Gelişmiş Arama
Ziyaret
14388
Güncellenme Tarihi: 2011/08/21
Soru Özeti
Nevruz bayramı hakkında ne gibi bir şerî delil mevcuttur?
Soru
Nevruz bayramı hakkında ne gibi bir şerî delil mevcuttur?
Kısa Cevap

Bu bayram, İslam öncesi yaygın olan İranlıların antik bayramlarındandır. Rivayet kitaplarında İmam Sadık’tan (a.s) nevruzun fazileti hakkında bir rivayet nakledilmiş ve son dönemdeki meşhur fakihler bununla amel etmiş ve de nevruzda gusül almanın müstehap olduğuna fetva vermişlerdir. Lakin bazıları da bu rivayet hakkında münakaşa yapmıştır. Bu nedenle, yüzde yüz bir şekilde bu bayrama dinsel bir renk vermek ve dinsel bayramlardan saymak mümkün değildir. Ama masumlar tarafından bu bayrama yönelik bir yasaklamanın nakledilmediğine de dikkat etmek gerekir. Bu yüzden, mesele mubahlar kategorisine girmektedir. Böyle günlerin kutlanması, tabiat yaratıcısının azametini bize hatırlatan ve halkın mukaddes şeraitin teşvik ettiği temizlik, ev nezafeti, akraba ziyareti, müminleri sevindirmek, düşmanlıkları ve kinleri yok etmek ve mahkûmları serbest kılmak kimi işlere teşebbüs ettiği günler ile eşzamana denk gelmesi de ayrı bir önem taşımaktadır. Müminlerin Önderinin (a.s) Allah’a karşı günah yapılmayan her gün bayramdır diye buyurduğunu da biliyoruz. Evet, ateş üzerinden atlamak ve benzeri bir takım yanlış adetler de mevcuttur. Bunlar şerî bir delil taşımamaktadır, hatta bu işler dine yakın olmaktan çok hurafeye yakındır ve bunların kökünün kuruması için çalışılmalıdır.

Ayrıntılı Cevap

Nevruz bayramı, İran’ın Farsça konuşan halkı ve komşu ülkeler tarafından kutlanan bayramlardandır. Aynı şekilde Irak, Türkiye ve Suriye ülkelerinde yaşayan Kürt dilinde konuşan halk da bunu kutlamaktadır. Bu bayram, İslam öncesi yaygın olan antik bayramlardandır. Biz elimizde olan kaynaklara müracaat etmemiz neticesinde Şeyh Tusi (hicri 460) zamanına dek onu teyit eden bir rivayet veya ona itiraz eden bir fakih ile karşılaşmadık. O, Misbahu’l-Müteheccid’te nevruz günü hakkında şu rivayeti Mualla b. Hanis kanalıyla İmam Sadık’tan (a.a) nakletmektedir: Gusül al, en temiz elbiseni giy ve ıtır kullan. O gün oruçlu ol. Öğle ve ikindinin sünnetlerini kıldıktan sonra dört rekât namaz kıl ve ilk rekâtta bir defa Hamd ve on defa “inna enzalnahu”, ikinci rekâtta bir defa Hamd ve on defa “kul ya eyyuhal kafirun”, üçüncü rekâtta bir defa Hamd ve on defa “kul huve Allah ehed” ve dördüncü rekâtta ise bir defa Hamd ve on defa “kul aizu birebbinnas” ve “kul aizu birebbilfelak” surelerini oku ve namazı bitirdikten sonra yere secde et, Allah’a şükret ve O’ndan elli yıllık günahlarını bağışlamasını dile.[1] Aynı şekilde Muhazzeb kitabında belirtilen haberciden İmam Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmektedir: Nevruz, Peygamberin (s.a.a) Müminlerin Önderi (a.s) için Gadir Hum’da biat aldığı ve onun velayetini ilan ettiği gündür. Buna bağlı kalana ne mutlu ve bunu çiğneyene de yazıklar olsun. Hakeza Allah Resulü’nün (s.a.a) Ali’yi (a.s) bağlılık sözü alması için cin vadisine yolladığı gündür. Ali’nin Nehrevan’da galip geldiği ve Zusediye’yi öldürdüğü gündür. Kıyam edicimizin yardımcılarıyla zuhur edeceği, Rabbinin onu deccala galip kılacağı ve deccalı Kufe süprüntülüğünde asacağı gündür. Gelen her nevruzda bizim zuhur beklentimiz vardır; zira o bizim günümüzdür. Farslar onu korumuştur ve sizler ise zayi ettiniz. (Sonra devam etti) İsrail oğullarından bir peygamber Rabbinden binlerce kişi olan ve ölüm korkusundan evlerinden dışarı çıktıktan sonra Allah’ın kendilerini öldürdüğü bir halkı diriltmesini istedi. Allah onlara su serpmesini kendisine vahyetti. Peygamber bugünde onlara su serpti ve onlar dirildi. Onlar otuz bin kişiydi ve bugünde su serpmek sabit bir sünnet haline geldi ve bunun sebebini ilimde kalıcı olanlardan başka kimse bilmez. O gün Farsların yılının ilk günüdür. Mualla şöyle der: İmam (a.s) bunu bana yazdırdı ve ben de yazdım.[2] Son dönem meşhur fakihleri bu rivayete göre amel etmiş ve nevruzda gusül almanın müstehap olduğuna fetva vermişlerdir. Cevahir yazarı şöyle demektedir: Nevruz guslü son dönem fakihleri arasında meşhurdur ve Misbah’ta zikredilen Mualla b. Hanis’in İmam Sadık’tan naklettiği rivayet sebebiyle bu konuda bir muhalefete rastlamadık.[3] Ama merhum Hoyi rivayetin mürsel olması sebebiyle onunla amel etmemiş ve şöyle demiştir: Mualla b. Hanis’in rivayeti mürseldir ve ona güvenmek mümkün değildir. Elbette bizim kabul etmediğimiz sünnetlerdeki delillerde tolerans göstermek görüşü esasınca kabul edilebilir.[4] Bu esas uyarınca, yüzde yüz bir şekilde bu bayrama dinsel bir renk vermenin ve dinsel bayramlardan saymanın mümkün olmayacağını söyleyebiliriz. Ama soru şudur: Mukaddes şeriat sahibinin bu bayramı dinsel bir bayram saymadığını varsaysak bile acaba O bu bayramı yasaklamış ve kutlanmasını caiz görmeyecek şekilde haram kılmış mıdır? Yanıt olarak şöyle diyoruz: İbn. Şehr Aşub Menakıb kitabında şöyle bir rivayet nakletmektedir: Nakledildiği üzere Mansur Davanıki, bir şahsı İmam Musa b. Cafer’in (a.s) yanına yolladı ve ondan nevruz günü halkın tebrik ve hediyeleri takdim etmek için geldiği zaman kendi yanında oturmasını istedi. İmam şöyle buyurdu: Ben ceddim Allah Resulü’nün (a.s) hadislerine baktım ve bugün hakkında bir hadis görmedim. Bu, İslam’ın ortadan kaldırdığı Farsların geleneğidir. İslam’ın mahvettiği bir şeyi yaşatmak istemekten Allah’a sığınırım. Mansur şöyle dedi: Biz bunu ordumuz için bir siyaset olsun diye yapıyoruz ve ne olur Allah için otur.(Bunun üzerine) İmam oturdu ve bakanlar, emirler, komutanlar ve askerî erkan hediyeler ile geldi ve tebrikte bulundu … .[5] Bu rivayetin senedinin zayıf olduğu açıktır; çünkü Şahr Aşub rivayetin senedini zikretmemiş ve “nakledildiğine göre” ifadesini kullanarak bunu aktarmıştır. Bu da rivayetin zayıf ve ona isnatta bulunmanın mümkün olmayışına delildir. Belirtmek gerekir ki; nevruz gününün kutlanması ve anılması kapsamlı ve yaygın bir konudur. Eğer bu İslam, din ve mektebe aykırı olsaydı, imamlar (a.s) kesinlikle açıkça ve vurgulayarak onu men ederdi ve bu bize ulaşırdı. İmamlar nezdinde (a.s) nevruz hakkında konuşulduğu ama onların bunu men etmediği ve batıl saymadığı açıktır.[6] Böyle köklü ve dayanaklı bir âdetin kökünü kurutmak için mürsel olan bir rivayete güvenilemeyeceği apaçıktır. Bu yüzden, bu mesele mubahlar kategorisine konulmalıdır. Ayrıca bu günlerin kutlanmasının tabiatın esrarengiz güzelliği, Allah’ın kudreti, hayatın yenilenmesi ve ahireti zihinlerde dirilten günler ile eşzamana gelmesi ve buna ek olarak halkın mukaddes şeraitin teşvik ettiği temizlik, ev nezafeti, akraba ziyareti, müminleri sevindirmek, düşmanlıkları ve kinleri yok etmek ve mahkûmları serbest kılmak kimi işlere teşebbüs etmesi de ayrı bir önem taşımaktadır. Evet, ateş üzerinden atlamak ve benzeri bir takım yanlış adetler de mevcuttur. Bunlar şerî bir delil taşımamaktadır, hatta bu işler dine yakın olmaktan çok hurafeye yakındır ve bunların kökünün kuruması için çalışılmalıdır. Bu hususta sözü güzel bir şekilde sonlandırma bağlamında Müminlerin Önderinin (a.s) “Allah’a karşı günah yapılmayan her gün bayramdır”[7] buyruğuna işaret ediyoruz.  



[1] Vesailu’ş-Şia, c. 8, s. 173.

[2] a.g.e.

[3] Cevahiru’l-Kelam Fi Şerhi Şeraiu’l-İslam, c. 5, s. 42; Urvetu’l-Vuska (el-Mahşi), c. 2, s. 152.

[4] Mevsue-i İmam Hoyi, c. 10, s. 50.

[5] el-Menakıb, c. 4, s. 319.

[6] Bkz: Kafi, c. 5, s. 142; Men La Yehziruhu el-Fakih, c. 3, s. 300.

[7] Nehcü’l-Belağa, s. 551, adet. 428.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerin manası nedir?
    8008 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/09/21
    Molla Mehdi Neraki’nin oğlu olan Molla Ahmed Neraki Şia’nın çağdaş âlimlerindendir ve onun Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerden maksadı, Peygamberin (s.a.a) halifeleri; yani masum imamlardır. ...
  • Zaman nedir? İnsan tarafından kontrol edilebilir mi?
    14500 İslam Felsefesi 2011/11/22
    Filozofların önemsedikleri ve görüş ayrılığına düştükleri felsefî önemli konulardan birisi zaman meselesidir. Zaman hakkında değişik teoriler öne sürülmüştür. Meşhur filozoflar şöyle demektedir: Zaman hareketin miktarıdır, müstakar olmayan bir varlıktır ve hareketle vardır. Hareket onu taşır. Molla Sadra şöyle der: Zaman hareketin miktarıdır ve hareket etmeleri açısından hareket eden şeylerin ...
  • Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında kaç kişi recim edilmiştir ve bu konu hakkında hangi muteber kitaplar mevcuttur?
    11925 Varie 2012/08/21
    Recim hükmünün konusunun ispat edilmesi zor olması nedeniyle, böyle bir hüküm nadiren icra edilmektedir. Lakin Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında bu hükmün icra edilmesi ile ilgili bir takım tarihi veriler mevcuttur. Maız, Yahudi bir erkek ve kadın, Eslemi adındaki bir fert, Beni Gamıt kabilesinden bir kadın ve Cuheyne ...
  • Peygamber her zaman Muaviye’ye, babasına (Ebu Süfyan’a) ve oğluna (Yezid’e) lanet mi ederdi?
    25079 Eski Kelam İlmi 2011/03/03
    Allah’ın dilinden kasıt, Allah’ın kullarına telkin ettiği ilahi sözlerdir.Hz. İbrahim (a.s), Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa (a.s) Kerbela’dan geçtiklerinde her birinin başından bir olay geçti. Onlar Allah’tan bunun nedenini sorup cevabını aldıktan sonra Allah-u Rahman şöyle buyurdu: ‘Gök ve yer ehli, Hüseyin’in katiline lanet ...
  • Yüzüğü sağ ele takmak mutlaka gerekli mi?
    57674 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/20
    Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları(a.s)’nın sünnetlerinden biri ele yüzük takmaktır. Rivayetlerde yüzüğün çeşidi ve üzerindeki nakış hakkında da çeşitli bilgiler verilmiştir. Bir de yüzüğün sağ ele takılması tavsiye edilmiştir. Ancak İslam’daki yüzük takmak ile ilgili hükümlerin hepsi müstehap türündendir ve farz değildir. Sadece erkeklerin ...
  • Acaba Allah’u Teâlâ her Peygamber (s.a.a.) için bir Şeytan karar kılmış mıdır ki o, Peygamberi (s.a.a.) vesveselendirmek için Allah tarafından görevlendirilmiş olsun?
    9329 Eski Kelam İlmi 2011/09/28
    Kur’an’ı kerimin ayetleri esasınca yaratılış nizamını ve ondaki hayır ile şer tekabülünü açıklanmasında cinler ve insanlardan olan Şeytanlar sadece insanlara karşı hile ve tuzak kurma ve Allah’ın dostlarına (velileri) karşı düşmanlık yapma iznine sahip olduğu belirtilmektedir. Ama kesinlikle tekvini olan bu izin Allah ...
  • İbn. Arabî Şii miydi yoksa Sünni miydi?
    25705 تاريخ بزرگان 2011/06/20
    İbn. Arabî’nin şahsiyetinin giriftliği ve İslamî mezhepler ve bu mezheplerin önde gelen şahsiyetlerine karşı takınmış olduğu tavır, onun hangi mezhebe mensup olduğu hakkında görüş ayrılıklarının çıkmasına neden olmuştur. Bazıları onu Ehli Sünnet, bazıları On İki İmam Şia’sı, bazıları İsmailî, bazıları Malikî mezhebine mensup bilmiş ve bazıları mezhep üstü ve ...
  • Acaba Allah yetmiş yaşındakileri seviyor ve seksen yaşındakileri, azap etmeyeceğini söylemiş midir?
    9467 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2015/05/27
    İmam Sadık’tan (a.s.), rivayi (rivayet içerikli) kaynaklarda müminlerin mükâfatı noktasında bir rivayet nakil edilmiş ki şöyle buyuruyor: kırk yaşından sonra imanlı kimseler her on senede Allah tarafından özel merhamet ve lütufla karşılaşıyorlar. Eğer bu rivayetin senedinde, azıcık tesamuh göstersek ve başka rivayetleri de bunun yanına koyup, dikkate alırsak ...
  • Dua ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetinin şifa bulmadaki rolü
    15449 Yeni Kelam İlmi 2009/01/29
    Bu üç amel, hastanın şifa bulması için ayrı ayrı sebep olabilecekleri gibi üçüne birden de başvurulabilir. Ama insan dua ederken (Allah’la irtibata geçip, direkt olarak Ondan şifa isterken) doktora gider ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetini de yerse daha iyi olur. Zira doktorun tedavisi, ...
  • Uyumak ve istirahat etmek için kıbleye doğru yatmak mı gerekir? Cenaze nasıl defnedilmelidir?
    57632 خواب 2012/06/11
    Bizim rivayetlerimizde uyumak dört şekilde taksim edilir ve bunların en güzel türü müminin sağ tarafa ve kıbleye doğru yatmasıdır. Ali (a.s) şöyle buyurur: Uyumak dört şekildedir: Peygamberler sırtüstü uyuyorlardı ve gözleri uyumuyordu; Allah’ın vahyi beklentisi içindeydiler. Müminler sağ tarafları üzerine ve kıbleye doğru uyurlar, padişahlar ...

En Çok Okunanlar