Gelişmiş Arama
Ziyaret
12348
Güncellenme Tarihi: 2012/03/10
Soru Özeti
“Elhemdu – lillah” ve “subhanellah” kelimelerinin dakik anlamı nedir?
Soru
“Elhemdu – lillah” ve “subhanellah” kelimelerinin dakik anlamı nedir ve ikisin arasında var olan farkın ne olduğunu açıklar mısınız? Hakeza günlük programımızda bu zikirlerden nasıl istifade edelim?
Kısa Cevap

“Hamd” kelimesinin lügatteki anlamı övmek ve kötülemenin (zemetmenin) zıddıdır. “Tesbih”  kelimesi ise Allah ı her çeşit noksanlıklardan, ihtiyaçtan, ortaklıklardan ve Onun makamına yakışmayan her şeyden O’nu tenzih etmek, beri, pak ve mukaddes bilmek anlamındadır. Bu iki kavram genellikle kuranın birçok ayetlerinde ve namazda okunan zikir ve dualarda ve… Beraberce zikir edilmişlerdir. Adeta bir birini tamamlamak konumunda sayılırlar. Daha fazla açıklamak için detaylı cevaba müracaat ediniz.

Ayrıntılı Cevap

Hamd kavramı:

“Hamd” kelimesinin lügatteki anlamı övmek ve kötülemenin (zemetmenin) zıddıdır.[1] Övmek bir çeşit ameldir söz değildir. İnsan kendisinden razı olduğu ve kendisinden hoşnut olduğu bir kimseyi, bir ameli, veya bir olayı över. Dolayısıyla övme olayı hoşnutluk ve rızanın mahsulü ve vücutsal bir eylemdir. Bir kimseden razı olduğumuz vakit onu severiz. İşte bu dostluk ve sevgidir ki bizi o kişiye yönelik bir takım eylem, söylem, halet ve sıfatlar bütününe ulaştırır. Ki bunlar bir bütün olarak kâmil bir tasdik, ihtiram ve teslim olmak anlamındadır. İşte bu kâmil olan bir hamddir.

İnsanın marifeti ve bilgisi yukarılara çıktığı oranda Allah dışında yapılan her çeşit övgülerin batıl ve mahkum olduğunu anlar. Zira tüm iyilikler Allahtan gelmektedirler. Buna binaen hamdlerin en büyüğü Allaha aittir. Allah her çeşit övgülüklerin kaynağıdır. İşte bu “elhamdu lillah” kelimesinin anlamıdır. Yani övgü sadece ve sadece Allaha aittir.

Tesbih:

“Tesbih” ise Allah ı her çeşit noksanlıklardan, ihtiyaçtan, ortaklıklardan ve Ona yakışmayan her şeyden tenzih etmek, beri, pak ve mukaddes bilmek anlamındadır. Tesbihin en üst mertebesi Allahtan sıfatları nefiy etmektir. Zira sıfatlar kanalından Allaha ibadet etmek şirktir. Dolayısıyla Allah ı tesbih etmenin anlamı şirkten hareket edip tevhide, sıfatlardan hareketle zata doğru gitmek anlamındadır.[2]

Subhanelleh” asılda mastardır. Gufran gibi. Bazen de Allahın isimlerinden bir isim olarak da istifade edilmiştir. Sebbuh ve kuddus ilahi isimler olarak istifade edildikleri gibi.

“Subhanellah” cümlesinde subhan kelimesi fiilin yerine geçmiş mef’ul-i mutlaktır. Buna binaen “subhanellah” cümlesinin asıl şekli şöyledir: “sebbehtullahe tesbihen”. Yani Allah ı has bir tenzih ile tenzih ediyorum. Has olan bu tenzih şudur ki O’nu O’nun makamına yakışmayan her şeyden beri ve tenzih ediyorum demektir.[3]

Dolayısıyla basit bir dille “subhaneellah” cümlesinin anlamı şudur: Allah ı onun ulûhiyet makamına layık olmayan ve onun makamına yakışmayan her çeşit şeylerden pak ve tenzih ediyorum.

Böylece hamd Allah ı övmek ve tesbih Allah ı takdis ve tenzih etmek anlamındadır. Bu iki kavram kuranın birçok ayetlerinde ve namazda okunan zikir ve dualarda ve… beraberce zikir edilmiş ve bir birini tamamlamak konumunda sayılmaktadırlar. Bu zikirler günlük olarak yerine getirilen farzlarda defalarca tekrarlandığı gibi müstahap olarak da okumaları tavsiye edilmiştir. Ve İslam dinin de temel zikirlerden sayılmaktadır. Hz. Ali (a.s.) bir rivayette “hamd” ve “tesbihin” sahip olduğu özel konumu hakkında şöyle buyuruyor: “Tesbih mizanın yarısıdır, hamd ise mizanı dolduruyor”.[4]

Son olarak dikkat edilmesi gerekir ki, bu zikirlerin manalarına teveccüh etmek ve kalben Allah ı yâd etmek ve bu zikirlerin manasını kalplerde ve zihinlerde yerleştirmek ve onu amele geçirmek zikirlerden güdülen en temel hedeftir. En değerli zikir de amelle yapılan zikirdir. Zikir “vird”in ötesinde olan bir hakikat olduğunu biliyoruz. Bu zikirlere terettüp eden büyük eserler zikirlerin hakikatiyle ilgilidir. Onlardan güdülen hedef sadece kelimelerini dille tekrarlamak değildir. İçermiş oldukları anlamları kalplerimize ve zihinlerimize yerleştirmektir.

Bu konu hakkında daha fazla mutaala etmek için aşağıdaki indeds’e müracaat ediniz:

“Tesbih der namaz ve hemrahi an fa hamd, 9803 (sayt: 9773)”.

 


[1] “Lisanü’l - Arap”, nerm efzar-i camiul ahadis, c. 3, s. 155.

[2] Daha fazla bilgi için aşağıdaki adreste zikir edilen cevaba müracaat ediniz: “şomarei 9803 (sayt: 9773)”.

[3] Musevi Hemedani, “tercüme-i el- mizan”, Kum: defteri intişarati islamiye camiat-u mudderisin-i havze-i ilmiye-i Kum, 1374 şemsi, c. 13, s. 5.

[4] Kuleni “el – kafi”, Tahran: daru’l – utbu’l - islamiye, 1365 , h.ş., c. 2, s. 506.   

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerin manası nedir?
    8008 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/09/21
    Molla Mehdi Neraki’nin oğlu olan Molla Ahmed Neraki Şia’nın çağdaş âlimlerindendir ve onun Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerden maksadı, Peygamberin (s.a.a) halifeleri; yani masum imamlardır. ...
  • Zaman nedir? İnsan tarafından kontrol edilebilir mi?
    14500 İslam Felsefesi 2011/11/22
    Filozofların önemsedikleri ve görüş ayrılığına düştükleri felsefî önemli konulardan birisi zaman meselesidir. Zaman hakkında değişik teoriler öne sürülmüştür. Meşhur filozoflar şöyle demektedir: Zaman hareketin miktarıdır, müstakar olmayan bir varlıktır ve hareketle vardır. Hareket onu taşır. Molla Sadra şöyle der: Zaman hareketin miktarıdır ve hareket etmeleri açısından hareket eden şeylerin ...
  • Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında kaç kişi recim edilmiştir ve bu konu hakkında hangi muteber kitaplar mevcuttur?
    11925 Varie 2012/08/21
    Recim hükmünün konusunun ispat edilmesi zor olması nedeniyle, böyle bir hüküm nadiren icra edilmektedir. Lakin Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında bu hükmün icra edilmesi ile ilgili bir takım tarihi veriler mevcuttur. Maız, Yahudi bir erkek ve kadın, Eslemi adındaki bir fert, Beni Gamıt kabilesinden bir kadın ve Cuheyne ...
  • Peygamber her zaman Muaviye’ye, babasına (Ebu Süfyan’a) ve oğluna (Yezid’e) lanet mi ederdi?
    25079 Eski Kelam İlmi 2011/03/03
    Allah’ın dilinden kasıt, Allah’ın kullarına telkin ettiği ilahi sözlerdir.Hz. İbrahim (a.s), Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa (a.s) Kerbela’dan geçtiklerinde her birinin başından bir olay geçti. Onlar Allah’tan bunun nedenini sorup cevabını aldıktan sonra Allah-u Rahman şöyle buyurdu: ‘Gök ve yer ehli, Hüseyin’in katiline lanet ...
  • Yüzüğü sağ ele takmak mutlaka gerekli mi?
    57674 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/20
    Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları(a.s)’nın sünnetlerinden biri ele yüzük takmaktır. Rivayetlerde yüzüğün çeşidi ve üzerindeki nakış hakkında da çeşitli bilgiler verilmiştir. Bir de yüzüğün sağ ele takılması tavsiye edilmiştir. Ancak İslam’daki yüzük takmak ile ilgili hükümlerin hepsi müstehap türündendir ve farz değildir. Sadece erkeklerin ...
  • Acaba Allah’u Teâlâ her Peygamber (s.a.a.) için bir Şeytan karar kılmış mıdır ki o, Peygamberi (s.a.a.) vesveselendirmek için Allah tarafından görevlendirilmiş olsun?
    9329 Eski Kelam İlmi 2011/09/28
    Kur’an’ı kerimin ayetleri esasınca yaratılış nizamını ve ondaki hayır ile şer tekabülünü açıklanmasında cinler ve insanlardan olan Şeytanlar sadece insanlara karşı hile ve tuzak kurma ve Allah’ın dostlarına (velileri) karşı düşmanlık yapma iznine sahip olduğu belirtilmektedir. Ama kesinlikle tekvini olan bu izin Allah ...
  • İbn. Arabî Şii miydi yoksa Sünni miydi?
    25705 تاريخ بزرگان 2011/06/20
    İbn. Arabî’nin şahsiyetinin giriftliği ve İslamî mezhepler ve bu mezheplerin önde gelen şahsiyetlerine karşı takınmış olduğu tavır, onun hangi mezhebe mensup olduğu hakkında görüş ayrılıklarının çıkmasına neden olmuştur. Bazıları onu Ehli Sünnet, bazıları On İki İmam Şia’sı, bazıları İsmailî, bazıları Malikî mezhebine mensup bilmiş ve bazıları mezhep üstü ve ...
  • Acaba Allah yetmiş yaşındakileri seviyor ve seksen yaşındakileri, azap etmeyeceğini söylemiş midir?
    9467 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2015/05/27
    İmam Sadık’tan (a.s.), rivayi (rivayet içerikli) kaynaklarda müminlerin mükâfatı noktasında bir rivayet nakil edilmiş ki şöyle buyuruyor: kırk yaşından sonra imanlı kimseler her on senede Allah tarafından özel merhamet ve lütufla karşılaşıyorlar. Eğer bu rivayetin senedinde, azıcık tesamuh göstersek ve başka rivayetleri de bunun yanına koyup, dikkate alırsak ...
  • Dua ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetinin şifa bulmadaki rolü
    15449 Yeni Kelam İlmi 2009/01/29
    Bu üç amel, hastanın şifa bulması için ayrı ayrı sebep olabilecekleri gibi üçüne birden de başvurulabilir. Ama insan dua ederken (Allah’la irtibata geçip, direkt olarak Ondan şifa isterken) doktora gider ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetini de yerse daha iyi olur. Zira doktorun tedavisi, ...
  • Uyumak ve istirahat etmek için kıbleye doğru yatmak mı gerekir? Cenaze nasıl defnedilmelidir?
    57632 خواب 2012/06/11
    Bizim rivayetlerimizde uyumak dört şekilde taksim edilir ve bunların en güzel türü müminin sağ tarafa ve kıbleye doğru yatmasıdır. Ali (a.s) şöyle buyurur: Uyumak dört şekildedir: Peygamberler sırtüstü uyuyorlardı ve gözleri uyumuyordu; Allah’ın vahyi beklentisi içindeydiler. Müminler sağ tarafları üzerine ve kıbleye doğru uyurlar, padişahlar ...

En Çok Okunanlar