Gelişmiş Arama
Ziyaret
12553
Güncellenme Tarihi: 2010/01/27
Soru Özeti
Hz. Adem (a.s)’ın cennetten inişi ne manaya gelmektedir?
Soru
Hz. Adem (a.s)’ın cennetten inişi ne manaya gelmektedir?
Kısa Cevap

Hubut yüksekten aşağı inmek (nüzul) manasında olup, Suud’un (yukarı çıkmanın) karşıt anlamlısıdır. Bazen bir mekanda yerleşme manasında da kullanılmıştır.

Hz. Adem (a.s)’ın hubutu konusu ve hubut olayı, her şeyden önce Hz. Adem (a.s)’ın bulunduğu cenneti nasıl mana ettiğimize bağlıdır. Acaba bu cennet bir dünya cenneti miydi, yoksa ahiret cenneti mi? Kesin olan şu ki o cennet ebedi cennet değildi. Buna göre hubut (inme) manası, makamdan hubut idi; yani Adem (a.s)’ın cennetten hubutundan kasıt, Onun (a.s) cennetten çıkarılması ve cennetlik bir yaşamdan (Dünyalık cennetten) mahrum olması, yeryüzüne yerleştirilmesi, bir çok ayetin işaret ettiği zorluk ve sıkıntılı bir yaşama düşmesidir.

Ayrıntılı Cevap

Hubut, lügatte yüksekten aşağı ve düşük bir mekâna düşmek olup suud’un (yükselmenin) karşıtırdır.[1]

Kur’an’ın bir çok ayetinde Hz. Adem (a.s)’ın cennetten çıkarılması ve yeryüzüne yerleştirilmesine hubut denmiştir:

1- ‘Biz (onlara), ‘İnin, (Hubut edin) birbirinize düşmansınız ve bir süreye kadar sizin için yeryüzünde yerleşim yeri ve (yaşayıştan) yararlanma imkânı olacaktır.’ dedik.[2]

2- ‘Hepiniz oradan inin, dedik, ‘Eğer benden size bir hidayet gelirse, benim hidayetime uyanlara ne bir korku vardır, ne de üzüleceklerdir onlar.’[3]

3- ‘(Allah) dedi ki: Birbirinize düşman olarak (yere) inin. Size yeryüzünde bir süre için yerleşme ve yararlanma imkânı vardır.’[4]

Hubut, (İnmek) Kur’an’da hulul etmek, bir yerde (şehirde) istikrar bulmak manasında da kullanılmıştır. Kur’an Hz. Musa (a.s) ile Ben-î İsrail kıssasını şöyle anlatıyor:

‘(Musa), ‘İyi olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? O halde bir şehre inin, (orada) size istediğiniz var.’ demişti.’[5]

Hz. Adem (a.s)’ın hubutu (inişi) konusu ve hubutun manası ilk bakışta, Hz. Adem (a.s)’ın bulunduğu cennetin ne manaya geldiğine bağlıdır. Acaba bu cennet bir dünya (yeryüzü veya berzah) cenneti miydi, yoksa ahiret cenneti mi? Kesin olan şu ki o cennet ebedi cennet değildi. Buna göre bu hubut, makamdan hubut idi. Bu konu hem müfessirlerin ele aldığı bir konudur, hem de filozofların. Onların her biri bu konuda çeşitli görüş ve ihtimaller öne sürmüşlerdir. Biz burada sadece müfessirlerin görüşlerine yer vereceğiz.

Merhum Tebersi, Mecme-ul Beyan’da şöyle diyor: Hubut, nüzul ve vuku aynı şeylerdir (aynı manadadırlar), üçüde ‘Yukarıdan aşağıya hareket…’ demektir. Hubut bazen de ‘O halde bir şehre inin.’ ayetinde olduğu gibi bir mekânda hulul manasında da kullanılmaktadır.[6]

Allame Tabatabai bu konuda şöyle diyor: Hubut, cennetten çıkma, yeryüzüne yerleşme ve sıkıntılarla dolu bir yaşama geçmek demektir. ‘Biz (onlara), ‘İnin, birbirinize düşmansınız ve bir süreye kadar sizin için yeryüzünde yerleşim yeri ve (yaşayıştan) yararlanma imkânı olacaktır.’ dedik.’ ayetinin zahiri ve ondan sonra ki ayet hubuttan sonraki yaşam şekliyle hubuttan önceki yaşamın (cennet yaşamının) farklı olduğunu göstermektedir. Bu yaşam zorluk ve sıkıntılarla doludur, cennetteki yaşam ise açlık, susuzluk ve zorluğun olmadığı semavi bir yaşamdı.

Allame şöyle devam ediyor: Adem’in cenneti ahiret ve ebedi cennet (ki oraya giren kimsenin bir daha çıkmadığı cennet) değildi.

Burada şu soru cevapsız kalıyor: Göğün manası nedir? Gökteki cennetten kasıt nedir?[7]

Değerli üstad bir başka yerde şöyle diyor: ‘Adem’in cenneti dünya cennetlerindendi.’ sözünün manası onun berzah cennetlerinden olup ebedi cennet olmadığıdır.[8]

Şeytanın, secde etmeye yanaşmamasından sonra meleklerin içinden çıkarılıp hubut edilmesini anlatan ‘Dedi ki: Oradan aşağı in; orada büyüklük taslamak sana düşmez; hemen çık; şüphesiz, sen aşağılık kimselerdensin.’[9] ayeti hakkında da şöyle diyor: ‘Hemen çık; şüphesiz, sen aşağılık kimselerdensin.’ cümlesi ‘Oradan aşağı in’ cümlesine tekittir. Çünkü hubut çıkmaktır. Hubutun çıkmaktan farkı hubut yalnızca makamdan çıkmak ve aşağı dereceye düşmektir. Bu mananın kendisi gösteriyor ki, hubuttan kasıt yüksek bir mekândan aşağı gelmek değildir, aksine bulunduğu makamdan düşmektir. Bu da bizim iddiamız olan ‘minha’ (=ondan منها) ve ‘fiha’ (=onda فیها)’daki zamirlerin gök ve cennete değil de makama ait olduğunu onaylamaktadır. Zamirden kasıtın gök ve cennet olduğunu söyleyenlerde belki de makamı kastetmişlerdir.

Buna göre ayetin manası şöyle olur: Allah (c.c) buyuruyor: ‘Sana secde etmeyi emrettiğimde secde etmediğin için ceza olarak makamından düş. Çünkü senin makamın huzu ve itaat makamıydı, böyle bir makamda kibirlenmemen gerekirdi. Öyleyse çık, sen alçaklardansın.’[10]

Allame bir başka yerde önemli bir noktaya değinerek şöyle diyor: ‘Hubuta emretmek tekvini bir iş (tekvini görev) olup, cennette kaldıktan ve hataya düştükten sonra gerçekleşmiştir. Öyleyse bu ilahi yasağa muhalefette ve ağaca yaklaşmakta hiçbir borç ve ilahi görev yoktu. Dolayısıyla ubudi bir günah ve mevlaya isyan da yoktur.’[11]

Allamenin sözünü şöyle açıklamak gerekir: Özel ağaca yaklaşılmasını yasaklamak irşadi bir yasaktı. Tıpkı doktorun hastaya, ‘eğer falan yemeği yersen hasta olursun’ demesi gibidir. Burada da Allah Teala buyuruyor: ‘Bu ağaca yaklaşma ve onun meyvesinden yeme, eğer o meyveden yersen cennetten çıkarsın.’ Allame Tabatabai’nin bu sözünden hubut ve hubutun nedeninin mana ve maksadı ortaya çıkmaktadır.

Ayetullah Cevadi Amuli, berzah cennetinin Adem (a.s) ve Havva (a.s)’ın kaldıkları yer olarak kabul ederek şöyle buyuruyor: Hz. Adem (a.s) metafizik bir alemden sınırlı, fiziki bir aleme intikal etmiştir. Böyle bir intikal, Kur’an’ın Allah katından insanların hidayeti için nüzulu gibi varlık ve makam nüzuludur, bedensel ve mekân nüzulu değildir. Ayrıca hubut, Hz. Adem (a.s)’ın tövbe ve seçimiyle birlikte olduğu için ona velayet ve hilafet hubutuda denmektedir.[12]

İblisin hubutu, onun mertebesinden düşmesiydi, ama Hz. Âdem (a.s)’ın hubutu değerini koruyarak yeryüzüne gelmesiydi. Yani Âdem ve İblis’in ortak zemine yerleştirilmeleridir. İblis, derecesinden yoksun olarak yere gelirken, Hz. Âdem (a.s) ise önceki mertebesini koruyarak yere geldi.[13]

Demek ki Şeytanın iki tür hubutu vardı:

1) Adem (a.s)’a secde etmeme kibirinden dolayı meleklerin makam ve mertebesinden hubut etmesi. Cenetten hubutun gereği, menzilet ve üstün mertebe şeklinde idi: ‘Dedi ki: Oradan aşağı in; orada büyüklük taslamak sana düşmez; hemen çık; şüphesiz, sen aşağılık kimselerdensin.’[14] ayeti buna işaret etmektedir.

2-  Cennetten hubutun Âdem ve Havva’yı kandırmak için gittiği geçici bir meskenden olması. Bu hubut Âdem ve Havva’nın kandırılmasından sonra ve onlarla beraber gerçekleşti.[15]

Nümune tefsiri, ‘Âdem’in cenneti hangi cennetti?’ diye soruyor ve bu soruyu şöyle yanıtlıyor: Kimileri onun iyilere ve temizlere vaat edilen cennet olduğunu söylüyorlar, ama zahire göre o cennet değildi. Yeşillik ve nimetlerinin bol olduğu dünya bağlarından biriydi; zira, vaat edilen cennet ebedi bir nimet olup bir çok ayette onun ebediliğine, ondan çıkılmayacağına işaret edilmiştir. Öte yandan asi ve günahkâr İblise orada yer verilmez, çünkü orası ne şeytani vesveselerin yeridir, ne de Allah’a itaatsizliğin. Ehl-i Beyt (a.s)’dan gelen rivayetlerde de bu konuya açıkca değinilmiştir.

Ravilerden bir şöyle diyor: İmam Sadık (a.s)’dan Adem’in cenneti hakkında sorduğumda şöyle buyurdu: Orası güneşi ve ayı gören dünya bağlarından bir bağdı. Orası ebedi cennet olsaydı Âdem asla oradan çıkarılmazdı.[16]

Bundan anlaşılıyor ki, Adem’in yer yüzüne hubut ve nüzulundan kasıt makam nüzuludur, mekan nüzulu değil; yani o değerli makamından ve o güzel cennetten aşağı geldi.

Şöyle bir ihtimalde verilmiştir: Bu cennet ebedi cennet değildi ve başka bir gök cismindeydi. Bazı rivayetlerde bu cennetin gökte olduğuna işaret edilmiştir. Ama gök kelimesi böyle rivayetlerde mekâna değilde yüce bir makama işaret etmiş olabilir.

Her neyse, bu cennetin öteki dünyadaki cennet olmadığı bellidir, zira orası insanın seyrinin sonudur, bu ise o seyrin başlangıcı. Bu onun amel ve programlarının mukaddimesi, o ise amel ve programların neticesidir.[17]

Bu değerli tefsirin başka yerinde şöyle gelmiştir: Hubut, lügatte taşın yüksekten düşmesi gibi mecburi bir iniştir. İnsan için kullanıldığında ceza amacıyla aşağı kovulmak demektir.

Adem (a.s)’ın yer yüzünde yaşamak için yaratıldığı, cennetinde bu alemde yeşillik ve nimetlerle dolu bir bölge olduğu göz önüne alındığında Adem’in buradan hubutu mekan hubutu değil de makam hubutu olduğu anlamına gelir. Yani, Allah Teala Onun makamını evla olanı terk ettiği için aşağı getirmiş, onca cennet nimetlerinden mahrum ve bu dünyanın zorluk ve sıkıntılarına düçar etmiştir.[18]-[19]



[1] - İncil, el-Ayn, c.4, s.21; Lisan-ul Arap, c.7, s.421; Mecmau’l Beyan, c.4, s.279

[2] - Bakara/36

3] - Bakara/38

[4] - A’raf/24

[5] - Bakara/61

[6] - Hz. Adem ve Hz. Havva’nın cennetten çıkarılmaları ve yeryüzüne hubutlarında (inmelerinde) her hangi bir cezalandırılma söz  konusu değildir; zira peygamberlerin hiçbir şart altında kabih amel yapmayacaklarına dair delil var. Peygamberlerin cezalandırılmasını caiz bilenler Onlara cefa etmiş ve Allah-u Teala’ya en büyük töhmeti vurmuştur. Şüphesiz Allah (c.c) Hz. Adem (a.s)’ı cennetten çıkarmasının nedeni yasak meyveyi yediği için maslahat değiştiğinden dolayıdır. İlahi hikmet ve tedbir Onun (a.s) yer yüzüne gelmesini, dünyanın zorluklarına uğramasını gerektiriyordu. (Mecme-ul Beyan, c.1, s.196-197)

[7] - el-Mizan, c.1, s.135

[8] - el-Mizan, c.1, s.213 (Farsça tercümesi)

[9] - A’raf/13

[10] - el-Mizan, c.8, s.35 (Farsça tercümesi)

[11] - a.g.e. s.137

[12] - Tefsir-i Tesnim, c.3, s.383

[13] - a.g.e. c.3, s.374, 408 ve 466

[14] - Taha/117

[15] - Tefsir-i Tesnim, c.3, s.371-375

[16] - Tefsir-i Nur-us Sakaleyn, c.1, s.62

[17] - Tefsir-i Nümune, c.1, s.187

[18] - Tefsir-i Nümune, c.13, s.333

[19] - Bkz: Adem’in Cenneti, 273. soru, (Site: 112)

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Hz. Mehdi ile irtibat ve ilişki mümkün mü?
    12089 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/06/20
    Birbirini tanımayan iki kişi arasında ilişkinin kurulması mümkün değildir İlişkinin meydana gelmesi için en azından iki taraftan birinin diğerini tanıması ve sonuçta ona bağlılık duyması onun mehabetini kalbinde oluşturması ile başlayabilir ve sonra karşılıklı bağ ve dostluk oluşmasına yol açabilir.
  • Cemaat namazı niyetinde namaz rekâtlarının sayısı belirtilmeli midir?
    5494 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/09/12
    Asıl yanıta değinmeden önce niyette iki önemli konunun dile getirildiği noktasını hatırlamak gerekir:1. Niyette söz gerekli midir?2. Niyette muteber olan şeyleri dile getirmenin lazım olmadığı açıklığa kavuştuktan sonra[1] hangi şeylerin niyette gerekli ve muteber olduğu konusu ortaya çıkmaktadır. ...
  • İslam devletinde medeni kurumların yeri nedir?
    7213 Düzenler 2010/12/04
    Toplumda halk kitleleriyle devlet arasındaki kuruluşlara medeni kurumlar denir. Köy ve şehirlerdeki kooperatifler, dernekler, spor kulüpleri ve birlikler (okul-aile birliği gibi) vb. medeni kurumlara örnek teşkil etmektedirler. Medeni kurumların varlığı halkçı düzenlerin temel özelliklerinden biridir. Bir işi ve mesleği olan herkes bu kurumlara üye olabilirler. Medeni kurumlar, toplumsal ...
  • Şefaatin kıyametteki yeri ve önemi nedir?
    9004 Eski Kelam İlmi 2009/06/17
    Şefaat, zayıf birini güçlendirmek, takviye etmek demektir. Şefi' (şefaat edici) ise ihtiyacı olana yardım eden ve onu mutedil bir duruma getirip ihtiyacını gideren kimsedir. Kıyamette şefaat etmek Allah'a mahsustur. Elbette Yüce Allah bazılarına da başkalarına şefaat etmeleri için izin vermiştir. Bu konu hakkında gelen birçok rivayetten kıyamette şefi'lerin çok olacağı ...
  • Çocukken bir defa kız kardeşimin sütünü içmiş olan amcakızım ile evlenebilir miyim?
    7506 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/12/22
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Niçin Abdulmuttalib oğlunun adını Abduluzza koymuştur?
    22730 تاريخ بزرگان 2008/07/22
    Abdulmuttalibin oğlu Ebu leheb (Haşim oğlu Abdulmuttalib oğlu Abduluzza) künyesi Ebu utbe’dir, Peygamber (s.a.a) efendimizin amcası ve aynı zamanda onun en katı düşmanlarından biridir. Annesi Beni Huzae kabilesinden Lubna ve eşi Harb ibn-i Umeyye’nin kızı ve Ebu süfyanın kız kardeşi, Ümm-i cemil adıyla tanınan Arvi veya Avra’dır. ...
  • İmamları (a.s) ziyaret etme felsefesi nedir?
    8535 İslam Felsefesi 2011/05/21
    Saygı ve tazim etme eşliğinde herhangi bir şahıs veya şeye yönelik duyulan içsel bir temayül ve eğilime ziyaret denir. İnsanın hakikati ruhu olduğundan ve o da hiçbir zaman fani olmadığından, bir büyük şahsı öldükten sonra ziyaret eden bir insan gerçekte diri bir varlığı ziyaret etmiş, ona eğilim ve temayül ...
  • Acaba Ehlisünnet ile Şia arasında münazaraların yapılmasına taraftar ve teyit ediyor musunuz?
    7490 Eski Kelam İlmi 2011/07/24
    Semavi dinler, özellikle İslam dini diyalog ve görüş alış verişinin yapılmasına önem vermiş/vermekte ve buna has bir ilgi göstermiş ve göstermektedir. Zira dinin temel hedefi insanları saadete tekâmüle ve doğru yola, doğru bir şekilde hidayet etmektir. Bu hedef ve maksadın gerçekleşmesi sadece ve ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    12160 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Salâvat getirirken Al-i Muhammed’i demezsek niçin savat eksik sayılır?
    15109 Tefsir 2009/07/23
    Al-i Muhammed’e salâvat getirmek bidat olmadığı gibi Kur’an ve hadis ve akıl ve irfanla da uyumludur, çünkü:Bidatin manası dinde olmayan bir şeyi dine dahil etmektir. Biz Al-i Muhammede salâvat getirmenin bidat olmadığını söylüyoruz çünkü bu konu Peygamber ve Ehl-i Beyt’ten gelen hadislerde yer ...

En Çok Okunanlar