Gelişmiş Arama
Ziyaret
11846
Güncellenme Tarihi: 2010/05/30
Soru Özeti
Cansız varlıklar ve bitkiler Allah’ı nasıl tespih ederler?
Soru
Cansız varlıklar ve bitkiler Allah’ı nasıl tespih ederler?
Kısa Cevap

İnsanların âlemdeki varlıklara yönelik ilmi çok az ve naçizdir. Varlıkların yüce Allah’ı nasıl tespih ettikleri meselesi de henüz beşerin niteliğini kavramadığı konulardan biridir. Değişik ayet ve rivayetlerde varlığın tüm cüzlerinin yüce Allah’ı tespih ettiği beyan edilmiştir. Varlığın cüzlerinin tespih şekli hakkında müfessirler arasında iki görüş vardır:

1. Varlıkların tespih edişi hal diliyledir ve onlar kendi varlıklarıyla şöyle söylemektedirler: “Eğer bende bir eksiklik görüyorsan, bu benim varlığımın gereğidir ve Allah bu eksiklikten münezzehtir.”

2. Varlıklar söylem diliyle tespih ederler. Elbette onların söz ve söylemleri insanlar ve hayvanlar arasında bilinen şekliyle değildir. Onlar henüz insanların bilgisinin niteliğini anlayamadığı özel bir şekildedir.

Ayrıntılı Cevap

İnsanın evrendeki varlıklara yönelik ilmi çok sınırlı ve cehaletiyle karşılaştırıldığında naçizdir. Biz böceklerin, solucanların ve birçok başka varlığın birbiri ile nasıl konuştuklarından ve irtibat kurduklarından haberdar değiliz ve onların seslerini duyma gücünden bile yoksunuz! Zira bizim duyma gücümüz sadece özel bir frekans alanında bulunan sesleri duyar ve daha az veya daha çok frekanslı sesleri duymaya güç yetiremez. Oysaki onlar kesinlikle birbiri ile irtibat halindedirler! Varlığın yüce Allah’ı nasıl tespih ettiği konusu beşerin henüz kavramadığı meselelerdendir. Bundan dolayı biz bunun niteliğini tasavvur edemeyiz. Değişik ayet ve rivayetlerde varlığın tüm cüzlerinin tespih ettiği belirtilmiştir.[1] Tespih, Allah’ı her türlü eksiklik, güçsüzlük, yetersizlik ve genel anlamıyla yaratıkların derecesiyle uyuşan şeylerden tenzih etmek ve arı bilmektir. İmam Sadık’tan (a.s) sübhanallah hakkında sorulmuş ve kendisi şöyle buyurmuştur: “Allah’ın her kötülükten kulluk gayretiyle temiz olduğunun belirtilmesidir.”[2] Varlıkların (cansız varlıklar ve bitkiler) nasıl tespih ettikleri hakkında müfessirler arasında iki görüş mevcuttur:

1. Hal diliyle tespih etmek.

2. Söylem diliyle tespih etmek.

1. Hal Diliyle Tespih Etmek

Bazı müfessirler varlıkların tespihini hal diliyle tespih etmek olarak yorumlamış ve bunu varlığın ve tüm varlıkların yüce Allah’ın zat ve kemal sıfatlarına delalet ettiğini söylemişlerdir. Bu grubun bakışında varlıkların tespih edişi tekvinsel tespihtir ve varlıklar gerçekte hal diliyle kendi yaratıcılarını nitelemektedir. (Dışarıdaki görüngü içerideki sırrı haber verir) Varlıklar hal diliyle şöyle demektedir: “Eğer bende bir eksiklik görüyorsan, bu benim zatımın gereğidir ve Allah bu eksiklikten münezzehtir.” Ebu Nasır Farabi, Tabersi, Fahr, Razi ve Alusi varlıkların tespihinin hal diliyle olduğunu söylemektedir. Numune tefsirinde de bu görüş dile getirilmiştir. Farabi varlıkların tespih edişi ve namaz kılışını tefsir ederken şöyle demektedir: İlahi dergâh karşısında gök gezerek, yeryüzü hareket ederek ve yağmur yağarak namaz kılar.[3]  Bu görüşe göre varlıkların ve evrendeki zerrelerin tespih edişini tasavvur ve tasdik etmek çok rahat idrak edilebilir; zira evrende bulunan her zerrenin yaptığı iş onun tespihi sayılır.

2.  Söylem Diliyle Tespih:

Bu tür tespih ve övmeden maksat, tüm varlıkların akıl ve şuur taşımasıdır. Onlar Rablerini hal diliyle tespih eder, O’na hamd eder ve buna ek olarak O’nu söylem diliyle de tespih ederler. Lakin özetle bu tür tespih tüm hayvanların ve cansız varlıkların kendi konumlarıyla bağdaşır bir şekilde idrak ve düşünen nefisler taşıdığı temeli üzerine kurulmuştur. Her varlık kendi düşünen özüyle Rabbini tespih eder ve varlık evrenindeki zerrelerde varlıkların tespih edişi her tarafı sarar. Elbette bunu duymak herkes için mümkün değildir ve sadece gönül ehli ve mülk hicaplarını yırtmış kimseler evrendeki varlıkların tespih seslerini işitebilirler. Mevlana şöyle demektedir:

Eğer senin için gaipten bir göz açılırsa,

Evrendeki zerreler senin ile sırdaş olur

Suyun, toprağın ve çamurun konuşması

Ancak gönül ehlinin duyularınca hissedilir

Bu görüşü kabul etme eğiliminde olan büyük çağdaş şahsiyetler arasından Allame Tabatabai (r.a) ve şehit Mutahhari’ye (r.a) işaret edilebilir. Allame Tabatabai (r.a) şöyle söylemektedir: “Tüm varlıklar gerçek ve söylemsel anlamda tespih ederler. Söylemsel tespihin duyulan ve anlaşılmış sözcükler ile anlaşılması lazım değildir.”[4] Bu yüzden bitkilerin ve cansız varlıkların tespihi de hakiki ve söylemsel bir tespihtir. Meleklerin ve müminlerin tespih edişini söylemsel bilmemiz ve diğer varlıkların tespihini ise hal diliyle tespih etmek olarak değerlendirmemiz doğrul değildir. İnsan meselenin diğer boyutunu kavrayabilmesi için gönül, mana ve hakikat ehli olmalıdır. Varlıkların diğer boyutunu idrak ettiğimiz zaman, onların tümünün nasıl idrak, akıl, bilgi sahibi olduğunu ve nasıl rablerini hamd ve tespih ettiklerini anlarız. Kur’an-ı Kerim Hz. Davut hakkında şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Dâvûd’u hatırla. O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi. Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd’un emrine verdik. Onların her biri Allah’a yönelmişlerdi.[5]  Bu ayette varlıkların söylem diliyle tespih ettiğini onaylayan iki nokta mevcuttur:

Birincisi, Rabbi tespih etmede dağların ve kuşların Davut (a.s) ile birlikte olmasıdır. Eğer varlıkların tespih etmesinden maksat hal diliyle tespih etmekse, onların Davut’a (a.s) eşlik etmesinin bir manası olmayacak veya bunu zikretmede herhangi bir nokta gözlemlenmeyecektir. Ayetin akışı birdir. Bundan dolayı dağlar ve kuşlar bağlamında tespih etmeyi hal diliyle bilmemiz ve Davut (a.s) bağlamında ise söylem diliyle değerlendirmemiz manasız olacaktır. Çünkü hal diliyle tespih etmek her zaman ve Davut (a.s) olmaksızın da mevcuttur. İkinci nokta ise şudur: Ayette akşamları ve sabahları dağlar ve kuşlar Davut’a (a.s) eşlik etmekteydiler diye buyrulmaktadır. Akşamların ve sabahların gece ve gündüzün başka bir tabiri olduğu ve neticede daimi tespihin kastedildiği söylenebilir. Lakin önceki nokta (Davut’a (a.s) eşlik etmek) göz önünde bulundurulduğunda dağlar ve kuşların Davut (a.s) ile eşzamanda ve beraberce tespih ettiklerini söylemek gerekir. Yani her ne zaman Davut (a.s) tespih etmeye başlıyorduysa, dağlar ve kuşlar da ona eşlik etmekteydiler. O halde burada gerçek manasıyla güneşin doğuşu ve batışı kastedilmektedir. Böyle bir durumda da tespihin dağların ve kuşların varlığının Allah’ın varlığına delalet etmesi ve hal diliyle tespih etmek olarak yorum yapmak manasız olacaktır. Belirttiğimiz gibi bu tür tespih sürekli ve her zaman yapılmaktadır. Bu sabah ve akşam veya Davut (a.s) ile birlikte yapılmaya özgü değildir. Dağların ve kuşların kendisiyle birlikte tespih ettiğini duyan Davut (a.s) eşyanın batın ve melekûtuna erişmiş ve onların melekuti seslerini işiten başka bir kulağa sahip idi. (Eğer bizim batın kulağımız açılırsa, biz de bunları duyarız.)[6] Hz. Peygamberin (s.a.a) avucunun içinde çakıl taşlarının dile gelmesi konusu hakkında[7] şehit Mutahhari şöyle demektedir: “Burada Hz. Peygamberin (s.a.a) mucizesi, onun çakıl taşlarını tespih etmeye mecbur kılması değildi, Hz. Peygamberin (s.a.a) mucizesi, bireylerin kulağını açması ve onların çakıl taşlarının sesini duymalarıydı. Çakıl taşları her zaman tespih etmektedir ve Hz. Peygamberin (s.a.a) mucizesi çakıl taşlarını konuşturmak değil, onların sesini etrafındaki bireylere duyurmaktı.”[8] Bundan dolayı varlıkların söylemsel ve sözlü tespihlerinin olağan bir husus olduğunu ve temiz kalpli ve kendini arındırmış insanların bunları idrak ettiğini söyleyebiliriz.

 


[1] İsra Suresi, 44. ayet: :"تُسَبِّحُ لَهُ السَّماواتُ السَّبْعُ وَ الْأَرْضُ وَ مَنْ فِيهِنَّ وَ إِنْ مِنْ شَيْ‏ءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَ لكِن‏لا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ"  Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.

[2] El- Kâfi, c. 1, s. 118, hadis 10… هِشَامِ بْنِ الْحَكَمِ قَالَ سَأَلْتُ أَبَا عَبْدِ اللَّهِ ع عَنْ سُبْحَانَ اللَّهِ فَقَالَ أَنَفَةٌ لِلَّهِ

[3] Varlıkların tespihi.

[4] Tercümeyi El- Mizan, c. 13, s. 152.

[5] "(وَ اذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُدَ ذَا الْأَيْدِ  إِنَّهُ أَوَّابٌ(17)إِنَّا سَخَّرْنَا الجِْبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشىِ‏ِّ وَ الْاشْرَاقِ(18)وَ الطَّيرَْ محَْشُورَةً  كلُ‏ٌّ لَّهُ أَوَّابٌ(19) ". (Sad. 17-19)

[6] El- Mizan fi Tefsiri’l Kur’an, c. 13, s. 120 – 121.

[7] Biharu’l Envar, c. 57, s. 169.

[8] Mutahhari, Murtaza, Aşinayi ba Kur’an, c. 4, s. 174.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar