Gelişmiş Arama
Ziyaret
13338
Güncellenme Tarihi: 2012/05/15
Soru Özeti
İslam açısından tebliğ yöntemleri nelerdir? Klasik tebliğ yöntemlerini kullanmak zorunda mıyız?
Soru
Kur’an’a ve Kur’an kültürüne göre tebliğ ve insanın eğitimi nasıl olmalıdır?
Kısa Cevap

Dini açıdan tebliğ ve iletişim kurmak ahlak odaklı olmalıdır. İslami öğretilerde bu hedefe ulaşmak için bizlere çeşitli yollar önerilmiştir. Şu noktayı da dikkate almak gerekir ki Peygamberler ve vasiylerinin tebliğde uyguladıkları kendi zamanlarının metotlarını veya klasik metotların, günümüzde bilimin gelişmesiyle ortaya çıkan yeni metotların karşısında olduğunu söyleyemeyiz. Zira tebliğe ait dini öğretiler, iletişim araçlarından çok, iletişimin nedenlerine eğilmektedir. Ve biliyoruz ki hedef, zaman veya araçlara bağlı değildir. Ayrıntılı Cevap bölümünde bu konuya daha çok değineceğiz.

Ayrıntılı Cevap

Haber veya mesajın iletilmesi, bilgiler, kişisel ya da grupsal tecrübelerin başkalarına aktarılması vb. gibi durumlarda tebliğ denen şey ortaya çıkar.

Günümüzde yazılım araçları ve donanım yöntemleri birbirine bağlı sistemleri meydana getirmiştir. ‘İletişim Bilimi’ni bilmek tebliği önemli ölçüde etkilemektedir. Artık tebliğ kişisel bir hüner olmaktan çıkmış ve belkide bir bilime dönüşmüştür.

Bazıları günümüz dünyasında doğal olarak yeni teknolojiye bağlı olan dinî tebliğ ve iletişimin nasıl olması gerektiğini soruyorlar. Acaba İslamî tebliği, bütün yaşamımızı etkileyen günümüz iletişim modellerine uygun hale getirebilir miyiz?

Sorunun cevabı için önce klasik tebliğ ile İslami tebliğ arasındaki ilişkinin ne olduğunun bilinmesi gerekir. İslamın başlangıcında uygulanan her metot İslamın sünneti zannedilebilir. Başka bir ifadeyle o dönemde tebliğ güçlü hatipler tarafından yapıldığı için minber ve hitap etme, sınırlı iletişim metotlarındandı. Onu dini bir etiketle diğer metotlardan ayırabiliriz. Ve din baki olduğu sürece bu metot uygulanmalıdır.

Böyle bir anlayış bazılarını İslami metotla modern metot arasında bir bağ kurmaya zorlamıştır. Ama gerçek nedir?

İslami kaynaklara baktığımızda tebliğ yöntemlerinin zamana bağlı olmadığını, hiç bir kutsallığının bulunmadığını ve herhangi bir sınırlamanın getirilmediğini görmekteyiz. Önemli olan tebliğ ve iletişimin hangi amaçla yapıldığıdır.

Peygamberlerin toplumla irtibat kurmadan onu tebliğ etme imkanları olmadığından doğal olarak zamanlarının bütün iletişim araçlarını kullanıyorlardı. Ama zamana bağlı iletişimleri dinin sünneti zannederek onun dışına çıkmak için yeni bir icazet almaya da gerek yoktur. Açıktır ki iletişim araçlarının değişmesi, tarih boyunca süre gelen sabit bilgilendirme metotlarının değişmesine neden olmazlar. Bilgilendirme insanların maddiyat ve maneviyatta ilerlemeleri hedefiyle olabileceği gibi onur kırma, kavmiyetçilik vb. gibi tahrip edici hedeflerde de kullanılabilir. İletişim aracının çeşidi olumlu ve olumsuz hedefleri değerlendirmede fazla etkileri yoktur. Bu yüzden Kur’an’da ve diğer İslami kaynaklarda tebliğ araçlarına fazla değinilmemiş, yüce ahlaki hedeflerin faydası yönünde iletişim ve tebliğin kefesini ağırlaştırmak için hep çeşitli yollar gösterilmiştir.

Aşağıda hiçbir araca bağlı olmayan dini öğretilerden bazılarına değiniyoruz:

1- Öncelikle insan maneviyatını güçlendirmeli ve yapmadığımız şeyleri başkalarından istememeliyiz. Kur’an bu konuda bizleri muhatap alarak şöyle buyuruyor:

‘Ey iman edenler, neden yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında en nefret edilen şeydir.’[1]

‘İnsanlara iyiliği emrediyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz?’[2]

2- Allah tebliği en güzel metodla yerine getirmeyi  emretmiştir: ‘İnsanlara güzellikle söz söyleyin’[3]

3- Tebliğ samimi ve muhatabın geleceği için olmazsa gereken etkiyi göstermeyecektir. Peygamberlerin sözleri: ‘Rabbimin bildirdiği haberleri size bildirmede ve size öğüt vermedeyim.’ şeklindedir.[4]

4- Önemli olan iletişimin aracı değil, iletişimin kendisidir. İmam Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyuruyor: ‘Dostlar bir yerde yaşadıklarında birbirlerini ziyarete gitsinler; birbirlerinden uzak olduklarında ise mektuplaşarak iletişim kursunlar.’[5]

5- Bilgilendirmek vazgeçilmez bir ilke değildir. Hatta bazen öyle önemli bir durum ortaya çıkar ki bildiğimiz bazı şeyleri gizlemek zorunda kalırız. Rabbimiz bazı münafıkları şöyle kınamaktadır: ‘Güven yahut korkuya dair bir haber duysalar derhal yayarlar.’[6]

6- İletişim dünyasında görevlilerin güvenliği, önemli konulardan biri olup, bilgilendirme görevi onsuz yerine getirilemez. Allah Teala bu konuda şöyle buyuruyor: ‘Müşriklerden biri, senden aman dilerse Allah’ın sözünü dinlemesi için ona aman ver, sonra da emin olduğu yere dek yolla onu.’[7]

7- Tebliğin etkisini hemen göstermesini beklememek gerekir. Orta ve uzun vadeli hedefler üzerinde düşünülmelidir. Hz. Nuh bir asıra yakın tebliğ etmesine rağmen çok az kimse kendisine iman etmişti.[8]

8- İmanlı kimselerin yaptığı tebliğ, mümkün olduğu ölçüde emredercesine olmamalı ki kendi inancını dayattığı izlenimini vermesin. Bu genel vazife sorumluluk bilinciyle olmalıdır. İdeal İslam toplumunda bütün iyiler birbirlerini severler[9] ve birbirlerine hakikatı ve sabırı tavsiye ederler.[10] Bu yüzdendir ki ümmetlerin en iyisidir.[11]

9- Bununla birlikte imanlı bir grup dini öğretilerde derinleşip, dinde uzmanlaşarak görevini yerine getirecek ve bildiklerini başkalarına öğretecek kimselere ihtiyaç vardır.[12] Uzman tebliğ gruplarının oluşturulması Kur’an-ı Kerim’in de önem verdiği konulardandır.[13]

10- Birçok yerde muhataplarımızı mutlaka bizim inancımıza ikna edip onları dinimize inanmaya zorlamamalıyız. Nitekim böyle bir şey gerçekleşmez de. Böyle durumlarda asıl vazifemiz başkalarını sadece bilgilendirmektir. Muhatabı bilgilendirdikten sonra tutacağı yol bizim asıl hedefimize zarar vermez.[14]

11- Tebliğ ve bilgilendirmede hedef değerlendirmesi yapılmalı ve mesela tebliğden beklenen şey insanların canlarından ve mallarından önemli bir ideal olursa o zaman insan tehlikeye atılabilir ve bu yola girip Allah’tan başka kimseden korkulmaz.[15] Bunun dışında tebliğ ve görüş belirtilirken kazanılan hedef, insanın canı ve malından daha az değerli olması durumunda insan değerli canını az bir değeri olacak olan hedefe feda etmemelidir.[16]

12- Örnek teşkil edecek insanlar, mübelliğleri hedeflerine ulaştırmak için iyi bir yardımcı olmakta anahtar rolündedirler.

Kur’an-ı Kerim, büyük insanları hep örnek olarak tanıtmıştır. Resul-i Ekrem,[17] Hz. İbrahim,[18] Firavunun karısı Asiye,[19] Hz. Meryem[20] vd. bu örneklerin önde gelenlerindendir.

Masum imamlardan İmam Cafer-i Sadık’ta (a.s) Şiilere, sözden çok inançlarını, doğru konuşmak, emanete sahip çıkmak, iyi komşuluk ilişkileri vb. şekillerde amelle insanları cezbetmelerini tavsiye etmektedir.[21]

13- İslam, kırıcı, değersiz veya değeri az tebliğ çeşitlerinin onaylamaz. Din öğretileri, toplumda karamsarlığın oluşmamasını, başkalarının kişisel işlerinin araştırılmamasını, hatta rahatsızlık verecek doğru olan şeylerin bile ifşa edilmemesini istemektedir.[22] Yalan haberlerin veya ‘töhmet’in ifşa edilmesi büyük günahlardandır ve olumsuz etkisi vardır.

14- İletişim, gerçek ihtiyaçların giderilmesi hedefiyle yapılmalıdır. İnsanların arasında dolaşan veya onların maddi ve manevi yaşamlarında etkili olacak yahut muhatapları ıslah edecek içeriğe sahip bilgiler olmalıdır. Ama bazı doğru ya da yanlış bilgiler zaman öldürmek, ömrü boşa harcamaktan başka işe yaramaz ve insanı önemli işlerinden de geri bırakır. Tebliğde önceden ayarlanmış ve kamuoyunun gerçek ihtiyaçlarından uzaklaştırmak ve yalancı ihtiyaçlarla oyalamayıda İslam onaylamamaktadır.[23]

15- Tebliğ, ekonomik bir faaliyet değildir. Her ne kadar mübelliğlerin ihtiyaçları karşılanması gerekiyorsa da İslam açısından tebliğe bir gelir kaynağı olarak bakılmamalıdır. Zira tebliğe bu açıdan bakılsa diğer meslekler gibi geliri çoğaltmak için çeşitli hilelere başvurulur. Yine neye mal olursa olsun insanları etkilemeyen haberciler gibi de olmamak gerekir.

Peygamberler tebliğleri için herhangi bir ücret almazlardı.[24] Ama insanların gönlünden gelerek verdikleri hediyeleri de geri çevirmezlerdi.[25]

Şimdiye kadar söylenenler ve diğer öğretiler bizi, dini tebliğle modern tebliği birbirinden ayrı düşünmemek gerektiği sonucuna götürmekte ve onları bir araya getirmeyi amaçlamaktalar.

Evet, belki tebliğ psikolojisi açısından değişik toplumlara ve değişik muhataplara göre eski ve yeni metotların etkilerini hakkında karşılaştırmalı bir inceleme yapılabilir, ancak klasik ve modern metotların din tebliğinde genel öğretilerin çatısı altında uygulanabileceği de unutulmamalıdır.

 


[1] -Saf/2-3

[2] -Bakara/44

[3] -Bakara/83

[4] -A’raf/62, 68, 79, 93 vd.

[5] -Kuleyni, Muhammed b. Yakup, Kafi, c.2, s.670, H.1, Daru’l-Kütübi’l-İslamiyye, Tahran, HŞ.1362, 2. Baskı.

[6] -Nisa/83

[7] -Tevbe/6

[8] -Ankebut/14; Hud/40.

[9] -Tevbe/71

[10] -Asr/3

[11] -Al-i İmran/110

[12] -Tevbe/122.

[13] -Al-i İmran/104

[14] -Nisa/80; En’am/104 ve 107; Şura/48 vb.

[15] -Ahzab/39

[16] -Al-i İmran/28

[17] -Ahzab/21

[18] -Mümtehine/4

[19] -Tahrim/11

[20] -Tahrim/12

[21] -Kafi, c.2, s.77, Daru’l-Kütübi’l-İslamiyye, HŞ.1362.

[22] -Hucurat/12. Bunun islami deyimi ‘gıybet’tir. Gıybetin istisnaları vardır.

[23] -Lokman/6.

[24] -En’am/90; Hud/51; Kalem/46 vb.

[25] -Şeyh Saduk, Men La Yahduruhu’l-Fakih, c.3, s.299, H.4070, Camiay-ı Müderrisin, Kum, HK.1404.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • iffete ters olan amellerin hükmü nedir? Bu ameller zina haddine ulaşmazsa yine günah sayılıyor mu?
    12048 Yeni Kelam İlmi 2011/04/13
    Zina türünden yapılan bu amel kuranı kerim açısından büyük günah sayılmaktadır. Allah u Teâlâ konuyla alakalı şöyle buyuruyor: Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur”.
  • Hz. Mehdi (a.s)'ın yaşadığına dair akli deliller nelerdir?
    17363 تاريخ بزرگان 2009/07/08
    İmamet konusunda Hz. Mehdi (a.s)'ın varlığı ve imameti hakkında yalnızca akli deliller getirmek yeterli değildir. Akli delillerden genel olarak imameti ve bir imamın her zamanda olması gerektiği konusunda faydalanıyoruz; hadisler ise bu zamanda imamın yalnızca İmam Mehdi (a.s)
  • Ebubekir, Ömer, Osman nasıl halife oldular? Kimin tarafından hilafete seçildiler? Acaba kur'anda ve ya hadislerde onların halifeliğine işaret eden bir delil var mıdır?
    21245 تاريخ کلام 2008/07/22
    Continue ...
  • İslam dini niçin var?
    14348 Eski Kelam İlmi 2011/07/14
    Din, akaid ve Peygamberlerin insanların hidayet ve saadeti için Allah’tan getirdikleri bir dizi ameli ve ahlaki hükümlerdir.Dini öğretilerde dinin gerekliliği insan fıtratıyla ilişkilendirilmiş, Kur’an-ı Kerim’de de insan fıtratı ilahi fıtrat olarak tanımlanmış ve bütün ilahi kanunların Allah’a inanma ve tapınma hissi üzerine kurulduğu ...
  • Ahlâkın zekayla ilişkisi var mı?
    6593 Pratik Ahlak 2012/02/15
    Ahlâkta diğer bir çok ilim gibi teorik ve pratik diye ikiye ayrılır:Ahlâk kurallarını ve konularını bilmenin zekayla direkt bağlantısı vardır. Yani insanın zekası ne kadar yüksek olsa öğrenme gücü de o kadar çok olur ve ne kadar aşağı olsa bu ilimden o kadar ...
  • Cabir İbn-i Hayyan’ın kısa biyografisini açıklar mısınız?
    12312 تاريخ بزرگان 2011/08/16
    Cabir İbn-i Hayyan, Ebu Abdullah veya Ebu Musa Cabir İbni Abdullah-i Tarsus-i Kufi olarak tanınanmeşhur bir sofidir (tasavvufçudur). [1]İbni Nedim “El-Fihrist” kitabında onun künyesini Ebu Abdullah olarak zikir ederek, şöyle diyor: Razi (Zekeriya-i Razi) fenni kitaplarında Cabir ...
  • İsrail bir peygamberin adı mıdır? Onun kendisine haram kıldığı şey nedir?
    18229 تاريخ بزرگان 2012/04/04
    İsrail, ilahi peygamberlerden biri olan Hz. Yakub’un (a.s) adıdır. O, bir maslahat uyarınca deve etini ve sütü kendisine haram kılmış idi. Âli İmran suresinin 93. ayetinde Yüce Allah şöyle buyuruyor: "كُلُّ الطَّعامِ كانَ حِلاًّ لِبَنِي إِسْرائِيلَ إِلاَّ ما حَرَّمَ إِسْرائِيلُ عَلى‏ نَفْسِهِ مِنْ قَبْلِ أَنْ تُنَزَّلَ ...
  • Acaba evliliğin kendine özgü şartları varmı?
    4832 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2019/06/30
    İslam dinine göre geçici ve daimi evliliğin kendine özgü şartları bulunmaktadır. Bu şartlar şunlardır: Nikah akdini okumak. Kadın ve erkeğin razı olması yeterli değildir. Bunun yanında nikah kastıyla nikah akdi okunmalıdır. Vacip olan ihtiyat nikah akdinin sahih arapcayla okunmasıdır. Eğer kadın ve erkeğin kendisi ...
  • Rehberliğin görüşüne göre “bilerek” namazı bozmanın hükmü nedir?
    32137 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/12/22
    İradi olarak farz namazı bozmak ve kesmek haramdır ama bir kefareti yoktur. Eğer insan namazını doğru kılıp kılmadığına dair şüphe ederse şüphesine itina etmemeli, namazını doğru kıldığına hükmetmeli ve namazı bozmamalıdır. Ama namazını bozarsa bunun bir kefareti yoktur. Elbette farz namazı iradi olarak bozmak haramdır ama ...
  • Günahta ısrar etmek cezanında artmasına neden olur mu?
    31284 Pratik Ahlak 2010/10/07
    Günahta ısrar etmek, deyimi iki manada kullanılmaktadır: 1)Günahı tekrarlamak, 2)Günah işledikten sonra tövbe ve istiğfar etmemek.Günahta ısrar etmenin çok kötü sonuçları vardır. Ayet ve rivayetlerde bu durum şiddetle kınanmış ve küçük günahın büyük günaha dönüşmesi, takva dairesinden çıkılması, bedbahtlık, itaat etmemek, insanı küfür ve ...

En Çok Okunanlar