Gelişmiş Arama
Ziyaret
9728
Güncellenme Tarihi: 2010/08/22
Soru Özeti
Allah’tan Başkasından yardım dilemek tevhit ile uyuşur mu?
Soru
Çoğu yerde ya Allah, ya Muhammed, ya Ali, ya Hüseyin söylenmekte veya yazılmaktadır. Bazıları, “ya Allah” söylemek dışında diğer isimler için “ya” sözcüğünden istifade etmenin Allah’tan başkasından yardım dilemek sayılması nedeniyle doğru olmadığını belirtmektedirler. Bu doğru mudur?
Kısa Cevap

Allah’tan başkasından yardım dilemek eğer ilahî büyük şahsiyet ve velilerin direkt olarak isteği yerine getirdikleri ve isteği getirmede Allah’a ihtiyaç duymadıkları inancıyla gerçekleşirse, bu şirk olup tevhit karşıtıdır ve caiz değildir. Ama bu büyük şahsiyetlerin Allah’ın izni ve Allah’ın kendilerine bahşettiği güç ile istekleri yerine getirdiklerine inanılıyorsa, bu şirk olmakla kalmayıp tevhidin ta kendisidir ve hiçbir sakıncası da yoktur.

Ayrıntılı Cevap

Şirk Mefhumu:

Şirk, insanın birini zat, yaratma, malikiyet, rububiyet ve ibadette Allah’ın eşi bilmesi ve bu hususlardan birinde Allah için ortak koşmasıdır. Öyleyse Allah’tan başkasından yardım dilemek, Allah’tan başka biri için isteği yerine getirme hususunda Allah’ın kudretinden bağımsız bir şan ve kudrete inanmamız gibi Allah’a ortak koşmayı gerektirecek bir şekilde olursa, bu şirk ve haramdır. Ama Allah’tan başkasından yardım dilerken Allah’tan başkası için bağımsız bir kudret gözetmezsek ve onu Allah’ın kudretinin uzantısında ve Onun izni dâhilinde bilirsek, bu şirk değildir. Aksine Kur’an, sünnet ve şeriata bağlı kimselerin geleneklerindeki bir takım deliller bunu onaylamaktadır. Bundan ötürü eğer Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Allah’ın diğer salih kullarından Allah’ın izniyle yerine getirebilecekleri bir takım isteklerde bulunursak, onları Yüce Allah’ın dengi ve etki etmede bağımsız görmediğimizden ötürü bu şirk değildir. Ayrıca bir başkasından yardım dilemek, ona ibadet etmek anlamında değildir.

Kur’an’da Dua Mefhumu

Kur’an’da duanın manasını anlamadaki yanlışlık, bazılarının Allah’tan başkasından istekte bulunmayı ve O’nun dışındaki birine seslenmeyi şirk ve buna mürtekip olan bir şahsı da kâfir ve kanını da helal bilmesine neden olmuştur. Bu fertler,  “şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O hâlde, Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin”[1] gibi bir takım Kur’an ayetlerine isnatta bulunmaktadır. Oysaki Kur’an’da dua kavramı çeşitli manalarda kullanılmıştır:

1- Yukarıda zikredilen ayet-i şerifedeki[2] gibi ibadet manasında.

2- Bir şeye davet etmek ve çağırmak; tıpkı Nuh’un (a.s) şöyle buyurması gibi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim. Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı.”[3]

3- “Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar”[4] ayetindeki gibi bazen olağan ve normal yolla istekte bulunma manasında kullanılmıştır. Bu dua (çağırmak) olağan işler hakkındadır ve biri bunu yaparsa kesinlikle kâfir olmaz.

Bazen de mucizeler ve olağan dışı yollarladır. Bu da iki kısma ayrılır:  

1- Bazen etki etmede Allah’tan başkasının bağımsızlığına inanmayla birliktedir. Bu kısım bir tür şirktir; zira sadece Yüce Allah tesir etmede bağımsızdır ve O’nun dışındakilerin elde bulundurdukları olağan sebepler bile Allah’tandır ve O’nun izni ile etkilemektedirler. Kur’an bu konuda şöyle buyuruyor: “De ki: Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.”[5] Bilinçli ve inançlı hiçbir mümin fert, hiçbir peygamber ve ilahî büyük şahsiyet hakkında böyle bir akide taşımaz.

2- Bazen bir şahıstan bizim için Allah’tan bir şey talep etmesini isteriz. Bu tür istemek, kâmil insanın tevhididir. Büyük bir şahsı Allah’ın dergâhında vasıta ve şefaat edici kılan ve sebeplerin sebebinin, hakikî nedenin ve gerçek etki edeninin Allah olduğuna inanan bir şahıs Allah’ın velilerine tevessül ederek onlardan Allah nezdinde kendisi için bir hacette bulunmasını talep eder. Bu tevhit ve tekliğe tapınmanın ta kendisidir. İsrailoğulları Musa’nın (a.s) yanına gelir ve Yüce Allah’tan kendileri için çeşitli yemekler istemesini ondan isterler. Kur’an şöyle buyuruyor: “Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin.”[6] Musa, neden bana “ey (ya) Musa” diye hitap ettiniz ve niçin kendiniz direkt Allah’tan istemediniz ve bu şirk ve küfürdür diye asla onları eleştirmedi. Aksine Musa onların isteklerini Allah’tan talep etti ve onların hacetleri yerine getirildi. Yaratıkların etki ve etkilenmede ve sebep ve sonuçta rolü olmasına inanmak şirk değildir. Tevhidin gereği, evrenin sebep ve sonuç eksenli düzenini inkâr etmek, her eseri vasıtasız olarak Allah’tan bilmek ve hatta boylamsal olarak dahi sebeplerin hiçbir rolü olmadığına inanmak değildir. Mesela ateşin yakmada, suyun doyurmada ve yağmurun doğayı yeşertmede bir rolü olmadığına ve direkt Allah’ın yaktığına, direkt doyurduğuna ve direkt doğayı yeşerttiğine inanmamız buna bir örnek teşkil eder. O halde yaratığın varlığının zatî şirk ve ikinci bir tanrıya inanmaya denk düşmemesi aksine bir olan Allah’ın varlığına inanmanın tamamlayıcısı olması gibi etki ve nedenselliğe ve evren düzeninde yaratıkların rol taşıdıklarına inanmak da varlıkların zatları itibariyle bağımsız olmadıkları gibi etki etmede de bağımsız olmadıkları hususu gözetilerek şirk değildir. Öyleyse tevhit ve şirkin sınırı, Allah’tan başkasının etki etmede bir rolü olduğuna inanmak veya inanmamak değildir. Şirk, diğer sebepleri Yüce Allah’ın enlem ve kenarında karar kılmamız ve onların etki etmede bağımsız olduğuna inanmamızdır. Başka bir tabirle melek, peygamber ve imam gibi bir varlığın doğaüstü güç ve etkisine inanmak da olağan sebeplerin etkisine inanmak gibi şirk değildir ve olağan etkenlerin sınırı üzerinde bir rol taşımak, Allah’ın karşısında bir güce inanmayı gerektirmez. Tüm hüviyetiyle Hakk’ın iradesine bağlı olan ve bağımsız olarak hiçbir yön taşımayan bir varlığın doğaüstü etkisi kendine dayalı olmaktan çok Hakk’a dayalıdır. O, eşyaya feyzi aktaran bir kanaldan öteye bir şey değildir. Nitekim Cebrail’in vahiy ve ilim feyzi vasıtası, Mikail’in rızık vasıtası, İsrafil’in diriltme vasıtası ve ölüm meleğinin ruhların alınma vasıtası olması da şirk değildir. Konunun daha aydınlanması için Kur’an ayetlerinden iki numuneye işaret ediyoruz:

Kur’an Hz. İsa’nın (a.s) dilinden şöyle buyuruyor: “Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.”[7]

2- Yakub’un evlatları pişman olduktan sonra kendisinin yanına gelir ve şöyle derler: “Ey babamız! Allah’tan suçlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten suçlu idik” dediler. (Yakup)Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir dedi.”[8] Gördüğümüz gibi Yakub’un evlatları “ey (ya) babamız” sözcüğünden istifade etmişlerdir ve Yakup onları bu sözcüğü kullanmaktan men etmemiş ve kendiniz     Allah’tan isteyiniz diye buyurmamıştır.

Daha fazla bilgi için aşağıdaki kaynaklara müracaat edilebilir:

1- Tevessül ve Allah ile vasıtasız irtibat kurmak, 542. soru (site: 590).

2- Kur’an ve sünnette tevessül, 2032. Soru (site: 2265).

3- Ehli Beyt’e (a.s) tevessül etmenin felsefesi, 1321. soru (site: 1316).

4- Mutahharî, Mürteza, Cihan Bini-i Tevhidî, Tahran, Sadra, Çap-ı Bist-u Yekom, 1384.

5- Mekarim Şirazî, Nasır, Vehhâbiyet Ber Ser-ı Du Rahî, Kum, Medrese-i İmam Ali b. Ebu Talib (a.s), Çap-ı Evvel, 1384.


[1] Cin, 18.

[2] Cin, 18.

[3] Nuh, 5 ve 6.

[4] Bakara- 282.

[5] İsrâ, 56.

[6] Bakara, 61.

[7] Âli İmrân, 49.

[8] Yusuf, 97 ve 98.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Namaz kılmayan kimseler kesinlikle cehenneme mi gidecektir? Hatta onlar birçok iyi iş yapsalar da cehenneme gidecekler midir?!
    56369 Eski Kelam İlmi 2012/05/03
    Dini öğretilerimiz esasınca namaz, dinsel ameller arasında ilk ibadetsel fiildir. Eğer insanın namazı kabul edilirse, diğer ibadetsel amelleri de kabul edilir! Öte taraftan Kur’an ayetlerinin açıkça belirtmesiyle her kim zerre miktarınca iyi amel işlerse onun karşılığını alacaktır. Bu ayetler uyarınca, ölçme terazisinde hayrın miktarı fazla olacak olursa, ...
  • İmam Humeyni, İmam Hüseyin’e (a.s) ağlamanın, yas tutmanın ve Hüseyni meclisler tertiplemenin on dört asır öncesinden günümüze kadar dinin bekasına sebep olduğuna görüşünde miydi? Ve bunu neye dayanarak söylemekteydi?
    11385 Eski Kelam İlmi 2012/01/05
    İmam Humeyni (r.a) defalarca İmam Hüseyin’in (a.s) İslamı korumak için yaptığı fedakarlığın önemini dile getirmiş, adının ve hatırasının meclislerle, matemlerle vb. şekillerde yaşatılmasının Onun (a.s) yolunun sürdürülmesinde ve sapmalarla mücadele etmekte etkili olduğunu vurgulamıştır. Örneğin bir konuşmasında şöyle buyuruyordu: ‘Bu aşura toplantısının ve alemdeki şehidlerin en büyüğüne matem düzenlenmesinin o ...
  • Nusayrilerin temel inançları nedir? Onların İmamiye Şiası hakkında görüşleri nedir? Şia'nın bu mektep hakkındaki görüşü nedir?
    28026 Eski Kelam İlmi 2010/09/12
    Bugün Suriye ve diğer bazı Müslüman ülkelerde yaşamakta olan Müslüman fırkalardan biri Nusayriye fırkasıdır. Bunlara "Aleviler" de denir. İran'da "Alevilik" hakkında bağımsız bir araştırma yapılmış değildir. Genelde milel ve nihal yazarlarının görüşleri bu hususta kaynak alınır. Ancak bize göre genelde "Aleviler" on iki imam Şiasıdırlar ve Şia'nın inanç temelleri ...
  • Pazar ortamını oluşturanların işi (komisyonculuk) helal midir?
    10113 Emlak Ve Pazarlama 2012/03/14
    Hazreti ayatullah’el uzma Safi Gupayganinin (Allah yüce gölgesini devam ettirsin) defteri: Dolaysız bir şekilde simsarlık yapana yani müstakim bir şekilde alıcıyı (müşteriyi) tanıtan kimseye “cuale” ismi altında para vermenin her hangi bir işkalı yoktur. Ama eğer bu tür şirketler “guld kuvist” şirketler gibi heremsel şeklinde ...
  • Erkek altın saat kullanabilir mi?
    33057 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/11/27
    Boyna altın zincir asmak, altın yüzük takmak ve ele altın kaplama saat takmak gibi altınla süslenmek[1] erkeğe haramdır ve bunlarla namaz kılmak da namazı bozar.[2] Elbette altın saat ve altın zincir sadece ...
  • arapça dilinin en kamil dil olduğuna dair delil var mıdır?
    8455 Kur’anî İlimler 2011/03/01
    Arapça dilinin kuran dili olarak seçilmesi elbette ki bu dilin değerli ve şerefli olmasına neden olamuştur. Ancak arapça dilinin kamilliği kuranın kamil olduğ için değildir. Lügat ve kavramdaki genişliği, dilsel sisteminin mühkemliği, türlü tabirlere haiz olması, irabı (kelimenin cümledeki farklı konumlarını belirtilmesi içun son harfının üzerindeki ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    129869 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yaratmada tevhidin manası nedir?
    8010 Eski Kelam İlmi 2012/04/15
    Varlık âleminin yüce Allah dışında hiçbir yaratıcısının olmamasına yaratmada tevhit denir. Mümkün varlıklar, onların eserleri, fiilleri ve hatta insan ve onun tüm icat ve keşifleri hiçbir tartışmaya yer bırakmaksızın Allah’ın yaratıklarıdır. Varlık âleminde bulunan her şey O’nun mahlûkudur. Ama bazıları vasıtasız bir şekilde ve bazıları ise vasıtayladır. ...
  • İslam’ın Tebliğ Yöntemi Nasıldı?
    12879 Masumların Siresi 2011/08/17
    Tebliğ mesaj iletmek anlamındadır. Tüm ilahî peygamberlerin ve özellikle de yüce İslam Peygamberinin misyonu insanları karanlıklardan nura yöneltmek olduğundan, İslam’da tebliğ Allah’ın mesajını kullarına ulaştıran bir vesile olarak çok önemlidir. İslam’da tebliğ yöntemleri sözlü, yazılı ve amelî olarak üç kısma ayrılabilir. Bu her üç kısmın da değişik türleri vardır. ...
  • Nefis, ruh, can, akıl, zihin ve fıtrat arasında nasıl bir ilişki vardır?
    17499 İslam Felsefesi 2010/04/07
    Bazen bu kelimelerden maksat bir şeydir. Hepsi de aynı gerçeğe yani insanın varlığına ve hakikatine işarettir. Bazen de onlardan değişik manalar irade edilir ve her biri nefsin mertebe ve makamlarından birine işaret sayılır. ...

En Çok Okunanlar