Gelişmiş Arama
Ziyaret
6315
Güncellenme Tarihi: 2009/12/22
Soru Özeti
“Nehcü’l Belağa”da Müminlerin Emiri’nin (a.s) buyrukları esasınca hanımların, eşlerinin yeniden evlenmelerine razı olmamaları küfür mü hesap edilir?
Soru
“Nehcü’l Belağa”nın 124. Hikmetli sözünde açıklandığı üzere, kadınların, eşlerinin yeniden evlenmelerine razı olmamaları küfür sayılır. Bütün kadınların aynı özelliğe sahip olduklarını dikkate alırsak o hal de kadınların tamamının kâfir ve necis olmaları gerekmez mi?
Kısa Cevap

“Nehcü’l Belağa”da erkeğin kıskançlığının, onun imanı ve kadının kıskançlığının ise onun küfrünün alameti olduğu açıklanmıştır ve dikkat edilmesi gerekir ki diğer rivayetlerin incelenmesiyle, kadının kıskançlığı, kadınların çoğunda olduğu gibi, müşterek yaşamın devamı için eşine beslediği sevgi ve alaka anlamında ise ve bu sevgi ve alaka, başka kadınlar tarafından tehdit anlamı taşımıyorsa böyle bir sevgiyi küfrün alameti bilemeyiz. Ne var ki İslam tarafından dikkate alınan şartlarla birlikte kadın, erkeğin birkaç eşe sahip olmasının caizliğini sorgular ve bu işi adaletsizlik sayarsa; Kur’an’da apaçık İslam kanunu olduğuna işaret edilmesi hasebiyle bu kanunla muhalefet ederek küfre düşecektir.

Bunun yanında erkeklerin yersiz kıskançlıklarının yerildiği rivayetler de vardır. Sonuç itibariyle kadın ya da erkek olsun karşılıklı doğru hassasiyetin oluşması övülmeye değer olacaktır, ama yersiz kıskançlık, her iki taraf için de doğru değildir.

Ayrıntılı Cevap

“Nehcü’l Belağa”da Müminlerin Emiri’ne (a.s) nispetlendirilen sözde açıkça kadının eşinin yeniden evlenmesine razı olmadığına işaret edilmiyor bilakis ibarede “Kıskançlık kadın tarafından olursa küfrün alameti; erkek tarafından olursa imanın alametidir” buyruluyor.

Şayet ilk bakışta Ali’nin (a.s) bu kelimeleri açıklamasındaki maksadının ne olduğu anlaşılmayabilir, zira böyle bir cümle, İslam’ın ve dini önderlerin kadına karşı ayırımcı bakış açısının göstergesi olarak tasavvur edilebilir. Ne var ki biraz dikkat edildiğinde böyle bir düşünce ortadan kalkacaktır.

Arap dilini kullananların sözleri incelendiği zaman, onların bir meseleye karşı şiddetli hassasiyet gösterip tepki göstermek istedikleri zaman “kıskanç (gayret)” kelimesini kullandıklarını görürüz.

Daha dar bir alanda ve aile ortamında “kıskanç” kelimesini, evli çiftlerin ikili ilişkilerindeki “hassasiyet” ve “tepki” anlamına geldiğini bilmek mümkündür. Şu halde kadın ve erkek tarafından gösterilen tepkinin, İslam tarafından kabul konusu olup olmadığına bakmamız gerekir. Bu doğrultuda İslami ilkeleri dikkate alarak “kıskanç (ğayret)” kelimesinin çeşitli konulardaki kullanımını inceleyelim:

1. Erkeklerin, eşlerinin gayri meşru ilişkileri konusundaki kıskançlığı: Allah-u Teâlâ, erkekleri aileyi idareci olarak kararlaştırmış ve bu idarecilik için de delillerini açıklamıştır. Örneğin ailenin mali idaresi erkeğin sorumluluğunda olması hasebiyle, ailenin idareciliği de onun sorumluluğu altında olması gerekir. İmanlı erkek, mali idareciliğinin yanı sıra, aile kültüründen de gafil olmaması ve imkânlar dâhilinde kendinin ve kendi idaresi altındaki fertlerin yanlışlıklara düşmesini önlemesi gerekir.

Açıktır ki imanlı kadınlar da kendi şer’i sorumlulukları bilip İslam ölçülerinin muhalifinde davranmaktan kaçınmaları gerekir. Ama bir ailenin idarecisi şeytanların eşi ve çocuklarını saptırma doğrultusunda gizli ve aşikâr vesveselerini hissetmesine rağmen tepkide bulunmazsa, İslami açıdan istenmeyen bir unsur unvanında tanınacak ve yerilme konusu olacaktır. Böyle bir istenmeyen davranış karşısında erkeğin tepki göstermesi doğal olup onun imanının göstergesidir ve övülmesi gerekir ki bu “erkeğin gayreti, imanının işaretidir” ifadesiyle açıklanmıştır.

2. Erkeklerin, eşlerinin meşru ilişkilerine karşı kıskançlığı: Erkeklerin, eş ve çocuklarının gösterdiği her davranışlarının karşısında kötümser mi olmaları gerekir ve hatta onların şeriatın karşısında davranmadığı konularda da erkeğin kontrolü altında olacaklar ve tabiri caizse kıskanacaklar mı?

Dini önderlerin öğretileri esasına göre erkekler caiz ve helallerin karşısında kıskanç olmamaları gerekir ve erkeklerdeki kıskançlığın böylesi yerilmiştir ve uygun bir neticesi de olmayacaktır.

Muttakilerin Mevlası Ali (a.s) kendi vasiyetinde çocukları İmam Hasan-ı Müçteba’ya (a.s) şöyle tavsiye etmektedir: “Çok dikkatli ol! Kıskanmaya gerek duyulmayan konularda kıskanmayasın! Kesinlikle böyle bir davranış, sağlıklı kimselerin hastalanması ve temiz fertlerin günaha bulaşmasıyla sonuçlanacaktır!”

İmam Ali (a.s) bu sözlerinde psikolojik çok önemli bir noktaya işaret etmiş ve kıskançlık bahanesiyle bazı erkeklerin gereksiz hassasiyetlerinin, eşlerini her türlü toplumsal faaliyetlerden alıkoyacağını belirterek böyle bir davranışı yermiştir.

3. Kadınların, eşlerinin gayri meşru ilişkilerini kıskanmaları: Soruda işaret edildiği gibi bazı rivayetlere dayanarak, kıskançlığın erkeklere has olduğu ve kadının, eşinin gayri meşru ilişkisi karşısında hiçbir tepki göstermemesi ve sadece Allah’a havale etmesi gerektiği çıkarımında bulunabilinir mi?

Bu soruya bizim cevabımız şudur: İslami öğretiler esasına göre kadınlar da toplumda sorumluluk yüklenebilir ve yapabildikleri oranda çarpık ve çirkinliklerin önünü alabilirler. Nitekim Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: ““Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreden, kötülükten alıkoyarlar.”

Bu esas doğrultusunda kendi eşini gayri meşru ilişkiden alıkoyan Müslüman bir kadın, dini vazifesine amel etmiş ve eğer böyle bir durum karşısında çekimser kalmışsa, o da günaha bulaşmıştır ve Allah-u Teâlâ’nın karşısında cevap verecektir.

4. Kadınların, eşlerinin meşru ilişkilerini kıskanmaları: Doğal olarak kadınlar eşlerinin karşı cinsle irtibatlarına karşı hassastırlar ve eşleriyle müşterek yaşamlarına başka kadının girmesini istemezler.

Diğer taraftan çok azda olsa İslam hükümlerini bilen her fert, bir takım şartlara haiz olmakla birlikte erkeklerin birkaç evlilik yapabileceğini bilir ve bu konu Kur’an’da açıkça dile getirilmiştir.Elbette sayım gerçekleriyle birlikte erkeklerin kadınlara nispi oranı ve İslam’ın da erkeklerin tamamına evlilik konusundaki tavsiyesini göz önünde bulundurulursa, erkeklerin yüzde birinin yeni bir evlilik yapabileceği görülür. Her halükarda biz, İslami açıdan erkeklerin birkaç evlilik yapabileceklerinin delilleri öğrendiğinizi ve bu alanda sizin için kapalı bir şeyin kalmadığını düşünüyoruz.

Açıklananları dikkate alarak kadınların, eşlerinin gayri meşru ilişkilerine karşı kıskançlığını iki guruba ayırabiliriz:

1-4. İlgi ve alakadan dolayı duyulan kıskançlık: Yani bir kadın, eşinin daimi veya geçici evlenme kararının olduğunu ve bunun da şeriatın karşısında bir davranış olmadığını bilir, ama sadece eşine alaka duyması sebebiyle, İslam’ın hükmüne itiraz etmeksizin gelecekteki ortak yaşamı konusunda endişeye kapılırsa, çeşitli üsluplarla eşini bu kararından alı koymaya çalışır. Daha ziyade kadınların kıskançlıklarının bu doğrultuda olduğu dikkat edilmesi gereken bir konudur. Acaba kadınların bu türden olan kıskançlıkları da küfrü içerir mi?

İshak b. Ammar’ın rivayeti bu sorunun cevaplayıcısıdır. Onun rivayet ettiğine göre İmam Sadık’a (a.s): “Kadının birisi kendi eşine karşı kıskançlıkta bulunmuş ve bundan ötürü ona eziyet etmektedir!” şeklinde arz edildiğinde İmam Sadık (a.s) – soğukkanlılıkla ve söz konusu kadını bu doğrultuda suçlu bulmaksızın – şöyle buyurmuşlardır: “Böyle bir kıskançlığın delili, o kadının kendi eşine duyduğu ilgi ve alakadandır.”

Dikkat edilmesi gerekir ki Masum İmam (a.s) bu konuda kadınların hassasiyet ve kıskançlıklarını küfür telakki etmemiş bilakis bu kıskançlığı, kadının eşine duyduğu ilgi ve alaka olarak değerlendirmiştir. O halde bu konuda kötümser davranmamak ve kadının eşine karşı kıskançlığını, Allah’a küfürle müsavi bilmemek gerekir.

2-4. İslam hükmünü kabul etmemeye dayanan kıskançlık: Kur’an erkeklerin yeniden evliliklerinin caiz olmasını kötüye kullanmamalarını ve çok eşli bir hayat düzeni kurarak aile kökenini sarsmamaları gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Ne var ki bir erkek, birtakım deliller üzerine daimi ya da geçici yeni bir evliliğe ihtiyaç duyar da şartları gözeterek böyle bir işe kalkışırsa, kadının İslam hükmüne karşı algılanmayacak bir üslupta davranması gerekir, zira bunun dışında sergilenecek bir davranışın sonu küfürdür ve imanlı kadınlar kesinlikle küfür içerecek davranışta bulunmazlar.

“Nehcü’l Belağa” da ki söz konusu “Kadının kıskançlığı, onun küfrünün alametidir” buyruğu da bu anlamda olup bu hadiste kadınların yersiz kıskançlıkları küfür ve nankörlük olarak değerlendirilir. Açıklandığı üzere erkeklerin yersiz kıskançlıkları da kendi yerinde yerilme konusu yapılmıştır. Bu esas üzere ve bu rivayetin, diğer ayet ve rivayetlerle uygunluğunun incelenmesini de göz önünde bulundurarak şöyle bir sonuç alınabilir:  İmam Ali (a.s) kadınların ne doğru ve yerinde kıskançlığını eleştiri konusu yapmış ve ne de erkeklerin yersiz kıskançlıklarını onaylamıştır.

Sonuç olarak söylenmesi gerekir ki İslam’ın işaret ettiği her küfür, ıstılahı anlamdaki küfür olmayıp necis olmayı da gerektirmez aksine, dini metinlerde bazı nankörlükler de “küfür” unvanında hatırlatılmıştır.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Bir malın humusu verildikten sonra ona yeniden humus vacip olur mu?
    5411 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/04/07
    Bilindiği üzere humus, füru-u dinden olup İslam’ın önemli farzlarından biridir ve ibadet sayılmaktadır. Bu yüzden kurbet kastıyla (Allah’ın emrini yerine getirmek niyetiyle) yerine getirilmelidir.Mal ve sermayeye humus geldiğinde bir kere humusları verilirse üzerinden uzun yıllar geçse de ona artık humus gelmez. Ama mal ...
  • Kur’an’da gelen ‘Sadugatihinne ve ‘Ucurehunne’ neyin hakkındadır?
    6206 Tefsir 2012/02/22
    ‘Sadugatihinne’[1] daimi evlilik hakkındadır ve mehir için ‘Sıdak’ denmiştir.[2] Bu kelimenin geçtiği ayet, kadınların kesin haklarının birinden bahsetmekte ve koca, karısı bağışlamadığı sürece[3] karısının mehrini ödemesi ...
  • Hz Ali’nin kendi hilafeti döneminde omzunda kırbaç taşıyarak sokak ve çarşıda hareket ettiği ve suçluları cezalandırdığına dair nakledilen hadis doğru mudur?
    6452 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/15
    Hz Ayetullah Uzma Mekarim Şirazi’nin (Allah ömrünü uzatsın) Bürosu: Bu içerikte nakledilen rivayet sadece Hz Ali’nin Küfe’de bulunduğu, çarşıda gezdiği ve halkın tavsiyeleri ciddiye alması için yanında belirtilen kırbacı yanında taşımasıyla ilgilidir. Hz. Ayetullah Uzma Safi Gülpeygani’nin (Allah ömrünü uzatsın) Bürosu:
  • Ehl-i beyt’i neden birkaç kişide sınırlıyorsunuz?
    6841 Eski Kelam İlmi 2008/02/18
    Ehl-i Beyt’in on dört masumlarda sınırlandırılması, beşeri bir sınırlandırma değildir. Tathir ayetinden ve Peygamber (s.a.a.)’den gelen rivayetlerden anlaşılan bir sınırlamadır.Bu iddianın ispatlanması için birçok rivayet delil olarak getirilebilir.1) Kuran-ı Kerim, Peygamber (s.a.a)’e Arapça olarak indirilen ilahi bir kelamdır. Allah’ın ...
  • Eğer taklit mercileri zamanın imamı (a.s) tarafından seçiliyorsa müçtehit ve veliyy-i fakihi tanıtan diğer kaynakların rolü nedir?
    5068 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Dikkatleriniz için teşekkür ederiz. 1393. sorunun yanıtında işaret ettiğimiz gibi İmam belirgin bir şahsı hâkimiyete atamamış, sadece fakihleri genel bir şekilde atamıştır. Bundan dolayı zamanın imamı (a.s) tarafından mercilerin seçilme ve teyit edilmesinden kasıt, özel bir şahsın seçilmesi ve teyit edilmesi değildir. Sadece masum (a.s) ...
  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    6900 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Dört seçkin kadın ve babalarının ismi nedir?
    19865 تاريخ بزرگان 2010/05/19
    İnsanlık tarihi boyunca tevhid yolunda ve ilahi hedefler uğruna büyük fedakârlıklar gösteren Evliya ve Salihlerin içinde kadınlarda vardır. Onların namı insanlığın karanlık tarihinde parlamaktadır. İslami rivayet ve kaynaklarda büyüklük, fazilet ve yüce makamlarından ötürü en üstün kadınlar ve cennet kadınlarının en üstünleri olarak yad edilen, yücelikle övülen ...
  • Babam şehid olmuştur ve ben o dönemde ergin değildim ve onun ne kadar namaz kazası olduğunu bilmiyorum. Yükümlülüğüm nedir?
    5088 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Büyük taklit mercilerinin görüşüne göre, eğer babanın kazası varsa, onun vefat etmesinden sonra en büyük oğlunun kaza namazlarını yerine getirmesi farzdır. Babanın vefat ettiği zamanda oğlun ergin olup olmaması bir şeyi değiştirmez.[1] Eğer oğul kaza namazlarının sayısını bilmiyorsa, kesin ...
  • Bütün amellerimizi nasıl halis niyetle yerine getirebiliriz?
    10593 Teorik Ahlak 2009/12/20
    İhlâs; yapılan her işte ve kullukta asıl hedefin, başkalarının değil de Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanmak için olmasıdır. Bunun için öncelikle ihlâsa mani olan şeyleri yani; riyakârlığı, dünyaya bağlılığı ve şeytanın vesveselerini ortadan kaldırmak gerekmektedir. Sonra imanı güçlendirme, Allah-u Teâlâ’yı tanıma, ihlâsın değeri ...
  • Mecbur kalınca günah işlemenin hükmü nedir?
    8733 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/03/07
    Dini öğretilere göre şer’i sorumluluklar insanın ihtiyar ve özgür iradesine bağlıdır; yani insan özgür iradesiyle güzel bir ameli yaparsa mükafatı hakkeder. Dolayısıyla şia fıkhında sorumluluğun kaldırıldığı yerlerden biri mecburiyettir. Müslüman biri haram müzik dinlemek gibi özgür iradesiyle yapmayacağı bir ameli mecburiyetten dolayı yaparsa burada ...

En Çok Okunanlar