Gelişmiş Arama
Ziyaret
9260
Güncellenme Tarihi: 2012/05/03
Soru Özeti
İmamlar ve âlimlerin şiir hakkındaki görüşü nedir?
Soru
Şiiri haram bilen veya imamların şiir hakkındaki görüşünü bilen âlimler var mıdır?
Kısa Cevap

Bazıları İslam’ın şiir ve şiir söylemeyle bağdaşmadığını sanmaktadır. Oysaki bu bir vehimden ibarettir. Şüphesiz şiir zevki ve şiir söyleme sanatı insan varlığının tüm sermayeleri gibi doğru bir yolda kullanıldığı ve olumlu ve yapıcı bir şekilde istifade edildiği takdirde değerlidir. Ama inanç ve toplum ahlakının temellerini viran etmek için tahrip edici bir vesile olarak kullanılır ve fesat ve kayıtsızlığa teşvik etmek için istifade edilirse veya insanları nihilizme, hiçliğe ve hayalciliğe yönlendirir veyahut muhtevasız salt bir meşguliyet olarak telakki edilirse değersiz ve hatta zararlı olacaktır. O halde şiir bir vesiledir ve onu değerlendirme ölçüsü, şiirin kullanıldığı yolda hangi hedefi gütmesidir. Maalesef dünya ulus ve halklarının edebiyatları tarihi boyunca şiirden birçok kötü istifadede bulunulmuştur ve bu ilahi zarif zevk kirli muhitlerde öylesine kötü bir duruma düşürülmüştür ki bazen bozgunculuk ve tahribin en etkili aracına dönüşmüştür. Özellikle Arap kavminin düşünsel ve ahlaki olarak sapma dönemi olan cahiliye çağında şiir, şarap ve yağma her zaman yan yana kullanıla gelmiştir! Ama yapıcı ve gayeli şiirlerin tarih boyunca birçok yiğitlik yarattığı ve bazen bir kavim ve milleti hunhar ve zalim düşmanlar karşısında seferber ettiği ve bu vesileyle onları pervasız bir şekilde düşmana yönelttiği ve düşmanı alt ettirdiği gerçeğini kim inkâr edebilir. Ehlibeyt imamlarından da gayeli şiir ve şairler hakkında birçok niteleme ve de onlar hakkında dua ve kendilerine verilmiş hediyeler nakledilmiştir. Eğer onları nakledersek söz uzayacaktır. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Bu güne dek bizim hakkımızda şiir söyleyip de kutsal ruh tarafından teyit edilmemiş hiç kimse yoktur.

Ayrıntılı Cevap

Bazıları İslam’ın şiir ve şairlik ile uyuşmadığını sanmaktadır. Bu sanı, “وَ الشُّعَراءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغاوُون”[1] ayetinden kaynaklanmaktadır. Oysaki böyle bir sanı vehimden başka bir şey değildir; zira ayet tüm şiir türlerini yerme maksadını gütmemektedir. Sadece özel bir tür şiiri yermektedir. Bu yüzden bilginlerimizin şiir hakkında detaylı açıklamalarda bulunduğunu görmekteyiz. Bu cümleden olmak üzere Tefsir-i Numune’de şöyle belirtilmiştir:

İslam’da Şiir ve Şairlik

Kuşkusuz şiir zevki ve şairlik sanatı insan varlığının tüm sermayeleri gibi doğru bir yolda kullanıldığında ve olumlu ve yapıcı olarak kendisinden istifade edildiğinde değerlidir. Ama inanç ve toplum ahlakının temellerini viran etmek için yıkıcı bir vesile olarak kullanılır ve de bozgunculuk ve kayıtsızlığa teşvik etmek amacıyla kullanıldığında veya insanları nihilizm, hiçlik ve hayalciliğe yöneltirse veyahut salt muhtevasız bir meşguliyet olarak telakki edildiğinde değersiz ve hatta zararlı olacaktır.  Bu cümleyle yukarıdaki ayet perspektifinden şairlik iyi midir kötü müdür,  çirkin midir güzel midir, İslam şiire izin vermekte midir veya vermemekte midir sorusunun cevabı aydınlanmış olmaktadır. Bu sözdeki cevap bu hususta İslam’ın değerlendirmesinin hedefler, cihetler ve neticeler üzerine olduğunu yansıtmaktadır. Müminlerin önderi Ali (a.s), Mübarek Ramazan ayının bir gecesinde iftar esnasında bir grup yareni şiir ve şairlerden söz edince onları muhatap almış ve şöyle buyurmuştur:  Biliniz ki sizin işinizin ölçüsü dindir ve sizi koruyan şey takvadır. Sizin süsünüz edep ve haysiyetinizin sağlam kaleleri de ilim ve tevazudur.[2] Bu, şiirin bir vesile olduğuna ve onun ölçüsünün de hangi yolda kullanılıp neyi hedeflediğine işaret etmektedir.  Ama maalesef dünya halk ve milletlerinin edebiyatları tarihi boyunca şiirden birçok kötü istifadede bulunulmuştur ve bu ilahi zarif zevk, kirli muhitlerde öylesine kötü bir duruma düşürülmüştür ki bazen bozgunculuk ve tahribatın en etkili aracı haline dönüşmüştür. Özellikle Arap kavminin düşünsel ve ahlaki sapma dönemi olan cahili çağda şiir, şarap ve yağma her zaman beraber kullanılmıştır! Ama tarih boyunca yapıcı ve gayeli şiirlerin birçok yiğitlikler yarattığını, bazen bir kavim ve milleti hunhar ve zalim düşmanlar karşısında seferber ettiğini ve bu vesileyle pervasız bir şekilde onların düşman saflarına saldırdığını ve düşmanı alt ettiği gerçeğini kim inkâr edebilir. İslam devriminin gelişmesine tanıklık ve şahitlik ettiğimiz dönemlerde vezin şiirlerin ve şiir kalıbına dökülmüş sloganların ne tür bir hareketlilik, heyecan ve aksiyon yarattığını ve nasıl damarlardaki kanları kaynattığını, insan saflarını nasıl kabarttığını ve bu kısa ve sade ama yiğitlik ve heyecanlandırıcı şiirlerin düşmanı nasıl titrettiği ve saraylarının temellerini sallandırdığını gördük. Aynı şekilde bazen ahlaki bir şiirin bir insanın varlık derinliklerine büyük ve çok muhtevalı bir kitabın sızamayacağı kadar sızdığını ve etkilediğini kim inkâr edebilir. Evet, Hz Peygamberden nakledilen meşhur bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

 ”ان من الشعر لحكمة، و ان من البيان لسحرا” Bazı şiirler hikmettir ve sözlerin bazıları da sihirdir.[3] Bazen şiirler çığır açmaktadır. Bazen şairane vezin kelimeler düşmanın kalbinde kılıcın kesiciliği ve okun etkisini gösterir. Nitekim Hz Peygamberden nakledilen bir hadiste bu şiirler hakkında şöyle buyrulmuştur: Muhammed’in canının elinde olduğu kimseye yemin olsun ki bu şiirlerle sanki onlara ok fırlatmaktasınız.[4]  Hz Peygamber bunu düşmanın hicivli şiirler ile Müslümanların psikolojisini zayıflatmak için çabaladığı sırada söylemiştir. Hz Peygamber bu esnada onları yermek ve müminlerin psikolojisini takviye etmek için şiir söylemeyi emretmiştir. Hz Peygamber İslam’ı savunan şairlerin biri hakkında şöyle buyurmuştur: Onları hicvet, Cebrail seninledir.[5]

Özellikle mümin bir şair olan Ka’ab bin Malik İslam’ı savunmak için şiir söylediği esnada Hz Peygamber’den Ey Resulallah şiir hakkında bu yerici ayetler nazil olmuştur ne yapmalıyım diye sorduğunda, Hz Peygamber mümin canı, kılıcı ve diliyle cihat eder[6] diye buyurmuştur.  Ehlibeyt İmamlarından da hedefli şiir ve şairler hakkında birçok niteleme ve onlar hakkında dua nakledilmiş ve kendileri tarafından onlara hediyeler verilmiştir. Eğer onların tümünü nakledecek olursak söz uzayacaktır. Ama maalesef tarih boyunca bir grup bu büyük sanatı ve yaratılışın en güzel yansıması olan melekuti zarif zevki kirletmiş ve göğün zirvesinden maddeciliğin en alt tabakasına indirgemiştir. Onlar en güzel şiir en yalan olanıdır deyimini yaratacak kadar yalan söylemiştir. Bazen şiiri zalim ve diktatörlerin hizmetine adamış ve az bir ücret karşılığında birçok dalkavukluk ve yağcılıkta bulunmuşlardır ve bazen de ayyaşlık, şarap, rezillik ve rüsvalığın nitelemesinde o kadar ileriye gitmişlerdir ki kalem onları belirtmekten utanç duymaktadır. Bazen de şiirleri ile savaş ateşini tutuşturmuş ve insanları yağma ve katliam yapmak için birbirinin canına düşürmüş ve yeryüzünü günahsızların kanıyla boyamışlardır. Ama bunun karşısında zalime haraç vermeyen, bu melekuti sanatı insanların özgürlüğü için ve temizlik ve takva yolunda ve yağmacılar, hırsızlar ve diktatörler ile mücadele etme doğrultusunda kullanan imanlı ve gayeli şairler de olagelmiş ve övünmeyi hak etmişlerdir. Onlar bazen hakkı savunmak için söyledikleri her beyit ile cennetten kendileri için bir ev almışlardır[7] ve bazen de Ümeyye oğulları ve Abbasiler gibi zalim hâkimlerin nefesleri kestiği zorba dönemlerde “Medaris-i ayat” kasidesi gibi kasideler söyleyerek kalpleri aydınlatmış ve yalan ve sahte perdeleri parçalamışlardır. Sanki kutsal ruh bu şiirleri onların dillerine aktarmıştır. Bazen de aşağılanmış hissine kapılan zulüm görmüş halkaları hareketlendirmek için şiir söylemiş ve hareket, yiğitlik ve heyecan yaratmışlardır. Kur’an onlar hakkında şöyle buyurmaktadır:

 ”إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَ عَمِلُوا الصَّالِحاتِ وَ ذَكَرُوا اللَّهَ كَثِيراً وَ انْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ ما ظُلِمُوا. “

Enteresan olan şudur, bu gruptaki şairler bazen bir takım ebedi eserler geride bırakmış ve İslam dininin büyük önderleri de bazı nakillere göre onların şiirlerini korumayı halka tavsiye etmişlerdir. Nitekim “Abdi’nin” şiirleri hakkında İmam Sadık’tan (a.s) şöyle nakledilmiştir: Evlatlarınıza Abdi’nin şiirlerini öğretin zira o Allah’ın dini üzerinedir.[8] Bu konuyu Abdi’nin hilafet ve Hz Peygamberin halifesi hakkında söylediği meşhur sözlerinden birisini belirterek sonlandırıyoruz:

Onlar, Allah Resulü kendinden sonra hiç kimseyi imam olarak seçmemiştir, ama biz seçeceğiz dediler.

Biz bir imam seçeceğiz ve eğer o hidayet üzerine olacak olursa ona itaat edecek ve eğer sapacak olursa onu doğrultacağız!

Biz onlara söyledik ki siz bu durumda kendi imamınızsınız. Siz yolunuzu kaybetmişsiniz oysaki biz yolumuzu kaybetmedik.

Biz Rabbimizin Ğadir Hum’da seçtiğini tercih ettik ve ondan hiçbir şekilde sapmayacak ve ayrılmayacağız.

Biz ilahi şeffaf nur üzereyiz. Ey Allah’ım nurumuzu artır ve ayaklarımızı sabit kıl.[9],[10]

Aynı şekilde Şehit Muhammed Sadık Sadr fıkhın bakışında şiir ve şairlik hakkında detaylı açıklamalarda bulunmuştur ve daha fazla bilgi edinmek için oraya müracaat edebilirsiniz.[11] Eminu’l İslam Şeyh Tabersi “El- Adabu’d Diniye Li’l Hazaneti’l Muiniyye” kitabında İmam Rıza’dan bir rivayet naklettikten sonra şöyle demektedir: Özetle belirtilen tüm hususlardan istifade edildiği üzere mukaddes ve saygın zaman ve mekânlarda şiir söylemek mekruhtur.[12] Ve bu hususta var olan sert rivayetler takiye esaslıdır. Konuyu güzel bir şekilde bağlamak için İmam Sadık’tan (a.s) şu rivayeti aktarıyoruz: Şimdiye dek bizim hakkımızda şiir söyleyip de kutsal ruh tarafından teyit edilmemiş kimse yoktur.[13]

 


[1] Şuara Suresi, 224. ayet, ve sapmışlar şairlerin peşinden gidiyor.

[2] İbni Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belağa, c: 20, s: 461.

[3] Bu hadisi Ehli Sünnet ve Şii âlimleri de içine alan birçok İslam alimi kendi kitaplarında nakletmiştir. (El- Kadir c: 2, s: 9 kitabına müracaat edebilirsiniz.)

[4] Müsnedi Ahmed, c: 3, s: 460.

[5] Müsnedi Ahmed, c: 4, s: 299.

[6] Tefsiri Kurtubi, c: 7, s: 4869.

[7] İmam sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim bizim hakkımızda şiir söylerse, Allah onun için cennette bir ev inşa eder.”

 (El- Kadir, c: 2, s: 3)

[8] Nuru’s Sakaleyn, c: 4, s: 71.

[9] Kummi, Abbas, El- Kunye ve’l Elkab, c: 2, s: 455.

[10] Mekarim Şirazi, Nasır, Tefsiri Numune, c: 15, s: 382 – 386.

[11] Ma Verau’l Fıkıh, c: 10, s: 93.

[12] Bahrani, Yusuf bin Ahmet bin İbrahim, El –Hadaigu’n Nazireti fi Ahkami’l İtreti’t Tahireti, c: 13, s: 164, Naşir Müessesetu’n Neşri’l İslami vabeste bi Camiayı Müderrisin, çapı evvel, Kum, 1405 h.k.

[13] Şeyh Saduk, Uyunu Ahbaru’r Rıza (a.s), c. 1, s: 7, Naşir: Neşri cihan, Tahran, çapı evvel, 1378 h.ş.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Yanlış bilgiler bilgi sayılmadığına göre Allah doğru ve yanlış bilgileri nasıl biliyor?
    6802 Eski Kelam İlmi 2012/05/15
    İster doğru olsun ister yanlış bir şeyi bilmek onu kabul etmek manasına gelmez. Ve biliyoruz ki Allah ilmini mevcut olan doğru veya yanlışlarla elde etmiyor, O’nun ilmi zati’dir. ...
  • Akıl din ile neden çelişir?
    12716 Yeni Kelam İlmi 2010/07/24
    Akıl, insanların içsel hücceti olup kemal yolunda kendilerine rehberlik eder. Şeriat (din) ise kirlilik girdabından insanları kurtarmak ve onları insanî kemal ve saadete sevk etmek için dışsal bir hüccettir. Buna göre zahir ve batın hüccetlerin birbiriyle çatışır olması mümkün değildir. Akıl bir fenomen ve her fenomen ...
  • Öldükten sonra insan ruhu hayvan şekline mi bürünür yoksa berzahta mı kalır?
    93941 روح و نفس 2012/07/24
    Öldükten sonra insan ruhunun başka bir insan veya hayvan şekline bürünmesi reenkarnasyona inanan kişilerin görüşüdür ve bu İslam’ın bakışında yanlış ve geçersiz bir görüştür. Ruh, dünya bedeninden ayrıldıktan sonra berzah âleminde misali bedende yer edinir ve kıyametin başlamasına dek berzah hayatını sürdürür. Bazen kabir âlemi ve bazen ...
  • Ağzı temizleyen maddelerin içinde genellikle az miktarda alkol bulunur. Bunun hükmü nedir?
    6952 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/06/12
    Sarhoş edici[1] sıvılardan olup olmadığı belli olmayan alkoller temiz hükmündedirler. Onların karıştırıldığı sıvıların alınıp satılması ve kullanılmasının herhangi bir sakıncası yoktur.[2]
  • Hz. Adem (a.s)’ın cennetten inişi ne manaya gelmektedir?
    14359 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Hubut yüksekten aşağı inmek (nüzul) manasında olup, Suud’un (yukarı çıkmanın) karşıt anlamlısıdır. Bazen bir mekanda yerleşme manasında da kullanılmıştır.Hz. Adem (a.s)’ın hubutu konusu ve hubut olayı, her şeyden önce Hz. Adem (a.s)’ın bulunduğu cenneti nasıl mana ettiğimize bağlıdır. Acaba ...
  • Sehl bin Sa’d Saidi kimdi?
    9301 تاريخ بزرگان 2011/04/13
    Sehl bin Sa’d Ensari Saidi, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) tanınmış sahabelerinden olup Peygamberimiz vefat ettiği zaman 15 yaşındaydı. Onun asıl adı ‘Hazn’ idi, ama Peygamber (s.a.a) adını ‘Sehl’ diye değişti. Künyesi ‘Ebu’l Abbas’ idi. Uzun bir ömür sürdü. Medine’de ölen son sahabe olduğu söylenmektedir. Kimisi hicri 88 yılında, kimisi ...
  • Eşinin veya başkalarının verdiği hediyelerle kadına hac farz olur mu?
    6298 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/12
    Bu malların size hediye edilip sizin kabul etmenizden sonra sizin malınız olduğuna göre bunlar da sizin diğer mallarınız gibi sayılır. Sizin bu mallarla mustati (hacca gitmeye gücünüzün) olduğu farz edilmiştir. Bu yüzden sizi mustati kılacak diğer şartlar da var ise hac size farz olur. ...
  • Hawking tarafından ortaya atılan anlayış ve düşünceye göre evren kendiliğinden meydana gelmiştir. İslam’ın bu nazariye karşısında cevabı nedir?
    13720 Yeni Kelam İlmi 2012/04/02
    Sorunun birinci kısmının cevap şudur: Evvela sayıns (science) anlamında olan ilimde hiçbir önermenin % 100 kesin olduğu hükmü yoktur. Hawking tarafından ortaya atılan bu yargı ve teori de bu kaideden müstesna değildir. Medya ve basın organlarının abarttığının tam tersine bilim adımı olan bu düşünce sahibinin kendisi bile ...
  • Sermayenin humusu var mıdır?
    6247 Humusa Konu Olan Şeyler 2012/05/16
    Muhterem taklit mercilerinin sermayenin humusu hakkındaki görüşü şudur: Eğer bir kimse bir sermaye edinirse ve bu sermayenin humusunu vermesi durumunda kalan kısmıyla bir işe girişemezse ki bu sermayeyle geçinmeyi istiyorsa bu sermayenin humusunu vermeli midir? Tüm merciler (Ayetullah Vahit ve Ayetullah Safi dışında): ...
  • Vacib’ul-vucudun bütün kemallere sahip olduğunun delili nedir?
    6352 صفات واجب 2018/11/14
    Vacib’ul-vucut zaten bütün kemallere sahip olmalıdır. Zira kemallerden bir kemale sahip olmaz ise bu eksikliğe ve noksanlığa sonuç olarak ta fakirliğe yol açar, buda vacib’ul-vucut için niyazdır. Açıktır ki kemali bir varlığın sahip olmadığı kemaller varsa bu kemalleri hasıl etmek için bir başkasına ihtiyaç duyar. Sizin faraziyeniz; ...

En Çok Okunanlar