Gelişmiş Arama
Ziyaret
8318
Güncellenme Tarihi: 2012/04/03
Soru Özeti
“Envaru’l-muşa\'şa’in” kitabında Hıdır Dağı ve Cemkeranla ilgili imam Ali’den (a.s.) bir hadis rivayet edilmiş. Bu hadis sahih midir? Ve İmam\'ın Kerametlerinden sayılıyor mu?
Soru
Merhaba, Allah kolaylık versin, “Envarul-Muşa\'şa’in” kitabından nakledilerek aşağıdaki şekliyle bir hadisi şerifi bir kaç sitede gördüm. Hadisin tam metnini baştan sona kadar büyük bir ilgiyle öğrenmek istiyorum. Ancak söz konusu kitaba olaşamıyorum. Lütfen eğer mümkünse söz konusu hadisin aslını kâmil bir şekilde benim için gönderiniz. Bu hadis Müminlerin Emiri olan Hz. Ali’den (a.s.) nakledilmiştir. Hadisin bazı bölümleri şöyledir: “Hulasatu’l – buldan” adlı kitabında Şeyh Saduk\'un telifi olan “Munisu’l – hezin” adlı kitabından sahih ve mu\'teber bir senetle bu hadis rivayet edilmiştir. İmam Ali (a) Huzeyfeye hitaben şöyle buyurdu: \"Ey Yemani oğlan! Zuhurun ilk başında, Kaimi ali Muhammed (s.a.a.) (yani hz. Mehdi (a)), kendisine Kum denilen şehirden zuhur edecek ve halkı hakka davet eder. Doğudan ve batıdan tüm yaratıklar o şehre yöneleceklerdir. İslam dinin yenilenecektir. Ey Yemani oğlan! Bu yer, kutsal bir yerdir. Bütün çirkinliklerden beridir. İmareti, (alanı) yedi çarpı yedi (7x7) fersangtir. Sancağı, beyaz bir dağa dikilecektir. (son zamanlarda müşahede edilen şu ki bazıları Kum kentinde bulunan \"Hızır Dağının\" bu beyaz dağın misdakı olduğunu söylüyolar). Bu dağ Mescidin kenarında olan eski bir köye ve eski bir köşke –ki bu köşk Mecusların köşküdür- yakındır. Bu mekâna “Cemkeran” derler. O, mescidin minaresinin dibinden çıkacaktır. Gebrelerin (Zerdüştlerin) ateşhanesinin bulunduğu yere yakın…\" Bu hadisten anlaşılıyor ki, Sehle mescidi Hz. Bakiyetullah\'ın (a.f.) zuhuru döneminde hazretin kendisi için bir karargâh merkezi olacaktır. Kutsal Cenmkeran Mescidi de zuhur döneminde önemli bir yere sahip ve Mehdi\'nin (a.f) bir diğer karargâh ve kampı olacaktır. Rahmetli Katuziyan hadisin tam metnini verdikten sonra şerhini ve yorumunu yaparak hadiste geçen beyaz dağ, “Kasri Mecus” ve hadiste geçen diğer kavramları çok detaylı bir şekilde açıklamıştır. Biz konu fazla uzamasın diye onun yapmış olduğu detaylı açıklamalarını zikretmedik. Aziz okuyucuların bildiği gibi “ilham edilmiş hadisler” (mulahim hadisler) senet açısından çok dakik bir şekilde araştırmaya gerek duymuyorlar. Çünkü vahyin kaynağıyla bağlantısı olan Masumlardan (a.s.) başka kimse, senelerden sonra gerçekleşecek bir haberi veremezdi. Müminlerin Emiri Hz. Ali\'nin (a.s.) Cemkeran mescidi hakkında Hüzeyfe\'ye haber verdiği o günde Hicaz ve Irak bölgelerinde pek az kimse Kum\'un adını duymuştu. Bu sebeple bir çok hadiste Kumdan bahis edilirken \"Rey\'in yakınlarında bir yer\" olarak ifade edildiğini görmekteyiz. Ta ki bu şekilde İmamların (a.s.) eshabı için, Kum Şehrinin coğrafyası birazda olsa açıklanmış ve belli olmuş olsun. Buradan hareketle Hicaz halkından bir kimsenin “Cemkeran” ismini, Kum\'un köylerinden biri olarak işitmiş olmasının ihtimali verilemez. Teşekkürler/Mehdi
Kısa Cevap

Her nekadar böyle bir hadisi, kesin bir dille inkâr edilemez ama hali hazırda, bu hadisi sadece Müminlerin Emiri'nin (a.s.) hayatından bin sene fasılayla yazılmış olan kitaplarda görebiliriz. Üstelik "Envarul-Muşe'şein" gibi sonradan yazılan kitablarda da senedi dikkatlice beyan edilmeden Şeyh Saduk'un bir kitabına (Munisu'l-Hazin) nisbet verilmiş. Mezkûr kitap elimizde olmadığı gibi çeşitli delillerle, bu hadisin Şeyh Saduk'a nisbet verilmesinde de ciddi kuşkular var olmaktadır.

Bu temelde hadis bilgisi açısından bu rivayet fıkhi, tarihi, kelami... bir hükmün dayanağı yapılamaz.

Ayrıntılı Cevap

Sorunuzda değindiğiniz rivayetin senedi, sırasıyla "Envaru'l-Muşa'şa'in", "Hulasatul-Buldan"  ve "Munisu'l-Hazin" kitaplarına dayanır. Bu rivayet hakkında daha iyi bilgi edinmek için öncelikle bu kitapların her birine kısa bir tahlil yapıp daha sonra gereken neticeye ulaşalım:

1- Farsça yazılan "Envaru'l-Muşa'şa'in fi beyani Şerafeti Kum vel-Kumiyyin" kitabı üç cilt olup Kum şehrinin tarihiyle ilgilidir. Bu kitabta Kum'un tarihi konularının yanı sıra, bu şehirde yaşamış olan imamzadelerin ve ravilerin hayatı da ele alınmıştır. Kitabın yazılış tarihi yaklaşık yüz sene öncedir.

2- "Hulasatu'l-Buldan" kitabı da yaklaşık üç yüz yıl önce yazılmıştır. Bu eserde Kum şehrinin tarihini ele almakta ve bir önceki kitabın kaynaklarından sayılır.

3- Sorunuzda geçen rivayet, bin yıl önce vefat eden Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Babeveyh ve Şeyh Saduk olarak tanınan ünlü alime nisbet verilmiştir. Şeyh bu rivayeti "Munisul-Hazin" kitabında nakletmiştir. Ancak bilinmesi gerekir ki, kitap tanıtımı hakkında eser yazmış olan Necaşi ve Şeyh Tusi gibi büyük Şia âlimleri Şeyh Saduk ve yazdığı eserler hakkında bilgi verirlerken  "Munisul- Hazin" ismini taşıyan bir kitabının var olduğundan söz etmemişlerdir. Sonradan gelen İbni Şehri Aşup ve İbni Tavus gibi Şia'nın önde gelen bilginleri de Saduk'un böyle bir kitabının var olduğundan bahis etmemişlerdir.

Elbette İbni Şehri Aşub'un manakibinde "Munisul-Hazin"den nakledilmiş bir rivayet vardır. Ancak ona göre bu kitabın yazarı Şeyh Seduk değildir, bilakis "Muhammed Fetal-i Nişaburi" adında bir şahıstır. Diğer taraftan mezkûr kitabın sahibinin kim olduğunu da bir yana bırakırsak, içeriği ve senedine bakarak adı geçen rivayet hakkında hüküm vermek için yardımcı olacak bu kitabın hiç bir nushası elimizde yoktur. Bu beyanlardan hareketle şu noktaları mulahaza buyurun:

 

Bu rivayeti şimdilik, son yüzyıllarda yazılmış olan eserlerden "Envaru'l-Muşa'şa'in" adlı kitapta bulabilirsiniz. Bu kitapta mevcut olan rivayetlerin tek başına isnat bakımından (kesin bir şekilde realiteye ters olduğunu söylememekle birlikte) hiç bir değeri yoktur. Bütün hadisleri toplama hedefiyle yazılan "Biharu'l-Envar" gibi oldukça geniş ve kapsamlı olan hadis kitaplarında da bu rivayete işaret edilmemiştir. "Munisul-Hazin" kitabının Şeyh Saduk'a intisabı son derece kuşkuludur. Böyle bir intisabın sıhhatı farz edilse bile,"Envarul-Muşa'şa'in" kitabının kaynağı olan "Hulasatul-Buldan" kitabıyla rivayetin içinde bulunduğu iddia edilen "Munisul-Hazin" kitabı arasında  yedi yüz yıl zaman farkı söz konusu ve buna ilaveten bu kitabın sahibini Şeyh Saduk'a ulaştıracak senet zinciri elimizde yoktur. Sorunuzda geldiği gibi sonradan yazılan kitaplarda rivayetin senedinin sahihliğinden söz edilmiştir. Ancak senet açıklanmadığı için sahih olup olmadığı konusu hakkında bir şey denilemez ve tartışılamaz. Masumların (a.s.) dönemine çok yakın bir zamanda telif olunmuş dört kitap gibi muteber eserlerde bir rivayet senedsiz bir şkilde bulunduğu takdirde din âlimleri, başka delillerin desteklediği konular dışında bu senedsiz hadise istinat ederek kesin hiçbir hüküm vermezler. Senetsiz olarak bin yıldan sora yazılmış bir kitapta bir rivayete dayanıp hüküm verilmesi çok zordur. Üstelik muteber ve elimizde bulunan kaynaklardan her hangi bir kaynağa da isnat edilmemiştir. Yukarıdaki konuları dikkate alarak diyebiliriz ki; hadis bilgisinin ortaya koyduğu ilkeler temelinde bu tür rivayetlere istinatla hiçbir tarihi, fıkhi, kelami...mesele ispatlanamaz. Geçerli ve mustedel olan hiç bir kitapta bu tür rivayetlere dayanarak oluşmuş olan bir görüşü bulamazsınız. Ancak bununla birlikte kati ve kesin bir biçimde böyle bir hadisin inkâr edilmesi gerekir şeklinde bir iddiada bulunmak ta doğru değildir. Son olarak aşağıdaki noktaları hatırlamak faydalı olacaktır:

1. Bu hadisin Arapça metni elimizde yoktur.

2. Sonradan yazılan kitapların dışında başka kitaplarda bu Hadisin bulunur ispatlanırsa Müminlerin Emiri olan hz. Ali'nin (a.s) bir mucizesi olduğu şeklinde kabul edilebilinir.

3. Bu tür rivayetler eğer bazı yerlerde delil olamıyor ise de bazı yerlerde teyit amaçlı kendilerinden istifade edilebilinir.

Başarılar dileğiyle.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerin manası nedir?
    8008 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/09/21
    Molla Mehdi Neraki’nin oğlu olan Molla Ahmed Neraki Şia’nın çağdaş âlimlerindendir ve onun Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerden maksadı, Peygamberin (s.a.a) halifeleri; yani masum imamlardır. ...
  • Zaman nedir? İnsan tarafından kontrol edilebilir mi?
    14500 İslam Felsefesi 2011/11/22
    Filozofların önemsedikleri ve görüş ayrılığına düştükleri felsefî önemli konulardan birisi zaman meselesidir. Zaman hakkında değişik teoriler öne sürülmüştür. Meşhur filozoflar şöyle demektedir: Zaman hareketin miktarıdır, müstakar olmayan bir varlıktır ve hareketle vardır. Hareket onu taşır. Molla Sadra şöyle der: Zaman hareketin miktarıdır ve hareket etmeleri açısından hareket eden şeylerin ...
  • Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında kaç kişi recim edilmiştir ve bu konu hakkında hangi muteber kitaplar mevcuttur?
    11925 Varie 2012/08/21
    Recim hükmünün konusunun ispat edilmesi zor olması nedeniyle, böyle bir hüküm nadiren icra edilmektedir. Lakin Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında bu hükmün icra edilmesi ile ilgili bir takım tarihi veriler mevcuttur. Maız, Yahudi bir erkek ve kadın, Eslemi adındaki bir fert, Beni Gamıt kabilesinden bir kadın ve Cuheyne ...
  • Peygamber her zaman Muaviye’ye, babasına (Ebu Süfyan’a) ve oğluna (Yezid’e) lanet mi ederdi?
    25079 Eski Kelam İlmi 2011/03/03
    Allah’ın dilinden kasıt, Allah’ın kullarına telkin ettiği ilahi sözlerdir.Hz. İbrahim (a.s), Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa (a.s) Kerbela’dan geçtiklerinde her birinin başından bir olay geçti. Onlar Allah’tan bunun nedenini sorup cevabını aldıktan sonra Allah-u Rahman şöyle buyurdu: ‘Gök ve yer ehli, Hüseyin’in katiline lanet ...
  • Yüzüğü sağ ele takmak mutlaka gerekli mi?
    57674 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/20
    Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları(a.s)’nın sünnetlerinden biri ele yüzük takmaktır. Rivayetlerde yüzüğün çeşidi ve üzerindeki nakış hakkında da çeşitli bilgiler verilmiştir. Bir de yüzüğün sağ ele takılması tavsiye edilmiştir. Ancak İslam’daki yüzük takmak ile ilgili hükümlerin hepsi müstehap türündendir ve farz değildir. Sadece erkeklerin ...
  • Acaba Allah’u Teâlâ her Peygamber (s.a.a.) için bir Şeytan karar kılmış mıdır ki o, Peygamberi (s.a.a.) vesveselendirmek için Allah tarafından görevlendirilmiş olsun?
    9329 Eski Kelam İlmi 2011/09/28
    Kur’an’ı kerimin ayetleri esasınca yaratılış nizamını ve ondaki hayır ile şer tekabülünü açıklanmasında cinler ve insanlardan olan Şeytanlar sadece insanlara karşı hile ve tuzak kurma ve Allah’ın dostlarına (velileri) karşı düşmanlık yapma iznine sahip olduğu belirtilmektedir. Ama kesinlikle tekvini olan bu izin Allah ...
  • İbn. Arabî Şii miydi yoksa Sünni miydi?
    25705 تاريخ بزرگان 2011/06/20
    İbn. Arabî’nin şahsiyetinin giriftliği ve İslamî mezhepler ve bu mezheplerin önde gelen şahsiyetlerine karşı takınmış olduğu tavır, onun hangi mezhebe mensup olduğu hakkında görüş ayrılıklarının çıkmasına neden olmuştur. Bazıları onu Ehli Sünnet, bazıları On İki İmam Şia’sı, bazıları İsmailî, bazıları Malikî mezhebine mensup bilmiş ve bazıları mezhep üstü ve ...
  • Acaba Allah yetmiş yaşındakileri seviyor ve seksen yaşındakileri, azap etmeyeceğini söylemiş midir?
    9467 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2015/05/27
    İmam Sadık’tan (a.s.), rivayi (rivayet içerikli) kaynaklarda müminlerin mükâfatı noktasında bir rivayet nakil edilmiş ki şöyle buyuruyor: kırk yaşından sonra imanlı kimseler her on senede Allah tarafından özel merhamet ve lütufla karşılaşıyorlar. Eğer bu rivayetin senedinde, azıcık tesamuh göstersek ve başka rivayetleri de bunun yanına koyup, dikkate alırsak ...
  • Dua ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetinin şifa bulmadaki rolü
    15449 Yeni Kelam İlmi 2009/01/29
    Bu üç amel, hastanın şifa bulması için ayrı ayrı sebep olabilecekleri gibi üçüne birden de başvurulabilir. Ama insan dua ederken (Allah’la irtibata geçip, direkt olarak Ondan şifa isterken) doktora gider ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetini de yerse daha iyi olur. Zira doktorun tedavisi, ...
  • Uyumak ve istirahat etmek için kıbleye doğru yatmak mı gerekir? Cenaze nasıl defnedilmelidir?
    57632 خواب 2012/06/11
    Bizim rivayetlerimizde uyumak dört şekilde taksim edilir ve bunların en güzel türü müminin sağ tarafa ve kıbleye doğru yatmasıdır. Ali (a.s) şöyle buyurur: Uyumak dört şekildedir: Peygamberler sırtüstü uyuyorlardı ve gözleri uyumuyordu; Allah’ın vahyi beklentisi içindeydiler. Müminler sağ tarafları üzerine ve kıbleye doğru uyurlar, padişahlar ...

En Çok Okunanlar