Gelişmiş Arama
Ziyaret
3423
Güncellenme Tarihi: 2011/07/28
Soru Özeti
Kur’an’ın benzerini getirdiğini iddia edenler hakkında kim hakemlik yapabilir?
Soru
Birisi Kur’an’ın benzerini getridiğini iddia ederse kim bu iddaya tarafsız olarak hakemlik edebilir? Kim bir sözün Kur’an’da ki ayetlere benzediğine karar verbilir? Kimin böyle bir yeterliliği var?
Kısa Cevap

Her alanın hakemlik yapan ve görüş belirten uzmanları vardır. Kur’an gibi bir kitap, hatta onun surelerine benzer bir sure getirdiğini iddia eden kimse(ler) hakkında hakemlik yapmak ve böyle bir  iddiayı incelemek, Kur’an’ın edebiyat, maani-beyan, bedi’ vs. alanlarında uzmanlığı olan kimselerin işidir. Kur’an, İslam Peygamberinin ebedi mucizesidir. Daha ilk nazil olduğu sıralarda herkese meydan okumuş ve kendi benzerini veya on surenin, hatta bir surenin benzerini getirmeye davet etmiştir. Şimdiye kadarda kimse böyle bir şey yapamamıştır. Zaten Kur’an’ın mucize olmasının nedeni insanların onun gibi bir kitap getirmekten aciz olmalarıdır.

Ayrıntılı Cevap

Her alanda hakemlik yapmak o alanın uzmanlarına aittir. Kur’an’ın benzeri olduğu iddia edilen bir kitap veya söz hakkında hakemlik yapılmak isteniyorsa bunun birkaç kuralı vardır:

a- Bu iş insaflı ve tarafsız kişiler tarafından yapılmalıdır.

b- Hakemler, hakemlik yapacakları alanda uzman olmalıdırlar. Kur’an, fesahat, belağat, beyan üslubu, düzenleme, kelimeler arasındaki uyum, gaybi haberler, başlarda ve sonlarda çelişiğin olmaması, ilmi mucize, hakiki maarife sahip olmak, doğru kanunlar vb. gibi çeşitli ilmi alanlarda mükemmelik, eşsizlik ve kendine özgü daha birçok özelliği olan bir kitap olduğundan hakemlikte bütün bu yönlerden olmalıdır. Hakem yahut hakemler bu alanlarda uzman ve görüş sahibi olmalılar. Öyleyse bir kitap ya da sözün Kur’an’a rakip olma kastı varsa bu alanlarda Kur’an’la boy ölçüşmelidir.

İslam Peygamberinin ebedi mucizesi Kur’an’dır. Kur’an’ın mucizeleri çeşitli yönlerden ve her zaman bakidir. Kur’an, dost düşman herkese meydan okumuş, onları mücadeleye davet etmiş ve ilahi olmasından şüphe edenlerden onun benzeri bir kitap veya on sure hatta bir sure getirmelerini istemiştir.[1] Ama şimdiye kadar kimse böyle bir şey yapamamış, Kur’an’daki surelerden birini bile getirememiştir. Kur’an’ın mucize olmasının nedeni de budur.[2] Tarih boyunca onu değerden düşürmek isteyen çok kimseler olmuştur; birçok zahmet ve sıkıntılarla çeşitli sözleri yan yana getirmiş ve onlara isimler vermişlerdir. Ama hemen ardından Arap edebiyatçıları ve alimleri tarafından bunların yanlışlıkları ortaya konmuş ve iddialarının ne kadar zayıf olduğunu göstermişlerdir.

Tarih boyunca Kur’an hakkında kendi uzmanlık alanına giren mucizesi için hakemlik yapanlar olmuştur. Bu uzmanların kimisi dostlardır, kimisi de Kur’ana karşı tarafsız olanlardır. Çoğu zamanda bu hakemlik Kur’an’a düşman olup onunla mücadele etmek isteyenler tarafından yapılmıştır. Kur’an’la ve İslamla düşmanlığı olan ve onları yıkmak isteyen kimselerin Kur’an’ın azametini itiraf etmeleri tarafsızların itirafından daha büyük itiraftır. Çünkü ‘Fazilet, düşmanların şehadet verdiği fazilettir’ diye meşhur bir söz vardır. Zira, Kur’an’ı yıkmak isteyen kimse onun azametine itiraf ediyorsa tarafsız kimselerde kesinlikle bu itirafı yaparlar.

Kur’an’ın nazil olmaya başladığı ilk yıllarda İslamın ve Peygamber’in (s.a.a) birinci derecede azılı düşmanı birçok fasih Arap, Kur’an’ın azameti ve yüceliği hakkında önemli itiraflarda bulunmuşlardır. Aşağıda onlardan birkaçını örnek olarak getiriyoruz:

1- Arapların önde gelen tanınmış isimlerinden ve İslamın düşmanlarından olan Velid b. Muğire Kur’an’ın ayetlerini dinledikten sonra şöyle diyordu: ‘Andolsun Allah’a bu adamın söyledikleri ne şiirdir, ne sihir, ne de boş şeyler. Onun sözü kesinlike Allah sözüdür.’[3]

2- Kureyş’in ileri gelenlerinden, Arabın zeki insanlarından ve Peygamber’in (s.a.a) açık düşmanlarından olan Nazr b. Haris b. Kelde ise Kureyşlilere şöyle diyordu: ‘Büyük bir olay olmuştur. Muhammed getireceğini getirmiştir. Onun sihirbaz olduğunu söylediniz, andolsun Allah’a hayır! Ona kahin dediniz, andolsun Allah’a hayır! Ona şair dediniz, andolsun Allah’a hayır! Ona deli dediniz, andolsun Allah’a hayır! O ne kahinler ve sihirbazlar gibi konuşuyor, ne de getirdiği şeyler şiir vezinlerindendir. Çok iyi düşünün ki büyük bir olay gerçekleşmiştir. Onun yanından sade bir şekilde geçmeyin.’[4]  

3- ed-Dürr-ül Mansur’da İbn-i Ebi Şeybe, Abd b. Hamid, Ebu Ya’la, Hakim, İbn-i Merdeviye, Ebu Naim, Beyhaki ve İbn-i Asakir’in, Cabir b. Abdullah’tan şöyle rivayet ettiklerini yazar: Kureyşliler birgün toplanarak kendi aralarında şöyle konuşuyorlardı: ‘Araştırın ve bakın sihir, kehanet ve şiiri en iyi bileniniz kimdir; gitsin içimize tefrika sokan, düzenimizi bozan ve dinimizi kötüleyen bu adamla konuşsun. Bakalım nasıl bir cevap alacak?’ Dediler ki: ‘Utbe b. Rabia’dan daha bilgin birisini tanımıyoruz.’ Utbe’ye dönerek dediler ki: ‘Ey Ebu Velid! Kalk ve Onun yanına git.’ Utbe, Peygamberin yanına gitti ve şöyle dedi: ‘Andolsun Allah’a kavmimizde senden daha uğursuz kimse yoktur. Sen bizim toplumumuzu dağıttın, düzenimiz bozdun, dinimize saldırıp onu ayıpladın, bizi Arapların içinde rezil ettin; Araplar ‘Kureyş’ten bir sihirbaz ve kahin çıkmıştır’ demeye başladılar. Andolsun Allah’a ansızın elimize silah alıp birbirimizin canına düşmekten başka çaremiz kalmadı. İhtiyacın varsa söyle senin için aramızda o kadar çok para toplayalım ki Kureyş’in en zengini ve bir numaralı adamı sen ol; şehvetin arttıysa söyle on tanede olsa Kureyş’ten hangi kadını istesen verelim.’ Allah Resulü (s.a.a) ‘Sözün bitti mi?’ diye sordu, o da ‘Evet, sözüm bitti’ dedi. Peygamberimiz bunun üzerine Fussilet suresinin 1. ayetinden başlayarak ‘Yüz çevirirlerse artık de ki: Sizi, Âd ve Semud'un uğradıkları helak edici azaba benzer bir azapla korkutmadayım.’ ayetine kadar okudu. Buraya gelince Utbe ‘Yeter’ dedi, ‘Bundan başka sözün var mı?’ Peygamberimiz ‘Hayır’ dedi. Utbe Kureyşlilerin yanına döndü. Ondan neler olduğunu sorduklarında dedi ki: ‘Andolsun Allah’a Ondan öyle sözler işittim ki onları şimdiye kadar kimseden işitmemiştim. Andolsun Allah’a onlar ne şiirdi, ne sihir, ne de kehanet. Ve andolsun Allah’a ondan duyduğum sözler yakında büyük bir dalgayı arkasından getirecektir.’[5]

4- Bazı tarafsızların Kur’an’ın azametini itiraf etmeleri

a) Ebuzer’in Enis adında bir kardeşi vardı. Cahiliyet döneminde Arapların on iki ünlü şairiyle yarışma yaptı ve hepsine galip geldi. Mekke’ye yaptığı bir seferde Peygamberle görüştü. Döndükten sonra Ebuzer’e şöyle dedi: ‘Mekke’de bir adam peygamberlik iddiasında bulunuyordu. Halk ona şair, kahin veya sihirbaz diyordu. Oysa ben kahinlerin anormal sözlerini duydum, şiirlerin veznini de çok iyi aklımdadır, asla ona benzemediklerini gördüm. Andolsun Allah’a halk yalan söylüyor, O doğru söylüyor.’[6]

Bunlar, fesahat ve belağatta uzman olan kimselerin itiraflarının bir kısmıydı. Unutmayalım ki, bunca zaman zarfında bir kitap veya sözün Kur’an’a en küçük bir benzerliği olsaydı düşmanların ve tarafsızların gözünden kaçmazdı. Günümüzde de bazı odaklar Kur’an’a darbe vurmak istemekte ve galiba Kur’an ayetlerine benzer ayetler getirmek amacı güdmekteler. Ancak bunlar alakası olmayan ve gerçek dışı şeyler olup işin uzmanlarınca dikkate alınmamaktadır.



[1] -Bakara/23, Yunus/38, Hud/13...

[2] -Kur’an’ın mucize oluşu hakkında daha fazla bilgi için bkz: Soru:69 (Site:310), Soru:70 (Site:311)

[3] -el-Mizan (Farsça çevirisi), c.20, s.144

[4] -Ulum-i Kur’ani, s.353.

[5] -el-Mizan (Farsça çevirisi), c.17, s.563

[6] -Sahih-i Müslim, c.12, s.253 (eş-Şamile yazılım programı); onlardan bir diğeri Tufeyl b. Amr Dusi’dir.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    295089 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    186689 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    112923 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    108884 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Hz. Âdem (a.s) ve Havva’nı kaç tane çocukları vardı?
    102513 تاريخ کلام 2009/08/23
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    99598 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Bedeninin bir kısmı (el, ayak veya baş vb.) yaralı ve bandajlı olan ve de suyun kendisine zararlı olduğu bir kimse, nasıl abdest, gusül ve teyemmüm alabilir?
    89447 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/19
    Yara ve kırığı bağladığınız (bandaj) ve yara ve benzeri şeylerin üzerine sürdüğünüz şey cebire olarak adlandırılır. Bununla alınan abdest ve gusle cebire abdest ve guslü denir. Taklit mercileri cebire abdesti hakkında şöyle demektedir: Eğer yara veya çıban veyahut kırık eldeyse, onun üzeri açıksa ve üzerine su dökmek zararlıysa, onun ...
  • Sadakayı kime ve nasıl vermemiz gerekiyor? Sadakanın en az limiti ne kadardır?
    82762 Pratik Ahlak 2011/08/21
    İslam’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için, fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    82464 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    73741 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...