Gelişmiş Arama
Ziyaret
13743
Güncellenme Tarihi: 2012/04/07
Soru Özeti
Neden Muhammed b. Hanefiye kerbela kıyamında imam Hüseyin’e yardım etmedi? Acaba onun hakkındaki şu iddia “O imamet iddiasında bulundu” doğru mudur?
Soru
Neden Muhammed b. Hanefiye kerbela kıyamında imam Hüseyin’e yardım etmedi? Acaba onun hakkındaki şu iddia “O imamet iddiasında bulundu” doğru mudur?
Kısa Cevap

Muhammed b. Hanefiye’nin imansal ve ahlaki faziletleri ve onun şahsiyeti hakkında kazavet ve hüküm vermek -tarih boyunca bu şahsiyetin kişiliği ve konumu hakkında yapılan tahrifleri dikkate aldığımızda- gerçekten çok zordur. Ama araştırmalar ve tahkikler yaparak tarihsel kaynaklarda dağınık ve parakende olan şahit ve karinelerden yararlanark bu şahısın tarihteki yaşantısının sahip olduğu boyutlarından bir kuşesini açmak ve anlatmak mümkündür. İmam Ali’nin (a.s.) oğlu olan bu şahsiyet hakkında söylenmesi mümkün olan şeylerden bir kısmı özetle şunlardır:  O çok arındırılmış bir insandır. İmam Ali ve imam Hasan ve Hüseyin’in ola alaka ve ilgi gösterdikleri bir şahsiyettir. O bu imamların imam olduklarına inanmış ve o kesinlikle imamlık iddiasında bulunmamıştır. O çok fedakâr bir asker gibi her üç imamın (a.s.) hizmetinde çalışmıştır.

Kerbela kıyamına şirket etmemesinin nedeni hakkında şunlar dizilip söylenilebilinir: birincisi: imam Hüseyin’in kıyamı şahadetle sonuçlanmış ve bu hedefin tahakkuku için imamla birlikte olanlar yeterli gelmişti dolayısıyla imam tüm yaranlarının şahadetiyle sonuçlanan savaşta  imamet evinin tüm erkek çocuklarının o savaşa şirket etmesini salah bulmamış ve bu nedenler Muhammed’in bu savaşa katılmasını istememiş. İkincisi: kendisi hasta olduğu için bu savaşa katılmamış, üçüncüsü: O imam Hüseyin tarafından kendisinin gıyabinde Medine’de kalmasını istemiş ve onu Medine’de görevlendirmişti ki orada olup bitenleri kendisine bildirsin.

Ayrıntılı Cevap

Muhammed b. Henefiye’nin Şahsiyetini daha fazla tanımak için aşağıdaki konuların incelemek zaruridir:

İlkin; Muhaliflerin tarih boyunca İmamet hanedanının erkek şahsiyetlerini terör ettikleri konusunda bir mukaddime sunmak, sonra:

  1. Muhammed b. Hanefiye’nin değerli babası İmam Ali’yle (a.s.) karşı bağladığı alaka ve karşılıklı olarak İmam’ın ona karşı bağladığı alaka;
  2. İmam Hasan’a (a.s.) karşı beslediği muhabbeti ve  alakası ve O hazretin ona karşı beslediği alaka;
  3. İmam Hüsyin’ine (a.s.) olan muhabbeti ve  alakası ve O hazretin ona karşı var olan alaka niteliği;
  4. Muhammed b. Hanefiyenin kıyam ve imamların (a.s.) kanını isteyen kimselere karşı beslediği alaka;
  5. İmam Seccada (a.s.) karşı bağladığı alaka.

Bu konuları inceleyip açıklayarak imam Ali’nin  (a.s.) oğlu olan Muhammed b. Hanefiye’nin şahsiyetini tanıyabiliriz. İnaşaellah.

Mukaddime:

Tarihin İmam Ali Hanedanına Karşı Sergilediği Tavır:

Şüphesiz bu hakikati açıklamak için tarihteki tüm karineleri ve şahitleri tahlili ve incelemek için daha çok zamana ihtiyaç vardır ki bu kısa makaleye sığmaz. Bu nedenle bu bağlamda var olan gerçeklerin bir kısmıyla yetineceğiz.

  1. Tarihi kitaplar hâkim ve sultanların istekleri doğrultusunda onların hiçbir şekilde ihsasatlarına ve hükümetlerinin çehresine dokunmayacak şekilde yazıldığı meşhurdur. Bu nenenle ibni Hişam ibni ishakın siresini kendi yöntemiyle kısaltmak ve özetlemek istediğinde şöyle diyor: “ben ibni İshak’ın bu kitapta yazdıklarının bir kısmını zikretmeyeceğim. Allah’ın resulünden onlarda hiçbir eser ve hiçbir nişane olmayan şeylerden, onlar hakkında kur’an’da hiçbir şahit veya tefsir olmayan… ayni şekilde şairlerin nezdinde tanınmayan şiirleri de burada getirmeyeceğim. Bazı insanların kendisinden rahatsız olduğu şeyleri de nakletmeyeceğim”.[1] Şüphesiz ibni Hişam’ın “bazı insanları rahatsız eden şeyler” şeklindeki ifadesinden maksat hâkimler ve sultanlardır. Aksi takdirde tarih hakkında yapmış olduğu bu tahrifteki engize bazı normal olan insanların duygularını rahatsız edecek şeyler olduğunu söylemek asla mantıklı gelmez.
  2. Tarihi mütalaa etmekle müşahede ediliyor ki bazı tarihçiler ibni Hişam’ın yöntemini izlememiş ama birçok amil nedeniyle hakimlerin istekleri doğrultusunda tarihi yazmışlardır. Örneğin; tarihçiler ikrar ediyorlar ki imam Hüseyin (a.s.) ilk günden beri Yezidin halifeliğine muhalif ve ona bayat etmedi ve Medine’ye hakim olan Velide şöyle buyurdu: “Biz nübüvvetin ehlibeyti risaletin madeniyiz, meleklerin inip kalktıkları yerleriz, ve…Yezit fasit, fasık, içki içen, günahsız insanların katili açıktan açığa fiske bulaşmış ve … bir kimsedir. Benim gibi bir kimse Yezit gibi bir kimseye biat etmez”.[2]  İmamın bu çok açık sözünü tahrif ederek o hazrete şöyle nisbetlendirmişlerdir ki hazret Hüseyin Velid’den “beni Yezidin yanına götür” demiş. Açık ve rüşen olan bu tahrif hâkim ve halifenin zevkine ve isteğine uygun yapıldığı çok açıktır. Buna binaen eğer tarihçiler imam Hüseyin’in çok açık olan tarihini bu şekilde tahrif ediyor ve olayı tersine çeviriyorlar ise başkalarının teklifi de çok açıktır.!
  3. Bazı tarihçiler ve raviler sulta ve hâkimlerin gücünden ve zülüm ünden korktukları için imam Ali’nin (a.s.) faziletlerini inkâr etmişler ve bunun yerine sultanlar için faziletler sıralamış ve konumlarını yüceltmelere çalışmışlar.[3] Bu nedenle yakini bir şekilde şunu söylemek mümkündür ki tarih ehlibeyt (a.s.) hakkında özellikle imam Ali’nin evlatları bağlamında insaftan çok uzak bir şekilde tavır takınmıştır. Onun için Muhammed b. Hanefiye’nin şahsiyetini tanımak için tarih kitaplarında çok dağınık olan şahit ve karinelerden yararlanmak gerekiyor. Bu karineler şunlardır:
  1. Muhammed b. Hanefiye’nin değerli babası İmam Ali’yle (a.s.) karşı duyduğu alaka ve mutekabilen İmam’ın de ona karşı duymuş olduğu alaka;

Bu konuyu incelemeye tabi tutan bir kimse Şia ve Sünni kaynak kitaplarında dağınık bir şekilde bulunan rivayetleri –imamlar hakkındaki konuların sansür olduğundan dolayı- incelerse bu konuyu fark edecektir ki İmam Ali (a.s.) kendi çocuğuna çok ilgi ve alaka duymuş ve açık bir şekilde buna şahit olacaktır. Öyle ki bazı sözlerinde şöyle buyuruyor: “Dünyada ve ahirette bana iyilik yapmak isteyen bir kimse oğlum Muhammed’e iyilik yapsın”.[4]el-İthaf” kitabının sahibi İmam’ın (a.s.) vasiyetini nakletmiş ve vasiyette şöyle denilmiştir: “Sora Muhammed b. Hanifeye’ye baktı şöyle buyurdu: “kardeşlerine tavsiye ettiğimi aklında tuttun mu? Evet dedi. Buyurdu: öyle ise aynısını sana da tavsiye ediyorum. Kardeşlerinin değerini bil. Senden büyük olduklarından dolayı üzerinde hakları var olmaktadır. Onların düsturlarına itaat et. Onlarla istişare etmeden hiçbir şeyi kesinleştirme. Sonra buyurdu: Siz Hasaney’ne (Hasan ve Hüseyin) onun (ibni Hanefiye) hakkında tavsiye ediyorum ona sizler hakkında tavsiye ettiğimi. Zira o kardeşiniz[5] ve babanızın oğludur ve biliyorsunuzdur ki babanız onu seviyor[6]

İmamın vasiyetinin bu kısmı imamın Muhammed b. Hanefiye’ye duyduğu alakasının ve muhabbetin ne kadar şiddetli olduğunu gösteriyor olmakla birlikte onunla kardeşlerinin arasındaki bağı muhkem kılmaya çalıştığını göstermektedir. Bu arada fırsatı ganimet bilip burada Şeyh-i Saduk’un İmam Ali’den (a.s.) nakletmiş olduğu uzun tavsiyesini ki imamın ibni Hanefiye’ye ne kadar alaka duyduğunu ifade ediyor burada açıklamak tam yerinde olacaktır. Ancak bu vasiyet çok uzun olduğu için biraz önünden ve birazda arkasından burada zikredeceğiz. “müminlerin emiri Hz. Ali (a.s.) Muhammed b. Hanefiye’ye yapmış olduğu bir vasiyette şöyle buyuruyor: “Ey oğlum! Dünyaya bağlı olan arzulara güvenmekten sakın. Zira arzular… eğer dünya ve ahiretin hayrını elde etmek ve kazanmak istiyorsan insanların elindekilere göz dikme”.[7]

Bu vasiyet imam’ın (a.s.) son vasiyetlerindendir ki açık bir şekilde imam Ali’nin (a.s.) oğlu Muhammed b. Hanefiye’ye olan alakasını ve ona şahsiyet ve kişilik kazandırmak için ne kadar uğraştığını, ehlibeyte doğru yönlendirmeye yönelik nasıl istekli olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. İmam kendisinin içinde bulunduğu bütün sorun ve müşküllere rağmen bu uzun vasiyetnameyi yazmayı boş vermiyor.

  1. İmam Hasan’a (a.s.) Duyduğu Muhabbeti Ve  Alaka, O Hazretin de Ona Duyduğu Alaka;

Bu iddiayı destekleyecek şahitler ve karineler çoktur. Burada bu bağlamda var olan bazı örnekleri beyan edeceğiz.

2-1- İmam Ali’nin hasaney’nin (Hasan ve Hüseyin) canını korumak için çok dikkat ettiği maruftur. Zira bir taraftan imametin devamı diğer taraftan peygamberin (s. a. a.) neslinin devam edilmesi bu iki kişinin baki kalmasına bağlıdır. Bu nedenle imam (a.s.) tehlikeli görevlere Muhammed b. Hanefiye’yi gönderirdi. Bu nedenler bazıları Muhammed b. Hanefiye ile kardeşlerinin arasında ihtilaf çıkarmak için bundan suistifade yapmaya çalışırdı. Veya –eğer onlar hakkında kötümser düşünmesek- imam Ali’nin onunla kardeşlerinin arasında yapmış olduğu bu ayrımcılığın nedenini Muhammed b. Henefiye’den şöyle sorarlardı: Nasıl oluyor senin baban hep tehlikeli görevlere seni gönderiyor ama senin kardeşlerin olan Hasaneyn’leri göndermiyor?! İbni Hanefiy’enin bu tefrika engiz sözlere karşı sergilediği tavır onun  o iki değerli kardeşlerine ve babasının kendisi hakkındaki kararlarına karşı ne kadar duyarlı olduğunu ortaya koyar. Onların sormuş olduğu soruya karşı verdiği cevap şöyledir: “O iki kardeşim babamın gözleridirler. Kendi elleriyle kendi gözlerini koruyor”.[8]

2-2- imam Hasan (a.s.) ölüm haletine (ihtidar) girdiğinde Kanberi çağırır ona git Muhammed b. Hanefiyeyi çağır buyurdu. Kanber ben ona İmam seni çağırıyor dediğimde hemen acaba bir olay mı gerçekleşmiş diye sordu? İmam Hasan’ın (a.s.) yanına git dedim. O acele olarak benimle beraber hazretin hizmetine vardık. Selam verdikten sonra imam Hasan ona şöyle buyurdu: otur! … ey Ali’nin oğlu ben senin hakkındaki hasadetlerden korkmam. Zaten Allah kafirleri bu vasıfla nitelendirmiştir. Şeytanın sena nüfuz edebilecek bir kapı sende bırakmadı. … Sonra Mhammed b. Hanefiye, kendi kardeşini muhatap alarak şöyle dedi: sen beni peygambere götüren benim imamım ve serverimsin. Allaha yemin ederim senden bu sözü işitmeden önce ölümün bana gelmesini isterdim.[9]

Bu söz ibni Hanefiyenin kardeşinin imametine olan itikadının ve imanının mertebesinin ne kadar yüksek olduğunu beyan etmektedir.[10]  İmam Hasan’ın (a.s.) sözü de Muhammed b. Hanefiye’nin hasadetten uzak olduğuna ve şeytanın kendisine nüfuz edebilecek bir kişi olmadığına ve onun Allahın bu sözünün; “Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur[11] reel örneği olduğuna dair şahittir. Aynı zamanda bu şahsiyetin büyüklüğüne dair açık delildir.

2-3- İmam Hasan (a.s.) şahadete vardığında Muhammed b. Hanefiye onun matemine çok derin duygularla ve hüzünle dolu sözler söyleyerek o hazreti övüyordu. Yakubi bu bağlamda şöyle diyor: “İmam Hasan’ın bedenini kefene sardıklarında Muhammed b. Hanefiye şöyle diyor: ey eba Muhammed Allah sana rahmet etsin. Allaha yemin ederim ki senin yaşaman izzet kaynağı ve vefatın hidayet kaynağıydı. Ne güzel ruh bedeninde yerleştirilmiştir. Kefene sarılmış olan senin bedenin neden böyle olmasın. Oysaki sen hidayet sülalesinden, takva ehlinin sözleşmişlerindensin. İman kaynağından süt emmişsin, pak yaşadın. Pak dünyadan gittin. Allahın rahmeti ve bereketi üzerine olsun…”[12]

Eğer bir kimse Muhammed b. Hanefiye’nin kardeşinin mateminde kardeşini öven çok kısa ama çok anlamlı sözlerle tavsif ettiğini bu sözlere dikkat ederse onun sözlerinin en güzel ayrıcalıklara ve fazilet içerikli anlamlara haiz olduğunu görecektir. Bu güzel sözlerle kardeşinin hakkını eda ediyor. Rihlet eden imama (a.s.) ibni Hanefiye’den daha aşına kim olabilir?[13]

  1. Muhammed b. Hanefiye’nin İmam Hüsyin’e (a.s.) Karşı Duyduğu Muhabbet, Alaka Ve O Hazretin De Ona Karşı Duyduğu Alaka;

Bu alakanın iki taraflı olduğuna delalet eden deliller konunun devamında geliyor:

3-1- imam Bakır dan (a.s) nakledilmiştir: “Ki İmam Hüseyin İmam Hasanın hatırası İçin onun meclisinde konuşmuyordu. Muhammed b. Hanefiye de İmam Hüseyin’e karşı böyle idi”.[14]

3-2- Sıbt b. Cevzi “tezkiretü’l Havas” adlı eserinde şöyle naklediyor: “Muhammed b. Hanefiye imam Hüseyin’in (a.s.) yolculuğa çıktığından haberdar olduğunda abdestli halle çok ağladı”.[15] Kardeşim sen banim katımda en sevimli ve herkesten en çok azizimsin ve…derdi”.[16]

Beyan edilenlerden Muhammed b. Hanefiye’nin imam Ali’nin ve kardeşlerinin yanındaki yeri ve konumu ve onların da onun yanındaki yeri ve konumu açıklanmış oldu. Ama şu soru halen yerini korumaktadır ki neden Muhammed b. Hanefiye kerbela yolculuğunda Hz. Hüseyin’le beraberlik etmedi?

Muhammed b. Hanefiye’nin Kerbelada Huzur Bulmamasının Felsefesi:

Bu çok sorulan bir sorudur. Burada da sorulan sorunun metninde de gelmiştir. Bu sorunun cevabının açığa kavuşması için bu konuyu birkaç açıdan incelememiz gerekmektedir.

  1. İmam Hüseyin’in (a.s.) kıyamı şahadetle sonuçlanmıştır. İmam’ın o büyük hedefi onunla beraberlik yapan o sayıyla tahakkuk bulurdu. Bu nedenle imam neticesi tüm arkadaşlarının şehitlik derecesine olaşacak olan bir savaşa imametin tüm erkek adamlarının böyleli bir savaşa katılmasını uygun görmemiştir. Bu bakışı ve görüşü Muhammed b. Hanefiye’nin şu sözleri “Onun tüm arkadaşlarının ve babalarının isimleri bizim yanımızda yazılmıştır”[17] teyit ediyor.
  2. Başka bir görüş şöyledir: O imamın hicreti döneminde hasta idi. Dolayısıyla bu kıyama katılmamıştır. Ama hastalığının türü hakkında ihtilaflar var olmaktadır.[18]
  3. Üçüncü görüş ki kabul edilmesi daha mantıklıdır şudur: İmam kardeşini kendisinin bulunmadığı bir dönemde önemli bir görev için Medine’de bıraktı. Bu görüş için birkaç şahit var olmaktadır:
  1. Birinci Delil: Allame Meclisi ve Allame Muhsin Emini şöyle diyorlar: İmam kendi kardeşini düşmanların Medine’deki faaliyetlerden haberdar etmek için Medine’de görevli bıraktı. Aba Abdullah kendi ehlibeytiyle Medine’den Mekke’ye doğru hareket ettikleri vakit kardeşini Medine’ye istihbaratçı olarak bıraktı. Ta ki Medine’de düşmanların yapacakları faaliyetleri kendisine bildirsin. “Ama sen Medine’de kalmayacaksın, kalıyorsan Medine’de benim gözüm olarak kalacaksın. Onların faaliyetlerinden hiçbir şeyi benden gizli bırakmayacaksın”.[19]

Bu bir örnek delildir ki imam onu bu önemli iş için memur kılmıştı. Tabiidir ki imam İslam bölgelerinin en önemli şehirlerinden birisinde yani Medine’de olup biteceklerden habersiz kalmamak için kendi güçlerinden birilerini oraya yerleştirmesi gerekir.

  1. İkinci Delil: İmamın Muhammed b. Hanefiye’ye yazmış olduğu son mektuptur. Tarihçiler şöyle yazarlar: İmam en son yazdığı mektup kardeşi Muhammed b. Hanefiye’ye yazmış olduğu mektuptur. İbni Kavleviye İmam Bakır’dan (a.s.) şöyle naklediyor: imam Hüseyin (a.s.) Kerbeladan Muhammed b. Hanefiye’ye şöyle yazdı: Bismillahirrahmanirrahim, Kerbeladan Hüseyin b. Ali’den Muhammed b. Ali’ye; ama bad; Dünya sanki olmamıştır, ahiret ise hiçbir zaman aradan gitmeyecektir”.[20] Buna binaen eğer İmam kendi kardeşinden –kerbela kıyamına şirket etmediğinden dolayı- rahatsız olmuş olsaydı en son mektubunu ona yazmazdı.
  2. Üçüncü Delil: İbni Hanefiye’nin İmam Hüseyin’in intikamlarının alınması için gerçekleştirilen hareket ve kıyamlara yönelik göstermiş olduğu gayret ve sarf ettiği ciddiyetlik ve çabadır. Eğer o imam Hüseyin’in kıyamında kusurlu olmuş olsaydı onun hayatında; neden kardeşin imama yardım etmedin şeklinde kendisine ihtirazlar yapılması gerekirdi. Oysaki Muhammed b. Hanefiye Muhtardan Ömer b. Sad’ı öldürmeyi geciktirdiği için yakınıyor. Ayetullah Huyi (r.a) bu bağlamda şöyle yazıyor: “Muhammed b. Hanefiye bir toplantıda Şiilerle oturuyordu Muhtardan Ömer b. Sad’ın öldürtmesini geciktirdiği için şikayetçi oluyor. Sözü daha tamamlanmamıştı iki kişinin başını onun yanına getirdiler. O da hemen secdeye kapıldı ve ellerini havaya kaldırdı dua etti ve şöyle dedi: “Allah’ım bu günü Muhtar için unutma, ona Muhammed’in (s.a.a.) Ehlibeytinden (a.s.) en güzel mükâfat ver. Allaha yemin ederim bundan sonra Muhtardan şikâyetçi olmayacağım”.[21]
  3. Dördüncü Delil: Tarihi incelediğimizde tarihi naslarla karşılaşıyoruz ki İmam Seccad (a.s.) amcasını kendi yerine vekil tayin ediyor yapılan kıyamlarda kıyam edenlere yardımcı olmak ve onlara fikir alış verişinde bulunsun diye. İmam Seccadın (a.s.) mektubu şöyledir: “ey amcam! Eğer biz ehlibeyte bağlı olma noktasında mutaassıp bir köle varsa insanlar üzerinde ona yardım etmeleri vaciptir. Gerçekten ben seni bu iş için mesul olarak tayin ediyorum. Nasıl uygun ve selah buluyorsan o şekilde amel et”.[22]

Kıyam işleri bağlamındaki sorumluluk imam Seccad tarafından amcası olan Muhammed b. Hanefiye’ye verilmesi en güzel ve en iyi bir yöntemdir; Zira Muhammed hâkimler tarafından onların hükümetlerine karşı mübareze içinde olduğu töhmeti altında değildi. Düşmanlarda suizannı oluşturacak bir şeyi de yoktu. Zira o kendi imameti peşinde değildi. Ama İmam Seccad ise hükümet tarafından gözetim altında idi. Zira o kerbelada şehit olanların intikamını almakla mükellef idi ve imamet makamına layık bir kimse idi. Zira o ilim, takva ve şeref sahibi idi. Hükümetin casuslarından gizli değildi ki Şiilerden bir kısım onun imam oluşuna inançları vardı. Bu cihetle idi ki imam emevi hanedanı tarafından canına yönelik olan tehditlerden kendi canını koruyarak adil bir hükümetin başa gelmesi için ve dini ihya etmek ve dini ihya etmek için ortam oluşturmak ve Ehlibeytin intikamını almak için çok uğraştı ve bir lahza bile sakin durmadı ve bu doğrultuda vaktini esirgemedi.[23] Dikkatli düşünen bir kimse bütün bu işlerin yapılması Muhammed b. Hanefiye’nin olmaksızın gerçekleştirmesinin çok zor olduğunu anlar.

İmamet İddiasında Bulunma İddiası

Beyan edilen konulardan Muhammed b. Hanefiye’nin bireysel ve toplumsal hüviyeti ve tarihteki yeri ve konumu açıklandı. Kendisi için zikredilen bütün bu niteliklere rağmen onun hatadan ve yanlış yapacağından masum olduğuna inanmıyoruz. Rical ilminde uzman ve çok derin olan Ayetullah Huyi (r.a) şöyle diyor. Muhammed b. Hanefiye’nin imanını ve inancını zedeleyecek hiçbir şey bulamadım. Hata onun imamet iddiasında bulunduğu hakkında zikredilen rivayet sahih bir rivayettir yinede onun imanını soru altında bırakmaz. O şöyle diyor: Rivayet sent bakımında sahihtir ve Muhammed Hanefye’nin imam Seccadın (a.s.) imametine inandığına delalet ediyor.[24]

Bizim akidemize göre Ayetullah Huyi’nin görüşü doğrudur. Zira eğer bu rivayette dikkat edilirse özellikle rivayetin ilk kısmında Muhammed b. Hanefiye’den Kardeşinin oğlu imam Seccad (a.s.) için müeddebane bir ibare ve güzel kelimeler kullandığını ve rivayetin sonunda da çok açık bir şekilde sonuçta ayağının kaydığının farkına varmış olduğunu ve imam Secadın İmametini kabul ettiğini görür. Onun şu sözleri; “sonra Muhammed b. Hanefiye geri döndü ve Ali b. Hüseyin’in velayetini kabul etti.[25]

 


[1] İbni Hişam, Abdulmelik, b. Hişam el-Humeyri el-Meafiri, “es-Siretu’n-Nebeviye”, Tahkik; Mustafa es-Seka, İbrahim el-Ebyari, ve Abdulhafiz, Şelebi, Beyrut: Darul Marife, baskı tarihi yok, c. 1, s. 4. 

[2] İbni Asem, ebu Muhammed, Ahmet el-Kufi, “Kitabu’l- Ftuh”, tahkik: Ali Şiri, baskı, 1, Beyrut: Darul-Edva, 1411, k, 1991, m, c. 5, s. 14.

[3] Bu konuda Allame Emini’nin “Gulluv der Fezail” adlı kitabında getirmiş olduğu onlarca örneklere bakmak yeterlidir. Bkz.

[4] Kuleyni, Muhammed b. Yakup, “Kafi”, Tahran: Darul- Kutubul- İslamiye, 1365, h. ş. c. 1, s. 300; Meclisi, “Biharul-Envar”, Beyrut: Müesesetul-Vefa, 1404, k. c. 44, s. 174.

[5] “Futuh-i İbni Asem’de şu ibareyle gelmiştir: “Usiytu Ahadukuma bikuma ve usikuma bihı”. Sizin kardeşinizi size tavsiye ederim, onuda size tavsiye ederim. C. 4, s. 28.

[6]  Taberi, Ebu Cafer, Muhammet b. Cerir, “Tarihul- Ümem ve el-Mülük”, Tahkik: Muhammed Ebulfazl İbrahim, Baskı, 1, Beyrut: Darut-Turas, 1387, k. 1967, m, c. 5, s. 147.

[7] Şeyh Saduk, Ebu Cafer, “Men la Yahdurul-Fakih”, Kum: Camiatul Müdderisin, 1413, h.k. c. 4, s. 284- 292.

[8] İbnul-Ummad el-Hanbeli, Şehabuddin, Ebul-Fellah ed-Dımışki, “Şuzuratuz-Zeheb fi Ahbari Men Zeheb”, Tahkik: el-Ernaut, baskı, 1, Dımışk-Beyrut: Daru ibni Kesir, 1406, k.1986, m, c. 1, s. 331.

[9]  “Biharul-Envar”, c. 44, s. 176 – 177; “Kafi”, c.1, s. 300.

[10] Başka bir rivayette imam Hüseyinin İmametine işaret ediyor. Biz kısa kesmeye riayet etmek için onu zikretmekten vazgeçiyoruz.

[11] Hicr, 42.

[12] Yakubi, Ahmet b. Ebi Yakup b. Cafer, “Tarihi Yakubi”, Beyrut: Daru Sadır, b.t.y., c. 2, s. 225.

[13] Necefi, Ali b. El-Hüseyin, el-Haşemi, “Muhammed b. Hanefiye”, baskı, 1, Tahkik: elMüesesetül-İslamiye lilbuhusi ve el-Malumat, Darul-huda, 1424, h. k., s. 94.

[14]Biharul-Envar”, c. 43, s. 319.

[15]Tezkiretul-Havas”, s. 217. Alıntı: Necefi, Ali b. El-Hüseyin, el-Haşemi, “Muhammed b. Hanefiye”, baskı, 1, Tahkik: elMüesesetül-İslamiye lilbuhusi ve el-Malumat, Darul-huda, 1424, h. k., s. 100. 

[16] Taberi, Ebu Cafer, Muhammet b. Cerir, “Tarihul- Ümem ve el-Mülük”, Tahkik: Muhammed Ebulfazl İbrahim, Baskı, 1, Beyrut: Darut-Turas, 1387, k. 1967, m, c. 5, s. 341.

[17]Biharul-Envar”, c. 44, s. 186; İbni Şehri Aşub, “el-Munakabat”, Kum: intişarati allame, 1379, h.k., c. 4, s. 53.

[18] Bkz. “Muhammed b. Hanefiye”, s. 109-112; Alıntı: Şeyh Cafer en-Nakdi, “es-Seyidetu Zeynebul-kubra” s. 9, Mehna b. Sina da “Ricali Allame Lahici” adlı kitabın hatla yazılmış nüshadan alıntı yapmıştır, s. 119.

[19] Bkz. “Biharul-Envar”, c. 44, s. 329; “Ayanuş-Şia”, Beyrut: Darut-Tearuf lilmatbuat, c. 1, s. 588.

[20] Kumi, ibni Kevleviye, “Kamiluz-Ziyarat”, Necef: İntişarati Murtezeviye, 1356, h.k., s. 75.

[21] Huyi, Seyit Ebul Kasım, “Mucmur-Ricalil-Hadis”,c. 18, s. 100. Alıntı: “Biharul-Envar”, babi Ahvalil Muhtar, c. 45.

[22]Biharul-Envar”, c. 45, s. 365.

[23] Hüseyni, Celali, Seyit, Muhammed Rıza, “Cihad-i İmam Seccad”, baskı, 2, 1417, h, s. 236-237.

[24]Mucmur-Ricalil-Hadis”,c. 16, s. 50.

[25] Bkz: “el-Kafi”, Kitabuh-hücce, 4, s. 81, hadis no; 5.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia, Ömer b. Hattab’ın eşcinsel olduğuna mı inanmaktadır?
    9066 تاريخ بزرگان 2013/12/19
    Şia’nın raşit halifeler ve özellikle Ömer b. Hattab’a yönelik bakışı, imamların (a.s) bakışıdır. Şia’nın muteber hadis kitaplarının hiçbirinde Ömer b. Hattab’ın eşcinsel oluşu hakkında bir rivayet nakledilmemiştir. Şia’ya atfedilen bu tür sözlerin çoğu temelsizdir, esassızdır ve Şia âlimlerinin inancı değildir. ...
  • Cafer Kezzab'ın geçmişi neydi ve kimler ona uydular?
    6997 تاريخ بزرگان 2011/07/26
     Cafer Kezzab olarak meşhur olan Cafer b. Ali, Hz. İmam Ali Naki'nin oğludur. 226 yılında dünyaya geldi o ayyaş ve içkici birisiydi. İmam Ali Naki (a.s) onun hakkında şöyle demiştir: "Oğlum Cafer'den uzak durun, onun bana nisbeti Ken'an'ın Hz. Nuh'a olan konumu gibidir." Cafer babasının şehit olmasından sonra imamet iddiasında ...
  • İnsan utangaçlıktan nasıl kurtulabilir?
    42337 Pratik Ahlak 2010/12/05
    Utangaçlığın olumsuz ve istenmeyen sonuçları olup, insanın yaşamda başarılı olmasına engel olmaktadır. İnsan, bu ruhsal özelliktende diğer kötü özellikler gibi kurtulabilir ve onun tedavisi mümkündür. Çocukları sohbetlere katmak ve onları topluma girmeye teşvik etmek çocukların bu hastalığa yakalanmasını önleyen çözümlerdendir.Telkinde bulunmak, kendine ...
  • Hz. Müslim kimdi?
    13391 Büyük Şahsiyetlerin Siresi 2010/12/22
    Akil’in oğlu olan Müslim üç imam (müminlerin önderi Ali, İmam Hasan, İmam Hüseyin (a.s) ) ile aynı asırda olup onları yakından görmüş, İmam Hüseyin’in (a.s) imameti zamanında imamının hedefleri için canını feda etmiş ve Übeydullah b. Ziyad emriyle şahadete ulaşmıştır. O bu zamanda İmam Hüseyin’in (a.s) ...
  • İktisadımız hangi temeller üzerinde dönmektedir: Sermeye mi, üretim mi, dellallık mı, vs.? Hangisi?
    3174 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/12/04
    İktisadın İslam’da kendine has ve bağımsız bir vasfı vardır. Onun ölçü ve değerlerini Kur’an, sünnet, icma ve akıl belirlemektedir. İslam İktisadının en önemli temelleri, ölçülü olmak, adalet, üretim, sermaye ve servet dolaşımıdır. Üretim, dağıtım ve tüketime kadar olan bir alana yayılan adalet, yukarıda sayılanların içinde İslam İktisadının önemli ...
  • Şii Müslümanlar cehenneme gitmeyecekler mi?
    8923 Eski Kelam İlmi 2011/10/30
    Kıyamette bireylerin muhasebeye çekilmesi, cennet nimetlerinden faydalanması veya cehennem azabına duçar olması, bir kaideye göredir. Yüce Allah bu esas ve kaideyi Kur’an-ı Kerim ayetlerinde bize bildirmiştir. Yüce Allah bu hususta grupsal ve ulusal özellikleri kenara koyarak insan amellerini ölçü olarak belirtmektedir; yani sevap ve cenneti insanın iman ve salih ...
  • Bir parça arsası olan ve bunu satma niyeti taşıyan bir şahıs arsasını satma durumunda onun humusunu vermesi gerekir mi ve hac kendisine farz olur mu?
    3000 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/11/08
    Bu soru iki açıdan ipham taşımaktadır:  Birincisi, sizin taklit merciiniz belli değildir. İkincisi, arsanın niteliği belli değildir; yani bu arsanın miras mı ya da hibe mi veya satın alınan bir arsa mı olduğu malum değildir. Bu nedenle meselenin tüm farzlarına işaret ...
  • Hicabı düzgün olamayan kadın ve kızlara bakmak insanın gelecekteki yaşamına ne gibi etkisi olabilir?
    6218 Pratik Ahlak 2011/10/29
    Genel anlamda uygunsuz tesettür ve diğer günahlara karşı kalben rahatsız olmak ve ruhen onlardan nefret etmek kendi başına beğenilen çok iyi bir ruhiyedir. Buluğ ve erginlik çağına ermiş ve özgür iradeye ...
  • İhlâs suresini okumaksızın kılınan namazın hükmü nedir?
    4011 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Genel anlamda namaz vacip ve sünnet (müstahap) olmak üzere iki kısma taksim ediliyor: Vacip (farz) olan namazlar üç halete; ihtiyar, mecburiyet ve acil’e taksim edilmiş ve her birisinin kendisine has bir hükmü var. Birinci halet ihtiyari halettir: bu haletin hükmü şöyledir: Günlük vacip olan namazların birinci ve ...
  • İlahi nimetler ve belalar hakkındaki ayet ve rivayetler nasıl birleştirilebilir?
    5444 Tefsir 2010/11/27
    Her ne kadar bu iki grup nass birbiriyle çelişse de birazcık bir dikkatle onları birleştirmek mümkündür. Bu cümleden olmak üzere onların birleşme yönleri aşağıdaki hususlar olabilir:1. Ayette buyrulan bu sünnet bazı şartlara özgü ve diğer sünnet ise bir başka şartlara özgü ...

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    295329 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    186881 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    113015 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    109107 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Hz. Âdem (a.s) ve Havva’nı kaç tane çocukları vardı?
    102648 تاريخ کلام 2009/08/23
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    99630 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Bedeninin bir kısmı (el, ayak veya baş vb.) yaralı ve bandajlı olan ve de suyun kendisine zararlı olduğu bir kimse, nasıl abdest, gusül ve teyemmüm alabilir?
    89580 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/19
    Yara ve kırığı bağladığınız (bandaj) ve yara ve benzeri şeylerin üzerine sürdüğünüz şey cebire olarak adlandırılır. Bununla alınan abdest ve gusle cebire abdest ve guslü denir. Taklit mercileri cebire abdesti hakkında şöyle demektedir: Eğer yara veya çıban veyahut kırık eldeyse, onun üzeri açıksa ve üzerine su dökmek zararlıysa, onun ...
  • Sadakayı kime ve nasıl vermemiz gerekiyor? Sadakanın en az limiti ne kadardır?
    82867 Pratik Ahlak 2011/08/21
    İslam’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için, fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    82584 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    73762 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...