Gelişmiş Arama
Ziyaret
7585
Güncellenme Tarihi: 2011/12/19
Soru Özeti
Sünnetin kanıtsallığı dünyevî işlerde midir yoksa uhrevî hususlarda mıdır?
Soru
Sünnetin kanıtsallık dairesi dünyevî ve uhrevî hususları içerir mi yoksa sadece uhrevî ve dinî hususları mı kapsar? Bu husustaki Kur’an ve hadis delilleri ve de âlimlerin görüşü nedir?
Kısa Cevap

Şia ve Ehli Sünnet mensubu usul bilginleri, sünnetin Allah Resulü’nün (s.a.a) söz, davranış ve onaylaması olduğu hususunda hemfikirdir. Şia, sünnetin imamların (a.s) söz, davranış ve onaylamasını da kapsadığına inanır. Bu yüzden imamet nübüvvetin boylamındadır ve Peygamber (a.s) ile imamların söz, davranış ve onaylaması arasında bir fark bulunmamaktadır. Şia’nın görüşünde Allah Resulü’nün (s.a.a) sünneti, ortaya çıkan hadise, olay ve konularla ilgili şerî hükümleri öğrenmenin kaynak ve temellerinden biri olması gibi, masum imaların (a.s) sünneti de bilgi kaynaklarından biri sayılır. Şehid Mutahhari şöyle demektedir: Sünnetin zahirinin kanıt olduğu hususunda hiç kimsenin bir itirazı yoktur. Allah Resulü’nün (s.a.a) sünnetinin kanıt/hüccet olduğunu ispatlamak için bir takım delillere başvurulmuştur ve bunların bazıları şunlardır:

1. Kur’an Nasları:

A. “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin.”

B. “O, nefis arzusu ile konuşmaz.”

“(Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.”

C. Ahzab Suresi:Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”

2. Hadisler

Yüce Peygamber (s.a.a) veda haccında şöyle buyurmuştur: “Ben size iki değerli şey bırakıyorum, bu iki şeye sarıldığınız müddetçe sapmayacaksınız. Bu iki şey, Allah’ın kitabı ve Ehli Beytimdir. Bu iki şey havuzda bana ulaşıncaya dek birbirinden ayrılmaz.”[i] Bu hadis sünnetin kanıt ve muteber olduğunun göstergesidir.

3. Aklî Delil

Aklî delilden maksat, özellikle Allah Resulü’nün (s.a.a) masum olduğuna ve onun gaflet, hata ve unutmaya maruz kalmasının mümkün olmadığına delalet eden delillerdir; zira bu hususlara iman etmek, yükümlünün Allah Resulü’nün tüm amel ve sözlerinin şeriatla bağdaştığına ve diğer şahıslar için ölçü ve hüccet olabileceğine kesin olarak inanmasına neden olur. Bu aklî delil, Allah Resulü’nün sünnetinin muteber olduğunu kanıtlamak üzere öne sürülen en sağlam delildir. Bu esasla Allah Resulü (s.a.a) ve masum imamların (a.s) sünneti, tıpkı Yüce Allah’ın kelamı gibi insan hayatının tüm alanlarında muteberdir ve dünyevî ile dinî veya uhrevî hususlar arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Elbette biz Peygamber (s.a.a) ve masum imamların (a.s) şahsî fiillerine uyma hususunda yükümlü değiliz. Örneğin eğer Peygamber-i Ekrem (s.a.a) estere biniyorduysa, bu bizim de estere binmemiz gerektiğine delil teşkil etmez. Aynı şekilde Peygambere (s.a.a) özgü hususlarda da kendisine tabi olma yükümlülüğü taşımayız. Örneğin Peygamber-i Ekrem (s.a.a) bazı nedenlerden ötürü dörtten fazla kadınla evlenmiştir, ama diğer Müslümanların böyle bir seçim hakkı yoktur ve bu aziz İslam Peygamberine (s.a.a) özgü hususlardandır.


[i] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c. 2, s. bap. 14, s. 100, Müessesetü’l-Vefa, Beyrut, 1404,

إ ِنِّی تَارِکٌ فِیکُمُ الثَّقَلَیْنِ مَا إِنْ تَمَسَّکْتُمْ بِهِمَا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدِی کِتَابَ اللَّهِ وَ عِتْرَتِی أَهْلَ بَیْتِی وَ إِنَّهُمَا لَنْ یَفْتَرِقَا حَتَّى یَرِدَا عَلَیَّ الْحَوْضَ

Ayrıntılı Cevap

Sünnet sözlükte insanların takip ettiği ve kendileri için adet şeklini alan iyi veya kötü yönteme denir. Bu manayı Allame Firuzabadi Kamusu’l-Muhit, İsmail b. Hemad Cevheri Sıhahu’l-Lügat ve İbn. Esir Nihaye’de zikretmiştir. Hakeza bu manayı Allame Muhammed b. Ali Corcani “Tarifat”’ta sünnetin manası olarak dile getirmiş ve şöyle demiştir: Sünnet kavramı sözlükte iyi veya kötü yol manasındadır.[1] Sünnet fakihlerin ıstılahında bidatin karşısında yer alır. Bidat, şeriat usulleriyle çelişen ve şerî delil olmaksızın öne sürülen her hükme denir. Sünnet ise şeriat ve şerî delile dayandırılan hükme denir.[2] Kelam ilminde sünnet kavramı iki ıstılaha sahiptir.

A. Birincisi fakihlerden sünnetin manası hakkında nakledilen manadır.

B. İkinci manası ise müstehap ile eşanlamlıdır. Yani terk etmektense yapılmasının tercih edildiği ve yapılmamasının yasak olmadığı amele denir. Şia ve Ehli Sünnet mensubu usul bilginleri, sünnetin Allah Resulü’nün (s.a.a) söz, davranış ve onaylaması olduğu hususunda hemfikirdir. Şia, sünnetin imamların (a.s) söz, davranış ve onaylamasını da kapsadığına inanır. Bu yüzden imamet nübüvvetin boylamındadır ve Peygamber (a.s) ile imamların söz, davranış ve açıklaması arasında bir fark bulunmamaktadır. İmam ile peygamber arasındaki tek fark, imamlara nazil olmayan vahiy meselesindedir. İmamlar hakikatlerin ilham edilmesi yoluyla şeriatı kavramakta ve açıklamaktaydılar. Nitekim İslam Peygamberinin de vahiy dışındaki konularda ilahi ilham ile amel ettiğine inanmaktayız ve bu yüzden kendisi “örnek” ve “itaat edilmesi gereken” biri olarak tanıtılmıştır. Şia’nın görüşünde Allah Resulü’nün (s.a.a) sünneti, ortaya çıkan hadise, olay ve konularla ilgili şerî hükümleri öğrenmenin kaynak ve temellerinden biri olması gibi, masum imaların (a.s) sünneti de bilgi kaynaklarından biri sayılır.[3]

Sünnetin Kanıtsallık Ve İtibarı

Sünnetin sözlük ve ıstılah manasını açıkladıktan sonra, onun değeri, itibarı ve kanıtsallığı hakkında söz söylemek için bir altyapı oluşmuş bulunmaktadır. Şehid Mutahhari şöyle demektedir: Sünnetin zahirinin kanıt olduğu hususunda hiç kimsenin bir itirazı yoktur. Ama Peygamber veya imamların söz veya fiil veyahut onaylamasını yansıtan haber ve rivayetler anlamındaki sünnet hakkında usulcülerin üzerinde durduğu iki önemli konu bulunmaktadır. Birincisi, “bir haberin” kanıtsallığı, ikincisi ise haber ve rivayetlerin çelişik olması meselesidir. Bu yüzden usul ilminde biri “bir haber” ve diğeri ise “taadül ve teracih” adında önemli ve detaylı iki fasıl tedvin edilmiştir.[4] Elbette sünnetin itibar ve kanıtsallığı daha ilk baştan delil taşımalıdır; zira Peygamber (s.a.a) insan olarak Allah’ın diğer kulları gibi bir kuldur. De ki “Ben sizin gibi bir insanım…”[5] Onun söz, amel ve onaylamasının diğer insanlar için örnek, numune ve pusula olması şerî ve aklî delile ihtiyaç duymaktadır. Bilimsel deyimle bu husustaki ilk esas, kanıtsallığın bulunmayışıdır ve onun kanıtsallığının ispat edilmeye ve delile gerek duymasıdır. Söz, fiil ve onaylamayı kapsayan sünnetin itibar ve kanıtsallığı ispatlanmaya ihtiyaç duysa da Kur’an nasları göz önünde bulundurulduğunda bu zor bir iş değildir ve detaylı bir bahse gerek duymamaktadır; çünkü Müslüman düşünürler bunu rahatça kabul etmişlerdir. Allah Resulü’nün (s.a.a) sünnetinin kanıt/hüccet olduğunu ispatlamak için bir takım delillere başvurulmuştur ve bunların bazıları şunlardır:

1. Kur’an Nasları:

A. “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin.”[6]

B. “O, nefis arzusu ile konuşmaz.(Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.”[7]

C. “…Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum…”[8]

D. Birçok ayette Allah Resulü’ne (s.a.a) itaat etmek ve uymak gerekli sayılmıştır. Örnek olarak birkaç ayete işaret ediyoruz: “Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik.”[9] “Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mümin erkek ve hiçbir mümin kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur…”[10] “Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de…”[11] “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin…”[12] “Her kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur…” Bu ayetler külliyatından istifade edildiği üzere, ilahi buyruk ile Peygamberin (s.a.a) emir ve yasakları istisnasız kabul edilmelidir; zira Peygamber Allah’ın buyruğu dışında bir şey söylememektedir, bütün peygamberlere Allah’ın izniyle itaat edilmiştir ve hiçbir mümin Allah ve resulünün yargısını görmezlikten gelemez. Allah Resulü’ne (s.a.a) itaat etmek, Allah’a itaat etmenin uzantısındadır. İnsanlar dünyevî, uhrevî ve dinî tüm hususlarda Allah’a itaat etmekle mükellef oldukları gibi, Allah Resulü’ne de itaat etmekle yükümlü kılınmışlardır. Bu esasla, Allah Resulü’ne (s.a.a) itaat etmek gerçekte Allah’a itaat etmektir ve Allah’a yakınlaşmak için O’nun peygamberine (s.a.a) uymak gerekir. Her ne kadar yukarıdaki ayetler, sadece sözün ve mefhumun kanıtsallığını yansıtsa da onların genelinden Allah Resulü’ne itaat etme ve uymanın gereklilik arz ettiği ve onun hayatın hem dünyevî, hem uhrevî ve hem de dinî tüm alanlarında örnek ve numune olduğu anlaşılmaktadır. “Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”[13]

2. Hadisler

Allah Resulü’nün (s.a.a) sünnetinin muteber ve kanıtsallığını ispat etmek için bazı hadislere de isnatta bulunulmuştur. “el-Madhalu’l-Fıkhu’l-İslamî” kitabında şöyle yer almaktadır: Yüce Peygamber (s.a.a) veda haccında şöyle buyurmuştur: “Ben size iki değerli şey bırakıyorum, bu iki şeye sarıldığınız müddetçe sapmayacaksınız. Bu iki şey, Allah’ın kitabı ve Ehli Beytimdir. Bu iki şey havuzda bana ulaşıncaya dek birbirinden ayrılmaz.” Bu hadis sünnetin kanıtsallık ve muteber oluşuna delalet etmektedir.[14] Aynı şekilde Muaz b. Cebel’in hadisi de sünnetin muteber oluşunu yansıtmaktadır; zira Peygamber (s.a.a) kendisine nasıl hükmediyorsun diye sorduğunda, o Allah’ın kitabıyla hükmediyorum ve onda hüküm bulmadığımda da Allah Resulü’nün sünnetiyle hükmediyorum, diye cevap vermiş ve Peygamber onu bundan men etmemiş, bilakis kendisinin amelini imzalamış ve onaylamıştır.[15] Ömer Abdullah kendi kitabında yer aldığı üzere şöyle söylemektedir: Sünnet, şeriatın delil ve kaynağı olarak karar kılınmıştır ve Muaz b. Cebel hadisi bunu yansıtmaktadır.[16]

3. Aklî Delil

Aklî delilden maksat, özellikle Allah Resulü’nün (s.a.a) masum olduğuna ve onun gaflet, hata ve unutmaya maruz kalmasının mümkün olmadığına delalet eden delillerdir; zira bu hususlara iman etmek, yükümlünün Allah Resulü’nün tüm amel ve sözlerinin şeriatla bağdaştığına ve diğer şahıslar için ölçü ve hüccet olabileceğine kesin olarak inanmasına neden olur. Bu aklî delil, Allah Resulü’nün sünnetinin muteber olduğunu kanıtlamak üzere öne sürülen en sağlam delildir. Her halükarda, ameli açılardan sünneti kabul etmekten başka bir çare bulunmamaktadır; zira Allah Resulü’nün sünneti itibardan yoksun olursa, Allah’ın kitabından faydalanmak ve İslamî hükümleri elde etme yolu çok sınırlı ve mahdut olacaktır ve dinî, ilmî ve içtimaî meselelerin birçok boyutunda çıkmaza girecek ve çözümsüzlükle karşılaşacağız. Çünkü Kur’an’da genellikle hükümlerin tümel özellikleri ve usulleri beyan edilmiş ve hükümlerin detay ve ayrıntıları sünnete bırakılmıştır. Kur’an hükmün teşri esasını beyan etme konumundadır, hüküm ve mevzunun tüm detay ve özelliklerini açıklama konumunda değildir. Bu yolla sünnetin zorunluluk, kanıtsallık ve itibarını ispat etmenin bir tür aklî istidlal olması da dikkate değerdir. Fıkıh ve İslam öğretilerindeki bunun örneklerine daha fazla dikkat ve müracaat etmeyle gücü daha açığa kavuşmaktadır. Örneğin Kur’an’da namaz hakkında sadece “namaz kılınız”[17] diye buyrulmaktadır, eğer sünnete güvenilmezse, asla onun nitelik, şart, cüz ve engelleri tanınamaz. Veya zekât hakkında Kur’an “zekât veriniz”[18] diye buyurmaktadır. Aynı şekilde bu konuda da sünnete müracaat edilmezse, onun özellik ve detayları müphem ve muğlâk kalacaktır. Bu, fıkhın tüm baplarında istisnasız olarak gözlemlenen bir realitedir. Bu sebeple Peygamberin (s.a.a) sünnetinin muteber olmadığını ileri süren görüşün dinin yürürlükten kalkmasını ve şeriat kanunlarının zedelenmesini gerektireceğini belirtmek gerekir. Bu ise Allah’ın hikmetiyle bağdaşmamaktadır. Bazı bilginlerin Allah Resulü’nün (s.a.a) sünnetinin kanıtsallık ve itibarını dinin zorunluluklarından saymış olmaları bu esasladır.[19]  



[1] Cennati, Muhammed İbrahim, Menabi’ İçtihad Ez Didgah-ı Mezahib-i İslamî, c. 1, s. 74.

[2] a.g.e. s. 75.

[3] a.g.e. s. 76.

[4] Mecmua-i Asar-ı Şehid Mutahhari, c. 20, s. 41.

[5] Kehf, 110.

[6] Haşr, 7. «وَ ما آتاکُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَ ما نَهاکُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا»

[7] Necm, 3 ve 4. «وَ ما یَنْطِقُ عَنِ الْهَوى‏، إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْیٌ یُوحى»

[8] En’am, 50. «...إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا ما یُوحى‏ إِلَیَّ"...»

[9] Nisa, 64. «وَ ما أَرْسَلْنا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا لِیُطاعَ بِإِذْنِ اللَّهِ...»

[10] Ahzab, 36. وَ ما کانَ لِمُؤْمِنٍ وَ لا مُؤْمِنَةٍ إِذا قَضَى اللَّهُ وَ رَسُولُهُ أَمْراً أَنْ یَکُونَ لَهُمُ الْخِیَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ...»

[11] Nisa, 59. « یا أَیُّهَا الَّذِینَ آمَنُوا أَطِیعُوا اللَّهَ وَ أَطِیعُوا الرَّسُولَ وَ أُولِی الْأَمْرِ مِنْکُمْ فَإِنْ تَنازَعْتُمْ فِی شَیْ‏ءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَ الرَّسُولِ ..."

[12] Âli İmran, 31. «قُلْ إِنْ کُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِی یُحْبِبْکُمُ اللَّهُ..."

[13] Ahzab, 21. «لقد کان لَکُمْ فِی رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ"»

[14] Menabi’ İçtihad Ez Didgah-ı Mezahib-i İslamî, c. 1, s. 78, “el-Madhal lil-Fıkhıli’l-İslamî” s. 225’ten iktibas edilmiştir.

[15] Menabi’ İçtihad Ez Didgah-ı Mezahib-i İslamî, c. 1, s. 78.

[16] a.g.e. Ömer Abdullah, Selmü’l-Vusul İla İlmi’l-Usul, s. 261’den alıntılanmıştır.

[17]Bakara, 43. « وَ أَقِیمُوا الصَّلاةَ"..»

[18] a.g.e. «وَ آتُوا الزَّکاةَ»

[19] Menabi’ İçtihad Ez Didgah-ı Mezahib-i İslamî, c. 1, s. 80.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar