Gelişmiş Arama
Ziyaret
4545
Güncellenme Tarihi: 2011/06/21
Soru Özeti
Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
Soru
Şia şöyle diyor: Hz. Ali'nin faziletleri ve onun İmamlığı konusu tevatür yoluyla ispatlanmıştır. Ama şöyle bir eleştiri söz konusudur: Bu gün bu iddiayı ortaya koyan Şia Peygamberi (s.a.a) görmemiş ve yakından onun sözlerini de duymamıştır. Eğer onlar kendi hadislerini sahibilere isnat etmezlerse onların nakli maktu, mürsel ve geçersiz olur. Diğer yandan Şia'nın kabul ettiği sahibiler çok azdır ve sayıları on kişi civarındadır. Bu sayıdaki kişiler bir hadisi nakledecek olursa buna tevatür denmez. Hz. Ali'nin faziletlerini nakleden büyük kalabalık Şia tarafından kabul görmeyen, yerilen hatta küfürle suçlanan kişilerdir.
Kur'an'ın övdüğü o büyük sahabiler grubunu, Şia hakkı gizlemek ve yalancıkla suçlayabiliyorsa az bir grubun yalan söylemeleri ve hakkı gizlemeleri daha fazla muhtemeldir.
Kısa Cevap

Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili hadislerimizi mürsel veya maktu olmaz. Çünkü tevatür aşamasına erişen bir hadisi nakleden kişileri kabul etmesek bile bu tevatürün oluşmasına bir engel teşkil etmez.

Sahibilere nispet edilen küfür şirk ve puta tapmak anlamında değildir. Bu sadece bir çeşit nimete küfran etmek anlamındadır. Elbette bir çok sahibiler bunu sonradan telafi etmiş ama bazıları da bunun üzerinde ayak diretmişlerdir. Buna göre Kur'an-i Kerim sahabileri bir çok yerde övmüş olsa da bir çok yerde bizzat Peygamberin (s.a.a) döneminde onları yermiştir. Hatta onlardan bazıları hakkında küfür tabirini bile kullanmıştır.

Ayrıntılı Cevap

Siz sorunuzu Hz. Ali'nin imamet ve fazileti hakkındaki hadislerin tevatürünü inkar edecek şekilde düzenlemişsiniz. Biz de sorunuzda sıraya göre konuyu inceleyeceğiz. Birinci aşamada "Şia'ya göre Hz. Ali'nin faziletleri tevatürle ispatlanmıştır." diyorsunuz. Burada şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bu sadece Şia'nın inancı değildir. Ehl-i Sünnet de kendi kitaplarına müracaat etseler böyle bir tevatürün olduğunu göreceklerdir.

Ama Şia'nın sayıları az olan sahabilerden naklettiği hadislere güvenmesine gelince bu hadisler taşıdıkları karineler ve emaretler sonucunda kesin bilgi (yakın) ifade etmektedir. Bu yüzden bizim tevatürü ispatlamaya ihtiyacımız da yoktur.

Diğer bir nokta da şu ki ulema şunu ispatlamışlardır ki: Eğer biz Şia kanalıyla hiçbir hadisin olmadığını farz etsek bile yine de Ehl-i Sünnet kaynakları ve kitapları ile biz Şia'nın inançlarını ispatlayabiliriz. Bilginlerimiz Şia akidesinin Ehl-i sünnet kaynaklarında tevatür haddine ulaşmış hadislerle ispatlanabileceğini ortaya koymuşlarıdır.[1] Buna göre biz ilmi bahislerde Ehl-i sünnet nezdinde kabul olan tevatürlere istinat ediyoruz.

Dikkat edilmesi gereken bir husus da şu ki tevatürü ispatlamak da kişilerin güvenilir olmalarına bir gerek yoktur, sadece kişilerin sayılarının kesin bilgi verecek ve yalan üzere kendi aralarında anlaşmaları mümkün olmayacak derecede çok olmaları önemlidir. Buna göre sahabilerin kişilikleri ve takva dereceleri hatta mümin olup olmamaları tevatürdeki ölçüde bir etkisi yoktur. Çünkü tevatürde sadece kişilerin sayısı önemlidir; hatta içlerinde güvenilir ve takvalı bir kişi olmasa bile sayı belli bir hadde ulaşınca tevatür meydana gelir ve onu kabul etmek gerekir. Nitekim biz, çeşitli ülkelerin ve şehirlerin varlığını tevatür yoluyla bilmekteyiz gerçi o ülkeleri gören ve bize varlığını bildiren kişiler mümin olmasalar bile. Eğer ravinin kendisi güvenilir olursa zaten (haber-i vahit) olarak muteber bir hadis sayılır ve tevatürü ispatlamaya ihtiyaç kalmaz. Tevatür ravilerin tek başlarına güvenilir olduklarını ispatlamaya gerek olmayan durumlarda söz konusu olur.

Buna göre sizin "mütevatir hadisin ravilerini kabul etmiyorsanız ise onların tevtürle naklettikleri hadise istinat etmeniz doğru olmaz" sözünüz mantıki olarak doğru sayılmaz.

Çünkü birincisi tevatürde kişilerin makbul olmaları ölçüsü söz konusu değil, ikincisi, biz Ehl-i sünnet nazarında her yönden geçerli olan ve maktu ve mürsel sayılmayan sahabilerin hadislerine istinat etmekteyiz.

Bu da (akıl sahibi kişilerin kendi haklarında yaptıkları ikrar (itiraf) geçerli olur" ilkesi üzerine dayalıdır Bu ilke de insanlar arasında kabul edilmiş bir ilkedir.

Örneğin eğer siz bir mahkemede bir dava ileri sürer ve karşı taraf sizin lehinize ve kendi aleyhine itirafta bulunursa o zaman hakim o sözlere istinaden sizin lehinize hüküm verir. Bu durumda karşı taraf sen bizi kabul etmiyordun ve bizi zalim ve fasık biliyordun öyleyse bizim sözümüze istinaden verilen hüküm de sana göre geçersizdir ona dayanarak bir hak ve üstünlük iddia edemezsin diyemez.

Eğer tevatür konusunu böyle bir anlayışla inceleyecek olursanız göreceksiniz ki bizim tevatüre istinat etmemiz doğrudur. Çünkü Hz. Ali'nin imamet ve hilafetini kabul etmeyen kimseler bu tür tevatürü kabul etmekteler.

Ama, "siz sahbilerin çoğunu kafir biliyorsunuz" iddiasına gelince bu iddia doğru değildir. Çünkü biz defalarca ve çeşitli soruların cevabında tekrarladığımız gibi sahibiler hakkında kullanılan küfür tabiri şirk ve puta tapmak anlamında değildir.[2] Bu bir çeşit nimete küfran etmeği ifade eder. Allah Teala aynı tabiri defalarca Kur'an-i Kerim'de mümin insanlar hakkında aynı anlamda kullanmıştır. Örneğin İbn-i Eb-i Hatem'in tefsirinde şu hadisi okuyoruz ki: Cahiliyet döneminde Evs ve Hazreç kabileleri arasında bir çok çatışmalar meydana gelmiştir. Bir gün Peygamber'in (s.a.a) hayatı döneminde onlardan bir grup geçmiş hatıraları dile getirdiler ve bu da birbirlerinin üzerine kılıç çekecek derecede durumu gerginleştirdi Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:

"Allah'ın ayetleri sizlere okunduğu halde nasıl küfre düşüyorsunuz."[3]

Kuşkusuz Kur'an'ın burada küfre düşmekten maksadı Allah'a ortak koşmak veya putlara tapmak değildir. Çünkü Avs ve Hazreç kabileleri putperestliğe dönmemişlerdir ama yine de işledikleri bu günahlardan dolayı Allah onlar hakkında küfre düşmek sözcüğünü kullanmıştır. Bunun benzerini Kur'an'ın diğer bazı ayetlerinde de görmek mümkündür.[4]

Ama çoğunluk hakkı gizlemekle suçlanıyorsa azınlığın bu işi işleme ihtimali daha çoktur, sözüne gelince bu tuhaf bir kanıtlamadır. Çünkü insan Kur'an'ın ayetlerini inceleyecek olursa şu gerçeği anlar ki hak taraftarları kesin ve sağlam delillere de sahip olmalarına rağmen sürekli tarih boyunca azınlıkta idiler. Bu kanıtın geçersizliğini anlamak için Saf Suresi'nin 14. ayetini okumaya ve tefsirini incelemeye sizi davet ediyoruz. Yüce Allah bu ayette Hz. İsa'nın davetinden sonra İsrailoğullarının mümin ve kafir olarak iki fırkaya ayrıldığını bildirmektedir. Müfessirlerden bazılarının açıkladığı üzere bu ihtilaf Hz. İsa'nın göğe çıkmasında sonra gerçekleşmiştir. Müfessirlerden bir çoğuna göre müminlerin sayıları çok azdı buna rağmen onların inancı yüzlerce yıl sonrasında Hz. Muhammed'in zuhur etmesiyle teyit edildi.[5]

Böyle bir kanıtlama doğru olsaydı üç tanrıya inanan ve hakkı gizleyen çoğunluğun görüşü desteklenmesi gerekirdi oysa Kur'an Hz. İsa hakkında doğru görüşe sahip olan azınlığın görüşünü teyit etmiştir. Acaba Kur'an'ın da mı haşa hakkı gizlediğini söylenecektir!

Resulullah (s.a.a), İsrailoğullarında vuku bulan olayların benzerinin bu ümmette de görüleceğini açıklamıştır.[6] Buna göre belki Sahbilerin çoğu gerçeği gizlemiş ve sadece onlardan az bir kısmı gerçeği olduğu gibi korumuşlardır. Sonuçta yüzlerce yıl geçtikten sonra yani Hz. Mehdi zuhur ettiği dönemde bu azınlığın görüşünün doğru olduğu herkesçe bilinecektir.

Buna göre Kur'an nazarında çoğunluğun bir inanç ve görüşü desteklemesi o fikrin doğruluğuna delil sayılmaz ve çoğunluğun gerçekten uzaklaşması azınlığın gerçekten uzaklaşma ihtimalinin daha güçlü olduğunu göstermez.



[1] Bu konuda Al-Gadir, İhkaku'l-Hakk, Abakatu'l-envar ve sahada yazılan diğer kitaplara başvurabilirsiniz.

[2] bk bu sitede aşağıdaki numaralı sorular: 11015 site: 1167, 1589 site: 1970; 1526 site: 2470; 2791 site: 3500; 2792 site: 2275

[3] Al-i İmran: 101; İbn-i Ebi Hatem, Tefsir-il Kur'an'il Kerim, c. 3 s. 720 Mektebetu'n-Nezar Mustafa Baz. yay. S. Arabistan, H. 1419

[4] Al-i İmran: 52, 167 ve Maide: 41 ve diğer ayetler

[5] bk Ebu Cafer, Muhammed b. Cerir Taberi, Camu'l-Beyan Fitefsiri'l-Kur'an, c. 28 s. 60; Daru'l-Marife, Beyrut; İbn-i Kesir Dimişki, Tefsiri'l-Kur'ani'l-Azim, c. 8 s. 139, Daru'l-Kutubu'l-ilmiyye, Beyrut H. 1419

[6] Sünen-i Tirmizi, Daru'l-Fikr, c. 4 s. 135, Beyrut, H. 1403

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Safeviyye, Şeyh Safiyuddin tarafından Erdebil'de kurulmuş bir tarikat mıdır?
    8755 تاريخ بزرگان
    Tarihi kaynaklar, Şeyh Safiyuddin, oğlu Cüneyt ve torunu Haydar'ın Şii olduğunu göstermektedir. Ancak o dönemin şartları, onların, inançlarını diğer Safevi sultanları gibi açıkça ortaya koymalarına izin vermiyordu. Onların ya da başka Şiilerin, geçmişte bu mezhebin mensupları olup olmamaları, bizim onlara olan bakış açımızı değiştirmeyecektir. Kim, Şia'nın ...
  • Eğer cennet için tabakalar varsa, cehennem için de tabakalar var mıdır?
    7213 Eski Kelam İlmi
    Ayet ve rivayetlerden cehennem tabaka ve yüzeyleri hakkında alınan netice üzere, cehennem de cennet gibi[1] değişik tabakalara sahiptir ve günahkârlar suç ve günah dereceleri hasebince bu tabakaların birinde müstakar olacak ve azaplandırılacaktır. Bir rivayette İmam Bakır (a.s), «لَها سَبْعَةُ أَبْوابٍ لِكُلِّ بابٍ مِنْهُمْ ...
  • Cennette uyumak mümkün müdür?
    18917 Eski Kelam İlmi
    Uyku bedenin taşıdığı yorgunluklara verdiği tabii bir reaksiyondur ve bildiğimiz gibi cennete giren hayırsever insanlar Kur’an-ı Kerim’in açıkça belirttiği üzere orada hiçbir yorgunluğa duçar olmayacaktır. Bu nedenle, rivayetlerde açıklandığı üzere cennete giren insanlar ölüm, uyku, rahatsızlık ve fakirlik gibi maddî dünyayla irtibatlı hususlarla karşılaşmayacaktır. ...
  • Neden Yahudiler Yahudi olarak adlandırılmaktadır?
    7056 Eski Kelam İlmi
    Yahudilerin Yahudi olarak adlandırılmasının nedeni hakkında ihtilaf vardır. Bazıları Yahud’un hidayete ermiş olduğu manasına geldiğini ve bunun nedenin de Musa’nın (a.s) kavminin buzağı tapmaktan tövbe etmesi olduğunu belirtmiştir.[1] Bazıları da bu kavme Yahudi söylenmesinin nedeni hakkında şöyle demiştir: Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun adı “Yahuza” ...
  • Müslüman olmayan bir bayanla evlenmenin şartları nelerdir?
    3232 Aynı Dini Paylaşmak
    Fakihlerin çoğu şöyle diyor: Müslüman olmayan bayanlarla hata eğer ehli kitap olsa, ahlaki meselelere rivayet etse ve şeriata muhalif işler yapmazsa bile, evlenmek caiz değildir. Böyleli bayanlarla evlenebilmek için ilkin İslam’ı kabul etmeleri lazım. Buna binaen eğer siz bu bayanı seviyorsanız ve onunla evlenmek istiyorsanız ilkin onu ...
  • Yaratanla yaratılmış arasındaki benzerliği reddeden ayetler hangileridir? Bu ayetler Allah’ın ruhunu insana üflemesi meselesiyle nasıl bir uyum sağlamaktadır?
    11924 Tefsir
    Tevhid inancından, ister insan olsun ister başka şey, hiç bir şeyin Allah’a benzeme imkanının olmadığı manası çıkmaktadır. Kur’an’da birçok ayet yaratanla yaratılmış arasındaki benzerliği reddetmektedir. Örneğin:1- ‘Ve ona, bir tek eşit ve benzer yoktur.’2- ‘Ona hiçbir benzer yoktur’3- ‘Artık Allah'a eşit varlıklar tanımayın; şüphe yok ki Allah ...
  • Niçin Hz. Muhammed’e Emin diyorlardı?
    27934 تاريخ بزرگان
    Emin, hainin karşısında yer alır; yani emanete hıyanet etmeyen ve halkın güvendiği ve itimat ettiği anlamına gelir.Halk arasında Peygamber (s.a.a)’in gençlik dönemindeki ferdi ve toplumsal ahlaki temelleri Emin ve güvenilir unvanında tanınmasından ötürü ona “Emin” diyorlardı.İslam Peygamberi (s.a.a)’nin, hem vahiy konusunda Allah-u Teâlâ’nın itimat etmesi hem de halkın ...
  • Eğer bir şahıs üniversite sınavında hile yapar ve bir başkasının hakkını çiğnerse (çünkü kabul edilmediği takdirde bir başkası kabul olacağından), bunu nasıl gidermeli ve helallik istemelidir?
    3295 Hukuk ve Şer’I Hükümler
    Büyük taklit mercilerinin bürolarından şimdiye dek aşağıdaki cevaplar elde edilmiştir:Hz. Ayetullah Uzma Hamaney (ömrü uzun olsun):Hile haramdır ve tövbe yeterlidir.Hz. Ayetullah Uzma Mekarim Şirazi (ömrü ...
  • Acaba İslam’da kozmopolitiz ıstılahının ifade ettiği anlama benze bir anlayış var mıdır?
    4325 حکومت دینی در نظام بین الملل
    Kozmopolitizim (Cihan Vatan) mektebi evrendeki tüm insanlar, kendilerini bir diğerinin memleketlisi ve aynı vatanın insanı bilmeleri gerektiğine inanan bir anlayıştır. Bu anlayışın hedefi milliyetçiliği ve ırksal farlılıkları kenara iterek global bir edebiyata ve kültüre ulaşmaktır. İslam’da böyle bir düşüncenin olup olmadığı bağlamında kısaca şunu söylemek gerekir. İslam ...
  • Hac’da kurban kesmenin felsefi nedir?
    6874 Hukuk ve Şer’I Hükümler
    İslam’ın tüm buyruk ve kanunları hikmet veya yaratıkların durumunu göz önünde bulunduran çok hesaplı ve faydalı hikmetler esasınca oluşturulmuştur. İslam kanun ve hükümlerinden birisi de kurban bayramı gününde Mina bölgesinde hacılara kurban kesmenin farz oluşudur. Hacda kurban kesmenin hikmetlerinin bazıları şunlardan ibarettir: Hacıların nefsanî heveslerini kurban etmeye, ...

En Çok Okunanlar