Gelişmiş Arama
Ziyaret
28942
Güncellenme Tarihi: 2012/01/23
Soru Özeti
Birkaç defa yeniden yapılmasına rağmen neden henüz Kâbe’deki yarılma gözlemlenmektedir? Bu yarılmanın başka bir delili var mıdır?
Soru
Kâbe evinin yarılması fotoğrafı ve Müminlerin Önderinin doğum mucizesi mevcuttur, ama Kâbe birkaç defa yıkılıp baştan yapılmamış ve onarılmamış mıdır? O halde artık Kâbe’nin yarılmasının bir anlamı bulunmamaktadır. Bu yarılma yer kayması nedeniyle oluşmuş olabilir mi?
Kısa Cevap
Tarih ve İslamî kaynakların bize bildirdiği üzere Kâbe evi Âdem (a.s) eliyle yapılmış, sonra Nuh tufanında hasar görmüş, ardından İbrahim Halil (a.s) tarafından yeniden inşa edilmiş, ondan sonra Araplardan bir kavim onun duvarlarını yapmış, yine viran olmuş, Amaleke olarak adlandırılan bir kavim onu yeniden inşa restore etmiş, dördüncü defa Kureyş onu restore etmiş, Abdülmelik Mervan hilafeti üstlendikten sonra Haccac b. Yusuf Abdullah b. Zübeyir’in yaptığı evi yıkmış ve onu önceki haline çevirmiştir. Kabe’nin hali Osmanlı padişahı Süleyman’ın 960’ta iş başına gelinceye dek bu minvalde kalmış ve o Kabe’nin tavanını değiştirmiştir. Osmanlı sultanı Ahmet 1121’de hilafeti üstlenince Kâbe’de bir takım onarımlarda bulunmuştur. 1039’da meydana gelen büyük selin Kâbe’nin kuzey, doğu ve batı yönündeki bazı kapılarını tahrip edince Osmanlı padişahlarından biri olan 4. Murat onu onarmaları emrini verdi ve artık bugüne dek Kâbe’ye bir el sürülmedi. Hz. Ali’nin (a.s) doğum şekli ve Kâbe duvarının yarılması ise hiç kimse tarafından şüpheyle karşılanmamıştır. Hem Ehli Sünnet kaynakları ve hem de Şiiler kuşku duymadan onu nakletmiştir. Ama Hz. Ali’den (a.s) sonra da Kâbe birkaç defa restore edilmiş ve yeniden yapılmıştır. Bu nedenle, tabii olarak Kâbe’de Hz. Ali’nin (a.s) doğumu için meydana gelen yarığın yok olması gerekmektedir. Bu, hiçbir Şii’nin inkâr etmediği bir husustur ve yenileme sebebiyle söz konusu yarığın izinin yok olmasının bir önemi de bulunmamaktadır. Çünkü önemli olan şey, kesinlikle vuku bulmuş olan ve Şia ile Ehli Sünnet kaynaklarının yeterince naklettiği Kâbe’nin yarılması mucizesidir.
Ayrıntılı Cevap

Bu soruyu daha güzel cevaplayabilmek için, bu kutsal evin yapılmasının tarihini özetle bilmemiz gerekmektedir. Bu konuda İslam’ın haber kaynaklarından anlaşıldığı üzere, Kabe ilk tevhit evi ve yeryüzündeki en eski mabettir. Ondan önce hiçbir merkez, Allah’a yakarma ve tapınmanın merkezi olmamıştır. Kâbe, halk ve insanlık toplumunun faydası için toplanma merkezi olan bir nokta ve çok bereketli olan bir mahalde yapılmıştır. Kabe evi, Hz. Âdem’in (a.s) eliyle yapılmış ve ardından Nuh tufanında hasar görmüş ve İbrahim Halil (a.s) tarafından inşa edilmiştir. Hz. Ali (a.s) Nehcü’l-Belağa’da bu hususta şöyle buyuruyor: Adem zamanından bugüne dek Allah’ın dünya halkını bir taşın parçalarıyla imtihan ettiğini, onu saygın evi karar kıldığını ve ardından Adem ve evlatlarına onun etrafında tavafta bulunmalarını tavsiye ettiğini görmüyor musunuz.”[1] İbn. Şehraşub, Bir şahıs «إِنَّ أَوَّلَ بَیْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ»  ayeti hakkında Kâbe ilk ev midir diye Müminlerin Önderinden (a.s) bir soru sorduğunu ve onun da şöyle cevap verdiğini aktarır: Hayır, Kâbe’den önce başka evler de vardı, lakin Kâbe insanlar için yapılmış ilk mübarek evdir. Bu evde hidayet, rahmet ve bereket mevcuttur. Onu ilk yapan İbrahim idi. Ondan sonra Araplardan bir kavim onu inşa etti. Sonra zaman onu yine viran etti. Amalake kavmi üçüncü defalığına onu yaptı ve dördüncü kez Kureyş onu restore etti.[2] Kâbe’nin yönetimi Allah Resulü’nün (s.a.a) atalarından biri olan Kusay b. Kelab’ın (Hicretten önce ikinci asır) eline geçince, Kusay onu yıktı, baştan daha sağlam bir şekilde yaptı, hurma ağacına benzer bir ağacın tahtası ve hurma ağacının dallarıyla örttü. Bu bina böylece kaldı. Abdullah b. Zübeyir, Yezid b. Muaviye döneminde Hicaz’a egemen olunca, Yezid Hasin adında bir komutanı onu yıkmak için gönderdi. Savaşın ve Yezid’in askerlerinin mancınık ile Mekke tarafına büyük taşlar atmaları neticesinde Kâbe yıkıldı ve aynı şekilde şehre mancınık ile atılan ateşler ile Kâbe’nin perdesi ve onun tahtaları yandı. Yezid’in ölmesi üzerine savaşın bitmesiyle, Abdullah b. Zübeyir Kâbe’yi yıkıp yeniden yapma kararı aldı. O, Yemen’den özel bir kirecin getirilmesi emrini verdi, onu kireç ile inşa etti, Hicr-i İsmail’i evin bir bölümü haline getirdi ve daha önce yüksek olan Kâbe’nin kapısını yer seviyesine kadar alçalttı. Halkın birinden girip diğerinden çıkması için eski kapı karşısına yeni bir kapı yaptı. Kâbe’nin yüksekliğini yaklaşık on üç buçuk metre yaptı. Onu tamamladıktan sonra iç ve dışına misk ve amber sürdü ve ipekten bir parçayla onu örttü. Hicri 64 yılının Recep ayında bu işi bitirdi. Abdülmelik b. Mervan hilafeti ele geçirince, Haccac b. Yusuf, Abdullah b. Zübeyir’in yaptığı evi yıktı ve onu eski haline döndürdü. Haccac Kabe’nin duvarını kuzeyden yaklaşık üç metre yirmi santim yıktı, Kureyş’in yapısına ulaştı ve bu yöndeki inşaatı bu esasa göre yaptı. İbn. Zübeyir’in alçalttığı Kâbe’nin doğu kapısını da önceki şekline (yerden yaklaşık bir buçuk veya iki metre yüksek) döndürdü ve Abdullah’ın eklediği kapıyı da kapattı. Sonra artı kalan taşlarla Kâbe’nin tabanını döşedi. Kâbe’nin hali Osmanlı padişahı Süleyman’ın 960’ta iş başına gelinceye dek bu minvalde kalmış ve o Kâbe’nin tavanını değiştirmiştir. Osmanlı sultanı Ahmet 1121’de hilafeti üstlenince Kâbe’de bir takım onarımlarda bulunmuştur. 1039 yılında meydana gelen büyük selin Kâbe’nin kuzey, doğu ve batı yönündeki bazı kapılarını tahrip edince Osmanlı padişahlarından biri olan 4. Murat onu onarmaları emrini verdi ve artık bugüne dek Kâbe’ye el sürülmedi.[3] Hz. Ali’nin (a.s) Kebe’de doğması hususu hiç kimse tarafından şüpheyle karşılanmamış ve hem Şia ve hem de Ehli Sünnete mensup tüm Müslümanlar bu mucizeyi kabul etmiştir. Şii kaynaklarında şöyle yer almaktadır: Yezid. B. Kanab şöyle demektedir: Ben, Abbas b. Abdülmuttalib ve Abdüluzza’dan bir grup birlikte Kabe’nin karşısında oturmuştuk. Bu esnada dokuz ay hamile olan ve doğum sancısı çeken Fatıma b. Esed şöyle dedi: Ey Tanrım ben sana, senden gelenlere, peygamberlerine ve kitaplarına inanıyorum ve bu evi eski evi yapan atam İbrahim Halil’in (a.s) sözünü tasdik ediyorum. Bu evi yapan şahsın ve karnımda taşıdığım kişinin hatırı için bu doğumu bana kolaylaştır. Yezid b. Kanab şöyle demektedir: Biz gözlerimizle Allah’ın evinin arkadan yarıldığını, Fatıma’nın onun içine girdiğini, gözlerden kaybolduğunu ve duvarın kapandığını gördük. Biz evin kapısındaki kilidi açmak istedik, ama açılmadı. Biz bunun Allah Azze ve Celle tarafından olduğunu anladık. O, dört gün sonra dışarıya çıktı, elinde Müminlerin Önderi vardı ve şöyle söyledi: Ben geçmiş bütün kadınlardan daha fazilet sahibiyim; zira Asiye b. Muzahim Allah’a tapmanın zor olduğu yerde çaresizlikle Allah’a gizlice tapındı, İmran kızı Meryem kuru hurma ağacını eliyle sıkıp ondan taze hurma aldı ve yedi ve ben ise Allah’ın saygın evine girdim, cennet meyveleri, dal ve yapraklarından yedim ve dışarı çıkmak istediğim zaman da bir haberci seslenerek ey Fatıma evladının adını Ali koy, o yücedir ve Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ben onun adını kendi adımdan aldım, onu kendi edebimle edeplendirdim, girift ilmimi ona öğrettim. O, Kâbe’deki putları kıracak, evimin üstünde ezan söyleyecek, beni takdis edecek, övecektir. Onu sevene, emrine uyana ne mutlu! Ona düşman olan ve itaatsizlik edene ise yazıklar olsun.[4] Ehli Sünnet âlimleri arasında da birçok grup bu hakikati açıkça kabul etmiş ve onu eşsiz bir erdem olarak değerlendirmiştir. Örneğin, Hâkim Nişaburi, Müstedtek’te şöyle yazmaktadır: Mütevatir haberlerde Fatıma b. Esed’in Hz. Ali’yi (a.s) Kâbe’nin içinde dünyaya getirdiği belirtilmiştir.[5] Aynı şekilde Saidi Ehli Sünnetin altı sahih kitabından şöyle nakletmektedir: Bir görüşe göre Hz. Ali (a.s) 13 Receb Cuma günü, Fil Yılı’ndan otuz yıl sonra ve Peygamberin (s.a.a) hicretinden yirmi üç yıl önce Mekke-i Mükerreme’de Kâbe’nin içinde doğmuştur. Başka bir görüşe göre ise, Fil Yılı’ndan yirmi beş yıl sonra ve Peygamberin gönderilmesinden on iki yıl önce doğmuştur. Bir başka görüşe göre ise Peygamberin gönderilişinden on yıl önce doğmuştur ve Hz. Ali’den (a.s) önce Kâbe’de hiç kimse doğmamıştır.[6] Belirtilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda Şia ve Ehli Sünnetin Kâbe’nin yarılma mucizesinin kesin olduğuna ve Hz. Ali’nin (a.s) Kâbe’nin içinde doğduğuna inandığı aydınlanmaktadır. Bu nedenle, Hz. Ali’nin (a.s) doğum ve yaşamı sonrası Kâbe’de yapılan tahribat ve restorasyonlar göz önünde bulundurulduğunda, tabii olarak Müminlerin Önderinin annesinin Kâbe’ye girerken meydana gelen yarılmanın izlerinin ortadan kaybolmuş olması gerekmektedir. Bu, hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir hakikattir ve Ali (a.s) Şiilerinden kimse de bunu inkâr etmemektedir. Ama Şia’nın övünç kaynağı, bu mucizenin Kâbe’de doğan tek kişiye ait olması ve Şia’nın onu takip etmekle iftihar etmesidir. Restorasyon sebebiyle yarığın izlerinin yok olmasının hiçbir önemi de bulunmamaktadır; Çünkü önemli olan şey, kesinlikle vuku bulmuş olan ve Şia ile Ehli Sünnet kaynaklarının yeterince naklettiği Kâbe’nin yarılması mucizesidir.



[1] Seyid Rezi, Nehcü’l-Belağa, Hutbe-i Kasia.

[2] Behrani, Seyid Haşim, Tefsirü’l-Burhan, c. 1, s. 661, h. 36, Bonyad-ı Biset, çap-ı evvel, Tahran, 1416 k.

[3] Musevi Hemedani, Seyid Muhammed Bakır, Tercüme-i Tefsir-i el-Mizan, c. 3, s. 555, Camia-i Müderrisin, Kum, 1374 ş.

[4] Şeyh Saduk, Amali, Tercüme-i Kemeri, s. 133, Naşır-i İslamiye, çap-ı heştom, Tahran, 1376 ş.

[5] Hakim Nişaburi, Muhammed, Müstedrek Âla’l-Sahiheyn, c. 3, s. 483, Naşır-i Daru’l-Marifet, çap-ı dovvom, Beyrut, 1406 k.

[6] Saidi, Muhammed Bakır, Fezail-i Penc Ten (a.s) Der Sıhah-ı Şeşgane-i Ehli Sünnet, c. 1, s. 304, Firuzabadi, çap-ı evvel, Kum, 1374 ş, Be nakl az Nuru’l-Ebsar, s. 69.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia, Ömer b. Hattab’ın küfrünün iblisin küfrü ile eşit olduğuna inanmakta mıdır?
    11956 شیعه و خلفا 2012/08/12
    Belirtilen rivayet evvela senet ve metin açısında zayıftır ve delil teşkil etmeyen mürsel rivayetlerden sayılmaktadır; zira Ayyaşi ile Ebu Basir arasındaki senet ve vasıta belli değildir. Eğer bazı mürsel rivayetlerin kabul edildiği söylenirse, Ayyaşi senetsiz mürsel rivayetleri delil teşkil edecek şahıslardan değildir. İkincisi rivayette Ömer b. Hattab’ın küfrü ...
  • Bilal-i Habeşî Ve Hilafet Meselesi
    10364 تاريخ بزرگان 2011/08/03
    Tarihten anlaşıldığı kadarıyla Bilal-i Habeşî halifeler biat etmemiş, bazı yerlerde onlara itiraz etmiş ve hilafet sistemi için ezan okumaktan uzak durmuştur. Bu yüzden Şam’a sürgüne gönderilmiş ve orada vefat etmiştir. ...
  • Nazarı engellemek için üzerlik otu dumanını saçmanın dinî bir kanıtı var mıdır?
    155744 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/05/21
    Bazı hakikat ve gerçekleri anlamada insan aklı ve bilgisi yetersizdir. Nazar en azından bugüne kadar insan aklı ve bilgisinin ispat edemediği ve aynı şekilde onu reddetmeye dönük bir kanıt bulamadığı bir fenomendir. Kur’an ve rivayetleri içeren dinî metinlere müracaat ederek nazarı ispat eden deliller bulmak mümkündür. İnsan ...
  • Allah’a giden yolda nuranî hicaplar yani imamlar (a.s) yükselmeye neden olur mu?
    10162 Pratik İrfan 2011/08/21
    İrfan ile ilgili tabirlerde gözlemlenen nuranî hicaplar kavramı, yolcunun ruhanî seyir ve yolculuk merhalelerinde kendisinde durması durumunda yüksek merhalelere çıkmasını engelleyen her merhaleye denir. Gerçekte manevi tekâmül ve rüşt amillerine her tür bağımsız bakış nuranî hicap olarak adlandırılır. Bu manasıyla nuranî hicapların imamlar hakkında kullanışının negatif bir değer ifade ...
  • Rehberliğin görüşüne göre “bilerek” namazı bozmanın hükmü nedir?
    32084 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/12/22
    İradi olarak farz namazı bozmak ve kesmek haramdır ama bir kefareti yoktur. Eğer insan namazını doğru kılıp kılmadığına dair şüphe ederse şüphesine itina etmemeli, namazını doğru kıldığına hükmetmeli ve namazı bozmamalıdır. Ama namazını bozarsa bunun bir kefareti yoktur. Elbette farz namazı iradi olarak bozmak haramdır ama ...
  • Âlimler ve müçtehitlerin Savefi Şahları hakkında ki genel görüşleri nedir?
    7656 تاريخ بزرگان 2009/04/08
    Her şeyden önce bilmek gerekir ki âlim ve müçtehitler şöyle bir genel kaideye inanırlar: Dini tebliğ edip yaymak için çaba harcamak lazımdır ve onun temellerinin sağlamlaştırmak için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamalıdır. Ancak bu ortak hedefe ulaşmak için metot konusunda görüş ayrılığı olabilir.İmam ...
  • Allah-u Teala, insanı hangi hedef için yaratmıştır?
    11755 Eski Kelam İlmi 2008/04/09
    Allah’ın yaratıcılık sıfatı, O’nun yaratmasını gerektirmektedir.Yaratılış düzeni, hikmet ve hedef üzere olan bir düzendir.Kâinatın ve varlıkların yaratılış hedefi insandır ve bütün her şey onun için yaratılmıştır. Yaratıcısının en üstün olduğu gibi o da mahlûkatın en üstünüdür.İnsanın yaratılış hedefi ne için olursa olsun, sonucu hiçbir şeye muhtaç olmayan ...
  • Kurban bayramında boynuzu kırık olan hayvan kesilebilir mi?
    20897 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/02/15
    Kurbanlıktan maksat kurban bayramında Mina’da kesilen hac kurbanıysa fakihlerin çoğunun fetvasına göre yaratılıştan boynuzu var imişse (şu anda boynuzu olmasa veya kırılmış olsa bile) kurbanlık için yeterlidir.[1] Ancak boynuzun içi kırılmış veya kesilmiş ise yeterli olmaz. Dış boynuzun kırılmasının sakıncası ...
  • Din adamlarının cemaat imamı sıfatıyla kıldıkları namaz karşılığında halktan para almaları caiz midir?
    9045 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/22
    Büyük taklit mercilerinin bürolarından aşağıdaki yanıtlar alınmıştır:Yüce Rehberlik Makamı:Kıldıkları namaz karşılığında para alamazlar. Elbette geliş, gidiş ve araba ücreti vb. sıfatıyla alınırsa, sakıncası yoktur. Devletten (namaz kılma karşılığında) aylık maaş almanın ...
  • Neden Bedir savaşında Peygamberin yardımını gelen Melekler Uhut savaşında ganimetlerin toplamasına giden askerlerin önünü almadılar? Neden İmam Hasan (a.s.) ve İmam Hüseyin’in (a.s.) yardımına gitmediler?
    26836 دانش، مقام و توانایی های معصومان 2012/07/21
    Bedir savaşı Müslümanların İslam tarihinde tecrübe ettikleri ilk savaştır. İslam dini yeni ve olağan üstü hassasiyete sahipti. Bunun karşısında İslam’ı yok etmek dışında hiçbir şeye rıza göstermeyen put perest ve müşrik bir toplum yer almıştı. Bunları dikkate aldığımızda Müslümanların dolaysız bir şekilde Allah ve melekleri tarafından yardım ...

En Çok Okunanlar