Gelişmiş Arama
Ziyaret
8204
Güncellenme Tarihi: 2011/05/23
Soru Özeti
Şia'nın, bazı İmamlarının imametini kabul etmeyen Fethiye ve Vakifiye gibi fırkaların adaleti hakkındaki görüşü nedir?
Soru
Şia anlayışında Sahabenin işlemiş oldukları cinayet, Hz. Ali'nin velayetini kabul etmeyip Ondan sapıp hilafeti başkalarına vermeleridir. Buna binaen Şia anlayışında Sahabe adil, doğru ve güvenilir kimseler değildir. Burada akla gelen soru şu: Nenden Şialar bazı İmamların imametini kabul etmeyen Fethiye ve Vakifiye gibi fırkalar için de aynı görüşe sahip değildirler? Şialar sahabe hakkında düşündüklerinin aynısını bu fırkalar hakkında da düşünmeleri gerekirken tam tersine bu fırkalara mensup bazı fertleri adil bilirler ve onlardan rivayet kabul ediyorlar. Bu çelişkinin nedeni nedir?
Kısa Cevap

Şialar Müslümanların dini kaynağı olan kuranı kerime ve güvendikleri hadislere dayanarak bütün sahabelerin aynı seviyede olmadığını savunur ve onları üç ayrı grupta değerlendiriyor: Bir grubu köklü ve güçlü bir imana sahip olduğunu, İkinci grubu imanında gevşek ve zayıf, üçüncü grubu ise münafık olduğunu kabul ediyor. Sakife olayında Sakifede toplanan bütün sahabelerin aynı derecede rol üstlenmiş olduklarını ve eşit seviyede tavır takınıp ve davranış sergilediklerini savunmuyor. Sakife'de bulunanlar sahabeden sadece bir kısmıydı. Bir diğer kısmı da kılıcın zoru ve tehdidiyle veya İslam dininin aslını ve varlığını korumak için birinci halifeye biat etti. Buna binaen bütün sahabeler bir safta yer aldıklarını ve aynı derecede olduklarını söyleyerek bir şekilde değerlendirilmemeli.  

Şia'nın bazı büyükleri Fethiye ve Vakifiye fırkalarına mensup kişilerden, güvenilir ve emanete riayet etme gibi hususiyetlere sahip oldukları takdirde rivayet kabul ederler. Ehlisünnetin Peygamber (s.a.a.) ve İmamlardan rivayet ettikleri rivayetleri, aynı şartları gözetleyerek kabul ve emel ettikleri gibi. Bazı âlimlerde ne Fethiye ve Vakifiye fırkalarına mensup kişilerden rivayet kabul eder ne ehlisünnetin hadislerini muteber sayar. Şialardan da sadece Şia oldukları için rivayet kabul etmiyor. Bu âlimler bir rivayeti kabul edip ona amel edebilmesi için o rivayeti nakleden ravi için bazı şartları dikkate almışlar. Rivayet eden kişinin (ravinin) adil veya en azında (imamlar (a.s.) tarafından) övülmüş bir kimsenin olması söz konusu şartlardan birisidir. Ravi için şart koşulmuş bu şartlar nakledilen rivayetler için ihraz edilmediği takdirde nakil edilen rivayeti reddederler. Şia âlimlerinin ravi için dikkate almış oldukları bu durum göz önünde bulundurulduğunda Şiaların amelinde hiçbir çelişkinin söz konusu olmadığı görülecektir.  

Ayrıntılı Cevap

Şia kuranın nurani ayetleri ve bütün Müslümanların itimat ettiği rivayetlere dayanarak Peygamberin Sahabesini iman, pratikte İslami hükümlere bağlı kalma ve Peygambere itaat etme bağlamında aynı derecede ve aynı seviyede olmadığını savunuyor. Zira kuranın ayetlerinden sahabelerin üç kısım olduğu anlaşılmaktadır.

1-   Köklü ve derin imana sahip, özverili ve fedakârlık bağlamında seçkin kimseler. Bu grup hakkında kuranı kerim şöyle buyurmaktadır: "Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir".[1]

2-   Güçlü imana sahip olmayıp tabi tutuldukları imtihanlardan başarılı bir şekilde çıkamayan sahabeler. Savaş alanlarından kaçanlar ve zor şartlara duçar olduklarında Peygamberi (s.a.a) tek başına bırakıp kaçan kimseler. Kuranı kerim bu türden olanları şöyle tarif ediyor: "Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir".[2]

3-   Münafık olan sahabeler. Münafikün süresi ve başka sürelerin birçok ayetlerinde onların eylemleri ve niyetleri kötülenmiştir. Kuranı kerim bu grup hakkında şöyle buyurmaktadır: "İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır. Bunlar Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir".[3]

Sünni ve Şiaların kaynak kitaplarında da Peygamberin (s.a.a.) vefatından sonra sahabeden büyük bir çoğunluğun dinden çıkıp mürtet oldukları yazılmaktadır. Örneğin: Ebu Hüreyre Peygamberin (s.a.a.) şöyle söylediğini naklediyor: "kıyamet gününde Ashabımdan bir grup bana varacak ki onlar havuzdan uzaklaştırılıyor. Ben Allah'ım! Onlar benim ashaplarımdır diyorum. Allah u Teâlâ şöyle buyuracak: Sen onların senden sonra ne yaptığını bilmiyorsun. Onlar senden sonra geri gerisine döndü ve mürtet oldular".[4]

Dolayısıyla bütün Sahabeler Sahabe oldukları için Allah tarafından övülmüş ve amellerinden Allah razı olmuş anlamına gelmiyor. Yukarıda zikir edilen gruplardan sadece ilk grup Allahın övgülerini hak etmiş ve amelleri Allahın rızasına nail olmuştur. Elbette bu grubun sayısı diğer iki gruba oranla azdır. Bu nedenledir ki, Şia kuranı kerime tabi olarak Sahabelerden bir kısmını adil biliyor bir kısmını fasık ve iman notasında zayıf ve bir diğer kısmını da münafık olduğunu savuniyor.

Sakife’ye gidip orada gerçekleşen olaya iştirak edip hazırda bulunan Müslümanların sayısı çok az idi. Hz. Ali ve Haşim oğullarından hiç kimse orada yoktu. Muhacir ve Ansarlardan da bir kısmı bu toplantıda yoktu. Bu toplantıya iştirak edenlerin hepsi üstlenmiş oldukları rol bakımdan da aynı seviyede değildirler. İkinci halifenin şöyle söylediği nakledilmiştir: "Ebu Bekir'e yapılan biat Müslümanlarla istişare edilmeksizin acele üzere yapıldı. Bu aceleciliğin nedeni de şuydu: Sakifede Ebu Bekir'e biat yapılmamış olsaydı Ensar halifelik makamına birisini seçecekti ki bizde ona ya biat etmek ya muhalefet etmek zorunda kalacaktık. Bu durum da nihayette fesada neden olacaktı".[5] Sakife yöneticileri Seade oğullarını, özellikle Medine halkını, Haşim oğullarını ve Hz. Ali'yı (a.s.) gerçekleşmiş bir işle yüz yüze bıraktılar.

Fethiye fırkası Şia fırkasından olup imam Sadık'tan (a.s.) sonra ve imam Kazımdan önce imam Sadık’ın oğlu Abdullah'ı imam olarak kabul ve onu takip ediyor.

İmam Kazımda tevakkuf edip imam Kazımı beklenen son imam olarak kabul eden fırkaya da "vakıfiye" deniliyor.[6]

Şiaların Fethiye, vakifiye ve diğer fırkalara itimat edip etmediği konusuna gelince şunu hatırlatmamız lazım: Şia'nın büyük şahsiyetleri bir rivayeti kabul edip onu hüccet olarak sunabilmeleri için o rivayeti nakleden kişi için, Müslümanlığı, aklı ve erginliği (buluğ) şart koşmuşlardır. Ama Şia'nın meşhur görüşüne göre ise iman şartı da gereklidir. Meşhurun imandan kast ettikleri maksat on iki İmamı kabul etmektir. Bu şart gereğince ne ehlisünnetten rivayet kabul ediliyor ne Şia'ya mensup olan Fethiye, Tevfikiye ve on iki imamı kabul etmeyen diğer fırkalardan kabul edilmiyor. Yani bu şart gereğince on iki imamı kabul etmeyen hiç kimsenden rivayet kabul görülmüyor. Bu bakımdan söz konusu fırkalar ile ehlisünnetten olan kimseler arasında hiçbir fark söz konusu değildir.[7]

Ama şeyhi Tusi gibi Şia'nın bazı büyük ve saygın âlimleri bir rivayeti kabul edebilmek için ravinin (rivayeti nakleden kimsenin) güvenilir olma şartını yeterli görmüşlerdir. (Bunlar imanı şart koşmamışlardır). Bu nedenledir ki ehlisünnettin bazı şahsiyetlerinden; Gayyasın oğlu Hafs, Sükuni ve başkaları gibi şahsiyetlerin İmamlardan (a.s.) naklettikleri rivayetlere (Şia'nın rivayetleri arasında bunların naklettikleri rivayetlere ters bir rivayet bulunmamak şartıyla) amel ediyorlar. Bu grup Fethiye ve Vakıfıye tarafından nakledilen rivayetler hakkında da şöyle diyor: Onların naklettikleri rivayet aşağıdaki şartlara haiz olursa amel edilebilinir. Şia'nın rivayetleri arasında onların naklettikleri rivayete muhalif rivayetin bulunmaması, Şia’nın büyük şahsiyetleri nakledilen rivayete aykırı eylemde bulunmamaları, ravinin kendisi güvenilir, çalışkan ve emanete riayet eden emanetdar olması. Dolayısıyla Fethiye ve Vakifiyeden olup imamlardan naklettiği rivayet bu şartlara haiz olursa ona amel edilir. Bu nedenle söz konusu olan Şia'nın bu âlimleri Fethiye fırkasına mensup Bukeyr'in oğlu Abdullah ve Vakifiye fırkasına mensup Mihran'ın oğlu Samae kanalıyla bize ulaşılan rivayetleri kabul edip amel ediyor.[8]  

Bu bağlamda kayda değer bir diğer nokta da şudur ki İmamiye Şia'sının âlimleri Şia olan bir kimseden sadece Şia olduğu için rivayet kabul etmiyor. Bilakis Şia âlimleri Şia olan bir kimseden rivayeti kabul etmek için şart koştukları bazı şartlar vardır ve ravinin adil olması onlardan birisidir. Ravide bu şart tespit edilmezse kendisinden nakledilen rivayeti reddederler. Netice itibariyle zikir edilen konulara dikkat edildiğinde Şia'nın amellerinde her hangi bir çelişki söz konusu olmadığını görürsünüz.           



[1] Ahzab; 23.

[2] Tevbe, 38.

[3] Bakara, 8-9.

[4] NİŞABURİ, Müslüm b. Haccac, "sahihi müslüm", Lübnan / Beyrut: daru'l - fikr, c. 3, s. 142, babun fil havd, hadis no: 8.  

[5] a. g. e., c. 4, s. 181; TABARİ, Muhammed b. Carir, "tarihi tabari", Beyrut: mektebet-u hayat, c. 3, s. 201.

[6] SUBHANİ, Cafer, "hadis şinasi", tercüme: Ahmetvend, Kum: nasr, 1382, s. 216.

[7] a. g. e. s. 129.

[8] a. g. e. s. 130.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar