Ziyaret
6592
Güncellenme Tarihi: 2012/02/15
Soru Özeti
Aşağıdaki rivayet doğru mudur? “İmam Muhammed (a.s.) Bakır’ın Oğlu İmam Cafer’den (a.s.a.) şöyle nakledilmiştir: “Peygamber Efendimiz (s.a.a) yatmadan önce yüzünü kızı Fatıma’nın (s.a) sinesinin arasına koyardı.” (“Bihar-ul Envar” c.43, s.78)
Soru
Aşağıdaki rivayet doğru mudur? “İmam Muhammed (a.s.) Bakır’ın Oğlu İmam Cafer’den (a.s.a.) şöyle nakledilmiştir: “Peygamber Efendimiz (s.a.a) yatmadan önce yüzünü kızı Fatıma’nın (s.a) sinesinin arasına koyardı.” (“Bihar-ul Envar” c.43, s.78)
Kısa Cevap

Bu bağlamda var olan rivayetlerimiz iki kısımdır: onlardan bir kısmı güvenilir, senetleri sahih ve güçlüdür… Bir diğer kısım ise zayıf ve güvenilir durumda olmayıp zayıf ve meçhuldür…

Soruda sorulan rivayet “Menakıbı Şehr-i Aşub” adlı kaynak kitabında zikredilmiştir. “Bihar-ul Envar”’ adlı kitabın sahibi allame Meclisi de ondan nakletmiştir. Burada nakledilen rivayet senet ve kaynaksız olduğundan dolayı zahiren güvenilir değildir.

Doğru ve sahih olduğu farz edilse bile bu bağlamda birkaç noktaya dikkat edildiği zaman bu bağlamdaki şüphe ve sorun çözülür:

1-   Peygamber (s.a.a) ve Ehli Beyt’in (a.s) makamına teveccüh etmek, Kur'anı kerimin onların taharet ve temizliklerine şahitlik ettiğine ve onların ismetlerinden bahis eder ve haber veren tahthir ayetine dikkat etmek.

2-   Hz Fatıma (s.a) Peygamberimiz (s.a.a) ve Ehli Beyt’in kızları arasında has özelliklere sahipti. Onun yaratılışının başlangıcından beri Peygamber (s.a.a) için özel durumlar vücuda gelmiştir. Allah -u Teâlâ bu kızı özel olarak Peygambere inayet / lütuf etmiştir.

3-   Aileler arasında sevgi ve muhabbet içerikli davranışların var olması doğal bir durumdur.  İnsanın, annesini, kız kardeşini ve kızını yolculuktan veya ziyaretten döndükleri zaman veya manevi sevap almak için öpmesi bunun birer örneğidir. Bu tür sevginin ibraz edilmesi şehvetten dolayı değildir. Bilakis bu tür davranışlar insanın insanlık ve duygusal boyutunun göstergesidir.  

4-   Zahiren söz konusu ibareden yola çıkarak, bu sorunun sorulmasına neden olan asıl neden şöyle bir sanı ve hayal olabilir: Hz Muhammed (s.a.a) Hz Fatıma’nın (s.a) göğsünü üzerinde her hangi bir libas olmaksızın öpmüştür. Oysaki böyle bir hayal ve sanı batıl ve doğru değildir. Normal insanlar arasında bile bu tür harim ve örtünmesi gereken yerlerin korunması çok tabii ve doğaldır. Bunun tersi ise; yani örtünmesi ve korunması gereken yerlerin dışarıda kalması toplum nezdinde toplumsal ve ailevi adaplara ters olduğu şeklinde değerlendirilmektedir. Hal böyle iken neden pak ve masum Ehli Beyt (a.s) hakkında bu tür batıl tasavvur ve hayalleri zihnimizde canlandırıyoruz?

Netice itibarıyla şuna varıyoruz ki, eğer normal aile ve camianın fertleri arasında sevgi içerikli davranışlarda bulunmanın bir sakıncası yok ise masumlar arasında ve özellikle peygamberin (s.a.a.9) kendi kızı Fatma (s.a.) ile sevgi içerikli davranışlarla davranmasında her hangi bir sorunun olmaması da çok tabii olmalıdır. Hele hele peygamberi masum ve hiçbir günah işlemeyeceği bir niteliğe sahip olduğunu dikkate aldığımızda böyle bir davranışın hiçbir sakıncasının söz konusu olmayacağı çok daha kolaylıkla anlaşılır.

Ayrıntılı Cevap

Genel bir bakışla bizim rivayetlerimiz iki kısımdır: Onlardan bir kısmı, isnada sahip olup güvenilirdir. Hadis literatüründe bunlara sahih ve güçlü rivayetler denilmektedir. Bir diğer kısım ise güvenilir olmayan rivayetlerdir. Hadis ilminde bunlar zayıf, meçhul ve … şeklinde adlandırılmaktadır.

Fakihler ve İslami ilimler hususunda uzman olan kimseler, rivayetlere amel edilebilinmesi için rivayetleri nakleden ravilerin hal ve durumlarından haberdar olmasını gerekli görürler. Zira bu böylelikle hadisleri nakleden vasıtalar gerekli nitelik ve şartlara hayız olup olmadığını keşif ederler. İşte bu doğrultuda rivayetlerin senetlerini incelemeye tabi tutuyorlar. Bu bağlamda yapılan araştırma ve inceleme neticesinde nakledilen hadis ve rivayetin senedinde her hangi sorunu olmaz ve muteber olursa onu dikkate alarak ve ona emel ederler. Ondan şer’i hüküm çıkarır ve ona dayandırırlar. Ama araştırma ve incelenmeye tabi tutulan rivayetin senedi olmaz veya onda bir sorun, mursel[1] olur veya senedi zayıf olursa ona teveccüh etmez ve muteber bilmezler. Dolayısıyla ilahi hükümlerde ona istinat etmezler.

Soruda sorulan rivayet “Menakıbı Şehr-i Aşub” adlı kaynak kitabında zikredilmiştir. “Bihar-ul Envar”’ adlı kitabın sahibi allame Meclisi de ondan nakletmiştir. Burada nakledilen rivayet senet ve kaynaksız olduğundan dolayı zahiren güvenilir değildir.

Menakıbı Şehr-i Aşub” kitabında hadisin metni şöyledir:

İmam Bakır ve imam Sadık’tan (a.s) şöyle nakledilmişti: “Peygamber Efendimiz (s.a.a) Fatıma’nın (s.a) çehresinin ortasından öpmeden ve yüzünü onun sinesine koyup dua etmeden uyumazdı.”[2]

Bir rivayette de şöyle gelmiştir: “veya Fatma’nın (s.a) yüzünden ve yanaklarından veya onun göğsünü öpmeden (uyumazdı)”.

Menagıb kitabının yazarı merhum İbni Şehri Aşub (588 d/h.k) kitabının önsözünde şöyle demektedir: “Ben bu rivayetleri kendi ashabımdan veya Ehlisünnetten aldım ve aynı zamanda rivayet naklettiği kitaplardan (hem şia ve hem Ehlisünnet kaynağından) bir senet ve genel bir yol getirmiştir.

Ama sorulan rivayet hakkında senet ve kaynak getirmemekle birlikte mursel olarak zikredildiğinden dolayı yüzde yüz güvenilir olmadığı kesin ve dolayısıyla mustenet değildir.

Bu tür rivayetler sahih olsa bile kaynaklık ettiği şüphe ve sorunun çözülmesi için birkaç noktaya dikkat etmek kâfi gelir. Zira bu noktalar aydınlatıcıdır:

Peygamber efendimiz (s.a.a) ve Ehli Beyt’i (a.s) özel makam ve menzilete sahip olmakla beraber başkalarıyla kıyaslanmayacak, ruhi ve manevi özelliklere sahiptirler. Örnek olarak vahiy kitabı Kur’an-ı Kerim, Tathir ayeti ile bilinen ayette onların üstün pak ve temizliklerine şahitlik etmektedir ki şöyle buyurmaktadır:

Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”[3]

“İnnema” kelimesi Arap edebiyatında hasır adatı olarak kollanılan bir kelimedir ki hangi cümle üzerinde getirilirse o cümlenin içermiş olduğu anlamın muhakkaklığını ve o cümlede zikir edilmiş kişilere munhasır kıldığını ifade ve bu ilahi lütfün sadece Peygamberin (s.a.a.) ailesine verildiğine delalet etmektedir. Bu nedenle masum olan kimseler Allahın tekvini iradesi ve kendi pak ve temiz amelleriyle günah işleyebilir olmalarına rağmen hiçbir zaman günah işlemezler.

“Rics” sözcüğü temiz olmama ve kir manasındadır; bu temizsizlik insanın tabiatına ters gelen, akıl açısından uygun olmayan şeyler ve şer’i hükümler bağlamında haram kılınmış ve tek kelimeyle bunların tümünü kapsayan şeyler anlamındadır. Masum olan peygamberimizin ehlibeyti tüm bu gibi aksaklık ve uygunsuzluklardan paktır.

“Tathir” kelimesi temiz yapmak manasındadır ve hakiki manada “kiri” yok etme ve pisliklerden uzak durmayı vurgulamaktadır.

“Ehlibeyt” tabiri, bütün İslam âlimleri ve müfessirlerin nazarı esasınca Peygamberimizin (s.a.a) Ehlibeyt’ine işaret etmektedir. Şia ve Ehlisünnetin birçok kaynak kitaplarında nakillere göre Ehlibeyt’ten maksat yalanız beş kişidir. Kaynaklarda zikredilen bu beş kişi şunlardan ibarettir: Hz. Peygamber, (s.a.a) Hz. Ali, (a.s.), Hz. Fatma, (s.a.), Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (a.s.). Ki kitaplardan bazen bu beş şahsiyet için “hamse’i tayyibe” yani “beş temiz kişi” ya “eshabi kısa” denilmektedir.

Tathir ayeti Peygamberimiz ve Ehlibeyt’inin (a.s) ismetine açık bir delildir; zira bütün günahlar pislik ve kirliliktir.[4]

Çok değerli “Camiayı Kebire” ziyaret namesinde şöyle okuyoruz: “Allah u Teâlâ sizleri hatalardan korudu ve sapkınlık fitnesinden muhafaza etti ve pisliklerden temizledi ve kirlilikleri sizden arındırarak kâmil bir şekilde temizledi[5]    

1-   Hz Fatma (s.a) Peygamberimiz (s.a.a) ve Ehlibeyt’in (a.s.) kızları arasında önemli bir yere sahip olmakla birlikte istisnai bir bayandır. O yaratılış açısından fevkalade yüce ve seçkindir.

İbni Şehri Aşub’un birkaç senetle getirdiği rivayete dikkat edelim:

“Ebu ubeyde-i huda’i ve onun dışında başkalar da İmam Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet etmişlerdir: Allah’ın Resulü hz. Muhammed (s.a.a) Fatma’yı (s.a) çok öperdi, Peygamberimizin hanımlarından bazıları Peygamberin bu fiilini beğenmeyip itirazda bulundular. Peygamberimiz hz. Muhammed (s.a.a) şöyle buyurdular: “Miraca götürüldüğüm gecede, Cebrail elimden tutarak beni cennete götürdü ve orada bana bir hurma verdi; ben onu yedim. – başka bir rivayette bir elma verdiği rivayet edilmektedir-. Ben onu yedim. Bu meyve benim sulbümde nutfeye dönüştü ve yeryüzüne döndüğümde Hatice'yle birlikte olduk ve bu birlikte olduğumuzdan sonra Hatice Fatma'ya hamile kaldı. (işte Fatma cennette yenilen meyveden şekillenmiş nütfeden doğmuştur). Fatma, insanlar topluluğu arasında kalmış bir cennet hurisidir, ne zaman cennet kokusunu arzuluyorsam kızımı kokluyorum.[6]

Evet, Peygamberimizin (s.a.a) kızı Zehra (s.a) ile olan irtibatı manalı ve çok derindir ve O’nun bu bayana şiddetli ilgisi açık ve aşikârdır.

2-   Doğal olarak sağlıklı insanların hayatında, bir ailenin fertleri arasında şehvet ve şüpheden arınmış samimi bir ilişki bulunmaktadır. Birbirlerine bakmaları veya mahremlerle tokalaşmak ve onları öpmek bu samimi ilişkilerin bir tecellicisidir.

Örneğin insan; annesini, kız kardeşini veya kızını yolculuklara gittikleri zaman veya gittikleri ziyaretlerden döndükleri vakit onları öperler. Zira onlar Allah’ın evini veya Peygamberimizin (s.a.a) veya Masum kimseleri (s.a) ziyarete gitmiş ve onların ziyaretinden dönmüş olmaları onlar için bir değerdir. İşte bu tür öpmeler sadece teberrük ve manevi sevap kazanmak için yapılmaktadır.

Bazen Allah-u Teâlâ tarafından anne babaya güzel yüzlü edepli ve seçkin bir çocuk inayet edilmesi mümkündür. Bu anne ve baba cezp edici çocuklarını tekrar tekrar öperler ve ona özel bir ilgi duyar ve onunla özel bir ünsiyet kurarlar. Bu durum aile efratları arasında çok açık ve net görülmektedir. Anne ile çocukları veya baba ile çocukları arasında böyleli ilişkilerin var olması çok tabiidir. Hiç kimse anne ve babayı çocuklarına duydukları bu ilgiden dolayı serzeniş ve azarlamaz.

3-   Zahiren söz konusu ibareden yola çıkarak, bu sorunun sorulmasına neden olan asıl neden şöyle bir sanı ve hayal olabilir: Hz Muhammed (s.a.a) Hz Fatma’nın (s.a) göğsü üzerinde her hangi bir libas olmaksızın öpmüştür. Oysaki böyle bir hayal ve sanı batıl ve doğru değildir. Normal insanlar arasında bile bu tür harim ve örtünmesi gereken yerlerin korunması çok tabii ve doğaldır. Bunun tersi ise; yani örtünmesi ve korunması gereken yerlerin dışarıda kalması toplum nezdinde toplumsal ve ailevi adaplara ters olduğu şeklinde değerlendirilmektedir. Hal böyle iken neden pak ve masum Ehlibeyt (a.s) hakkında bu tür batıl tasavvur ve hayalleri zihnimizde canlandırıyoruz?

Normal insanlar arasında bile bu muhabbet ve alaka görülüyor ve her hangi bir soruna neden olmuyor ama ter temiz ve masum olan peygamber (s.a.a) ve onun Ehli beyt’i (s.a) gibi seçkin insanlar için böyle bir durum düşünebiliniyor. Evet, onlar her türlü kirlilik ve günahtan pak ve münezzehtirler. Onların hayatında bu tür işler, bu gibi işlerde bulunan maslahat ve hikmet üzerinedir ve içeriği sorulan rivayetlerin bir sorunu olmayacaktır.



[1] Tabi’inlerden olan bir kimsenin peygamberi görmediği halde kendisiyle peygamber arasında vasıta olan sahabeyi zikretmeden direkt peygamberden naklettiği rivayete “mursel” denilmektedir.

[2] İbni şehri aşub, El-Menakıb, c. 3, s. 334, Bihar-ul Envar, c. 43, s. 42

[3] Ahzab 33

[4] Numune Tefsiri, c.17, s.292

[5] Mefatih-ul Cinan, s.903

[6] El-Menagıb, c.3, s. 334

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Ne yapalım ki Kabrin sıkıştırma şeklindeki azabını görmeyelim?
    6131 کهنسالی و مرگ 2012/08/16
    Kabirden maksat bireylerin içinde gömüldüğü zahiri kabir değildir. Zira meyyitin defnedileceği yerde hiçbir değişiklik meydana gelmiyor. Bunun yanı sıra bazı kimselerin bedenleri aradan gidecek bir şekilde ölürler veya hiçbir şekilde defin edilmiyorlar ki bedenleri ardan gitmiş olsun. Rivayetlerde kabrin sıkıştırma şeklindeki azabını aradan götüren farklı faktörler beyan ...
  • Acaba yaradanın yaratıcılık özelliğinin fiiliyyete geçmediği bir an ve ya zaman varmıdır?
    4827 Eski Kelam İlmi 2008/06/12
    Gereken cevaba ulaşmak için bu bir kaç noktanın yani zamanın mahiyyeti, fiili sıfatlar ve ilahi feyzin devamının, açıklığa kavuşması gerek.1.Zamanın mahiyyeti nedir?Zaman: Hareket yoluyla cisimlere arız olan akıcı aralıksız niceliktir. ...
  • Niçin Hz. Ali’nin evine saldırıldığında, Hz. Ali kendi ailesini savunmak konusunda bir tepki göstermedi.
    4131 Masumların Siresi 2009/07/12
    Ehl-i Beyt imamları her türlü hata ve günahtan masum olduklarına göre onların tüm davranışlarının doğruluğuna inanmamız gerekir. Sadece bu davranışların hikmetini anlamak bizlere onlara uymaya ve onları örnek kılmaya yardımcı olur.  Diğer yandan Ehl-i Beyt imamlarının gidişat ve tavırlarını tahlil etmekle onların ne ...
  • “Akıl sahipleri” mısdakları kimlerdir? İmam Sadık (a.s) ne buyurmuşlardır?
    387 Tefsir 2018/12/05
    “ulu’l-elbab” yani akıl, düşünce, idrak, basiret sahipleri ve kalp gözü açık anlamına gelir. Bu kelime cühela, bilgisiz ve hakkı kabul etmede kör kelimelerinin karşıtında kullanılır. İmam Sadık (a.s) dan ulaşan rivayet ışığında “ulu’l-elbab”ın en belirgin ve aşikâr mısdağı Şialardır. Tüzelde imamların velayetini özelde de İmam Ali (a.s) ...
  • Kadir gecesi bir gece midir yoksa bir geceden fazla mıdır? Gündüz de kadir gecesinden sayılır mı?
    15116 Tefsir 2010/03/09
    Kadir gecesi, mübarek ve önemli bir gecedir. Kur'an'ın nassıyla ramazan ayının içindedir. Bu soru birkaç ihtimali içermektedir:1- Kadir gecesinin çokluğundan maksat halkın bildiği şey olan bir ...
  • Meleklerin ömrü ne kadardır? Mukarreb (üstün) melekler de ölüyorlar mı? Nasıl?
    14966 Eski Kelam İlmi 2010/05/20
    Hadislere göre melekeleri İslam Peygamberi (s.a.a.) ve Ehl-i Beyt İmamlarının (a.s) ruhlarının yaratılmasından sonra gerçekleşmiştir. Bütün melekler hatta Cebarail, İsrafil, ve diğer mukarreb melekler kıyametten önce öleceklerdir. Meleklerin ölümleri hakkında iki ihtimal söz konusudur: Ya ruhlarının onların misali gövdelerinden ...
  • Salâvat getirirken Al-i Muhammed’i demezsek niçin savat eksik sayılır?
    8803 Tefsir 2009/07/23
    Al-i Muhammed’e salâvat getirmek bidat olmadığı gibi Kur’an ve hadis ve akıl ve irfanla da uyumludur, çünkü:Bidatin manası dinde olmayan bir şeyi dine dahil etmektir. Biz Al-i Muhammede salâvat getirmenin bidat olmadığını söylüyoruz çünkü bu konu Peygamber ve Ehl-i Beyt’ten gelen hadislerde yer ...
  • Peygamberler ve Masumlar tüm kemallere sahip miydiler, yoksa kemalin bazı mertebelerini bu dünyada mı elde ediyorlar?
    3530 Yeni Kelam İlmi 2009/08/25
    Kur'an-ı Kerim’de de açıkça belirtildiği gibi peygamberler (a.s) ve İmamlar (a.s) bir takım kemalleri sonradan elde etmek yönünden diğer insanlar gibidirler. Dolayısıyla masumlar mümkün olan tüm kemallere sahip olarak dünyaya gelmezler. Bazı kemalleri bu dünyada iken ilahi imtihanları, ...
  • Şianın önemli hadis külliyatı hangileridir?
    6818 Teorik Ahlak 2011/10/20
    Şii mektebi, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in yani Masum İmamların (a.s) hadislerinin bereketiyle sahih hadis konusunda çok zengindir. Zira Masum İmamlar (a.s) menzilet ve zaman yönünden Peygambere (s.a.a) en yakın kimseler olup, ismet makamına sahiptiler. Hadis kitaplarında Onlardan on binlerce hadis rivayet edilmiştir. Aşağıda Şianın muteber ...
  • İslam dini zor ve çetin bir din midir?
    4790 دین اسلام 2015/06/29
    En kâmil ilahi din olan İslam’ın temeli kolaylık ve yumuşaklık üzerine kurulmuştur. Kolaylık ve yumuşaklık İslam’ın hüküm ve kanunlarında mevcuttur. İslam’ın temellerinin apaçık ve kavramlarının da basitliği her akıllı ve uygar insan için anlaşılır niteliktedir ve her temiz ve sağlıklı fıtrat onun basit, anlaşılır, mantıklı ve makul ...

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    293248 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    183047 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    111742 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    106370 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Hz. Âdem (a.s) ve Havva’nı kaç tane çocukları vardı?
    100553 تاريخ کلام 2009/08/23
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    99300 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Bedeninin bir kısmı (el, ayak veya baş vb.) yaralı ve bandajlı olan ve de suyun kendisine zararlı olduğu bir kimse, nasıl abdest, gusül ve teyemmüm alabilir?
    86669 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/19
    Yara ve kırığı bağladığınız (bandaj) ve yara ve benzeri şeylerin üzerine sürdüğünüz şey cebire olarak adlandırılır. Bununla alınan abdest ve gusle cebire abdest ve guslü denir. Taklit mercileri cebire abdesti hakkında şöyle demektedir: Eğer yara veya çıban veyahut kırık eldeyse, onun üzeri açıksa ve üzerine su dökmek zararlıysa, onun ...
  • Sadakayı kime ve nasıl vermemiz gerekiyor? Sadakanın en az limiti ne kadardır?
    81519 Pratik Ahlak 2011/08/21
    İslam’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için, fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    80560 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    73473 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...