Gelişmiş Arama
Ziyaret
6910
Güncellenme Tarihi: 2012/05/16
Soru Özeti
Toplumun tüketime yöneldiği, ümmetin darmadağın olduğu ve yalan, hilekârlık ve düzenbazlığın çokça yaygın olduğu şartlarda İslam’ın buyruklarına göre doğru bir şekilde nasıl amel edilebilir?
Soru
Toplumun tüketici ve ümmetin darmadağın olduğu ve de yalan, hilekârlık ve düzenbazlığın çokça yaygınlaştığı bu şartlarda doğru bir şekilde İslam’ın buyrukları esasınca nasıl hareket edilebileceğini açıklar mısınız?
Kısa Cevap

İslam dininin hüküm ve buyrukları iki alanda icra edilir. Bazıları ferdi ameller ve bazıları da toplumsal meseleler alanına girer. Ferdi ameller her toplumda uygulanabilir; yani eğer bir Müslüman İslam hüküm ve buyruklarını ferdi ve şahsi boyutta uygulamak isterse; örneğin namaz kılmak ve oruç tutmak isterse, toplum bozuk olsa da bu bozukluklar insanın ferdi amelleri için ciddi bir tehdit oluşturamaz. İslam’ın bir dizi buyrukları da toplumsal yön taşır ve ancak bir tür toplumsal muhitte uygulanabilir. İnsan toplumsal bir varlık olduğundan ve işi ve gücü toplumla olduğundan, çaresiz olarak toplumda yer almalı ve ihtiyaçlarını toplumda aramalıdır. Görevlerin bu boyutunda insan, gücü oranında ve edebildiğince normları savunmak ve anormalliklerin karşısında durmakla yükümlüdür. İnsan iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak ve de toplum karşısında sorumluluk almak doğrultusunda bu işi yapar. Eğer davranışlarının faydalı olamayacağı bir yere ulaşırsa, artık kendi görevini yerine getirmiş sayılır. Eğer böyle bir toplumda inanan bir insanın yaşamı, toplumun akıbetine bağlıysa ve o bir şekilde böyle işlerle uğraşıyorsa, minimum ölçüde kendini meşgul etmelidir.

Ayrıntılı Cevap

İslam dininin hüküm ve buyrukları iki alanda icra edilebilir. Bazıları ferdi ameller ve bazıları da toplumsal meseleler alanıyla ilgilidir. Günümüz dünyası tehlikeli bir ortam oluşturmaktadır ve bu dünyada hilekârlık ve düzenbazlık ahlaki değerlerin yerini almıştır. İnsan dini yükümlülük ve görevlerini nasıl yerine getirmelidir ve toplumsal zararlardan nasıl korunmalıdır? Bu meseleyi aydınlatmak için konuyu iki boyutta inceliyoruz:

1. İslam’ın Ferdi Hükümleri

İslam’ın ferdi hüküm ve buyrukları, insanı toprak âleminden yaratılışın hedefi olan saadet ve tekâmülün zirvesine ulaştırmak gayesiyle kutsal şeriat sahibi tarafından insanların hidayete ermesi için oluşturulmuş kanunlar manzumesidir; yani yaratılışın hedef ve gayesine ulaşmak için insanın bir dizi hüküm ve yükümlülükleri yerine getirmesi gerekir. Hakeza insanın uzak durması gereken bir takım işler vardır. Bunlar uzak durulması gereken fiillerdir ve bunların yapılması durumunda insanın tekâmül yönündeki hareketi aksayacaktır. Ferdi amellerden ibaret olan bu tür ameller her toplumda uygulanabilir; yani bir Müslüman ferdî boyutta İslam’ın hüküm ve buyruklarını uygulamak isterse her ne kadar toplum bozuk olsa da bu bozukluk insanın ferdi amelleri için ciddi bir tehdit oluşturamaz. Böyle bir atmosferde inanan insan görevlerini yerine getirir. Her ne kadar böyle bir toplumda amel ve yükümlülükleri yerine getirmek zor olsa da muhal değildir. Kur’an-ı Kerim bu hususta şöyle buyurmaktadır:  Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.[1] Bu ayet açıkça herkesin hesabını belirlemekte ve başkalarının sapmasının hidayete ermiş fertlerin hidayet ve imanına bir zarar ve darbe vuramayacağını, hatta sapmış fertlerin insanın yakınları olsa dahi olsa bunun değişmeyeceğini ve bundan dolayı onları takip etmemek ve insanın kendini kurtarması gerektiğini belirtmektedir. Ama insan böyle bir toplumda imanını koruyabilmek için ilahi ip Kur’an ve Ehlibeyt’e sarılmalı ve bu çok tehlikeli yolda onlardan yardım dilemelidir. Dinsel öğretiler bu hususta bize şöyle demektedir: Her ne zaman toplum dağılmaya yüz tutar ve durum sizin için kötü olursa, Kur’an’a yönelin; zira Kur’an saadete ermede sizin en üstün kılavuzunuzdur:

 .فَإِذَا الْتَبَسَتْ عَلَيْكُمُ الْفِتَنُ كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ فَعَلَيْكُمْ بِالْقُرْآنِ

Her kim Kur’an öğretilerini başucu kılavuzu yaparsa akıbeti saadeti olur; çünkü Kur’an’ın öğretileri nurdur.[2] Tarihin her zaman böyle olduğu, mümin ve muvahhit insanlar için toplumdaki durumun zor olduğuna dikkat edilmelidir; İslam’ın ortaya çıkmasından bugüne dek ve İslam’dan önce geçmiş peygamberler ve onların takipçileri döneminde de durum bundan ibaretti. İnsanlık tarihi incelendiğinde insanların kaygıdan uzak bir şekilde ve barış ve huzur içinde ilahi hükümleri icra ettiği ideal bir toplumun bulunduğu bir zamanı bulmak mümkün değildir. Var olan her şey bundan ibaretti. Bunun için Allah erlerinin hüneri, bu tür ortamlarda kendi dinlerini korumaktır.

2. İslam’ın Toplumsal Hükümleri

İslam’ın bazı kanun ve buyrukları toplumsal boyut taşır. İnsan toplumsal bir varlık olduğundan ve işi gücü toplum ile olduğundan çaresiz olarak toplumda yer almalı ve ihtiyaçlarını toplumda gidermelidir. Bu hususta da söylemeliyiz ki atmosferin karanlık, hilekârlık ve düzenbazlıkla kirlendiği bugünkü toplumun Hz Ali (a.s) zamanında da olduğunu söylemeliyiz. İmam Ali bu hususta şöyle buyurmuştur: Ey insanlar bugün zulüm, sitem ve nankörlük ile dolu bir dönemde yaşıyoruz; hayırsever ve kötüler size gelmekte ve zalim zulmünü artırmaktadır…[3] Din ve ahlak karşıtı işlere yönelmiş böyle bir toplumda eğer bir şahıs dürüst olmak ve dini ve insani görevlerini yerine getirmek isterse onu kınayacaklardır.  İnsan iyiliği emretmek, kötülükler karşısında tavır almak isterse yerilecektir. Görevlerin bu boyutunda insan gücü olduğu ve edebildiği ölçüde normları savunmalı ve kötülükler karşısında durmalıdır. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak ve toplum karşısında taşıdığı mesuliyete binaen, bu işi yapar ve davranışlarının faydalı olamayacağını gördüğü bir yere ulaştığında da kendini artık vazifesini yapmış sayar. İmam Ali (a.s) böyle koşullarda yaşayan ilahi ve mümin erler hakkında şöyle buyurmaktadır: Gerçek olarak Allah’ı isteyenler şöyle der: Kıyameti hatırlamak ve hesap gününü anımsamak ve mahşer korkusu onların gözlerini yaşartır. Onlar halktan kaçmış ve yalnız başına kalmışlardır. Toplum onların kalplerini ağartmıştır. O halde onlar sanki bir heyecan denizinde bulunurlar.[4] İmam Ali’nin bu sözü esasınca üstün insanlar için şartlar ve ortamlar fark etmektedir. Onların halktan ve toplumdan umutsuzluğa düştüğü bir ortamda bulunmaları, toplumdan uzak bir köşede ve yalnız başına veya bastırıldıkları ve kontrol edildikleri bir ortamda yer almaları veyahut topluma sözlerini söyledikleri ama bir netice elde etmediklerinden susmayı tercih ettikleri bir muhitte bulunmaları muhtemeldir. İmam Ali’nin Allah erlerini tuz gölünde olan kimselere benzetmesi, tuzlu suyun insanın susuzluğunu gidermek için kullanılamayacağını belirtmek içindir; yani insan kendi ruhuyla bağdaşmayan bir toplumda yaşarsa, o topluma yabancıymış gibi sayılır. Elbette insanların şartları değişik toplumlarda farklılık gösterir. Bir fert bir toplumda çalışma ve çabalamayla az bir gurubu hidayete erdirebilir ve çalışma ve çabası bu az grup içinde netice verebilir. O, bu oranda yükümlülük taşır; çünkü Kur’an Allah hiç kimseye gücünden fazlasını yüklemez[5] diye buyurmaktadır. Bundan dolayı tüm inananlar böyle toplumsal görevlerde eşit şartlarda yer almazlar. Eğer inanan bir insanın hayat ve kaderi, insani ve İslami ülkülerle bağdaşmayan bir toplumun içinde yaşamak ve çaresiz olarak böyle bir ülkede hayat sürmek ise, insanın minimum ölçüde kendini toplumsal meseleler ile uğraştırması ve dünyevi meseleler bağlamında minimum ölçülerle yetinmesi gerekir. Aksi takdirde Kur’an’ın buyruğu esasınca insanın bu gibi topluluklardan uzak durması ve başka bir bölgeye hicret etmesi icap eder. Kur’an-ı Kerim kendi zayıflık ve gevşekliğini toplumun üzerine atan kimseler hakkında şöyle buyurmaktadır: Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, oraya hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.[6]

İlgili başlık:

Dinsel araştırmalar ve İslam’ın yeni bir yorumu, 13684 (Site: tr13513).

 


[1] Maide Suresi, 105. ayet.

[2] "قَالَ فَقَامَ الْمِقْدَادُ بْنُ الْأَسْوَدِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَ مَا دَارُ الْهُدْنَةِ قَالَ دَارُ بَلَاغٍ وَ انْقِطَاعٍ فَإِذَا الْتَبَسَتْ عَلَيْكُمُ الْفِتَنُ كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ فَعَلَيْكُمْ بِالْقُرْآنِ فَإِنَّهُ شَافِعٌ مُشَفَّعٌ وَ مَاحِلٌ مُصَدَّقٌ وَ مَنْ جَعَلَهُ أَمَامَهُ قَادَهُ إِلَى الْجَنَّةِ وَ مَنْ جَعَلَهُ خَلْفَهُ سَاقَهُ إِلَى النَّارِ وَ هُوَ الدَّلِيلُ يَدُلُّ عَلَى خَيْرِ سَبِيلٍ وَ هُوَ كِتَابٌ فِيهِ تَفْصِيلٌ وَ بَيَانٌ وَ تَحْصِيلٌ وَ هُوَ الْفَصْلُ لَيْسَ بِالْهَزْلِ وَ لَهُ ظَهْرٌ وَ بَطْنٌ فَظَاهِرُهُ حُكْمٌ وَ بَاطِنُهُ عِلْمٌ ظَاهِرُهُ أَنِيقٌ وَ بَاطِنُهُ عَمِيقٌ لَهُ نُجُومٌ وَ عَلَى نُجُومِهِ نُجُومٌ لَا تُحْصَى عَجَائِبُهُ وَ لَا تُبْلَى غَرَائِبُهُ فِيهِ مَصَابِيحُ الْهُدَى وَ مَنَارُ الْحِكْمَةِ وَ دَلِيلٌ عَلَى الْمَعْرِفَةِ لِمَنْ عَرَفَ الصِّفَةَ فَلْيَجْلُ جَالٍ بَصَرَهُ وَ لْيُبْلِغِ الصِّفَةَ نَظَرَهُ يَنْجُ مِنْ عَطَبٍ وَ يَتَخَلَّصْ مِنْ نَشَبٍ فَإِنَّ التَّفَكُّرَ حَيَاةُ قَلْبِ الْبَصِيرِ كَمَا يَمْشِي الْمُسْتَنِيرُ فِي الظُّلُمَاتِ بِالنُّورِ فَعَلَيْكُمْ بِحُسْنِ التَّخَلُّصِ وَ قِلَّةِ التَّرَبُّصِ"، کلینی، محمد بن یعقوب، الكافي، ج 2، ص 599، 600، دارالکتب الاسلامیة، تهران، 1365ش.

[3] Nehcü’l Belağa, 32. hutbe.

[4] A.g.e, "وَ بَقِيَ رِجَالٌ غَضَّ أَبْصَارَهُمْ ذِكْرُ الْمَرْجِعِ وَ أَرَاقَ دُمُوعَهُمْ خَوْفُ الْمَحْشَرِ فَهُمْ بَيْنَ شَرِيدٍ نَادٍّ وَ خَائِفٍ مَقْمُوعٍ وَ سَاكِتٍ مَكْعُومٍ وَ دَاعٍ مُخْلِصٍ وَ ثَكْلَانَ مُوجَعٍ".

[5] Bakara Suresi, 286. ayet.

[6] Nisa Suresi, 97. ayet: "إِنَّ الَّذينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلائِكَةُ ظالِمي‏ أَنْفُسِهِمْ قالُوا فيمَ كُنْتُمْ قالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفينَ فِي الْأَرْضِ قالُوا أَ لَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللَّهِ واسِعَةً فَتُهاجِرُوا فيها فَأُولئِكَ مَأْواهُمْ جَهَنَّمُ وَ ساءَتْ مَصيرا"

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Namaz kılmayan kimseler kesinlikle cehenneme mi gidecektir? Hatta onlar birçok iyi iş yapsalar da cehenneme gidecekler midir?!
    56369 Eski Kelam İlmi 2012/05/03
    Dini öğretilerimiz esasınca namaz, dinsel ameller arasında ilk ibadetsel fiildir. Eğer insanın namazı kabul edilirse, diğer ibadetsel amelleri de kabul edilir! Öte taraftan Kur’an ayetlerinin açıkça belirtmesiyle her kim zerre miktarınca iyi amel işlerse onun karşılığını alacaktır. Bu ayetler uyarınca, ölçme terazisinde hayrın miktarı fazla olacak olursa, ...
  • İmam Humeyni, İmam Hüseyin’e (a.s) ağlamanın, yas tutmanın ve Hüseyni meclisler tertiplemenin on dört asır öncesinden günümüze kadar dinin bekasına sebep olduğuna görüşünde miydi? Ve bunu neye dayanarak söylemekteydi?
    11385 Eski Kelam İlmi 2012/01/05
    İmam Humeyni (r.a) defalarca İmam Hüseyin’in (a.s) İslamı korumak için yaptığı fedakarlığın önemini dile getirmiş, adının ve hatırasının meclislerle, matemlerle vb. şekillerde yaşatılmasının Onun (a.s) yolunun sürdürülmesinde ve sapmalarla mücadele etmekte etkili olduğunu vurgulamıştır. Örneğin bir konuşmasında şöyle buyuruyordu: ‘Bu aşura toplantısının ve alemdeki şehidlerin en büyüğüne matem düzenlenmesinin o ...
  • Nusayrilerin temel inançları nedir? Onların İmamiye Şiası hakkında görüşleri nedir? Şia'nın bu mektep hakkındaki görüşü nedir?
    28026 Eski Kelam İlmi 2010/09/12
    Bugün Suriye ve diğer bazı Müslüman ülkelerde yaşamakta olan Müslüman fırkalardan biri Nusayriye fırkasıdır. Bunlara "Aleviler" de denir. İran'da "Alevilik" hakkında bağımsız bir araştırma yapılmış değildir. Genelde milel ve nihal yazarlarının görüşleri bu hususta kaynak alınır. Ancak bize göre genelde "Aleviler" on iki imam Şiasıdırlar ve Şia'nın inanç temelleri ...
  • Pazar ortamını oluşturanların işi (komisyonculuk) helal midir?
    10113 Emlak Ve Pazarlama 2012/03/14
    Hazreti ayatullah’el uzma Safi Gupayganinin (Allah yüce gölgesini devam ettirsin) defteri: Dolaysız bir şekilde simsarlık yapana yani müstakim bir şekilde alıcıyı (müşteriyi) tanıtan kimseye “cuale” ismi altında para vermenin her hangi bir işkalı yoktur. Ama eğer bu tür şirketler “guld kuvist” şirketler gibi heremsel şeklinde ...
  • Erkek altın saat kullanabilir mi?
    33057 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/11/27
    Boyna altın zincir asmak, altın yüzük takmak ve ele altın kaplama saat takmak gibi altınla süslenmek[1] erkeğe haramdır ve bunlarla namaz kılmak da namazı bozar.[2] Elbette altın saat ve altın zincir sadece ...
  • arapça dilinin en kamil dil olduğuna dair delil var mıdır?
    8455 Kur’anî İlimler 2011/03/01
    Arapça dilinin kuran dili olarak seçilmesi elbette ki bu dilin değerli ve şerefli olmasına neden olamuştur. Ancak arapça dilinin kamilliği kuranın kamil olduğ için değildir. Lügat ve kavramdaki genişliği, dilsel sisteminin mühkemliği, türlü tabirlere haiz olması, irabı (kelimenin cümledeki farklı konumlarını belirtilmesi içun son harfının üzerindeki ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    129869 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yaratmada tevhidin manası nedir?
    8010 Eski Kelam İlmi 2012/04/15
    Varlık âleminin yüce Allah dışında hiçbir yaratıcısının olmamasına yaratmada tevhit denir. Mümkün varlıklar, onların eserleri, fiilleri ve hatta insan ve onun tüm icat ve keşifleri hiçbir tartışmaya yer bırakmaksızın Allah’ın yaratıklarıdır. Varlık âleminde bulunan her şey O’nun mahlûkudur. Ama bazıları vasıtasız bir şekilde ve bazıları ise vasıtayladır. ...
  • İslam’ın Tebliğ Yöntemi Nasıldı?
    12879 Masumların Siresi 2011/08/17
    Tebliğ mesaj iletmek anlamındadır. Tüm ilahî peygamberlerin ve özellikle de yüce İslam Peygamberinin misyonu insanları karanlıklardan nura yöneltmek olduğundan, İslam’da tebliğ Allah’ın mesajını kullarına ulaştıran bir vesile olarak çok önemlidir. İslam’da tebliğ yöntemleri sözlü, yazılı ve amelî olarak üç kısma ayrılabilir. Bu her üç kısmın da değişik türleri vardır. ...
  • Nefis, ruh, can, akıl, zihin ve fıtrat arasında nasıl bir ilişki vardır?
    17499 İslam Felsefesi 2010/04/07
    Bazen bu kelimelerden maksat bir şeydir. Hepsi de aynı gerçeğe yani insanın varlığına ve hakikatine işarettir. Bazen de onlardan değişik manalar irade edilir ve her biri nefsin mertebe ve makamlarından birine işaret sayılır. ...

En Çok Okunanlar