Gelişmiş Arama
Ziyaret
29127
Güncellenme Tarihi: 2012/01/23
Soru Özeti
Birkaç defa yeniden yapılmasına rağmen neden henüz Kâbe’deki yarılma gözlemlenmektedir? Bu yarılmanın başka bir delili var mıdır?
Soru
Kâbe evinin yarılması fotoğrafı ve Müminlerin Önderinin doğum mucizesi mevcuttur, ama Kâbe birkaç defa yıkılıp baştan yapılmamış ve onarılmamış mıdır? O halde artık Kâbe’nin yarılmasının bir anlamı bulunmamaktadır. Bu yarılma yer kayması nedeniyle oluşmuş olabilir mi?
Kısa Cevap
Tarih ve İslamî kaynakların bize bildirdiği üzere Kâbe evi Âdem (a.s) eliyle yapılmış, sonra Nuh tufanında hasar görmüş, ardından İbrahim Halil (a.s) tarafından yeniden inşa edilmiş, ondan sonra Araplardan bir kavim onun duvarlarını yapmış, yine viran olmuş, Amaleke olarak adlandırılan bir kavim onu yeniden inşa restore etmiş, dördüncü defa Kureyş onu restore etmiş, Abdülmelik Mervan hilafeti üstlendikten sonra Haccac b. Yusuf Abdullah b. Zübeyir’in yaptığı evi yıkmış ve onu önceki haline çevirmiştir. Kabe’nin hali Osmanlı padişahı Süleyman’ın 960’ta iş başına gelinceye dek bu minvalde kalmış ve o Kabe’nin tavanını değiştirmiştir. Osmanlı sultanı Ahmet 1121’de hilafeti üstlenince Kâbe’de bir takım onarımlarda bulunmuştur. 1039’da meydana gelen büyük selin Kâbe’nin kuzey, doğu ve batı yönündeki bazı kapılarını tahrip edince Osmanlı padişahlarından biri olan 4. Murat onu onarmaları emrini verdi ve artık bugüne dek Kâbe’ye bir el sürülmedi. Hz. Ali’nin (a.s) doğum şekli ve Kâbe duvarının yarılması ise hiç kimse tarafından şüpheyle karşılanmamıştır. Hem Ehli Sünnet kaynakları ve hem de Şiiler kuşku duymadan onu nakletmiştir. Ama Hz. Ali’den (a.s) sonra da Kâbe birkaç defa restore edilmiş ve yeniden yapılmıştır. Bu nedenle, tabii olarak Kâbe’de Hz. Ali’nin (a.s) doğumu için meydana gelen yarığın yok olması gerekmektedir. Bu, hiçbir Şii’nin inkâr etmediği bir husustur ve yenileme sebebiyle söz konusu yarığın izinin yok olmasının bir önemi de bulunmamaktadır. Çünkü önemli olan şey, kesinlikle vuku bulmuş olan ve Şia ile Ehli Sünnet kaynaklarının yeterince naklettiği Kâbe’nin yarılması mucizesidir.
Ayrıntılı Cevap

Bu soruyu daha güzel cevaplayabilmek için, bu kutsal evin yapılmasının tarihini özetle bilmemiz gerekmektedir. Bu konuda İslam’ın haber kaynaklarından anlaşıldığı üzere, Kabe ilk tevhit evi ve yeryüzündeki en eski mabettir. Ondan önce hiçbir merkez, Allah’a yakarma ve tapınmanın merkezi olmamıştır. Kâbe, halk ve insanlık toplumunun faydası için toplanma merkezi olan bir nokta ve çok bereketli olan bir mahalde yapılmıştır. Kabe evi, Hz. Âdem’in (a.s) eliyle yapılmış ve ardından Nuh tufanında hasar görmüş ve İbrahim Halil (a.s) tarafından inşa edilmiştir. Hz. Ali (a.s) Nehcü’l-Belağa’da bu hususta şöyle buyuruyor: Adem zamanından bugüne dek Allah’ın dünya halkını bir taşın parçalarıyla imtihan ettiğini, onu saygın evi karar kıldığını ve ardından Adem ve evlatlarına onun etrafında tavafta bulunmalarını tavsiye ettiğini görmüyor musunuz.”[1] İbn. Şehraşub, Bir şahıs «إِنَّ أَوَّلَ بَیْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ»  ayeti hakkında Kâbe ilk ev midir diye Müminlerin Önderinden (a.s) bir soru sorduğunu ve onun da şöyle cevap verdiğini aktarır: Hayır, Kâbe’den önce başka evler de vardı, lakin Kâbe insanlar için yapılmış ilk mübarek evdir. Bu evde hidayet, rahmet ve bereket mevcuttur. Onu ilk yapan İbrahim idi. Ondan sonra Araplardan bir kavim onu inşa etti. Sonra zaman onu yine viran etti. Amalake kavmi üçüncü defalığına onu yaptı ve dördüncü kez Kureyş onu restore etti.[2] Kâbe’nin yönetimi Allah Resulü’nün (s.a.a) atalarından biri olan Kusay b. Kelab’ın (Hicretten önce ikinci asır) eline geçince, Kusay onu yıktı, baştan daha sağlam bir şekilde yaptı, hurma ağacına benzer bir ağacın tahtası ve hurma ağacının dallarıyla örttü. Bu bina böylece kaldı. Abdullah b. Zübeyir, Yezid b. Muaviye döneminde Hicaz’a egemen olunca, Yezid Hasin adında bir komutanı onu yıkmak için gönderdi. Savaşın ve Yezid’in askerlerinin mancınık ile Mekke tarafına büyük taşlar atmaları neticesinde Kâbe yıkıldı ve aynı şekilde şehre mancınık ile atılan ateşler ile Kâbe’nin perdesi ve onun tahtaları yandı. Yezid’in ölmesi üzerine savaşın bitmesiyle, Abdullah b. Zübeyir Kâbe’yi yıkıp yeniden yapma kararı aldı. O, Yemen’den özel bir kirecin getirilmesi emrini verdi, onu kireç ile inşa etti, Hicr-i İsmail’i evin bir bölümü haline getirdi ve daha önce yüksek olan Kâbe’nin kapısını yer seviyesine kadar alçalttı. Halkın birinden girip diğerinden çıkması için eski kapı karşısına yeni bir kapı yaptı. Kâbe’nin yüksekliğini yaklaşık on üç buçuk metre yaptı. Onu tamamladıktan sonra iç ve dışına misk ve amber sürdü ve ipekten bir parçayla onu örttü. Hicri 64 yılının Recep ayında bu işi bitirdi. Abdülmelik b. Mervan hilafeti ele geçirince, Haccac b. Yusuf, Abdullah b. Zübeyir’in yaptığı evi yıktı ve onu eski haline döndürdü. Haccac Kabe’nin duvarını kuzeyden yaklaşık üç metre yirmi santim yıktı, Kureyş’in yapısına ulaştı ve bu yöndeki inşaatı bu esasa göre yaptı. İbn. Zübeyir’in alçalttığı Kâbe’nin doğu kapısını da önceki şekline (yerden yaklaşık bir buçuk veya iki metre yüksek) döndürdü ve Abdullah’ın eklediği kapıyı da kapattı. Sonra artı kalan taşlarla Kâbe’nin tabanını döşedi. Kâbe’nin hali Osmanlı padişahı Süleyman’ın 960’ta iş başına gelinceye dek bu minvalde kalmış ve o Kâbe’nin tavanını değiştirmiştir. Osmanlı sultanı Ahmet 1121’de hilafeti üstlenince Kâbe’de bir takım onarımlarda bulunmuştur. 1039 yılında meydana gelen büyük selin Kâbe’nin kuzey, doğu ve batı yönündeki bazı kapılarını tahrip edince Osmanlı padişahlarından biri olan 4. Murat onu onarmaları emrini verdi ve artık bugüne dek Kâbe’ye el sürülmedi.[3] Hz. Ali’nin (a.s) Kebe’de doğması hususu hiç kimse tarafından şüpheyle karşılanmamış ve hem Şia ve hem de Ehli Sünnete mensup tüm Müslümanlar bu mucizeyi kabul etmiştir. Şii kaynaklarında şöyle yer almaktadır: Yezid. B. Kanab şöyle demektedir: Ben, Abbas b. Abdülmuttalib ve Abdüluzza’dan bir grup birlikte Kabe’nin karşısında oturmuştuk. Bu esnada dokuz ay hamile olan ve doğum sancısı çeken Fatıma b. Esed şöyle dedi: Ey Tanrım ben sana, senden gelenlere, peygamberlerine ve kitaplarına inanıyorum ve bu evi eski evi yapan atam İbrahim Halil’in (a.s) sözünü tasdik ediyorum. Bu evi yapan şahsın ve karnımda taşıdığım kişinin hatırı için bu doğumu bana kolaylaştır. Yezid b. Kanab şöyle demektedir: Biz gözlerimizle Allah’ın evinin arkadan yarıldığını, Fatıma’nın onun içine girdiğini, gözlerden kaybolduğunu ve duvarın kapandığını gördük. Biz evin kapısındaki kilidi açmak istedik, ama açılmadı. Biz bunun Allah Azze ve Celle tarafından olduğunu anladık. O, dört gün sonra dışarıya çıktı, elinde Müminlerin Önderi vardı ve şöyle söyledi: Ben geçmiş bütün kadınlardan daha fazilet sahibiyim; zira Asiye b. Muzahim Allah’a tapmanın zor olduğu yerde çaresizlikle Allah’a gizlice tapındı, İmran kızı Meryem kuru hurma ağacını eliyle sıkıp ondan taze hurma aldı ve yedi ve ben ise Allah’ın saygın evine girdim, cennet meyveleri, dal ve yapraklarından yedim ve dışarı çıkmak istediğim zaman da bir haberci seslenerek ey Fatıma evladının adını Ali koy, o yücedir ve Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ben onun adını kendi adımdan aldım, onu kendi edebimle edeplendirdim, girift ilmimi ona öğrettim. O, Kâbe’deki putları kıracak, evimin üstünde ezan söyleyecek, beni takdis edecek, övecektir. Onu sevene, emrine uyana ne mutlu! Ona düşman olan ve itaatsizlik edene ise yazıklar olsun.[4] Ehli Sünnet âlimleri arasında da birçok grup bu hakikati açıkça kabul etmiş ve onu eşsiz bir erdem olarak değerlendirmiştir. Örneğin, Hâkim Nişaburi, Müstedtek’te şöyle yazmaktadır: Mütevatir haberlerde Fatıma b. Esed’in Hz. Ali’yi (a.s) Kâbe’nin içinde dünyaya getirdiği belirtilmiştir.[5] Aynı şekilde Saidi Ehli Sünnetin altı sahih kitabından şöyle nakletmektedir: Bir görüşe göre Hz. Ali (a.s) 13 Receb Cuma günü, Fil Yılı’ndan otuz yıl sonra ve Peygamberin (s.a.a) hicretinden yirmi üç yıl önce Mekke-i Mükerreme’de Kâbe’nin içinde doğmuştur. Başka bir görüşe göre ise, Fil Yılı’ndan yirmi beş yıl sonra ve Peygamberin gönderilmesinden on iki yıl önce doğmuştur. Bir başka görüşe göre ise Peygamberin gönderilişinden on yıl önce doğmuştur ve Hz. Ali’den (a.s) önce Kâbe’de hiç kimse doğmamıştır.[6] Belirtilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda Şia ve Ehli Sünnetin Kâbe’nin yarılma mucizesinin kesin olduğuna ve Hz. Ali’nin (a.s) Kâbe’nin içinde doğduğuna inandığı aydınlanmaktadır. Bu nedenle, Hz. Ali’nin (a.s) doğum ve yaşamı sonrası Kâbe’de yapılan tahribat ve restorasyonlar göz önünde bulundurulduğunda, tabii olarak Müminlerin Önderinin annesinin Kâbe’ye girerken meydana gelen yarılmanın izlerinin ortadan kaybolmuş olması gerekmektedir. Bu, hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir hakikattir ve Ali (a.s) Şiilerinden kimse de bunu inkâr etmemektedir. Ama Şia’nın övünç kaynağı, bu mucizenin Kâbe’de doğan tek kişiye ait olması ve Şia’nın onu takip etmekle iftihar etmesidir. Restorasyon sebebiyle yarığın izlerinin yok olmasının hiçbir önemi de bulunmamaktadır; Çünkü önemli olan şey, kesinlikle vuku bulmuş olan ve Şia ile Ehli Sünnet kaynaklarının yeterince naklettiği Kâbe’nin yarılması mucizesidir.



[1] Seyid Rezi, Nehcü’l-Belağa, Hutbe-i Kasia.

[2] Behrani, Seyid Haşim, Tefsirü’l-Burhan, c. 1, s. 661, h. 36, Bonyad-ı Biset, çap-ı evvel, Tahran, 1416 k.

[3] Musevi Hemedani, Seyid Muhammed Bakır, Tercüme-i Tefsir-i el-Mizan, c. 3, s. 555, Camia-i Müderrisin, Kum, 1374 ş.

[4] Şeyh Saduk, Amali, Tercüme-i Kemeri, s. 133, Naşır-i İslamiye, çap-ı heştom, Tahran, 1376 ş.

[5] Hakim Nişaburi, Muhammed, Müstedrek Âla’l-Sahiheyn, c. 3, s. 483, Naşır-i Daru’l-Marifet, çap-ı dovvom, Beyrut, 1406 k.

[6] Saidi, Muhammed Bakır, Fezail-i Penc Ten (a.s) Der Sıhah-ı Şeşgane-i Ehli Sünnet, c. 1, s. 304, Firuzabadi, çap-ı evvel, Kum, 1374 ş, Be nakl az Nuru’l-Ebsar, s. 69.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Kur’an surelerinin kaç tanesi hayvan ismiyledir?
    34499 Kur’anî İlimler 2010/08/14
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Yanlışlıkla işlenmiş bir cinayetin diyeti ne kadardır? Bugün dinar ve dirhemin dolar olarak karşılığı nedir?
    14792 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/04
    Dinar ve dirhem Hz. Peygamber (s.a.a) ve imamlar (a.s) zamanında yaygın olan dövizlerdendi ve şerî ve hukukî hususlarda da kullanılmaktaydı. Bugün de bazı hususlarda kullanılmaktadır. Dinar altın türünden ve dirhem ise gümüşten bir sikkeydi. Bundan dolayı dinar ve dirhemde kullanılan altın ve gümüşün ağırlığını bilmeyle bu iki ...
  • Mastürbasyonun evlilikten farkı nedir?
    20018 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/08
    Mastürbasyon insanın ihtiyacını gerçek şekilde gidermez ve sahte bir doyumdur. İnsanın şehvanî ihtiyacı sadece meninin çıkmasıyla giderilmez. Bunun aşk, duygu, yakınlık ve sevgi ile beraber olması gerekir. Bu nedenle bu fiili işleyenler içlerinde eksiklik hissederler. Bu da cismanî ve ruhî hastalıkları peşinden getirebilir. Ama evlilik şehvanî ...
  • Cinleri, ruhları ve şeytanları çağırıp teshir etmenin (emri altına almanın) hükmü nedir?
    16205 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/06/16
    Ruhlar, cinler ve şeytanlardan ilmi ve ameli istifade etmeye ve irtibata geçmeye lugatte ve fıkhi ıstılahta sihir denmektedir.[i] Kur'an, hadis ve fıkhi delillere göre sihirbazlık dünya ve ahiret yaşantıları açısında insanın faydasına değildir.
  • Ağzı temizleyen maddelerin içinde genellikle az miktarda alkol bulunur. Bunun hükmü nedir?
    6987 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/06/12
    Sarhoş edici[1] sıvılardan olup olmadığı belli olmayan alkoller temiz hükmündedirler. Onların karıştırıldığı sıvıların alınıp satılması ve kullanılmasının herhangi bir sakıncası yoktur.[2]
  • Hz. Fatıma Zehra (a.s) nerede toprağa verildi?
    49013 تاريخ بزرگان 2011/10/23
    Fatıma Zehra (a.s), İslam Peygamberinin (s.a.a) elçiliğe seçilmesinden sonra[1] ve hicretten sekiz yıl önce (peygamberliğin beşinci yılında) Mekke’de doğmuş[2] ve dokuz yaşındayken İmam Ali (a.s) ile evlenmiştir.[3] Peygamberden (s.a.a) sonra Hz. Fatıma’ya (a.s) zulüm ...
  • Babam şehid olmuştur ve ben o dönemde ergin değildim ve onun ne kadar namaz kazası olduğunu bilmiyorum. Yükümlülüğüm nedir?
    6071 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Büyük taklit mercilerinin görüşüne göre, eğer babanın kazası varsa, onun vefat etmesinden sonra en büyük oğlunun kaza namazlarını yerine getirmesi farzdır. Babanın vefat ettiği zamanda oğlun ergin olup olmaması bir şeyi değiştirmez.[1] Eğer oğul kaza namazlarının sayısını bilmiyorsa, kesin ...
  • Acaba İslam Peygamberi şehit mı oldu?
    19193 تاريخ بزرگان 2011/09/28
    Şia ve Ehlisünnet’in Rivayi ve tarihsel kaynaklarında Peygamber’in (s.a.a.), zehirlendiğinden dolayı şehit olduğunu teyit eden birçok delil var olmakta. Ama şu noktaya da dikkat etmek gerekir ki eğer şehitliği kuranın tarif ettiği; yani Allah ve Allah resulü yolunda öldürülmek şekilinde tarif edersek açıktır ...
  • Lütfen Şia tefekkürünün temlini ve özelliklerini açıklayınız.
    10983 Eski Kelam İlmi 2008/05/14
    Şia tefekkürünün temeli ve Şia ilimlerinin hepsi Kuran’ı Kerim’den alınmıştır.Kuran’ı Kerim’in ayetlerinden anlaşılan anlamı ve Resulü Ekrem’in söz ve davranışlarını ve hatta takrirleri (bir davranış karşısında onu onaylarcasına susmasını) hüccet bilir ve yine masum İmamların (a.s) ...
  • Neden zamanın imamının (a.c) esenliği için dua ediyoruz?
    6195 Eski Kelam İlmi 2011/03/02
    Zamanın imamının (a.c) esenliği için dua etmek şerî buyruklardandır ve her ne kadar nedenini bilmesek de hikmet taşımaktadır. Aşağıdaki hususlar bu hikmetlerin bazı örnekleri olarak zikredilebilir: 1. O değerli şahsın varlığı için yapılan dua, onun esenliği için bir etkendir. Netice itibariyle her ...

En Çok Okunanlar