Gelişmiş Arama
Ziyaret
7550
Güncellenme Tarihi: 2009/11/28
Soru Özeti
Acaba İslam’da kozmopolitiz ıstılahının ifade ettiği anlama benze bir anlayış var mıdır?
Soru
Acaba İslam’da kozmopolitiz ıstılahının ifade ettiği anlama benze bir anlayış var mıdır?
Kısa Cevap

Kozmopolitizim (Cihan Vatan) mektebi evrendeki tüm insanlar, kendilerini bir diğerinin memleketlisi ve aynı vatanın insanı bilmeleri gerektiğine inanan bir anlayıştır. Bu anlayışın hedefi milliyetçiliği ve ırksal farlılıkları kenara iterek global bir edebiyata ve kültüre ulaşmaktır. İslam’da böyle bir düşüncenin olup olmadığı bağlamında kısaca şunu söylemek gerekir. İslam dinin insanın ilişkileri noktasında nihai armanı bir tek ümmetin oluşumuna varmaktır. Toprak bağlamında da bütün coğrafi sınırları kaldırıp ilahi tek kanunun gölgesinde tek global bir ülkenin vücuda gelmesi de isalam dininin nihai hedefidir. Kur’anı kerimin bir çok ayetleri, imamlardan (a.s.) nakledilen bir çok rivayetler, İslam peygamberinin Fars imparatoruna göndermiş olduğu mektup ve mehdeviyet meselesi İslam’da “Cihan Vatan” (kozmopolitizim) anlayışının var olduğuna delalet eden dililer olarak gösterebiliriz. Elbette İslam’ın ön görmüş olduğu şartlar ve programlara uygun bir Kozmopolitizim anlayışı maksattır.   

Ayrıntılı Cevap

Cihan vatan (kozmopolitizim) mektebi evrendeki tüm insanlar kendilerini, bir diğerinin memleketlisi ve aynı vatanın insanı bilmeleri gerektiğine inanan bir anlayıştır. Bu anlayışın hedefi milliyetçiliği ve ırksal farlılıkları kenara iterek global bir edebiyata ve kültüre ulaşmaktır. Bu mektebin şiarlarından ve hedefinden anlaşılan şu ki bu mektebi tesis edenler şunu istemektedirler: Dünyadaki tüm insanlar ortak bir edebiyat ve kültürle tek bir toplum haline gelmeliler. Bu mektep her ne kadar bir ıstılah olup yirminci asırda bazı Batı yazarları tarafından dünya edebiyatına sokuldu ve asıl itibariyle on sekizinci asrın ikinci yarısından itibaren bir grup yazarlar tarafından bazı milliyetçi düşüncesinin aleyhine temeli atıldı. Ama böyleli bir anlayış has program, hukuksal asar ve yöntemle İslam dininin nihai hedefidir. Aşağıdaki deliller bu iddiayı gerekçelendirebilen gerek ve hakikatlerdir:

  1. İslamın insanlar arasındaki insani irtibat ve ilişkiler bağlamındaki nihai armanı insanların tek bir ümmete kavuşmalarıdır.  Toprak bağlamında da bütün coğrafi sınırları kaldırıp ilahi kanunun gölgesinde tek global bir ülkenin vücuda gelmesi de İslam dininin nihai olarak varmak istediği bir hedeftir. Peygamberin (s.a.a.) cihani (global) risalesinin hedeflerinden birisi beşeri toplumu bu değerli ve nihai merhaleye vara bilmesi için tekamüle doğru hareket etmesine hız kazandırmaktı.

Kur’an’ı kerim İslam peygamberinin risalesinin kapsamı bağlamında açık bir şekilde bu konuya değiniyor ve peygamberin risalesi has bir toprağın milletiyle sınırlı olmadığını diyor. Bilakis Onun mesajı ve daveti cihanşümuldur. O bütün insanları her çeşit ırk, renk ve dil gözetmeksizin İslam’a davet etmekle mükelleftir. Bu konuyu ispatlamak için aşağıdaki ayetlerden istifade etmek mümkündür:

  1. “Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler”.[1]
  2. “(Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız”.[2]
  3. Furkan suresinin başında şöyle bir ayeti okuyoruz: “Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı indiren Allah’ın şanı yücedir”. (Furkan, 1).
  4. “De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem”.[3] Bu gibi ayetler ve kuranın bir diğer çok ayetleri peygamberin (s.a) davetinin cihanşümul olduğuna delalet eden açık delillerdir. Peygamberlerin takipçilerini tek ümmet şeklinde olduğunu tabir eden bu konuya delalet eden bir diğer sınıf ayetler şunlardır:
  1. “İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler…”.[4]
  2. “Şüphesiz bu (İslâm), tek ümmet (din) olarak sizin ümmetiniz (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin”.[5]
  3. “Şüphesiz bu (İslâm), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının”.[6] Bu ayetler açık bir şekilde şu noktayı beyan etmektedir ki ilahi mesajı getiren resullerin yöntemleri ve şeriatları, her ne kadar zamanın ve mekanın farklılığından dolayı bir birinden farklı idi ise de ama tek ve ortak hedefe sahip idiler.  O da dünya insanlarını tevhide, adelete ve şirkle mücadeleye davet etmekti.
  4. Peygamberin daveti cihanşümul olduğuna delalet eden imam Müçteba’dan (a.s.) nakledilen bir hadiste şöyle okuyoruz: Yahudilerden bir kısım insanlar Peygamberin (s.a.a) yanına geldiler ve şöyle dediler: Ey Muhammed kendisine vahiy yapıldığını ve Musa (a.s.) gibi sana vahiy geldiğini sanan kişi sen misin? Peygamber (s.a.a.) biraz sukut ettikten sonra şöyle buyurdu: evet! Ademin çocuklarının seyidi benim, elbette bununla böbürlenmiyorum. Ben peygamberlerin sonuncusu, muttakilerin rehberi ve alemin rabbi olan Allahın resulüyüm”. Sonra onlar kimler için gönderildin diye sordular? Araplara mı, acemlere mi yoksa bize mi gönderildin? Bu esnada sebe suresinin 28. ayeti nazil oldu: “Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler”.[7] Bu bağlamda bir çok rivayet, hadis kaynaklarında zikredilmiştir. Biz bu makalede birisine örnek olsun diye işaret etmekle yetindik. 
  1. Kur’an ayetleri ve var olan rivayetlerin yanı sıra Peygamber (s.a.a.) tarafından Fars imparatoruna mektup göndermesi, Müslümanlardan bir grubu Habeşistana gönderip oranın padişahını İslama davet etmeleri ve… iddiamızı ispatlayan diğer delillerdir. Peygamber (s.a.a.) İran’ın Kesra’sına (Hosru Perviz)  göndermiş olduğu mektupta kendisini ve risaletini şu şekilde beyan ediyor: “fe inni resulüllah ilan-nasi kaffeten”, yani ben Allahın resulüyüm ve bütün insanlara gönderilmişim.
  2. Konuya delalet eden delillerden başka bir delil cihanı taksim etmek bağlamında var olan fakihlerin görüşüdür. Fakihler genellikle cihanı iki kısma taksim ediyorlar: Onlar, islamın hakimiyeti altında olan yerleri “Daru’s-Selam” ve islamı kabul etmeye karşı olumsuz tavır takınan yerleri de “Daru’l-Küfür” olarak isimlendirmişlerdir. İslam hakimiyetini kabul etme karşısında olumsuz tavır takınan milletlerin ve devletlerin tümü İslama karşı takındıkları bu olumsuz tavırdan dolayı tek bir anlayışa sahip oldukları için onların bütünü İslam ve İslam milletine karşı bir millet olarak muhalif sayılmaktadır. Her ne kadar ideoloji, sosyal sistem ve hükümet bakımından aralarında ihtilaf var olsun. Bu bir şeyi değiştiremez. Buna göre İslam dünyası (Daru’s-Selam) İslami ilkelere inanan tüm insanları kapsıyor ve İslama girmiş olan tüm milletlere şamil geliyor. Her ne kadar toprak (coğrafaya), etnik, renk, dil ve… bakımından bir birinden farklı iseler de. Muhalif cephe de bu şekildedir.[8] Allame Tabatabai “tefsiri el-mizan” adlı tefsir kitabında “İslami Ülkelerin Sınırları” başlığında şöyle diyor: İslami ülkelerin sınırı akidedir coğrafi sınırlar değildir. o şöyle diyor: “İslami ülkenin sınırı coğrafi, tabii veya ıstılah-i anlamda değildir. Bilakis İslami coğrafyanın sınırı itikattır. İslam, islam toplumunun oluşumunda etnik ve kavmi şubeler meselesinin etkinli olmasını iptal etmiştir. (Yani İslam bir etniğe sahip olan bir kavmin bir toplumun, etnik olarak bir olduğu için diğer etniklerden ayrı bir toplum haline gelmesine, farklı bir sınır çizmesine ve kendileri için bir ayrı coğrafya belirlemesine izin vermiyor).[9]
  3. Tüm dinlerin kabul ettiği imam zaman (a.f.) ve tüm Müslümanların inandıkları mehdeviyet unvanını taşıyan bir kimsenin vesilesiyle adalet temeline dayalı kurulacak cihanşümul bir tek hükümet anlayışı iddiamıza delalet eden bir diğer delil olabilir.
  4. Bütün bunların ötesinde “cihan vatan” ıstılahı bütün dinler, mektepler ve mezheplerin savunduğu ve istedikleri bir şeydir ve kendi bu mesajını bütün insanların kulağına duyurmak için uğraşıyorlar. Bir gün düşünceleri ve ideleri bütün dünyayı tashir edip (güdümüne alıp) kendilerinin sunacakları program ve şiarlarıyla bütün insanları tek bir ide ve düşünce etrafında toplamak, tek bir milleti tek bir arman ve kültürü meydana getirmek ümidindedirler. Çok açıktır ki böyle bir şey İslam dininin nihai hedefi ve Müslümanların arzuladığı nihai arzudur. O günün ümidiyle.

Bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki kitaptan yararlanabilirsiniz. AMİD-İ ZENCANİ, Abbas Ali, “Vatan ve Serzemin ve Aasar-i Hukuki An Ez Didgah-i İslam”. Ayrıca ilgili indekse bakabilirsiniz:

 


[1] Sebe, 28.

[2] Ar’af, 158.

[3] Enam, 19.

[4] Yunus, 19.

[5] Enbiya, 92.

[6] Müminün, 52.

[7] Macilevey amcasından o da Barkiden, o da ebil-Hasan Ali b. El-Hüseyin el-Berkiden o da Abdullah b. Cebelete’den o da Muaviye b. Ammardan O da el-Hasan b. Abdullahtan o da Babasından o da ceddi el-Hasan b. Ali b. Ebu Taliten (a.s.) naklen şöyle diyor: Yahudilerden bir topluluk Allahın resulüne geldi ve şöyle dediler: Ey Muhammed kendisine vahiy olunduğunu ve Musa (a.s.) gibi sana vahiy geldiğini sanan sen misin? Peygamber (s.a.a.) biraz sukut ettikten sonra şöyle buyurdu: evet! Ademin çocuklarının seyidi benim, elbette bununla böbürlenmiyorum. Ben peygamberlerin sonuncusu, muttakilerin rehberi ve alemin rabbi olan Allahın resulüyüm”. Sonra onlar kimler için gönderildin diye sorudular? Araplara mı, acemlere mi yoksa bize mi gönderildin? Bu esnada sebe suresinin 28. ayeti nazil oldu: “Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler”. (ALLAME MECLİSİ, “Biharu’l-Envar”, c. 9, s. 294.

[8] Bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki kitaptan yararlanabilirsiniz. AMİD-İ ZENCANİ, Abbas Ali, “Vatan ve Serzemin ve Aasar-i Hukuki An Ez Didgah-i İslam”. Ayrıca ilgili indekse bakabilirsiniz.

[9] “el-Miazanın farsça tercümesi, c. 4, s. 197.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerin manası nedir?
    8008 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/09/21
    Molla Mehdi Neraki’nin oğlu olan Molla Ahmed Neraki Şia’nın çağdaş âlimlerindendir ve onun Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerden maksadı, Peygamberin (s.a.a) halifeleri; yani masum imamlardır. ...
  • Zaman nedir? İnsan tarafından kontrol edilebilir mi?
    14500 İslam Felsefesi 2011/11/22
    Filozofların önemsedikleri ve görüş ayrılığına düştükleri felsefî önemli konulardan birisi zaman meselesidir. Zaman hakkında değişik teoriler öne sürülmüştür. Meşhur filozoflar şöyle demektedir: Zaman hareketin miktarıdır, müstakar olmayan bir varlıktır ve hareketle vardır. Hareket onu taşır. Molla Sadra şöyle der: Zaman hareketin miktarıdır ve hareket etmeleri açısından hareket eden şeylerin ...
  • Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında kaç kişi recim edilmiştir ve bu konu hakkında hangi muteber kitaplar mevcuttur?
    11925 Varie 2012/08/21
    Recim hükmünün konusunun ispat edilmesi zor olması nedeniyle, böyle bir hüküm nadiren icra edilmektedir. Lakin Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında bu hükmün icra edilmesi ile ilgili bir takım tarihi veriler mevcuttur. Maız, Yahudi bir erkek ve kadın, Eslemi adındaki bir fert, Beni Gamıt kabilesinden bir kadın ve Cuheyne ...
  • Peygamber her zaman Muaviye’ye, babasına (Ebu Süfyan’a) ve oğluna (Yezid’e) lanet mi ederdi?
    25079 Eski Kelam İlmi 2011/03/03
    Allah’ın dilinden kasıt, Allah’ın kullarına telkin ettiği ilahi sözlerdir.Hz. İbrahim (a.s), Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa (a.s) Kerbela’dan geçtiklerinde her birinin başından bir olay geçti. Onlar Allah’tan bunun nedenini sorup cevabını aldıktan sonra Allah-u Rahman şöyle buyurdu: ‘Gök ve yer ehli, Hüseyin’in katiline lanet ...
  • Yüzüğü sağ ele takmak mutlaka gerekli mi?
    57674 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/20
    Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları(a.s)’nın sünnetlerinden biri ele yüzük takmaktır. Rivayetlerde yüzüğün çeşidi ve üzerindeki nakış hakkında da çeşitli bilgiler verilmiştir. Bir de yüzüğün sağ ele takılması tavsiye edilmiştir. Ancak İslam’daki yüzük takmak ile ilgili hükümlerin hepsi müstehap türündendir ve farz değildir. Sadece erkeklerin ...
  • Acaba Allah’u Teâlâ her Peygamber (s.a.a.) için bir Şeytan karar kılmış mıdır ki o, Peygamberi (s.a.a.) vesveselendirmek için Allah tarafından görevlendirilmiş olsun?
    9329 Eski Kelam İlmi 2011/09/28
    Kur’an’ı kerimin ayetleri esasınca yaratılış nizamını ve ondaki hayır ile şer tekabülünü açıklanmasında cinler ve insanlardan olan Şeytanlar sadece insanlara karşı hile ve tuzak kurma ve Allah’ın dostlarına (velileri) karşı düşmanlık yapma iznine sahip olduğu belirtilmektedir. Ama kesinlikle tekvini olan bu izin Allah ...
  • İbn. Arabî Şii miydi yoksa Sünni miydi?
    25705 تاريخ بزرگان 2011/06/20
    İbn. Arabî’nin şahsiyetinin giriftliği ve İslamî mezhepler ve bu mezheplerin önde gelen şahsiyetlerine karşı takınmış olduğu tavır, onun hangi mezhebe mensup olduğu hakkında görüş ayrılıklarının çıkmasına neden olmuştur. Bazıları onu Ehli Sünnet, bazıları On İki İmam Şia’sı, bazıları İsmailî, bazıları Malikî mezhebine mensup bilmiş ve bazıları mezhep üstü ve ...
  • Acaba Allah yetmiş yaşındakileri seviyor ve seksen yaşındakileri, azap etmeyeceğini söylemiş midir?
    9467 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2015/05/27
    İmam Sadık’tan (a.s.), rivayi (rivayet içerikli) kaynaklarda müminlerin mükâfatı noktasında bir rivayet nakil edilmiş ki şöyle buyuruyor: kırk yaşından sonra imanlı kimseler her on senede Allah tarafından özel merhamet ve lütufla karşılaşıyorlar. Eğer bu rivayetin senedinde, azıcık tesamuh göstersek ve başka rivayetleri de bunun yanına koyup, dikkate alırsak ...
  • Dua ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetinin şifa bulmadaki rolü
    15449 Yeni Kelam İlmi 2009/01/29
    Bu üç amel, hastanın şifa bulması için ayrı ayrı sebep olabilecekleri gibi üçüne birden de başvurulabilir. Ama insan dua ederken (Allah’la irtibata geçip, direkt olarak Ondan şifa isterken) doktora gider ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetini de yerse daha iyi olur. Zira doktorun tedavisi, ...
  • Uyumak ve istirahat etmek için kıbleye doğru yatmak mı gerekir? Cenaze nasıl defnedilmelidir?
    57632 خواب 2012/06/11
    Bizim rivayetlerimizde uyumak dört şekilde taksim edilir ve bunların en güzel türü müminin sağ tarafa ve kıbleye doğru yatmasıdır. Ali (a.s) şöyle buyurur: Uyumak dört şekildedir: Peygamberler sırtüstü uyuyorlardı ve gözleri uyumuyordu; Allah’ın vahyi beklentisi içindeydiler. Müminler sağ tarafları üzerine ve kıbleye doğru uyurlar, padişahlar ...

En Çok Okunanlar