Gelişmiş Arama
Ziyaret
8989
Güncellenme Tarihi: 2009/10/04
Soru Özeti
Şii fakihleri arasında doğu kızıllığının gitmesine riayet etmenin gerekliliğine muhalefet edenlerin delilleri nelerdir?
Soru
Şii fakihleri arasında doğu kızıllığının gitmesine riayet etmenin gerekliliğine muhalefet edenlerin delilleri nelerdir?
Kısa Cevap

Doğu kızıllığı gökte görünen kırmızı ışığa denir. Fıkıhta iki doğu kızıllığından bahsedilmiştir:

1. Güneşin batması esnasında görünen doğu kızıllığı.

2. Güneşin doğuşu esnasında görünen doğu kızıllığı.

Akşam namazı vaktinin belirlenmesinde doğu kızıllığının gitmesi konusu rivayetlerde zikredilmiştir. Doğu kızıllığının gitmesinden maksat, batıda güneşin hissi olarak batmasından sonra, doğu tarafında güneşin batmasını ve rivayetlerin ıstılahıyla güneşin gizlenmesini gösteren bir kızıllığın meydana gelmesidir. Bu kızıllık ilk önce görünüşte insanın başının üzerine ulaşır ve ardından da tüm doğuda kaybolur. Bir grup fakih akşam vaktinin tahakkuk etmesinde güneşin gizlenmesini yeterli görmektedir ve bir başka grup ise bu kızıllığının insanın başı üzerine ulaşmasını güneşin gizlenmesinin şartı bilmektedir. Ancak sonuçta bir başka grup ise (elbette bunlar çok azdır ve muhtemelen daha fazla ihtiyat etmek için böyle bir görüş ileri sürmüşlerdir), şer’i güneş batımının tahakkuk etmesinde tüm doğuda doğu kızıllığının tamamıyla yok olmasını gerekli görmektedir.

Ayrıntılı Cevap

Doğu kızıllığı, gökte görülen kırmızı ışığa denir. Doğu kızıllığı fıkhi bir ıstılah olup doğu yönündeki kırmızılığın yok olması manasına gelir. Güneş battığı ve kaybolduğu sırada güneşin batışı mukabilinde (doğu yönünde) bir kırmızılık ortaya çıkar. Güneş batı yönündeki ufukta aşağı düştüğü vakit doğu yönündeki kızıllık yükselmeye eğilim kaydeder. Güneş her ne kadar aşağıya düşerse doğu yönündeki kırmızılık yukarıya çıkar ve neticede insanın başı üzerine ulaşır. Elbette bu kırmızılık sabah vaktinde de doğu tarafında meydana gelir ve buna da doğu kızıllığı denir. Ancak rivayetlerde sabah namazını belirleme hakkında doğu kızıllığının oluşması veya gitmesi hakkında böyle bir tabir kullanılmadığından[1] biz sadece akşam vaktindeki doğu kızıllığının gitmesi konusu hakkında tartışacağız. Güneşin kaybolması gerçek bir husustur ve her gün meydana gelmektedir. Güneşin kaybolmasından maksat onun gökte görülmeyeceği zamandır. Tüm İslam âlimleri akşam namazı vaktinin güneşin gerçekte battığı zamanda olduğu hususunda hemfikirdir.[2] Ama tartışılan husus, güneşin ufukta nasıl battığı meselesidir. Güneşin salt ufukta görünmemesi yeterli midir? Buna ek olarak gökte oluşmuş kırmızı ışığın göğün doğu tarafında kalmaması da gerekli midir? Bu hususta fakihler arasında üç görüş vardır:

1. Salt güneşin kaybolması güneşin batmasının ve ilk akşam namazı vaktinin alametidir.[3] Yani güneş batar batmaz ve ufukta hissi olarak kaybolur kaybolmaz (bulut veya toz gibi engeller ortada olmamalıdır) akşam meydana gelir. Bu görüş esasınca akşam namazı vaktinin gerçekleşmesi için ufukta hissi olarak güneşin kaybolması yeterlidir ve doğu kızıllığının bulunup bulunmaması önemli değildir.

Bu görüş bazı Şii fakihlerinin açısından zayıf[4] ve Ehlisünnet mezhebinin görüşüyle bağdaşan bir görüş sayılmıştır.[5]

2. Kızıllığın insanın başı üzerine ulaşması akşam vaktinin gelmesine alamettir. Bu görüş esasınca akşam namazının ilk vakti, güneşin kaybolmasına ek olarak doğu kızıllığının insan başı üzerine (göğün ortasına) ulaştığı zamandır.

3. Kızıllığın tüm doğudan (batı karşısında) kaybolması akşamın alametidir. Bu görüş esasınca doğu kızıllığının insan başının üzerine ulaşması yeterli değildir ve kızıllık her ne kadar batı tarafında kalsa da tüm doğu yönünde kaybolmalıdır. Bu görüş Şeyh Mufit’in “Maknaa” kitabında belirtilmiş ve ona isnat edilmiştir. Şeyh Mufit’ten sonra Şeyh Tusi’ye de isnat edilmiştir.[6] Bu hususta değişik görüşlerin bulunmasının nedeni, konuyla ilgili değişik rivayetlerin bulunması ve onlardan değişik şekillerde istifade edilmesidir. Vaktin gelmesi için sadece güneşin kaybolmasını yeterli bilen ve doğu kızıllığının gitmesini önemsemeyen kimseler, delillerinin akşam namazı ve iftar vaktini güneşin kaybolmasıyla açıklayan rivayetler olduğunu söylemişlerdir. Bu rivayetler şunlardır:

1.  Zürare’nin sahihi (veya hasene): İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmaktadır: Akşam vakti güneşin kaybolduğu zamandır.[7]

2. ): İmam Bakır (a.s) başka bir sahihte de şöyle buyuruyor: Her ne zaman güneş kaybolursa, akşam ve yatsı vakti gelmiş olur.[8]

3. İsmail b. el- Fazl el- Haşimi İmam Sadık’tan (a.s) şöyle nakletmektedir: Aziz Peygamber (s.a.a) güneş kaybolduğunda namaz kılardı.[9]

4. İsmail b. Cabir: Cabir: Ben Ebu Abdullah’tan (a.s) akşam namazı vaktini sordum ve o güneşin batmasıyla şafağın kaybolması arasındaki vakittir, diye buyurdu.[10]

5. Sıffan b. Mehran Cemal’in sahihi: İmam Sadık (a.s) ona verdiği cevapta şöyle buyurmuştur: Her ne zaman güneş kaybolursa, akşam namazını kıl…[11]

Bunlar bu konuda bulunan rivayetlerin bir bölümüdür. Bu konuda yer alan diğer rivayetleri öğrenmek için “et- Tenkih Fi Şerhi’l Urvetü’l Vuska” adlı değerli kitaba müracaat ediniz.[12]

Doğu kızıllığının gitmesini şart bilen kimseler ise aşağıdaki delilleri öne sürmüşlerdir:

1. Bu görüş diğer görüşe (güneşin kaybolmasının yeterli olması) nazaran daha meşhurdur ve fakihlerin çoğu bu görüşü kabul etmektedir.

2. Doğu kızıllığının gitmesine riayet etmeyi farz bilen rivayetler.

3. Doğu kızıllığının gitmesine riayet etmek ve doğu kızıllığının gitmesine ve onun baş üzerine ulaşmasına riayet etmek ihtiyatla uyuşur. Rivayetler tüm doğu yönünde doğu kızıllığının ortadan kaybolmasına riayet etmeyi artı bir ihtiyat bilmektedir.[13]

Elbette bu deliller doğu kızıllığının gitmesini gerekli görmeyen kimseler tarafından eleştirilmiştir. Doğu kızıllığının gitmesine riayet etmenin gerekliliğine inanan kişilerin en önemli delilleri, sayılı mevcut rivayetler ve bu görüşün ihtiyata daha yakın oluşudur. Rivayetleri eleştirme konusunda sınırlı bir açıklama yapıyoruz:  En meşhur görüşün rivayetleri (yani doğu kızıllığının gitmesine riayet etmenin gerekliliğini bildiren rivayetler) güneşin batmasının yeterli olduğunu ileri süren kimselerce zayıf sayılmakta ve delaletleri de zayıf kabul edilmektedir.[14] Onlar şöyle demektedir: Doğu kızıllığının gitmesine riayet etmek müstehaptır, gerekli ve farz değildir. Bu görüşün ihtiyata daha yakın olduğu hususu da güneşin batmasının yeterli olduğunu söyleyen kimseler tarafından eleştirilmiştir. Onlar şöyle demektedir: Kur’an şöyle buyurmaktadır: Güneşin zevalinden (öğle vaktinde Batı’ya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.[15] Ayetin Arapçasında geçen “gasek” kelimesi gece yarısı anlamındadır, o halde bu iki vaktin arasında kalan tüm zamanda (öğleden gece yarısına kadar) farzlardan biri yerine getirilebilir. Öte taraftan elde mevcut olan bir takım muteber rivayetler şöyle buyurmaktadır:  “Öğle ve ikindi namazı vakti akşam namazından önceye kadardır.”[16] O halde kesinlikle doğu kızıllığının gitmesinden önce güneş kaybolmuştur, hal böyleyken güneşin batmasından güneş kızıllığının gitmesine dek arada bulunan süre zarfında öğle ve ikindi namazı kılınamaz. Bu, ayetin manasının tersinedir. O halde içinde ihtiyatın bulunduğu iddia edilen şey gerçekte ihtiyata aykırıdır; zira bu öğle ve ikindi namazlarının güneşin batmasına ve doğu kızıllığının gitmesinden öncesine kadar geciktirilmesini gerektirir. Bu, doğu kızıllığının gitmesine riayet etmenin gerekliliğine muhalefet eden kimselerin bazı delilleridir. Elbette bu delillerin zikredilmesi, onların kabul edildiği manasına gelmez ve onların eleştirisi kendi yerinde belirtilmiştir.

 


[1] Bazı fakihler sabah namazının faziletinin sonu olarak doğu kızıllığının çıkmasını dile getirmişlerdir, lakin böyle bir tabir rivayetlerde yer almamaktadır. Hoyi, Ebu’l Kasım, Movsuatu’l İmamu’l Hoyi, c. 11, s. 160, Movsuat’u İhya’u Asaru’l İmamu’l Hoyi, Bita.

[2] Necefi, Muhammed Hasan, Cevahiri’l Kelam fi Şerhi Şerayii’l İslam, c: 7, s: 106, Daru İhyau’t Turasu’l Arabi, Beyrut.

[3] Bu görüş Cevahiru’l-Kelam kitabında Şeyh Saduk ve el-İlel kitabında da Seyid Mürteza ve son dönem âlimlerinden Medarik yazarı ve Kaşani’ye isnat edilmiştir. Cevahiru’l Kelam, c: 7, s: 106.

[4] Elbette bu görüş birçok Şii alimine isnat edilmiştir. Bkz: Hoyi, Ebu’l-Kasım, et-Tenkih Fi Şerhi’l-Urvetu’l-Vuska, c. 6, s. 239. Nitekim et-Tenkih yazarı bu görüşü benimsemiştir.  

Hu’i, Ebu’l Kasım, Et- Tenkih fi şerhi’l Urvetu’l Vuska, c: 6, s: 239.

[5] El- Ceziri, Abdu’r Rahman, El- Fıkıh ala Mezahibi’l Erbea, c: 1, s: 107, El- Mektebetu’l Asriyye, Beyrut, 1426.

[6] Şefeti, Seyid Muhammed Bakır, Tuhfetu’l Ebrar El- Meletteagat min Asari Eimmeti’l Ethar, c: 1, s: 157, İntişaratı kitaphanei mescidi seyyid, İsfahan, 1409; Bir grup bu görüşü ilim ve fetva açısından meşhur bilmiştir. Cevahiru’l Kelam, c: 7, s: 109.

[7] Kuleyni, Muhammed bin Yakup, Kâfi, c: 3, s: 279, hadis 5, Daru’l Kutubu’l İslamiye, Tahran, 1365.

[8] Hürr’ü Amuli, Muhammed bin el- Hasan, Vesailü’ş Şia, c: 4, s: 183, A’lu’l Beyt, Kum, 1409.

[9] Vesailu’ş Şia, c: 4, s: 182.

[10] Vesailu’ş Şia, c: 4, s: 182.

[11] Vesailu’ş Şia, c: 4, s: 193.

[12] Hu’i, Ebu’l Kasım, Et- Tenkih fi şerhi’l Urvetu’l Vuska, c: 6, s: 239 – 270.

[13] Cevahiru’l Kelam, c: 7, s: 121. Aynı şekilde Vesailü’ş-Şia yazarı, doğu kızıllığına riayet etmeyi gerekli gören rivayetleri tercih etmek için bir takım hususları dile getirmiştir. İhtiyata yakın olması bu kabildendir. Hadisleri bir araya toplayarak şu neticeye ulaşmaktayız: Bu, mücmelin açıklayıcıya veya mutlak olanın mukayyet olana yüklenmesidir. Güneşin kaybolmasını yeterli gören hadisler, Ehlisünnetin görüşüyle uyuşmaktadır. Doğu kızıllığının gitmesine riayet etmek ise âlimlerimiz arasında fetva açısından meşhurdur.

, Vesailu’ş Şia, c: 4, s: 177 ve 178.

[14] Et- Tenkih fi şerhi’l Urvetu’l Vuska, c: 6, s: 262. Bu rivayetlerin eleştirisini bu kitabın 240 ila 261. sayfalar arasında bulabilirsiniz.  

[15] İsra Suresi, 78. ayet.

[16] Et- Tenkih fi şerhi’l Urvetu’l Vuska, c: 6, s: 264.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Namaz kılmayan kimseler kesinlikle cehenneme mi gidecektir? Hatta onlar birçok iyi iş yapsalar da cehenneme gidecekler midir?!
    56369 Eski Kelam İlmi 2012/05/03
    Dini öğretilerimiz esasınca namaz, dinsel ameller arasında ilk ibadetsel fiildir. Eğer insanın namazı kabul edilirse, diğer ibadetsel amelleri de kabul edilir! Öte taraftan Kur’an ayetlerinin açıkça belirtmesiyle her kim zerre miktarınca iyi amel işlerse onun karşılığını alacaktır. Bu ayetler uyarınca, ölçme terazisinde hayrın miktarı fazla olacak olursa, ...
  • İmam Humeyni, İmam Hüseyin’e (a.s) ağlamanın, yas tutmanın ve Hüseyni meclisler tertiplemenin on dört asır öncesinden günümüze kadar dinin bekasına sebep olduğuna görüşünde miydi? Ve bunu neye dayanarak söylemekteydi?
    11385 Eski Kelam İlmi 2012/01/05
    İmam Humeyni (r.a) defalarca İmam Hüseyin’in (a.s) İslamı korumak için yaptığı fedakarlığın önemini dile getirmiş, adının ve hatırasının meclislerle, matemlerle vb. şekillerde yaşatılmasının Onun (a.s) yolunun sürdürülmesinde ve sapmalarla mücadele etmekte etkili olduğunu vurgulamıştır. Örneğin bir konuşmasında şöyle buyuruyordu: ‘Bu aşura toplantısının ve alemdeki şehidlerin en büyüğüne matem düzenlenmesinin o ...
  • Nusayrilerin temel inançları nedir? Onların İmamiye Şiası hakkında görüşleri nedir? Şia'nın bu mektep hakkındaki görüşü nedir?
    28026 Eski Kelam İlmi 2010/09/12
    Bugün Suriye ve diğer bazı Müslüman ülkelerde yaşamakta olan Müslüman fırkalardan biri Nusayriye fırkasıdır. Bunlara "Aleviler" de denir. İran'da "Alevilik" hakkında bağımsız bir araştırma yapılmış değildir. Genelde milel ve nihal yazarlarının görüşleri bu hususta kaynak alınır. Ancak bize göre genelde "Aleviler" on iki imam Şiasıdırlar ve Şia'nın inanç temelleri ...
  • Pazar ortamını oluşturanların işi (komisyonculuk) helal midir?
    10113 Emlak Ve Pazarlama 2012/03/14
    Hazreti ayatullah’el uzma Safi Gupayganinin (Allah yüce gölgesini devam ettirsin) defteri: Dolaysız bir şekilde simsarlık yapana yani müstakim bir şekilde alıcıyı (müşteriyi) tanıtan kimseye “cuale” ismi altında para vermenin her hangi bir işkalı yoktur. Ama eğer bu tür şirketler “guld kuvist” şirketler gibi heremsel şeklinde ...
  • Erkek altın saat kullanabilir mi?
    33057 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/11/27
    Boyna altın zincir asmak, altın yüzük takmak ve ele altın kaplama saat takmak gibi altınla süslenmek[1] erkeğe haramdır ve bunlarla namaz kılmak da namazı bozar.[2] Elbette altın saat ve altın zincir sadece ...
  • arapça dilinin en kamil dil olduğuna dair delil var mıdır?
    8455 Kur’anî İlimler 2011/03/01
    Arapça dilinin kuran dili olarak seçilmesi elbette ki bu dilin değerli ve şerefli olmasına neden olamuştur. Ancak arapça dilinin kamilliği kuranın kamil olduğ için değildir. Lügat ve kavramdaki genişliği, dilsel sisteminin mühkemliği, türlü tabirlere haiz olması, irabı (kelimenin cümledeki farklı konumlarını belirtilmesi içun son harfının üzerindeki ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    129869 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yaratmada tevhidin manası nedir?
    8010 Eski Kelam İlmi 2012/04/15
    Varlık âleminin yüce Allah dışında hiçbir yaratıcısının olmamasına yaratmada tevhit denir. Mümkün varlıklar, onların eserleri, fiilleri ve hatta insan ve onun tüm icat ve keşifleri hiçbir tartışmaya yer bırakmaksızın Allah’ın yaratıklarıdır. Varlık âleminde bulunan her şey O’nun mahlûkudur. Ama bazıları vasıtasız bir şekilde ve bazıları ise vasıtayladır. ...
  • İslam’ın Tebliğ Yöntemi Nasıldı?
    12879 Masumların Siresi 2011/08/17
    Tebliğ mesaj iletmek anlamındadır. Tüm ilahî peygamberlerin ve özellikle de yüce İslam Peygamberinin misyonu insanları karanlıklardan nura yöneltmek olduğundan, İslam’da tebliğ Allah’ın mesajını kullarına ulaştıran bir vesile olarak çok önemlidir. İslam’da tebliğ yöntemleri sözlü, yazılı ve amelî olarak üç kısma ayrılabilir. Bu her üç kısmın da değişik türleri vardır. ...
  • Nefis, ruh, can, akıl, zihin ve fıtrat arasında nasıl bir ilişki vardır?
    17499 İslam Felsefesi 2010/04/07
    Bazen bu kelimelerden maksat bir şeydir. Hepsi de aynı gerçeğe yani insanın varlığına ve hakikatine işarettir. Bazen de onlardan değişik manalar irade edilir ve her biri nefsin mertebe ve makamlarından birine işaret sayılır. ...

En Çok Okunanlar