Gelişmiş Arama
Ziyaret
7825
Güncellenme Tarihi: 2011/06/21
Soru Özeti
Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
Soru
Şia şöyle diyor: Hz. Ali'nin faziletleri ve onun İmamlığı konusu tevatür yoluyla ispatlanmıştır. Ama şöyle bir eleştiri söz konusudur: Bu gün bu iddiayı ortaya koyan Şia Peygamberi (s.a.a) görmemiş ve yakından onun sözlerini de duymamıştır. Eğer onlar kendi hadislerini sahibilere isnat etmezlerse onların nakli maktu, mürsel ve geçersiz olur. Diğer yandan Şia'nın kabul ettiği sahibiler çok azdır ve sayıları on kişi civarındadır. Bu sayıdaki kişiler bir hadisi nakledecek olursa buna tevatür denmez. Hz. Ali'nin faziletlerini nakleden büyük kalabalık Şia tarafından kabul görmeyen, yerilen hatta küfürle suçlanan kişilerdir.
Kur'an'ın övdüğü o büyük sahabiler grubunu, Şia hakkı gizlemek ve yalancıkla suçlayabiliyorsa az bir grubun yalan söylemeleri ve hakkı gizlemeleri daha fazla muhtemeldir.
Kısa Cevap

Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili hadislerimizi mürsel veya maktu olmaz. Çünkü tevatür aşamasına erişen bir hadisi nakleden kişileri kabul etmesek bile bu tevatürün oluşmasına bir engel teşkil etmez.

Sahibilere nispet edilen küfür şirk ve puta tapmak anlamında değildir. Bu sadece bir çeşit nimete küfran etmek anlamındadır. Elbette bir çok sahibiler bunu sonradan telafi etmiş ama bazıları da bunun üzerinde ayak diretmişlerdir. Buna göre Kur'an-i Kerim sahabileri bir çok yerde övmüş olsa da bir çok yerde bizzat Peygamberin (s.a.a) döneminde onları yermiştir. Hatta onlardan bazıları hakkında küfür tabirini bile kullanmıştır.

Ayrıntılı Cevap

Siz sorunuzu Hz. Ali'nin imamet ve fazileti hakkındaki hadislerin tevatürünü inkar edecek şekilde düzenlemişsiniz. Biz de sorunuzda sıraya göre konuyu inceleyeceğiz. Birinci aşamada "Şia'ya göre Hz. Ali'nin faziletleri tevatürle ispatlanmıştır." diyorsunuz. Burada şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bu sadece Şia'nın inancı değildir. Ehl-i Sünnet de kendi kitaplarına müracaat etseler böyle bir tevatürün olduğunu göreceklerdir.

Ama Şia'nın sayıları az olan sahabilerden naklettiği hadislere güvenmesine gelince bu hadisler taşıdıkları karineler ve emaretler sonucunda kesin bilgi (yakın) ifade etmektedir. Bu yüzden bizim tevatürü ispatlamaya ihtiyacımız da yoktur.

Diğer bir nokta da şu ki ulema şunu ispatlamışlardır ki: Eğer biz Şia kanalıyla hiçbir hadisin olmadığını farz etsek bile yine de Ehl-i Sünnet kaynakları ve kitapları ile biz Şia'nın inançlarını ispatlayabiliriz. Bilginlerimiz Şia akidesinin Ehl-i sünnet kaynaklarında tevatür haddine ulaşmış hadislerle ispatlanabileceğini ortaya koymuşlarıdır.[1] Buna göre biz ilmi bahislerde Ehl-i sünnet nezdinde kabul olan tevatürlere istinat ediyoruz.

Dikkat edilmesi gereken bir husus da şu ki tevatürü ispatlamak da kişilerin güvenilir olmalarına bir gerek yoktur, sadece kişilerin sayılarının kesin bilgi verecek ve yalan üzere kendi aralarında anlaşmaları mümkün olmayacak derecede çok olmaları önemlidir. Buna göre sahabilerin kişilikleri ve takva dereceleri hatta mümin olup olmamaları tevatürdeki ölçüde bir etkisi yoktur. Çünkü tevatürde sadece kişilerin sayısı önemlidir; hatta içlerinde güvenilir ve takvalı bir kişi olmasa bile sayı belli bir hadde ulaşınca tevatür meydana gelir ve onu kabul etmek gerekir. Nitekim biz, çeşitli ülkelerin ve şehirlerin varlığını tevatür yoluyla bilmekteyiz gerçi o ülkeleri gören ve bize varlığını bildiren kişiler mümin olmasalar bile. Eğer ravinin kendisi güvenilir olursa zaten (haber-i vahit) olarak muteber bir hadis sayılır ve tevatürü ispatlamaya ihtiyaç kalmaz. Tevatür ravilerin tek başlarına güvenilir olduklarını ispatlamaya gerek olmayan durumlarda söz konusu olur.

Buna göre sizin "mütevatir hadisin ravilerini kabul etmiyorsanız ise onların tevtürle naklettikleri hadise istinat etmeniz doğru olmaz" sözünüz mantıki olarak doğru sayılmaz.

Çünkü birincisi tevatürde kişilerin makbul olmaları ölçüsü söz konusu değil, ikincisi, biz Ehl-i sünnet nazarında her yönden geçerli olan ve maktu ve mürsel sayılmayan sahabilerin hadislerine istinat etmekteyiz.

Bu da (akıl sahibi kişilerin kendi haklarında yaptıkları ikrar (itiraf) geçerli olur" ilkesi üzerine dayalıdır Bu ilke de insanlar arasında kabul edilmiş bir ilkedir.

Örneğin eğer siz bir mahkemede bir dava ileri sürer ve karşı taraf sizin lehinize ve kendi aleyhine itirafta bulunursa o zaman hakim o sözlere istinaden sizin lehinize hüküm verir. Bu durumda karşı taraf sen bizi kabul etmiyordun ve bizi zalim ve fasık biliyordun öyleyse bizim sözümüze istinaden verilen hüküm de sana göre geçersizdir ona dayanarak bir hak ve üstünlük iddia edemezsin diyemez.

Eğer tevatür konusunu böyle bir anlayışla inceleyecek olursanız göreceksiniz ki bizim tevatüre istinat etmemiz doğrudur. Çünkü Hz. Ali'nin imamet ve hilafetini kabul etmeyen kimseler bu tür tevatürü kabul etmekteler.

Ama, "siz sahbilerin çoğunu kafir biliyorsunuz" iddiasına gelince bu iddia doğru değildir. Çünkü biz defalarca ve çeşitli soruların cevabında tekrarladığımız gibi sahibiler hakkında kullanılan küfür tabiri şirk ve puta tapmak anlamında değildir.[2] Bu bir çeşit nimete küfran etmeği ifade eder. Allah Teala aynı tabiri defalarca Kur'an-i Kerim'de mümin insanlar hakkında aynı anlamda kullanmıştır. Örneğin İbn-i Eb-i Hatem'in tefsirinde şu hadisi okuyoruz ki: Cahiliyet döneminde Evs ve Hazreç kabileleri arasında bir çok çatışmalar meydana gelmiştir. Bir gün Peygamber'in (s.a.a) hayatı döneminde onlardan bir grup geçmiş hatıraları dile getirdiler ve bu da birbirlerinin üzerine kılıç çekecek derecede durumu gerginleştirdi Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:

"Allah'ın ayetleri sizlere okunduğu halde nasıl küfre düşüyorsunuz."[3]

Kuşkusuz Kur'an'ın burada küfre düşmekten maksadı Allah'a ortak koşmak veya putlara tapmak değildir. Çünkü Avs ve Hazreç kabileleri putperestliğe dönmemişlerdir ama yine de işledikleri bu günahlardan dolayı Allah onlar hakkında küfre düşmek sözcüğünü kullanmıştır. Bunun benzerini Kur'an'ın diğer bazı ayetlerinde de görmek mümkündür.[4]

Ama çoğunluk hakkı gizlemekle suçlanıyorsa azınlığın bu işi işleme ihtimali daha çoktur, sözüne gelince bu tuhaf bir kanıtlamadır. Çünkü insan Kur'an'ın ayetlerini inceleyecek olursa şu gerçeği anlar ki hak taraftarları kesin ve sağlam delillere de sahip olmalarına rağmen sürekli tarih boyunca azınlıkta idiler. Bu kanıtın geçersizliğini anlamak için Saf Suresi'nin 14. ayetini okumaya ve tefsirini incelemeye sizi davet ediyoruz. Yüce Allah bu ayette Hz. İsa'nın davetinden sonra İsrailoğullarının mümin ve kafir olarak iki fırkaya ayrıldığını bildirmektedir. Müfessirlerden bazılarının açıkladığı üzere bu ihtilaf Hz. İsa'nın göğe çıkmasında sonra gerçekleşmiştir. Müfessirlerden bir çoğuna göre müminlerin sayıları çok azdı buna rağmen onların inancı yüzlerce yıl sonrasında Hz. Muhammed'in zuhur etmesiyle teyit edildi.[5]

Böyle bir kanıtlama doğru olsaydı üç tanrıya inanan ve hakkı gizleyen çoğunluğun görüşü desteklenmesi gerekirdi oysa Kur'an Hz. İsa hakkında doğru görüşe sahip olan azınlığın görüşünü teyit etmiştir. Acaba Kur'an'ın da mı haşa hakkı gizlediğini söylenecektir!

Resulullah (s.a.a), İsrailoğullarında vuku bulan olayların benzerinin bu ümmette de görüleceğini açıklamıştır.[6] Buna göre belki Sahbilerin çoğu gerçeği gizlemiş ve sadece onlardan az bir kısmı gerçeği olduğu gibi korumuşlardır. Sonuçta yüzlerce yıl geçtikten sonra yani Hz. Mehdi zuhur ettiği dönemde bu azınlığın görüşünün doğru olduğu herkesçe bilinecektir.

Buna göre Kur'an nazarında çoğunluğun bir inanç ve görüşü desteklemesi o fikrin doğruluğuna delil sayılmaz ve çoğunluğun gerçekten uzaklaşması azınlığın gerçekten uzaklaşma ihtimalinin daha güçlü olduğunu göstermez.



[1] Bu konuda Al-Gadir, İhkaku'l-Hakk, Abakatu'l-envar ve sahada yazılan diğer kitaplara başvurabilirsiniz.

[2] bk bu sitede aşağıdaki numaralı sorular: 11015 site: 1167, 1589 site: 1970; 1526 site: 2470; 2791 site: 3500; 2792 site: 2275

[3] Al-i İmran: 101; İbn-i Ebi Hatem, Tefsir-il Kur'an'il Kerim, c. 3 s. 720 Mektebetu'n-Nezar Mustafa Baz. yay. S. Arabistan, H. 1419

[4] Al-i İmran: 52, 167 ve Maide: 41 ve diğer ayetler

[5] bk Ebu Cafer, Muhammed b. Cerir Taberi, Camu'l-Beyan Fitefsiri'l-Kur'an, c. 28 s. 60; Daru'l-Marife, Beyrut; İbn-i Kesir Dimişki, Tefsiri'l-Kur'ani'l-Azim, c. 8 s. 139, Daru'l-Kutubu'l-ilmiyye, Beyrut H. 1419

[6] Sünen-i Tirmizi, Daru'l-Fikr, c. 4 s. 135, Beyrut, H. 1403

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • iffete ters olan amellerin hükmü nedir? Bu ameller zina haddine ulaşmazsa yine günah sayılıyor mu?
    12048 Yeni Kelam İlmi 2011/04/13
    Zina türünden yapılan bu amel kuranı kerim açısından büyük günah sayılmaktadır. Allah u Teâlâ konuyla alakalı şöyle buyuruyor: Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur”.
  • Hz. Mehdi (a.s)'ın yaşadığına dair akli deliller nelerdir?
    17363 تاريخ بزرگان 2009/07/08
    İmamet konusunda Hz. Mehdi (a.s)'ın varlığı ve imameti hakkında yalnızca akli deliller getirmek yeterli değildir. Akli delillerden genel olarak imameti ve bir imamın her zamanda olması gerektiği konusunda faydalanıyoruz; hadisler ise bu zamanda imamın yalnızca İmam Mehdi (a.s)
  • Ebubekir, Ömer, Osman nasıl halife oldular? Kimin tarafından hilafete seçildiler? Acaba kur'anda ve ya hadislerde onların halifeliğine işaret eden bir delil var mıdır?
    21245 تاريخ کلام 2008/07/22
    Continue ...
  • İslam dini niçin var?
    14348 Eski Kelam İlmi 2011/07/14
    Din, akaid ve Peygamberlerin insanların hidayet ve saadeti için Allah’tan getirdikleri bir dizi ameli ve ahlaki hükümlerdir.Dini öğretilerde dinin gerekliliği insan fıtratıyla ilişkilendirilmiş, Kur’an-ı Kerim’de de insan fıtratı ilahi fıtrat olarak tanımlanmış ve bütün ilahi kanunların Allah’a inanma ve tapınma hissi üzerine kurulduğu ...
  • Ahlâkın zekayla ilişkisi var mı?
    6593 Pratik Ahlak 2012/02/15
    Ahlâkta diğer bir çok ilim gibi teorik ve pratik diye ikiye ayrılır:Ahlâk kurallarını ve konularını bilmenin zekayla direkt bağlantısı vardır. Yani insanın zekası ne kadar yüksek olsa öğrenme gücü de o kadar çok olur ve ne kadar aşağı olsa bu ilimden o kadar ...
  • Cabir İbn-i Hayyan’ın kısa biyografisini açıklar mısınız?
    12312 تاريخ بزرگان 2011/08/16
    Cabir İbn-i Hayyan, Ebu Abdullah veya Ebu Musa Cabir İbni Abdullah-i Tarsus-i Kufi olarak tanınanmeşhur bir sofidir (tasavvufçudur). [1]İbni Nedim “El-Fihrist” kitabında onun künyesini Ebu Abdullah olarak zikir ederek, şöyle diyor: Razi (Zekeriya-i Razi) fenni kitaplarında Cabir ...
  • İsrail bir peygamberin adı mıdır? Onun kendisine haram kıldığı şey nedir?
    18229 تاريخ بزرگان 2012/04/04
    İsrail, ilahi peygamberlerden biri olan Hz. Yakub’un (a.s) adıdır. O, bir maslahat uyarınca deve etini ve sütü kendisine haram kılmış idi. Âli İmran suresinin 93. ayetinde Yüce Allah şöyle buyuruyor: "كُلُّ الطَّعامِ كانَ حِلاًّ لِبَنِي إِسْرائِيلَ إِلاَّ ما حَرَّمَ إِسْرائِيلُ عَلى‏ نَفْسِهِ مِنْ قَبْلِ أَنْ تُنَزَّلَ ...
  • Acaba evliliğin kendine özgü şartları varmı?
    4832 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2019/06/30
    İslam dinine göre geçici ve daimi evliliğin kendine özgü şartları bulunmaktadır. Bu şartlar şunlardır: Nikah akdini okumak. Kadın ve erkeğin razı olması yeterli değildir. Bunun yanında nikah kastıyla nikah akdi okunmalıdır. Vacip olan ihtiyat nikah akdinin sahih arapcayla okunmasıdır. Eğer kadın ve erkeğin kendisi ...
  • Rehberliğin görüşüne göre “bilerek” namazı bozmanın hükmü nedir?
    32137 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/12/22
    İradi olarak farz namazı bozmak ve kesmek haramdır ama bir kefareti yoktur. Eğer insan namazını doğru kılıp kılmadığına dair şüphe ederse şüphesine itina etmemeli, namazını doğru kıldığına hükmetmeli ve namazı bozmamalıdır. Ama namazını bozarsa bunun bir kefareti yoktur. Elbette farz namazı iradi olarak bozmak haramdır ama ...
  • Günahta ısrar etmek cezanında artmasına neden olur mu?
    31284 Pratik Ahlak 2010/10/07
    Günahta ısrar etmek, deyimi iki manada kullanılmaktadır: 1)Günahı tekrarlamak, 2)Günah işledikten sonra tövbe ve istiğfar etmemek.Günahta ısrar etmenin çok kötü sonuçları vardır. Ayet ve rivayetlerde bu durum şiddetle kınanmış ve küçük günahın büyük günaha dönüşmesi, takva dairesinden çıkılması, bedbahtlık, itaat etmemek, insanı küfür ve ...

En Çok Okunanlar