Gelişmiş Arama
Ziyaret
18271
Güncellenme Tarihi: 2011/10/30
Soru Özeti
Şii Müslümanlar cehenneme gitmeyecekler mi?
Soru
Bir rivayette Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu okudum: Şii Müslümanlar cehenneme gitmeyecektir. Aynı şekilde bir kitapta cehennemin birinci tabakasının Müslümanlara (Peygamberin ümmeti) özgü olduğunu okudum! Bunlardan hangisi doğrudur?
Kısa Cevap

Kıyamette bireylerin muhasebeye çekilmesi, cennet nimetlerinden faydalanması veya cehennem azabına duçar olması, bir kaideye göredir. Yüce Allah bu esas ve kaideyi Kur’an-ı Kerim ayetlerinde bize bildirmiştir. Yüce Allah bu hususta grupsal ve ulusal özellikleri kenara koyarak insan amellerini ölçü olarak belirtmektedir; yani sevap ve cenneti insanın iman ve salih amelinin semeresi, cehennem azabını da inkârcılık ve kötü amellerinin neticesi saymaktadır.

Ayrıntılı Cevap

Tarih boyunca kurtulan fırka hakkında Müslüman gruplar arasında tartışmalar yaşanmıştır. Bu kelam tartışmalar genellikle İslam Peygamberine (s.a.a) isnat edilen bir hadis temelinde yürütülmüş ve ondan fırkalar hadisi diye söz edilmiştir. Din ve mezhep kitapları yazarları bundan esinlenerek Müslüman grupları sayı açısından bu hadise uyarlamaya çalışmıştır. Bu hadiste bu gruplardan birinin kurtuluş ve cennet ehli olduğuna işaret edilmiştir. Bu yüzden grupların hepsi, kendilerinin tüm Müslümanlar arasında kurtuluş ve salaha daha layık olduklarını ispatlamaya çalışmıştır. Kur’an-ı Kerim de bu hususta yani ahiret âleminde insanların kurtuluşu hakkında bir takım oluşumları ve onların ulusal ve kavimsel üstünlükler hususuna dayanarak kendilerini cennet ehli saymakla birlikte diğer insanların cennete girme liyakati taşımadığına inandıklarını anımsatmaktadır. Aynı şekilde Ehli Sünnet ve Şia’dan nakledilen rivayetler arasında sevap, azap, cennet ve cehennem meselesine değinen haberlere rastlamaktayız. Bunların her biri bu hususla ilgili bir takım ölçüleri belirtmiştir. Şimdi bu kısa mukaddimeyi de göz önünde bulundurarak iki temel noktanın aydınlanması gerekmektedir.

1. Yüce Allah bireylerin cennet ve cehenneme girmesi hakkında bir ölçü miyarı belirlemiş midir yoksa belirlememiş midir?

Yüce Allah bazı ayetlerde kendilerini diğerlerinden üstün gören ve kendilerinin ulusal ve kavimsel özelliklerinin uhrevî kurtuluş ve felaha neden olacağına inanan kesimlere işaret etmektedir. Bu grup, cehennem azabının sadece birkaç günlüğüne kendilerini kuşatacağı ve sonra cennete girecekleri sanısını taşımaktaydı. Yüce Allah bu tür sanı karşısında şöyle buyurmaktadır: “ Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” [1] Kerim olan Allah bu uyarıyı yaptıktan sonra insanların cennet ve cehenneme gitmesinin ölçüsünü tümel bir kaide şeklinde bize açıklamaktadır: “Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” [2] Aynı şekilde bazıları da Yahudi ve Hıristiyanların dışında hiç kimsenin cennete girmeyeceğini düşünüyordu. Kur’an-ı Kerim bu saçma iddia karşısında, onların bu sözü ispat edecek hiçbir delili olmadığını ve cennetin kendilerine özgü olduğuna dair güttükleri iddianın sadece rüya ve hayalden ibaret olduğunu kanıtladıktan sonra, cennete girmenin temel ve esas ölçüsünü tümel bir kaide şeklinde beyan etmiştir: “Hayır, öyle değil! Kim “ihsan” derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” [3] Mübarek ayet, cennete girmenin nedenini, Allah’ın buyruğuna teslim olmak ve ihsan sahibi olmak bilmektedir; yani cennet iddia ve sloganla kimseye verilmez. Bilakis iman ve salih amele gerek vardır. Bu esasla Kur’an-ı Kerim bireylerin sevap ve azaba müstahak olması hakkında bir takım ölçüler belirlemiştir. Bu ölçüler insanların amelleri olup onların ahiret âleminde ayrıcalıklı olmasına neden olur. Onları saadet veya bedbahtlıkla muttasıf kılar. Elbette bu sınıflandırmada Kur’an’da üçüncü bir gruptan da söz edilmiştir. Ayet-i kerimenin tabiriyle onlar Allah’ın rahmetine ümit beslemekte ve Allah da kendilerini ya bağışlamakta veya azaplandırmakdır. [4]

2. Rivayetlerde cennetle müjdelenmiş Şiilerden maksat kimlerdir?

Şia rivayetleri arasında da Şiilerin cennete gideceğini aksettiren Peygamber (s.a.a) ve masum imamlardan (a.s) aktarılmış hadisler mevcuttur. Bu rivayetlerde cennete gidecek kimselerin Şiiliğine vurguda bulunulmuş olması, söz konusu rivayetleri daha iyi anlamak için her şeyden önce bizi Şia’yı açık ve net olarak tanımlamaya sevk etmektedir. Bunun ardından da bu tür rivayetler hakkında yapılmış yorumlara değinmemiz icap etmektedir.

Şia’nın Sözlük Manası

Sözcükbilimciler “Şia” kavramı hakkında hizip, ümmet, yoldaşlar, fırka, takipçiler, yarenler, yardımcılar ve bir husus etrafında toplanmış bir grup gibi değişik manalar ileri sürmüşlerdir. [5]

Şia’nın Istılah Manası

Şia ıstılahta Peygamber-i Ekrem’in halifeliğini Peygamber ailesinin özel hakkı gören ve İslam öğretilerini öğrenmede Ehli Beyt’in yani imamların (a.s) takipçisi olan kimselere denir. [6]

Şia kavramı tarih boyunca mefhum olarak dönüşümlere uğramış ve siyasî taraftar, bazen seven ve bir zaman da inançsal Şia yani davranış ve hareketlerde temiz imamları takip etmek olarak gündeme gelmiştir.

Masum İmamların Perspektifinden Şia Mefhumu

Ehli Beyt’ten nakledilen rivayetler bütününden anlaşıldığı üzere, onların Şia’dan kastettikleri mana, salt taraftarlık ve sevmek değildir. Bilakis temiz imamların (a.s) Şia sıfatını kendi taraftarları için kullanmada vurgulamak istedikleri nokta şudur: Şia olmanın ölçüsü, kendilerine davranış ve hareketlerde itaat etmek ve uymaktır. Bu nedenle imamlar, kendilerini Şii olarak adlandıran ve bu vesileyle amellerini gerekçeli gösteren gruplarla karşılaştıklarında ciddi bir tutum sergilemekteydi. Bu konunun daha aydınlanması için temiz imamlardan (a.s) birkaç rivayete işaret ediyoruz. Masum imamlardan bize ulaşıp gerçek Şii’ye işaret eden, yanı sıra Şii sıfatı taşıma nedeniyle Allah’ın azabından uzak olunacağı düşüncesini yeren ve böyle şahısların iddialarını yalan olarak niteleyen bir takım rivayetler mevcuttur. Bir şahıs şöyle söylemektedir: İmam Sadık’a (a.s) sizin dostlarınız günahlara bulaşmakta ve biz ümit etmekteyiz demekteler, diye söyledim. İmam şöyle buyurdu: Yalan atıyorlar. Onlar bizim dostlarımız değildir. Onlar, arzularının kendilerini sağa ve sola götürdüğü kimselerdir. Her kim bir şeyi ümit ederse, ona ulaşmak için çabalar ve her kim de bir şeyden korkarsa ondan kaçar. [7] Hz. Sadık (a.s) şöyle buyurdu: Dilde söyleyen ama pratikte bizim davranış ve hareketlerimize muhalefet eden kimse bizim Şii’miz değildir. Bizim Şii’miz kalbi ve dili bizimle uyuşan ve davranış ve harekette de bizim takipçimiz olan kimsedir. Bu tür şahıslar bizim Şii’lerimizdir. [8] Şia imamları bazı rivayetlerde gerçek Şiileri nitelemiş ve onların özelliklerini saymışlardır. Bu hususta İmam Bakır (a.s) ve İmam Sadık’ın (a.s) sözlerine işaret edilebilir. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Cabir kendini Şiiliğe atfedip bununla yetinen bir kimse kendisini bizim dostumuz bilebilir mi?! Allah’a yemin olsun ki bizim Şii’miz sadece Allah’tan sakınan, O’na itaat eden ve tevazu, huşu, Allah’ı çok anmak, oruç, namazla, fakir ve ihtiyaç sahibi komşuları, borçluları ve yetimleri sormakla, dürüstlük, Kur’an okumak, halk hakkında hayırdan başka bir şey konuşmamak ve toplumlarının emini olmakla tanınan kimsedir.” [9] Hz. Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Bizim Şiilerimiz takva, çalışma, vefa, emanet, züht ve ibadet ehli olan, gece ve gündüz elli bir rekât namaz kılan, gece namaza duran, gündüz oruç tutan, malının zekâtını veren, hac yapan ve her haram amelden uzak duran kimselerdir.” [10] Şiiliğin doğru manasını açıklamamanın getirdiği zararlardan birisi de kayıtsızlıktır. Tarih boyunca Şiilik akımını yanlış yorumlayıp şerî hususlara uymayı bırakan ve dinin imamı tanımaktan [11] ibaret olduğu noktasından hareketle delil getirerek kayıtsızlık girdabına batmayı gerekçelendiren bir takım grupların davranış ve hareketlerine tanıklık etmekteyiz. Şiiliğe bu tür bir perspektiften bakmak, gerçek Şiiliğe telafi edilmeyen darbelerin inmesine neden olmuştur. İkinci bir nokta da şudur: Daha önce de belirtildiği gibi fertlerin sevap veya azaba müstahak olmasının ölçüsü dine bağlılıktır ve bu açıdan toplum katmanları arasında hiçbir ayrıcalık gözetilmemiştir. Allah’ın kurtuluş ölçüsü kıldığı şey göz önünde bulundurulmaksızın özel bir fert veya akım veyahut gruba müntesip olmak Allah’a yakınlaşmayı ve azaptan kurtulmayı sağlamaz. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” [12] Hakeza İmam Rıza (a.s), Zeydu’n-Nar adıyla meşhur kardeşine şöyle buyurmaktadır: Ey Zeyd! Kufe bakkallarının Fatıma kendini korudu ve Allah onun evlatlarına cehennemi haram kıldı, diye söylemeleri seni mağrur etmiş midir? Allah’a yemin olsun ki bu husus Hasan, Hüseyin (a.s) ve Fatıma’nın rahminden doğan kimseler dışında, başkaları için geçerli değildir. Hz. Musa b. Cafer (a.s) Allah’a itaat etsin, gündüzleri oruç tutsun, geceleri teheccüd, geceyi diri kılmak ve gece namazı ile meşgul olsun ve sen de Allah’a isyan et ve yarın kıyamet gününde Allah’ın huzurunda onunla eşit ol veya Allah’ın nezdinde ondan daha değerli ol, böyle bir şey olabilir mi?! [13] Dinin misyonlarından biri de birey ve toplumu ıslah etmek, onları manevî erginliğe ulaştırmak ve güzel ahlaka büründürmektir. Bu husus da peygamberlerin vasıtasıyla insana ulaşan Allah’ın buyruklarına uymak dışında müyesser olmaz. Bu nedenle bir dinin böyle hedefler taşımakla birlikte bazı fertlere kaçma yolu açması ve bu fertlerin dinsel kanunlara bağlılık göstermeksizin dünyada dine bağlı olan diğer insanlar gibi dindarlığın nimetinden faydalanması ve ahirette onlarla eşit olması ve bazen onlardan daha fazla uhrevî ödüller alması tasavvur edilebilir mi? Gerçekte bunun gayeyi zedelemek olduğu söylenebilir. Bu yüzden Şia’dan maksat rivayetlerde belirtildiği gibi, Allah’a itaat etmede masum imamlara uymak ve salih amelde bulunmak ise, Kur’an-ı Kerim’in buyruğu esasınca uhrevî ödülleri almak ve cennete girmek onlara nasip olacaktır. Bu durumun dışında yani salt imamlara ilgi göstermek ve ruhsal bağlılık taşımak veya onları siyasî olarak takip etmek cennete girmeye neden olmaz. Cehennemin birinci tabakasının günahkâr Müslümanlara ait olduğunu bildiren rivayetler hakkında ise şöyle söylemek gerekir: Kur’an-ı Kerim perspektifinden cennet ve cehenneme girmenin ölçüsü, insan amelleridir. Bireylerin kimlik bilgileri önemsenmeyecektir; zira İslam ve iman arasında fark gözetilmelidir. Yüce Allah bu hususta iman iddiasında bulunan kimselere şöyle buyuruyor: “İman ettik demeyin, Müslüman olduk deyin.” [14] İki şahadeti söylemek insanı İslam’ın savunma alanına alır. Bu husus dünyevî, hukukî ve içtimaî hayat boyutuyla ilgilidir ve insan Müslüman olduktan sonra ondan yararlanır. Ama cennete müstahak olmak bunun üzerinde bir şeydir; yani belirtildiği gibi cennete girmek için hem Allah’a teslim olmak ve derunî iman ve hem de dışarıda salih amel gereklidir. Başka bir ifadeyle pratik dayanak taşımak uhrevî sevap kazanmanın gereğidir. Bu yüzden cennete girmek için Kur’an dışında belirtilen ölçüler ve salt Şiilik veya İslam ile muttasıf olmak, azaba veya cehenneme girmeye engel değildir. Netice olarak söylemeliyiz ki; cennete girmenin ölçü ve miyarı insan amelleridir. Ne İslam kimliği ve ne de isimsel Şiilik kurtuluş değildir. Bu esasla ve Kur’an-ı Kerim’in ayetleri ve temiz imamların buyruklarına istinaden Allah’ın buyruklarını yerine getirmeyen, haramlardan sakınmayan ve O’nun emirlerine itaat etmeyen Müslüman ve Şiiler bu nimetten mahrum olacak ve cehennem azabına maruz kalacaklardır. Bu azabın ebedi olup olmadığı, sevap ve azap mertebelerinin ne olduğu ve bu konuda şefaat bahsinin ne gibi bir yeri olduğu başka bir fırsatı talep etmektedir. Son hatırlatmamız şudur: Bizim sözlerimizin manası, Şii olmanın insanın cennete girmesinde hiçbir rol taşımadığı ve iyi bir ameli Şii olmayan biri yapsa bile cenneti hak edeceği değildir; zira biz hem inanç ve hem de amelin gereklilik addettiğine ve onların insanı saadete götüren iki kanat olduğuna inanmaktayız. Daha fazla bilgi edinmek için şu kaynağa müracaat ediniz:

Türhan, Kasım, Negereş-i İrfanî, Felsefî Ve Kelamî Be Şahsiyet Ve Kıyam-ı İmam Hüseyin (a.s), s. 440 – 447.

İlgili başlıklar:

Şia Ve Cennet, 5295 (Site: 5487).

Şia’nın Sıfat Ve Özellikleri, 2468 (Site: 2608).        



[1] Bakara, 80.

[2] Bakara, 81 ve 82.

[3] Bakara, 112.

[4] Tövbe, 106.

[5] İbn. Manzur, Cemalluddin, Lisanü’l-Arab, c. 8, s. 188, Dar-ı Sadr, Beyrut, çap-ı evvel 1410 k.

[6] Tabatabai, Seyid Muhammed Hüseyin, Şia Der İslam, s. 25 – 26, Kitabhane-i Bozorg-ı İslamî, Tahran, 1354 ş.

[7] Kuleyni, Muhammed b. Yakub, el-Kafi, c. 2, s. 68, Daru’l-Kütübi’l-İslamiye, Tahran, çap-ı çarom, 1365 ş.

[8] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c. 65, s. 164, Müessesetü’l-Vefa, Beyrut – Lübnan, çap-ı çarom, 1404 k.

[9] Saduk, Muhammed b. Ali, Emali, tercüme-i Kemere-i, s. 626, İslamiye, Tahran, çap-ı şeşom, 1376 ş.

[10] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c. 65, s. 167, Müessesetü’l-Vefa, Beyrut – Lübnan, çap-ı çarom, 1404 k.

[11] Men La Yehziru el-fakih, c. 4, s. 545, Müessesetü’n-Neşri’l-İslamî, Kum, çap-ı sevvom, 1413 k.

[12] Hucurat, 13.

[13] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c. 43, s. 230, Müessesetü’l-Vefa, Beyrut – Lübnan, çap-ı çarom, 1404 k.

[14] Hucurat, 14.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
    7829 Masumların Siresi 2011/06/21
    Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili ...
  • Neden Yahudiler Yahudi olarak adlandırılmaktadır?
    10738 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Yahudilerin Yahudi olarak adlandırılmasının nedeni hakkında ihtilaf vardır. Bazıları Yahud’un hidayete ermiş olduğu manasına geldiğini ve bunun nedenin de Musa’nın (a.s) kavminin buzağı tapmaktan tövbe etmesi olduğunu belirtmiştir.[1] Bazıları da bu kavme Yahudi söylenmesinin nedeni hakkında şöyle demiştir: Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun adı “Yahuza” ...
  • Bir miktarı buz tutan ve geriye kalan kısmı kür (çok) su miktarında olmayan kür (çok) suya necaset değerse hükmü nedir?
    5824 Su Türleri 2012/04/11
    Büyük taklit merciileri bu konuda şöyle buyuruyorlar: ‘Kür (çok) suyun bir miktarı buz tutar ve geriye kalan kısmı da çok su miktarına ulaşmazsa, necaset değdiğinde necis olur ve buzdan eriyen kısım da necistir.’[1]
  • Âli İmran Suresinin 14. Ayetini dikkate alarak, kadınlar da erkekler için aşağılık maddi işler kısmından sayılıp dört ayaklı hayvanlar cinsinden mi hesap edilir?
    18306 زن 2012/07/21
    Söz konusu ettiğiniz sorunun cevabında şöyle denilmesi gerekir: Sizin Ali İmran Suresinin 14. Ayetinden yaptığınız çıkarım yanlış bir çıkarım olup ayetin manasına dikkat edilirse, sizin açıkladığınızın dışında bir şey anlaşılır. Ayette şöyle buyrulur: “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin ...
  • Üç Haslet hadisinin senedi sahih midir?
    7614 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/10/23
    Söz konusu hadisin bazı ravileri hakkında elde herhangi bir bilgi yoksa da birkaç sebepten dolayı ona istinat edilebilir:1-Hadis, çeşitli birinci grup rivayet kaynaklarında gelmiştir. Ve biliyoruz ki bir rivayet değişik kaynaklarda gelmişse ve büyük muhaddisler ona önem vermişlerse bu, onun itibarını ve muhaddislerin ...
  • Rüyada bilinçli olma imkânı mevcut mudur? Bazı rüyaların gerçekleşmesinin nedeni nedir?
    12738 Teorik İrfan 2012/02/18
    Bilgelerin görüşüne göre uyku, zahiri duyuların tedricen dış dünyayla ilişkisinin kesildiği, ama batıni duyuların henüz aktif olduğu bir haldir. Uyku anında dış dünyayla uğraşmaktan ve değişik meşguliyetlerden uzaklaşması neticesinde insan nefsi, melekût âlemine odaklanır ve nefis madde âleminden ne kadar çok uzaklaşırsa, nefsin kendi âlemiyle irtibat kurması daha fazla ...
  • Baş ve göğüs balgamını yutmanın oruca bir zararı var mıdır?
    7106 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız.  ...
  • Aceleyi gidermek için ne yapılmalıdır?
    7207 Teorik Ahlak 2012/05/03
    Acele, dinsel öğretilerin men ettiği hususlardandır. Bu, işleri yapmada erken girişimde bulunmak anlamına gelir. Acele etmek hız ve işleri zamanında yapmak ile fark eder. Hız, öncüllerin ve gerekli şartların hazır olmasından sonra insanın fırsatı elden vermemesi ve işi yapmak için girişimde bulunmasıdır. Acelenin karşısında ise soğukkanlılık ve ...
  • Acaba yaradanın yaratıcılık özelliğinin fiiliyyete geçmediği bir an ve ya zaman varmıdır?
    8445 Eski Kelam İlmi 2008/06/12
    Gereken cevaba ulaşmak için bu bir kaç noktanın yani zamanın mahiyyeti, fiili sıfatlar ve ilahi feyzin devamının, açıklığa kavuşması gerek.1.Zamanın mahiyyeti nedir?Zaman: Hareket yoluyla cisimlere arız olan akıcı aralıksız niceliktir. ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    82581 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...

En Çok Okunanlar