Gelişmiş Arama
Ziyaret
8101
Güncellenme Tarihi: 2010/02/06
Soru Özeti
Allah bir işi yapamayacak kadar güçsüz müdür ve bir başkasının O’nun işini yapması gerekir mi?
Soru
Allah bir işi yapamayacak derecede güçsüz müdür ve bir başkasının O’nun işini yapması gerekir mi?
Kısa Cevap

Bu soruda dile getirilen iddia ve varsayım şudur: Her nerede Allah’ın zatı bir işi yapmaya güç yetirebiliyorsa O’nun kendisi bu işi yapar ve eğer buna güç yetiremezse sebeplerden istifade eder. Allah’ın her işe güç yetirebildiğini bildiğimizden dolayı O’nun fillinin nedenler kanalıyla gerçekleşmesi muhaldir ve her kim bir işin nedenler kanalıyla gerçekleştiğini iddia edecek olursa, onun iddiası geçersizdir. Çünkü böyle bir insan Allah’ı aciz bilir.

Bu tür bir akıl yürütme doğru değildir ve burada kullanılan safsata çok açıktır; çünkü kendi vicdanımızla evrendeki birçok hususun başka hususlar için neden olduğunu, bununla birlikte kendilerinin de bir başka nedene ihtiyaç duyduklarını ve bağımsız bir varlıklarının olmadığını biliyoruz. Bu vicdani esası inkâr etmek safsata manasına gelir ve hiç kimse günlük hayatında bu kaideyi inkâr etmemektedir. Allah’ın evrendeki işleri bazı nedenler kanalıyla yapması, O’nun bu işleri yapmada güçsüz olduğuna hiçbir şekilde delalet etmez! Çünkü nedenler ve nedenlerle ilintili olan her şey kendiliklerinden var değildirler, onların tüm varlığı yüce Allah’ın zatına bağımlıdır. Bundan dolayı ister dünyevi ve ister gaybi işler alanında olsun, ilahi fiiller özel nedenler kanalıyla gerçekleşir. Bu Allah’ın hikmetindendir ve O’nun zatında bir eksikliğin bulunduğuna delalet etmez. Tabii hususlarda insanın ihtiyaçları nedenler silsilesi kanalıyla gerçekleştiği ve bu nedenlerin nedensellikte hiçbir bağımsızlıkları olmadığı gibi, manevi hususlarda da bu kaide pekâlâ kabul edilebilir. Birçok ilahi fiilin Allah’ın izniyle yönetici melekler tarafından yapıldığını ve bu konunun Allah’ın kudretiyle hiçbir şekilde çelişmediğini bilmekteyiz. Eğer evrende itibari (nedensellikte bağımsız olmamak) olarak bile hiçbir nedenin gerçekleşmemesi öngörülseydi, esasen Allah dışında hiçbir varlığın var olması mümkün olmazdı. Çünkü O’nun dışında var olan her şey etkisizdir ve O’nun dışında eğer bir şey varsa bu arazi ve itibaridir. Nedenlerin varlığı da bu türdendir.

Ayrıntılı Cevap

Gök, yeryüzü ve bunların içinde bulunan her şey yüce Allah’ın kudretinin yansımalarıdır ve Allah her işi yapmaya kadirdir. Ama bu sonsuz kudret, ilahi fiilin nedenler kanalı olmaksızın gerçekleştiği anlamına gelmez. Allah, evreni hikmet esasınca yaratmış ve tüm gaybi, zahiri, tekvini ve dünyevi fiilleri nedenler aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Bu evrende birçok işi yapmakla görevli olan melekler buna bir örnek teşkil eder. Aynı şekilde maddi dünyada da her işin doğal nedenleri vardır; örneğin bir şahıs acıkırsa yiyeceğe ihtiyaç duyar. Her ne kadar tüm işler Allah’a dönse de ve her türlü kudret ve güç onun elinde olsa da[1] tabii hayatta su ve yiyecek hayatın sürdürülmesinin aracıdır. Bu, Allah’ın işleri vasıtasız yapmaktan aciz oluşu anlamına gelmez. Bunun manası, insanın maddi ihtiyaçlarının maddi neden ve sebepler ile karşılandığıdır. Bu nedenlerden istifade etmek şirk ve tevhidi inkâr etmek manasına gelmez. Elbette bu sebepleri etki etmede bağımsız bilirsek iş değişir. Bu anlam hidayete erdirme ve manevi feyizleri ulaştırma gibi maddi olmayan konularda da geçerlidir. Bundan dolayı nedensellik kaidesi ve evrendeki her işin kendine özel sebepler ile gerçekleşmesi, kanıtlamaya ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. Bununla birlikte İslam inançları ve Ehlibeyt mektebinde, işleri doğal sebeplere bağlama inancının yanlış bir konu olduğunu ve evrendeki her nedenin salt Allah’ın iradesinin gerçekleşmesi için bir kanal olduğunu bilmekteyiz. İnsanın iradi fiilleri bile Allah’ın iradesinin boylamındadır. Hiç kimse kendi amellerinden Allah’ın kudretinin dışında iş göremez ve gerçekte Allah dışında hiçbir etki eden yoktur. Her kim her mertebede böyle bir görüşe inanırsa, İslami inançlara göre müşrik sayılır. Bu nedenle Allah’ın fiillerinin tümü nedenler kanalıyla gerçekleşir ve bununla birlikte bu nedenler nedensellikte bağımsız olmayıp ilahi irade ve kudretin etkisi altındadırlar. Bu tümel kaidede ateşin yakmadaki etkisi gibi maddi nedenler ile evreni idare etmedeki meleklerin nedensellikleri gibi gaybi nedenler arasında, aynı şekilde insanın ihtiyari fiilleri ile onun ihtiyarı dışında gerçekleşen hadiseler arasında bir far bulunmaz. Kamil tevhitten maksat nedensellik ve ihtiyar kaidesinin iptal edilmesi değil, bu akidedir. Şia mezhebi veya diğer İslam mezhepleri çerçevesinde tevessüle veya imam ve kâmil insanın vasıta olmasına inanmak hakkında ise başlangıçta hatırlatılması gereken çok önemli ve bu meseleye bakmada temel alınması gereken konu şudur: İmam, kılavuza ve aracıya ihtiyaç duymak, bu ihtiyacın bilincinde olmayı gerekli kılar. İnsanların kendi fıtratları esasınca, sürekli insaniyetin yetkinlik makamı ve ilahi hilafete ermiş kâmil bir insanı aradıklarını ve onun varlık aynasıyla veya ona aşk duyarak ve tevessül ederek kendilerinin gerçekte kaybolmuş hakikatini bulmaya çalıştıklarını biliyoruz. Bu kâmil insan Şiilik mezhebinde imam olarak adlandırılan kimsedir. Kur’an şöyle buyuruyor: Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz.[2] Bu ayet gerçekte ihtiyaç ve doğruluk gereğince Allah’ı isteyen inananlara kılavuzluk etme hedefini gütmektedir. Elbette bu iş Kur’an’ın tavsiyesiyle, kendi nedenleri aracılığıyla çok kolaydır. Sonraki konu ise şudur: Hz Peygamberi (s.a.a) veya bir imama tevessül etmek ve onları aracı kılmak, hiçbir şekilde onlar için bağımsızlık iddiasında bulunmak anlamına gelmez. Nitekim evrendeki hiçbir neden Allah’tan bağımsız olarak göz önünde bulundurulamaz. Böyle bir düşünce yüce Allah’a şirk koşmaktır. Ama genel olarak Kur’an’ın tabiri ile iman makamına ermemiş[3] ve gerçek muvahhit olmamış birçok Müslüman’ın maddi nedenlere dayanma konusunda Allah’a şirk koşmaları muhtemeldir. Aynı şekilde bahsimizin asıl konusu olan salih ameller, kılavuzdan istifade etmek, peygamber ve Allah’ın velilerine tevessül edip onlara aşk duymak gibi manevi nedenler konusunda da şöyle söylemek gerekir:  Eğer bu hususlar sebep sıfatıyla göz önünde bulundurulacak olursa, sadece tevhit ve Allah’a aşk duymadaki ihlâs oranınca bizi manevi hedefe ulaştıracaktır. Bundan dolayı İslam’da tevhit esası zedelenmez bir esastır. Lakin buradaki nokta şudur: Bu manevi halis neden ve ameller bizi tevhidin hakikatine aşina kılar. Salt teorik açıdan tevhit iddiasında bulunmamız ve pratikte gönlümüzün istediği hususlarda aracılara tevessül etmemiz, onları nedensellikte bağımsız bilmemiz ve bazı konularda tartışılması ve incelenmesi gereken deliler ile imam, nebi ve veliye tevessül etmek Allah’ın kudreti ve tevhit ile çelişir diye itirazda bulunmamız doğru olmaz. Kamil insan ameli açıdan tevhidin rüknü sayılır; çünkü o tümüyle varlığında fani olmuş ve muvahhit olmanın numunesi haline gelmiştir. Gerçekten de tevhit iddiası ameli olarak ve ilahi mizanda ölçülecek olursa kâmil insandan başka kimse buna layık görülmez ve Müslüman bir fert tüm şeylerden bağını kesip fani olmadıkça müşrik sayılır ve Allah’ı istemede yetersiz sayılır. Bu nedenle tevhit iddiasında bulunmak ve onun hakkında tartışmak ayrı bir konu, onun insanda gerçekleşmesi ise bambaşka bir konudur. Kur’an bu hususta şöyle buyurur: Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar.[4]

Bu hususta daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki yanıtlara başvurabilirsiniz:

Vasıtasız bir şekilde Allah’a tevessül etmek ve O’nunla irtibat kurmak, 542 (Site: 590).

Allah’a yakınlaşmada vasıtaların rolü, 6940 (Site: tr7040).

Ehlibeyt’e tevessülün felsefesi, 1321 (Site: 1316).

 

 


[1] "لاحول ولا قوّة الا بالله".

[2] Maide Suresi, 35. ayet.

[3] Hucurat Suresi, 14. Ayet: "قالَتِ الْأَعْرابُ آمَنَّا قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَ لكِنْ قُولُوا أَسْلَمْنا وَ لَمَّا يَدْخُلِ الْإيمانُ في‏ قُلُوبِكُم‏"

[4] Yusuf Suresi, 106. ayet.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar