gerekli ve muteber olduğu konusu ortaya çıkmaktadır. ...
  • İslam devletinde medeni kurumların yeri nedir?
    7213 Düzenler 2010/12/04
    Toplumda halk kitleleriyle devlet arasındaki kuruluşlara medeni kurumlar denir. Köy ve şehirlerdeki kooperatifler, dernekler, spor kulüpleri ve birlikler (okul-aile birliği gibi) vb. medeni kurumlara örnek teşkil etmektedirler. Medeni kurumların varlığı halkçı düzenlerin temel özelliklerinden biridir. Bir işi ve mesleği olan herkes bu kurumlara üye olabilirler. Medeni kurumlar, toplumsal ...
  • Şefaatin kıyametteki yeri ve önemi nedir?
    9004 Eski Kelam İlmi 2009/06/17
    Şefaat, zayıf birini güçlendirmek, takviye etmek demektir. Şefi' (şefaat edici) ise ihtiyacı olana yardım eden ve onu mutedil bir duruma getirip ihtiyacını gideren kimsedir. Kıyamette şefaat etmek Allah'a mahsustur. Elbette Yüce Allah bazılarına da başkalarına şefaat etmeleri için izin vermiştir. Bu konu hakkında gelen birçok rivayetten kıyamette şefi'lerin çok olacağı ...
  • Çocukken bir defa kız kardeşimin sütünü içmiş olan amcakızım ile evlenebilir miyim?
    7506 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/12/22
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Niçin Abdulmuttalib oğlunun adını Abduluzza koymuştur?
    22730 تاريخ بزرگان 2008/07/22
    Abdulmuttalibin oğlu Ebu leheb (Haşim oğlu Abdulmuttalib oğlu Abduluzza) künyesi Ebu utbe’dir, Peygamber (s.a.a) efendimizin amcası ve aynı zamanda onun en katı düşmanlarından biridir. Annesi Beni Huzae kabilesinden Lubna ve eşi Harb ibn-i Umeyye’nin kızı ve Ebu süfyanın kız kardeşi, Ümm-i cemil adıyla tanınan Arvi veya Avra’dır. ...
  • İmamları (a.s) ziyaret etme felsefesi nedir?
    8535 İslam Felsefesi 2011/05/21
    Saygı ve tazim etme eşliğinde herhangi bir şahıs veya şeye yönelik duyulan içsel bir temayül ve eğilime ziyaret denir. İnsanın hakikati ruhu olduğundan ve o da hiçbir zaman fani olmadığından, bir büyük şahsı öldükten sonra ziyaret eden bir insan gerçekte diri bir varlığı ziyaret etmiş, ona eğilim ve temayül ...
  • Acaba Ehlisünnet ile Şia arasında münazaraların yapılmasına taraftar ve teyit ediyor musunuz?
    7490 Eski Kelam İlmi 2011/07/24
    Semavi dinler, özellikle İslam dini diyalog ve görüş alış verişinin yapılmasına önem vermiş/vermekte ve buna has bir ilgi göstermiş ve göstermektedir. Zira dinin temel hedefi insanları saadete tekâmüle ve doğru yola, doğru bir şekilde hidayet etmektir. Bu hedef ve maksadın gerçekleşmesi sadece ve ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    12160 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Salâvat getirirken Al-i Muhammed’i demezsek niçin savat eksik sayılır?
    15109 Tefsir 2009/07/23
    Al-i Muhammed’e salâvat getirmek bidat olmadığı gibi Kur’an ve hadis ve akıl ve irfanla da uyumludur, çünkü:Bidatin manası dinde olmayan bir şeyi dine dahil etmektir. Biz Al-i Muhammede salâvat getirmenin bidat olmadığını söylüyoruz çünkü bu konu Peygamber ve Ehl-i Beyt’ten gelen hadislerde yer ...

En Çok Okunanlar