Gelişmiş Arama
Ziyaret
7842
Güncellenme Tarihi: 2011/06/14
Soru Özeti
bir taraftan İmam Hasan Askeri (a.s.) İmam Mehdi’yi (af.) insanlardan saklıyor, diğer taraftan İmamın tanınması vaciptir deniliyor. Bu tezadın arasını nasıl bulabiliriz?
Soru
Şiilerin anlayışında ve nakletmiş oldukları rivayetlere göre imam Hasan Askeri (a.s.) (imam Mehdinin babası) kendi çocuğunun (imam Mehdinin) doğumunu itimat ettiği çok az kimseler hariç herkesten gizli tutuyordu. Diğer taraftan da bunun tam tersini savunuyor ve şöyle diyor: Her kim imamı tanımazsa Allah'ı tanımamıştır. Allah'ı tanımayan bir kimse Allah'tan başkasına ibadet eder. Dolayısıyla bu haliyle ölürse küfür ve nifak üzere ölmüş olur! Sonra neden imam Mehdinin babası o kadar işi sıkı tutmuş ve Şiiler için böyleli zor bir durumu seçmişti?
Kısa Cevap

İmamı tanımak Şia anlayışında çok öneli bir konudur. Zira imamı tanımadan Allah ve Allahın resulü de doğru bir şekilde tanınamaz. Çünkü imamın tavsiyeleri ve imamın bayan, kılavuzlukları ve açıklamalarıyla ancak Allah ve Allah'ın Resulü doğru bir şekilde tanınır. Bundan dolayıdır ki imamı gerçek bir şekilde tanımayan birçok kimseler diğer usul-i ve inançsal meseleleri de doğru bir şekilde tanıyamamış ve bu bağlamda yanlışlıklara saplanmışlardır.  

İmamı tanımak imamı fiziksel ve karşı karşıya gelip onunla yüzleşmek anlamında değildir. Zira fiziksel olarak imamı tanıyıp onu görür ve onunla karşılaşan birçok insan vardı. Ama buna rağmen bunlar miskali zerre kadar imamı tanımadılar. Aynen bu durum Peygamber (s.a.a.) hakkında da geçerlidir. Birçoğu peygamberi (s.a.a.) fiziksel olarak gördüler, onunla sürekli karşılaşıyorlardı. Ama buna rağmen ona iman etmediler. Ebu Cehil bunlardan birisidir. Bu durumun tam tersi de söz konusu olmuştur. Yani ömründe bir defa bile Peygamberle (s.a.a.) karşılaşmamış, fiziksel olarak Onu görmemiş birçok insanlar söz konusu olmuştur. Ama bu insanlar Peygamberi (s.a.a.) tanıma noktasında çok derin idrake sahipti ki peygamberin temcine layık olmuşlardır. Üveysi karni bunlardan birisidir. Üveysi karni kendi ömründe bir defa bile Peygamberle karşılaşmadı ama peygamberin temcitlerini hak etmiş ve Peygamber (s.a.a.) tarafından övülmüştür. İmamı tanımak imamın Allah katındaki konumunu ve makamını bilmek onun Allah katındaki mertebe ve menzilesini tanıyarak varlık âlemindeki konumunun ne olduğunu bilmek anlamındadır. İmam Hasan vermiş olduğu öğütleri, imam Mehdi hakkında yapmış olduğu açıklamaları, kılavuzlukları ve yapmış olduğu irşatlarıyla insanları zamanın imamıyla aşına etti. Başka bir beyanla imam Hasan (s.a.) imamın tanınması için gerekli bilgileri insanların ve Şiaların ihtiyarine sundu.

Ayrıntılı Cevap

İslami düşüncede imametin büyük bir önemi vardır. Kuranı kerimin ayet ve öğretilerinden imamet makamının nübüvvet makamından daha üstün olduğu anlaşılmaktadır. Zira Allah u Teâlâ Hz. İbrahim'e (a. s.) ilkin nübüvvet makamını verir ve daha sonra Onu farklı imtihan ve sınavlara tabi tutuyor. Hz. İbrahim (a. s.) tabi tutulduğu imtihan ve sınavlardan başarılı bir şekilde çıktıktan sonra kendisine imamet makamını veriyor. Bir zaman Rabbi İbrahim’i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: “Ben seni insanlara imam kıldım”[1]. İmamet makamının sahip olduğu yüce ve üstün konumundan ötürü insan aklının derk ve reel örneğini tayin edebilir olmasının fevkinde ve ötesindedir. Dolayısıyla insan aklı onu tayin etmekten acizdir. Bu nedenle onun tayini ilahi bir emir ve Allah tarafından tayin edilmesi gereken bir makamdır. Bundan dolayıdır ki Şia ile ehlisünnet imamet meselesini tarif etme noktasından birbirinden tamamen farklılaşıyorlar. Şöyle ki; Şia anlayışında imamet meselesi kelamsal ve dinin usullerindendir. Zira onlara göre imamet meselesi ilahi bir emir ve Allah tarafından tayin edilmesi gerekir. Ama ehlisünnet anlayışında imamet meselesi fıkıhsal ve dinin fürularındandır. Zira onlara göre imamet meselesi beşeri bir emir ve halk tarafından tayin edilmesi gerekir.

Hadislerde imamet ve imam bilgisi önemli bir konuma sahiptir. Peygamber efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır: "kendi dönemindeki imamını tanımadan vefat eden bir kimse cahiliyet ölümüyle ölmüştür"[2] Bu rivayet ve içerik olarak buna benzer rivayetlerden imamın tanınmasının hükmü vacip olduğu anlaşılmaktadır. Zira tevhidin derin ve kâmil bir şekilde anlaşılması ancak Şia anlayışındaki imamet yoluyla mümkündür.[3] Dini akidelerin doğru anlaşılması sadece ve sadece imamet yoluyla hâsıl olabiliyor. Bu nedenle imamet makamından uzak kalmış ve bu yoldan fasıla almış olan kimseler dinin usulü ve temel meselelerini anlama noktasında inhirafa gitmişlerdir.

Ama bu tanımadan maksat gözle görmek ve onunla karşı karşıya gelmek değildir. Peygamberi (s.a.a) tanımaktan maksat peygamberi (s.a.a) bedensel olarak görmek ve onunla karşılaşmak anlamında olduğu gibi. İmamın cismini ve bedenini görmek imamı tanımak noktasında en ez rol alan bir unsur olduğunu söylemek mümkündür. Bu nedenle Üveysi Karni kendi ömründe bir defa bile Peygamber (s.a.a) ile yüzleşmedi ve onu görmedi ama Onu tanıma noktasında üstün dereceye sahipti. Bu derin anlayışına sahip olduğundan dolayı Allah ın Resulü (s.a.a) onu temcit ederek çok övmüş.[4] "Tabiinlerin en iyisi Üveys'tir" şeklindeki hadisi şerifi hem ehlisünnet alimleri ve muhaddisleri hem Şia'nın alimleri ve muhaddisleri nakletmişlerdir.[5] Üveysi Karni Peygamberin (s.a.a.) vefatından sonra imam Ali’nin (s.a.) yaranlarından olmuştur ve bir anlamda Şiilerden idi. Sıffın Savaşında Hz. Ali’nin (s.a.) saffında savaşırken şehit oldu. Her gün sokaklarda ve pazarlarda Peygamber (s.a.a.) ile karşılaşan Ebu cehil ve benzer kişiler tanıma noktasında Peygamberden çok yabancı idiler. Bu nedenle sürekli Peygambere (s.a.a.) nasıl eziyet edebilirler hatta Onu nasıl öldürebilirler düşüncesindeydiler. İmam noktasında da durum bundan farklı değildir. İmamı defalarca görüp onu gerektiği şekilde tanımayan nice insanlar vardı. Hatta bazıları imamın katili oldular.

Dolayısıyla imamın cismini ve bedenini görmek imamı tanımak noktasında her hangi bir rolü yoktur. Zira imamı tanımak imamın hakikatini ve onun Allah katında makam ve menzilesini tanımak, Onun varlık âleminde yerini ve Ona karşı tekliflerimizin neler olduğunu tanımak anlamındadır. Başka bir beyanla imamı tanımak imamın masum olduğunu, Peygambere (s.a.a.) varis ve Peygamberin (s.a.a.) halifesi olduğunu anlamaktır. Ona itaat etmek Allaha ve Allahın resulüne itaat etmek anlamında olduğunu derk etmektir. Ona itaat ederek her konuda var olan kuşku ve şekleri giderir anlamındadır.[6] İmamı tanımak yani imam ile Peygamber’in (s.a.a.) tek bir nurdan yaratıldığını anlamak anlamındadır. Peygamber (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır: “Allah u Teala beni ve Ali’yi tek bir nurdan yarattı”.[7] İmamı tanımak yani ilahi vahyin tercümanı ve Kuranın hakikatlerini anlatan ve teybin eden anlamındadır. İmamı tanımak yani zamanın biricik insanı ve paklık noktada biricik bir madde olduğunu anlamak ve algılamak anlamındadır.[8]

Netice itibariyle söylemesi gereken şu: İmam Hasan Askeri (a. s.) hiçbir şekilde insanları söylediğimiz anlamda imamı tanımaktan alı koymadı. Onun yapmış olduğu tek şey bazı nedenlerden dolayı çocuğunun görülmesine bazı sınırlamalar getirdi. Düşmanlar onu görürlerse şehit edecekler korkusu ve imam Mehdinin (a.f.) gaybeti için zemine ve ortam hazırlamak ta bu nedenlerden ikisidir. Elbette şahsını görme bağlamında getirilen sınırlama her kes için değildi. Şialardan has ve özel kimselerden gizli tutulmadı ve Onlar İmamı ziyaret etme tevfikine nail oldular.



[1] Bakare, 124.

[2] TAFTAZANİ, Saddudin, “şerhu’l- maksıd fi ilmi’l- kelam”, baskı 1, Kum: menşurat şerif rezi, 1409, hicri, c. 5, s. 239; MECLİSİ, Muhammed Bakır, “biharu’l- envar”, Beyrut: müesesei el-vefa, 1404, hicri kameri, c. 23, s. 76; HUR AMULİ, Muhammed b. el-Hasan, “ispatu’l- hudat-i binnususi ve’l-mucizat”, Tahran: darul kutubil islamiye, 1357, ş, c. 1, s. 112.

[3] MUFİT, Muhammed b. Muhammed-i Numan, “el-hikayat”, baskı 2, Beyrut: daru’l - mufit, 1414 h. k. s. 22; ALEMUL HUDA, seyit Murtaza, “eş-şafi fil imame”, Tahran: müesesei es-sadık, 1410, h. k. c. 1, s. 49.

[4] KUMİ, Abbas, “sefibnetul bihar”, baskı 2, Kum: usve, 1416, h. ş., c. 1, s 199.

[5] NİŞABURİ, Müslüm b. el-Haccac, “sahihi müslüm”, Beyrut: darul fikir, baskı tarihi yok, c. 1, s. 181.    

[6] MECLİSİ, Muhammed Bakır, “biharu’l- envar”, c. 23, s. 93.

[7] KUNDUZİ HANEFİ, Şeyh Süleyman, “yenabiul mevede” Beyrut: müesesei el-aalemi, 1418, h. k. s. 256.

[8] SADUK, “uyunul ahbari er-riza” Tahran: menşurati alemi, c. 1, s. 171.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Kemale nasıl ulaşılabilir?
    15302 Pratik Ahlak 2010/02/01
    1- Soruya dört bölümde cevap vermek mümkündür:a) Kemal’in tarifi ve onun ‘tamam’la olan farkı,b) İnsanın kemali,c) İslam dinine göre insanın kemali,
  • İnternetten film ve müzik indirmenin hükmü nedir?
    8283 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/17
    Film müstehcen ve müzik haram türden olursa onları indirmek, izlemek ve dinlemek, site sahiplerinin izniyle ve parasını ödeyerek olsa bile haramdır. Ama izlenmesi ve dinlenmesi caiz olan film ve müziklerin indirilmesi, site sahiplerinin koyduğu şartlara uyularak ve parasını ödeyerek olursa sakıncasızdır. Yoksa hırsızlık olur ve caiz değildir. ...
  • Acaba Allame Meclisi Safeviye hükümetinin övücüsü müydü? Yoksa dinin tebliğcisi miydi?
    8505 تاريخ بزرگان 2012/02/14
    Şia âlimlerinin Safeviye hâkimleri ya da diğer yöneticilerle işbirliği içinde olmaları bu hâkimlere meşruiyet vermek veya onları teyit etmek cihetiyle değil, Şia Mezhebi ve Şia camiası için son derece olumlu faydaları olan toplumsal ve dini maslahatları dikkate almaları cihetiyledir.Allame Meclisinin siyasi kimliği ve siyasi faaliyetlerine yapılan eleştiriler onun Safevi ...
  • Erkeğin beyaz altın takması haram mıdır?
    140519 Erkekler İçin Altın Ve İpeğin Haram Olması 2012/05/30
    Ayetullah el-Uzma Hamanei’nin Bürosu: Beyaz altın denen şey, renk veren bir madde katılması sonucunda beyaza dönüşen sarı altınsa haramdır. Ama altın onda yok denecek kadar az ise sakıncası yoktur; ayrıca platin de sakıncasızdır. Ayetullah el-Uzma Sistani’nin Bürosu: Altın (suyla rengi değiştirilse bile) boyuna takılan zincir, ...
  • İmamlardan bazılarının imam oluşunda şüphe etmenin bir sakıncası var mı?
    6872 Eski Kelam İlmi 2010/09/22
    İslami inanç birbiriyle uyumlu ve birbirine bağlı bir zincirden ibarettir. Eğer bu zincirin bir halkası yok olursa zincir kopar ve yararsız duruma gelir. Ehl-i Beyt imamlarına inanç da bu türdendir. Bu imamların imam makamına gelmeleri Allah tarafında olduğuna göre bunlardan birinin inkar etmek bile hepsini inkar sayılır. ...
  • Tesnim adlı tefsir kitabında kuranın sübut ve ispat makamına işaret edilmiştir. Bu iki makam arasındaki farkı nedir?
    10418 Tefsir 2012/04/02
    Kuran’ın sübut makamı, Kuran’ın kendi başına hüccet olduğu anlamındadır. Bu asılca bu mukaddes kitap kendi kendince asıl itibariyle hüccet sayılmaktadır. Ama Kuran’ın ispat makamı kuranı kerimin zati itibarıyla hüccet olmasının yanı sıra diğer metinleri ve farklı akideleri ispatlama ve onları değerlendirme ölçüsü kabiliyetine sahiptir olması anlamındadır. Çok ...
  • Acaba mezi, vezi, vedi necismidir?
    8543 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2019/04/07
    İnsan bedeninde idrar yolundan meni ve idrar dışında dışarı çıkan sıvılar bir kaç kısma ayrılır: Büyük abdesten sonra açığa çıkan ve azda olsa yapışkanlık taşıyan sıvı; bu sıvı “vedi” olarak adlandırılır. Cinsel birliktelik sırasında orgazm öncesi ve meninin gelmesinden önce açığa çıkan sıvı; bu ...
  • Dinle kültür arasında ne gibi bir ilişki vardır?
    31596 Yeni Kelam İlmi 2009/06/16
    Din ile kültürün arasındaki ilişkinin anlaşılabilmesi için dinin ve kültürün mahiyet, hedef ve işleyişini tam olarak bilinmesi gerekir. Dinle kültür arasında her hangi bir ilişkinin olmadığını söyleyenler varsa da bu görüş geçerli değildir. Ancak bir kısım kültürler, kemale ...
  • Bankanın verdiği taksitli krediyle umre için kayıt yaptırmak istiyorum. Bunun şer’i hükmü nedir?
    8569 Banka Hizmetleri 2012/04/11
    Ayetullah el-Uzma Hamanei’nin Bürosu: Şartlara uygun şekilde kredi almanın sakıncası yoktur. Ama son zamanlarda bankaların hac ve umre için verdikleri krediler hususunda yüce rehberlik makamının hac işlerinden sorumlu bi’se’si tarafından yayınlanan ve çeşitli ajanslarda yayınlanan bildirilere bakın. Ayetullah el-Uzma Sistani’nin Bürosu: Bu şekilde umreye ...
  • İnsan yeryüzünün mü en üstün varlığıdır, yoksa tüm varlık aleminin mi? Acaba insandan daha üstün bir varlığın yaratılması mümkün mü?
    50754 Yeni Kelam İlmi 2009/11/10
    Bize göre insan, varlık âleminde -ister yerde olsun ister gökte- bütün varlıkların en üstünüdür. Biz bunu insanın yaratılışı hakkında ki ayet ve hadislerden anlıyoruz. İnsanın üstün olmasının nedeni onun sahip olduğu şu özelliklerdir: 1-İahi bir ruha sahip olması, 2-Meleklerin secde ettiği varlık olması, 3-Yaratılışın ve varlığın ...

En Çok Okunanlar