Gelişmiş Arama
Ziyaret
17211
Güncellenme Tarihi: 2011/05/21
Soru Özeti
Dinî ilimleri öğrenmenin önemi nedir?
Soru
Dinî ilimleri öğrenmenin önemi nedir?
Kısa Cevap

Öğrenmek bazen amel ve yükümlülüğü yerine getirmek için ve bazen de başkalarını eğitmek ve yetiştirmek içindir. Birinci kısım genel bir sınıflandırmayla iki bölüme ayrılmaktadır: Birinci bölüm tüm Müslümanlar ile ilgili hükümler olup özel bir iş, uzmanlık ve cinsiyetle bağlantılı değildir. İlk etapta tüm yükümlüler ile ilgilidir. Namaz, oruç ve humus hükümleri bu kabildendir. İkinci bölüm ise toplumun özel bir kesimiyle ilgilidir. Bu yüzden sadece belirtilen kesimin onu öğrenmesi gerekmektedir, diğerlerinin öğrenmesi gerekmemektedir. Mesela tacirlerin yaptıkları ticaret için muamele çeşitleri, doğru ve geçersiz muamele, serbestlik çeşitleri ve fesih hakkı gibi ticaret hükümlerini ve çiftçilerin de ziraat ve sulama işlerinin hükümlerini bilmeleri gerekir. Bu yüzden âlimlerimiz ayet ve rivayetlerden yararlanarak şöyle buyurmuşlardır: İnsanın genellikle ihtiyaç duyduğu konuları öğrenmesi farzdır. Ama ikinci kısım (yükümlünün sadece amel etmesi için olmayan, diğer insanları eğitmek ve onları bilgilendirmek için öğrenilen konular) hakkında şunları söylemek gerekmektedir: Din, dindarlık ve maneviyata inanmak insan için nasıl gerekliyse, dinin gerçek yolundan ayrılmaması ve sapma ile hurafelere maruz kalmaması için, bazı şahısların dini doğru ve detaylarıyla tanıma gayesiyle eğitilmeleri gerekmektedir. Bu kendi başına dinî ilimleri öğrenmenin önemini ortaya koymaktadır.

Ayrıntılı Cevap

Bu soru öz olarak ve bir ölçüye kadar da müphem bir şekilde sorulmuştur. Dinî ilimlerin öğretilmesinin tam olarak hangi boyutunun sizin için sual icat ettiği belli değildir. Bu esasla, muhtemelen sorunuzla ilgili olabilecek hususları dile getirecek ve sonra da aynı tertiple onları inceleyeceğiz.

1. Dinî ilimlerden maksat nedir ve neden onları öğrenmek gerekmektedir?

2. Bu ilimlerin önemi ne kadardır, kaç kişi bu ilimleri öğrenmeye koyulmalıdır ve bu hangi düzeyde olmalıdır?

Yukarıdaki soruların yanıtı:

1. Dini daha iyi ve ayrıntılı tanımamıza sebep olan her ilme din ilmi denir. Bu ilmin bazı bölümleri direkt olarak dinî konular ile irtibatlı olup sadece din alanına özgü olabilir. Mesela tefsir ilmi İslam dinini öğrenmek için en önemli kaynak olan Kur’an ile direk şekilde irtibatlıdır. Fıkıh ve kelam gibi ilimler de bu bölümde incelenebilir. Her ne kadar dinî kaynaklar ile direk şekilde irtibatlı olmasa bile dinî ilimlerin mukaddimesi sıfatıyla öğrenilen diğer bölüme ise dinî kaynakları daha iyi idrak etmek için ihtiyaç duyarız. Arap edebiyatının değişik branşları bu kabildendir. Elbette böyle ilimleri öğrenmenin faydası, dini tanımayla sınırlı değildir. Her halükarda dinimizin resmi dili Arapça olması hasebiyle İslam dinini incelemek ve irdelemek isteyen herkesin kendi araştırmasının mukaddimesi sıfatıyla bu bölümü öğrenmesi gerekmektedir. Elbette değişik şartlarda başka ve görünüşte bir irtibatı olmayan branşlar da öğrenilebilir ve dinî ilimler hizmetinde kullanılabilir. Diğer dilleri, bilgisayar teknolojisini ve tebliğde onlardan yararlanmayı öğrenmek bunun örnekleridir. Ama neden dinî ilimleri öğrenmemiz gerekmektedir? Bu sorunun yanıtına değinmek kendimizin ve toplumun dine olan ihtiyacını kesin addetmemiz ve sonra dinî ilimleri öğrenmede ipham taşımamız durumunda mantıklı sayılacaktır. Başka bir ifadeyle, dinî ilimlere ihtiyaç duymak, dine ihtiyaç duymanın bir gereğidir. Eğer bir şahıs hatayla insanın dine ihtiyacı olmadığına inanıyorsa, onunla dinî ilimler hakkında konuşmak tamamıyla faydasız olacaktır. Böyle bir fert için ilkönce insanın dine olan ihtiyacı beyan edilmelidir. Ama bir şahıs dindarlığı zorunlu bilirse, ama dinî ilimleri öğrenmenin öneminde tereddüt ederse, eğer dindar olmak istiyorsak dindarlığın yolu nedir diye biz kendisinden sorarız. Nasıl dini tanıyabilir, onun değişik boyutları hakkındaki iphamlarımızı giderebilir ve sorularımızın cevabını alabiliriz? Bu alanda aşağıdaki üç yol dışında başka bir yol var mıdır?!

A. Peygamberler (s.a.a) ve imamlar gibi bizim de gayb alemiyle irtibat halinde olmamız ve cevabımızı direkt olarak Allah’tan almamız veya onların misyon ve imametini mucize ve deliller ile ispat ettikten sonra kendilerini kılavuz edinmemiz ve buyurdukları her şeye bağlı olmamızdır.

B. Her hususta din ilimlerinde hiçbir araştırma yapmaksızın ve onları öğrenmeksizin şahsi görüşümüzü doğru bilmemiz veya zahirde dindar olan rastladığımız ilk şahsa kendisinin bilgi düzeyini bilmeksizin sorumuzu yöneltmemiz ve kendisinin hangi üslup ve çerçeveyle beyan edildiği belli olmayan görüş ve düşüncesiyle amel etmemizdir.

C. Son olarak da ya kendimiz din ilimlerini öğrenmeli ve dini tanıma yollarını öğrenerek kendi sorumuzun cevabını bulmalıyız veya bu yolu kat etmiş fertlerden iphamlarımızı gidermelerini istemeliyiz.

Dördüncü bir yol bulunmamaktadır.[1]

Şimdi yukarıdaki şıkları tahlil edeceğiz:

A. İlk şık en doğru yol olabilir, ama nübüvvetin hatmedilmesi ve son imamın (a.s) gaybe karışmasıyla bizim için böyle bir imkân mevcut değildir. Ayrıca hatta bu önderlerin hayatta olduğu zaman bile gelişmiş iletişim araçlarının olmaması nedeniyle kendilerinin tüm takipçileriyle direkt iletişim kurma imkânlarının olmadığını ve din tebliğinin büyük bölümünün önceden bu önderlerin yanında gerekli eğitimi almış kimseler tarafından yapıldığını bilmekteyiz. Bugün de bazı fertler Allah ve masumlar ile direkt bir iletişim içinde oldukları iddiasında bulunabilirler, ama yeterli ve gerekli delillerin olmayışı yüzünden böyle bir iddianın kabul edilmesi mümkün değildir. Özellikle de gerekli dinî ilimleri bilmeyen ve böyle bir iddiayı sadece mürit toplamak ve dünyevi hedefler için yapan şahıslardan bunun kabul edilmesi olanaksızdır!

B. İkinci yolu irdeleyecek olan her insaflı şahıs, böyle bir yöntemle amel etmenin dinî bir kaostan başka bir şeyle sonuçlanmayacağı neticesine ulaşacaktır. Esasen artık ortak bir din kalmayacak ve her bireyin ayrı ve diğer insanlardan farklı bir dini olacak ve toplumda dinî sapmalar ve de hurafeler yayılacaktır! Böyle bir yöntemin geçersiz olduğu daha fazla delile ihtiyaç duymayacak kadar açık ve aşikârdır.

C. Şimdilik ilk yöntemin imkânsız olması ve ikinci yöntemin de dinin esasını yok edeceği nedeniyle dinî mefhum ve meseleleri anlamak için kalan tek yol şudur: Mevcut Kur’an ve sünnet gibi kaynakları göz önünde bulundurarak geçmiş bilginlerin tecrübelerinden istifade ederek onlardan yararlanmayı ve doğru hüküm çıkarma işlemini öğrenmeli ve bu yolla dinimizi korumalı ve onu sonraki nesillere aktarmalıyız. Dördüncü bir yol olmayacaktır. Eğer aklınıza bir başka yol geliyorsa bize göndermeniz durumunda size teşekkür edecek ve onu çözümleyip analize tabi tutacak ve neticeyi size bildireceğiz. Dinî meseleleri öğrenme ve onu diğer insanlara aktarmanın dini korumadaki önemli rolü nedeniyle Kur’an-ı Kerim müminlere hatta savaş ve cihat döneminde bile bir grup ferdin dini öğrenmek için Medine’de kalmasını ve mücahit kardeşleri geri döndükten sonra öğrendiklerini onlara öğretmelerini tavsiye etmiştir.[2] Elbette bu ayet din ilimleri öğrencilerinin cihattan muaf olduğuna delalet etmemektedir, İmam Bakır’ın (a.s) buyurduğu gibi  ayet bireylerin cephelere gönderilmesindeki sıralamaya işaret etmektedir ve bu da cihada katılan güçlerin yeterli olması durumunda geçerlidir.[3] Ama cihat ve dinî ilimleri aynı kategoriye koymak tek başına böyle ilimleri öğrenmenin önemini göstermeye yeterlidir ve başka bir delile ihtiyaç yoktur.

2. Öğrenmek ya bizzat öğrenenin amel etmesi ve yükümlülüğünü yerine getirmesi için ya da diğer insanları eğitmek ve onlara belletmek içindir. Amel etmek ve yükümlülüğü yerine getirmek için öğrenilen şeyler genel bir sınıflandırmayla iki bölüme ayrılmaktadır: Birinci bölüm tüm Müslümanlar ile ilgili hükümler olup özel bir iş, uzmanlık ve cinsiyetle bağlantılı değildir. İlk etapta tüm yükümlüler ile ilgilidir. Namaz, oruç ve humus hükümleri bu kabildendir.[4] İkinci bölüm ise toplumun özel bir kesimiyle ilgilidir. Bu yüzden sadece belirtilen kesimin onu öğrenmesi gerekmektedir, diğerlerinin öğrenmesi gerekmemektedir. Mesela tacirlerin yaptıkları ticaret için muamele çeşitleri, doğru ve geçersiz muamele, serbestlik çeşitleri ve fesih hakkı gibi ticaret hükümlerini ve çiftçilerin de ziraat ve sulama işlerinin hükümlerini bilmeleri gerekir. Bu yüzden âlimlerimiz ayet ve rivayetlerden yararlanarak şöyle buyurmuşlardır: İnsanın genellikle ihtiyaç duyduğu konuları öğrenmesi farzdır.[5] Diğer insanları eğitmek ve onlara belletmek için öğrenilen şeyler hakkında ise şöyle söylemek gerekir: Evvela din ilimlerini öğrenmek bir kesime özgü değildir ve biz dinî araştırmaları ilmî havzalarda resmi olarak bu ilimleri öğrenmekle meşgul olan talebelere has bilmemekteyiz. Tüm dindar bireyler toplumun ihtiyacı haddinde, kendi işlerini terk etmeden ve kendi imkân ve kapasiteleri ölçüsünce din ile irtibatlı meseleleri öğrenmeye koyulmalıdır.[6] Çok açık olduğu üzere bu bireylerin eğitim ve uzmanlık ölçüsü, zati kabiliyetlere ek olarak onların bu alanda harcadıkları zaman ve çabaya bağlıdır. Bu hususta bu sitedeki 2868. soruya müracaat edebilirsiniz. Ama doğal olarak öğrenilmesi geniş bir zaman talep eden din ilimlerinin geniş bir yelpazeyi kaplaması nedeniyle, bazı fertlerin diğer meşguliyetlerden el çekerek bu yola daha fazla yatırım yapmaları gerekmektedir. Bu fertlerin sayısı ve hangi dinî branşta okuyacakları, dinî ilimler ile irtibatlı olarak toplumun ihtiyacına bağlı olacaktır. İkincisi; din, dindarlık ve maneviyata inanmak insan için nasıl gerekliyse, dinin gerçek yolundan ayrılmaması ve sapma ile hurafelere maruz kalmaması için, bazı şahısların dini doğru ve detaylarıyla tanıma gayesiyle eğitilmeleri gerekmektedir. Bu kendi başına dinî ilimleri öğrenmenin önemini ortaya koymaktadır. Son olarak şu noktanın vurgulanması yararsız değildir: Yöntemler ve bu bağlamda öğretilen ilim türleri hakkındaki eleştiri ve sorular yasalar değildir. Örneğin filan ilim dinî ilimlerden sayılmakta mıdır ve onun eğitim ve öğretimini yapmanın bir faydası var mıdır yoksa yok mudur veya toplumun diğer dinî branşlara daha fazla ihtiyaç duymasına rağmen neden dinî ilimler ile irtibatlı bazı branşlara daha fazla yatırım yapılmaktadır veyahut dini tebliğ etme metodu eski yöntemlerle mi sınırlıdır yoksa yeni metotlardan da istifade edilmeli midir, diye sorulabilir. Böyle eleştiriler, din bilginleri tarafından da yapılmış ve onların çoğu dini öğretme ve tebliğ etmede yeni metotların start almasına yol açmıştır. Ama şu önemli hususa da dikkat edilmelidir ki yapılan her eleştiri ilmî bir öneri veya daha üstün bir metot ile birlikte olmalıdır; aksi takdirde daha işlevsel olan yeni bir kurumu alternatif kılmadan eski kurumları kendi eleştirilerimizle zayıflatmış olacağız. Böyle bir eleştiri sağlıklı bir değerlendirme gerçekleştiremez.



[1]İmam Ali (a.s) da Kumeyle hitaben şöyle buyurmaktadır: İnsanlar (dindarlıklarıyla ilgili olarak) üç grupta sınıflandırılabilir. Onlar ya Allah tarafından teyit edilmiş (Rabbani âlim) bilginler ya kurtuluş yolunda ilim öğrenmeyle meşgul olan bireyler ya da her gün inanç değiştiren ve her kim bir söz söylerse onun takipçisi olan günübirlik fertlerdir. Nehcü’l-Belağa, s. 495-496, Kelimat-ı Kısar, şımare-i 147, İntişarat-ı Daru’l-Hicre, Kum, Bita.    

[2] Tövbe, 122.

[3] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c. 19, s. 157, Müessetü’l-Vefa, Beyrut, 1404 h k.

 (کان هذا حین کثر الناس...و ان یکون الغزو ...)

[4] Elbette bu kısımda hayız ve nifas gibi özel bir cins ile irtibatlı olan bazı hükümler mevcuttur.

[5] Tevzihü’l-Mesail, (el-Mahşi lil-İmami’l-Humeyni), c. 1, s. 24, mesele 11.

[6] Sadece kendilerinin amel etmesi için olmayıp diğerlerine de öğretmek içindir.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Kur’an surelerinin kaç tanesi hayvan ismiyledir?
    34499 Kur’anî İlimler 2010/08/14
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Yanlışlıkla işlenmiş bir cinayetin diyeti ne kadardır? Bugün dinar ve dirhemin dolar olarak karşılığı nedir?
    14792 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/04
    Dinar ve dirhem Hz. Peygamber (s.a.a) ve imamlar (a.s) zamanında yaygın olan dövizlerdendi ve şerî ve hukukî hususlarda da kullanılmaktaydı. Bugün de bazı hususlarda kullanılmaktadır. Dinar altın türünden ve dirhem ise gümüşten bir sikkeydi. Bundan dolayı dinar ve dirhemde kullanılan altın ve gümüşün ağırlığını bilmeyle bu iki ...
  • Mastürbasyonun evlilikten farkı nedir?
    20018 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/08
    Mastürbasyon insanın ihtiyacını gerçek şekilde gidermez ve sahte bir doyumdur. İnsanın şehvanî ihtiyacı sadece meninin çıkmasıyla giderilmez. Bunun aşk, duygu, yakınlık ve sevgi ile beraber olması gerekir. Bu nedenle bu fiili işleyenler içlerinde eksiklik hissederler. Bu da cismanî ve ruhî hastalıkları peşinden getirebilir. Ama evlilik şehvanî ...
  • Cinleri, ruhları ve şeytanları çağırıp teshir etmenin (emri altına almanın) hükmü nedir?
    16205 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/06/16
    Ruhlar, cinler ve şeytanlardan ilmi ve ameli istifade etmeye ve irtibata geçmeye lugatte ve fıkhi ıstılahta sihir denmektedir.[i] Kur'an, hadis ve fıkhi delillere göre sihirbazlık dünya ve ahiret yaşantıları açısında insanın faydasına değildir.
  • Ağzı temizleyen maddelerin içinde genellikle az miktarda alkol bulunur. Bunun hükmü nedir?
    6987 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/06/12
    Sarhoş edici[1] sıvılardan olup olmadığı belli olmayan alkoller temiz hükmündedirler. Onların karıştırıldığı sıvıların alınıp satılması ve kullanılmasının herhangi bir sakıncası yoktur.[2]
  • Hz. Fatıma Zehra (a.s) nerede toprağa verildi?
    49013 تاريخ بزرگان 2011/10/23
    Fatıma Zehra (a.s), İslam Peygamberinin (s.a.a) elçiliğe seçilmesinden sonra[1] ve hicretten sekiz yıl önce (peygamberliğin beşinci yılında) Mekke’de doğmuş[2] ve dokuz yaşındayken İmam Ali (a.s) ile evlenmiştir.[3] Peygamberden (s.a.a) sonra Hz. Fatıma’ya (a.s) zulüm ...
  • Babam şehid olmuştur ve ben o dönemde ergin değildim ve onun ne kadar namaz kazası olduğunu bilmiyorum. Yükümlülüğüm nedir?
    6071 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Büyük taklit mercilerinin görüşüne göre, eğer babanın kazası varsa, onun vefat etmesinden sonra en büyük oğlunun kaza namazlarını yerine getirmesi farzdır. Babanın vefat ettiği zamanda oğlun ergin olup olmaması bir şeyi değiştirmez.[1] Eğer oğul kaza namazlarının sayısını bilmiyorsa, kesin ...
  • Acaba İslam Peygamberi şehit mı oldu?
    19193 تاريخ بزرگان 2011/09/28
    Şia ve Ehlisünnet’in Rivayi ve tarihsel kaynaklarında Peygamber’in (s.a.a.), zehirlendiğinden dolayı şehit olduğunu teyit eden birçok delil var olmakta. Ama şu noktaya da dikkat etmek gerekir ki eğer şehitliği kuranın tarif ettiği; yani Allah ve Allah resulü yolunda öldürülmek şekilinde tarif edersek açıktır ...
  • Lütfen Şia tefekkürünün temlini ve özelliklerini açıklayınız.
    10983 Eski Kelam İlmi 2008/05/14
    Şia tefekkürünün temeli ve Şia ilimlerinin hepsi Kuran’ı Kerim’den alınmıştır.Kuran’ı Kerim’in ayetlerinden anlaşılan anlamı ve Resulü Ekrem’in söz ve davranışlarını ve hatta takrirleri (bir davranış karşısında onu onaylarcasına susmasını) hüccet bilir ve yine masum İmamların (a.s) ...
  • Neden zamanın imamının (a.c) esenliği için dua ediyoruz?
    6195 Eski Kelam İlmi 2011/03/02
    Zamanın imamının (a.c) esenliği için dua etmek şerî buyruklardandır ve her ne kadar nedenini bilmesek de hikmet taşımaktadır. Aşağıdaki hususlar bu hikmetlerin bazı örnekleri olarak zikredilebilir: 1. O değerli şahsın varlığı için yapılan dua, onun esenliği için bir etkendir. Netice itibariyle her ...

En Çok Okunanlar