Gelişmiş Arama
Ziyaret
9769
Güncellenme Tarihi: 2008/04/09
Soru Özeti
İslam dininde aklın işlevlilik sınırı ne kadardır ve nerelerde ve nereye kadar ondan istifade edilebilir?
Soru
İslam dininde aklın işlevlilik sınırı ne kadardır ve nerelerde ve nereye kadar ondan istifade edilebilir?
Kısa Cevap

Akıl, Allah’ın insan vücudunda karar kıldığı, en değerli bir güçtür ve onun kısım ve dereceleri vardır.

Teorik akıl; onun görevi olayları derk etmek, tanımak ve o olaylar hakkında hüküm vermektir.

Pratik akıl; insan davranışlarını kontrol eden güçtür, diğer bir deyişle onun işi olması gereken ve olmaması gereken şeyleri derk etmektir ve aslında Pratik akıl, yaşantı ilimlerinin temelidir. Pratik akıldaki hüküm, “Bu işi yapsam mı, yapmasam mı?” şeklindedir.

Akıl yaratılmış olan varlıklardan bir varlık olduğu ve her varlık da sınırlı bir yapıya sahip olduğu için, onun işlev alanının da sınırlı olması kaçınılmazdır. Yani aklın, faaliyet ve işlevlilik alanının sınırı mahlûkların dairesi içersindedir ve Allah’ı sınırlı ölçüde tanıma gücü vardır. Ama O’nun sınırsız olan zatı ve künhüne(hakikatine) ulaşamaz.

Akıl, tekvini ve teşrii kanunlar alnında faaliyet göstererek onları anlayabilir. Ama her iki alanda da vahye muhtaç olmaması düşünülemez. Mead’ın(geri dönüş) ince ayrıntıları ve hükümlerin illeti gibi konuları anlamaktan acizdir ve bu yüzden de şeriatın kılavuzluğuna ihtiyacı vardır.

Ayrıntılı Cevap

Akıl kelimesi ve ondan türeyen kelimelerin sözlük anlamı, anlamak, idrak etmek ve ayakkabı bağı anlamındadır.[1]

Kuran-ı Kerim’de anlamak ve idrak manasında gelmiştir.[2] Rivayetlerde, ise teşhis ve derk eden, insanı iyiliğe ve salaha yönlendiren ve fesat ve şerden uzak tutan bir güç anlamlarının ifade eder.[3]

Akıl, terim anlamı olarak; insanların gerçekleşen olayları onun vesilesiyle derk ettikleri bileşiksiz bir cevherdir. Buna göre akıl, gerçekleşen olayları derk etme gücüdür. Bu hakikatleri derk etmeye ilave olarak, akıl insanın ruhunu kontrol ederek ona yücelik vermektedir.[4]

Aklın çeşitli kısım ve dereceleri vardır.

Teorik akıl; İnsanın vesilesiyle, tabiata, matematiğe, mantığa, ilahiyata ve genel olarak teorik hikmetle ilgili olan, var olan ve olmayanları derk ettiği bir güçtür.

Pratik akıl; İman, karar alma, azim ve iradenin konu olduğu, yani amelin başladığı yerlerdedir.

Normal akıl; bütün çaba ve uğraşısı zahirdeki hayatı korumak olan akıldır. İnsanların çoğunluğu bu şekilde derk eden ve faal olan bir güce akıl demektedirler.[5]

Başka bir deyişle, teorik aklın işi olayları derk etmek, tanımak ve o olaylar hakkında hüküm vermektir.[6]

Pratik akıl insan davranışlarını kontrol eden güçtür[7], diğer bir deyişle onun işi olması gereken ve olmaması gereken şeyleri derk etmektir ve aslında pratik akıl, sosyal bilimlerinin temelidir. Pratik akıldaki hüküm, “Bu işi yapılsın, yapılmasın” şeklindedir.[8]

Pratik akıl, İmam Cafer Sadık(a.s.)’ın tabirine göre, insanın Allah’a kulluğunu ve cenneti kazanmayı sağlayan sermayesidir.[9]

İslam okulunda, aklın yüce ve değerli bir yeri vardır. Allame Tabatabai, El-Mizan tefsirinde şöyle yazmaktadır: Akıl, insan vücudundaki en şerefli güçtür.[10] Allah-u Teala, Kuran-ı Kerim’de üç yüzden fazla yerde, insanları bu Allah vergisi güçten istifade etmeye davet etmektedir.[11] Allame Tabatabai’ye göre, İslam dininde akletmek ve düşünmenin yeri o kadar yücedir ki Allah-u Teala, hiçbir ayette kullarını anlamamaya veya körü körüne bir işi yapmaya çağırmamıştır.[12]

 

Aklın işlevi ve faaliyet alanı:

Akli ve nakli delillere göre, aklın işlevi ve faaliyet alanı âlemdeki mahlûklar ve varlıklar çerçevesindedir. Şeriat hükümlerini ve Allah’ı tanıması çok sınırlıdır; yani insan aklı Allah’ın zatını tanımaya ve derk etmeye kadir değildir. Çünkü bütün mahlûklar, yaratılmış ve oluşturulmuş olmalarından dolayı sınırsız ve sonsuz olamazlar. İnsan aklı da Allah’ın yarattığı bir şey olduğu için sınırlıdır ve sınırsız ve sonsuz olan bir varlığı tanıyamaz.

İnsan aklı, âlemi, ondaki varlıkları ve ona hâkim olan kuralları tanıyabilir ve hüküm verebilir.

Hükümlerin anlaşılması hususunda da ona dayanmaktadırlar. Fıkıh ilminde akıl, Kuran ve sünnetin yanında delil olarak kullanılmaktadır. Usul ilminde de aynı şekilde Hüsn ve Kubh-u Akli (aklın derk ettiği iyi ve kötü şeyler) babında kullanılmaktadır ve akıl, Allah’ın emir ve yasaklarına uymanın gerekliliğine hükmetmektedir.[13]

Tabiî ki İslam dininde, inançlar ve hükümler alanında da akıl ötesi bazı hükümler ve konular vardır ve akıl bu konuları reddetmemekle birlikte onların aslını (örneğin, hükümlerin felsefesini ve Mead’ın (Kiyamet’in) ince ayrıntıları gibi konuları anlayamaz.

Allame Tabatabai, Fransız Hanri Karbon’un: “Eğer akıl ile Kuran, sünnet ve şeriat arasında ihtilaf olursa ne yaparsınız?” diye sorusunun cevabında şöyle diyor: “Kur’an açıkça aklın görüşünü onayladığı ve tasdik ettiği için, hiçbir zaman onların arasında ihtilaf oluşmaz.”[14]

Buna ilave olarak, Nehcü’l-Belage’deki Hz. Ali’nin (a.s.) peygamberlerin risaleti hakkındaki sözlerinden, akıl ve Kur’an’ın çelişmesinin imkansız olduğuve bunların uyumlu bir şekilde birbirlerini onayladıkları anlaşılmaktadır. Hz. Ali (a.s) şöyle demiştir: “Ve akıl hazinelerini onlar için ortaya çıkarttı”[15]

Hz. Ali (a.s.) bu açıklamasında, peygamberlerin gönderiliş felsefesinin, insanların uyuşmuş akıllarını uyandırmaları olduğunu açıklamıştır.

İnsanın akıl ve fıtratı, bütün hakikat ve gerçeklerin bulunduğu bir depo gibidir. Peygamberlerin söyledikleri her şey akıl ve mantığa uygundur. Usul ve Fıkıh ilminde Mulazime (gereklilik) kaidesi vardır: “Aklın hükmettiği her şeye şeriat ta hükmeder.”[16] Bunun tersi de doğrudur; yani “Şeriat’ın hükmettiği her şeye akıl da hükmeder.” Çünkü Şeriat’ın kaynaklarından birisi de akıldır.

Buna göre, peygamberlerin ve Şeriat’ın hükümleri aklın karşısında değildir. Onların söyledikleri her şey aklın derinliklerinde olan ama şeytanın vesveseleri sonucu insanların gaflet ettiği şeylerdir. Peygamberler, insanların akıllarının derinliklerinde olan hazineleri onlara hatırlatmak için gelmişlerdir.

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki şeriat ve akıl birbiriyle uyumlu ve iç içedirler ve şeriatta fıtratla çelişecek bir hüküm yoktur. Bu yüzden, insan bir şeyi kabul etmek için vicdanını ikna edecek delillerin peşine gitmektedir ve bir hakikat delille açıklandığı zaman onu kabul etmektedir. Bütün bu açıklamalar, âlemi ve ondaki varlıkları tanımak, varlık âlemine hâkim olan kanunlar, aklın gücü ve sınırları içerisindeki, aklın değerlendirdiği ve hüküm verdiği şeriat hükümleri ile ilgili konularla ilgiliydi. Ama akıl, Allah’ın zatını ve hakikatini tanıma hususunda sınırlı ve güçsüzdür.

Hz. Ali (a.s.) bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Akıllar, Allah’ın sıfatlarını tam olarak kavrayacak güçte değillerdir …”[17]

Allah’ın sıfatları O’nun zatının ta kendisidir ve Allah da sınırsız bir varlıktır. Yani Allah’ın ilmi, kudreti ve hayatı ve bu türden kemal sıfatları da aynı şekilde sınırsız ve zatının ta kendisidirler. Onun sıfatları sınırsız olduğu için, insan aklı onların hakikatine ulaşamaz ve onları derk edemez. Diğer bir açıklamayla, insan yaratık olduğu ve sınırlı olduğu için, sınırsız olan bir varlığın zatına ulaşamaz. Hz. Ali (a.s) şu sözünün manası da budur: “İnsanların akıllarına sıfatlarının gerçeğine vakıf kılmamıştır.” Elbette bu Allah’ın insanların, kendisini tanımalarına engel olduğu anlamına gelmez; çünkü Hz. Ali (a.s.) hutbenin devamında şöyle buyurmaktadır: “Akılı kendisini tanıma hususunda perdelememiştir.”[18] Yani Allah insanı, kendisini tanımaktan menetmemiştir.

İmam Cafer Sadık(a.s.) bu hususta şöyle buyurmaktadır: “… Akıl sayesinde kullar, kendi yaratıcılarını tanımakta, yaratılmış olduklarını bilmekte, onun rab olduğunu ve kendilerinin de onun tedbiri altında olduklarını ve yaratıcılarının ebedi ve kendilerinin de fani olduklarını anlamaktadırlar.”[19]

İnsan aklı, bu âlemin bir yaratıcısı olduğunu ve o yaratıcının ilim, kudret ve hayat gibi kemal ve celal sıfatlarına sahip olduğunu anlayabilecek ölçüdedir. Aklın tanıma görevi bu ölçüdedir; Allah ona bu gücü vermiş ve menetmemiştir. Ama bundan daha fazlası olan, Allah’ın künhünü, hakikatini ve sıfatlarının gerçeğini tanımakta ise insan aklı aciz ve güçsüzdür.



[1] Muin, Muhammed, Ferheng-i Muin, (bir ciltlik), Akıl kelimesi.

[2] Seccadi, Seyit Cafer, Kelami ve Felsefi İlimler Sözlüğü, Akıl sözcüğü.               

[3] Kuleyni, Usul-u Kâfi, c:1, s: 11.

[4] Kereci, Ali, Felsefi Terimler ve Onların Birbirleriyle Olan Farklılıkları, s: 171–172.

[5] Cevadi Amuli, Abdullah, Kuran’da Fıtrat, c: 12, s: 29–30 ve 397.

[6] Şehit Mutahheri, On Konuşma, s: 30–31.

[7] Cevadi Amuli, Abdullah, Rehig-i Mehtum, c: 1, birinci bölüm, s: 153.

[8] Şehit Mutahheri, On Konuşma, s: 30–31.

[9] Kuleyni, Usul-u Kâfi, c:1, s: 11, 3’üncü hadis.

[10] Tabatabai, Muhammed Hüseyin, El-Mizan, c: 3, s: 57.

[11] Aynı kaynak, c: 5, s: 255.

[12] Nefisi, Şadi, 14’üncü asır Tefsirlerindeki Akılcılık, s: 194–195.

[13] Meliki İsfahani, Mücteba, Usul Terimleri Sözlüğü, c: 2, s: 279.

[14] Kedyur, Muhsin, Akıl Defteri, s: 115.

[15] Nehc-ül Belage, Birinci Hutbe.

[16] Sebzivari, Seyit Abdula’la, Tehzib-ul Usul, c:1, s. 145; Muzaffer, Muhammed Rıza, Usul-ul Fıkıh, c: 1, s: 217.

[17] Nehc-ül Belage, 49’uncu hutbe.

[18] Aynı kaynak.

[19] Kuleyni, Usul-u Kâfi, c:1, s:33–34.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Acaba ilk insanlar mağarada mı yaşıyorlardı, mağarada yaşayanlar Hz. Âdem’in (as) neslinden miydiler?
    6110 خلقت انسان
    Hz. Âdem’in neslinden olan insanların, dağları ve mağaraları kendileri için mesken olarak seçtikleri kur’an’ı kerimde teyit edilmiş bir konudur. Ama Hz. Âdem den (as) önce başka insanların yaşadığına dair oldukça fazla deliller vardır. Bu delillerin var olması ve eskiden insanların mağaralarda yaşadıkları inkâr edilmeyecek bir konu olduğu ...
  • “Esselamu aleykum ya sarallahi vebne sarihi ve’l-vetre’l-mevtur” cümlesinin manası nedir? İntikam kin kaynaklı bir davranış değil midir?
    5757 Eski Kelam İlmi
    “Sar” ve “vetr” kelimelerinin sözlükte değişik manalarının olmasından ötürü “esselamu aleykum ya sarallahi vebne sarihi ve’l-vetre’l-mevtur” cümlesi değişik şekillerde açıklanmıştır. En uygun manası ise şudur: Ey Allah’ın intikamını üstlendiği, intikamını alacağı şahsın oğlu olan ve yakınları öldürülmüş yalnız kimse sana selam olsun.” İntikam ve ...
  • Acaba dudaktan, elden, ayaktan ve benzer yerlerden ayırt edilen deriler necis midir?
    3689 Hukuk ve Şer’I Hükümler
    Bu konu tevzi’ul mesail (ilmihal) şeklinde yazılan kitaplarda zikredilmiştir. Bu tür kitaplarda yazılanlara dikkatinizi çekeriz: "Dudaklar ve bedenin her hangi bir yerinden ayrılma zamanı gelmiş olan ufacık deriler hatta sökülerek beden den ayırt edilse bile temizdir. Ama ihtiyati vacip gereğince bedenden ayrılma zamanı gelmeden sökülmüş olan derilerden sakınması gerekir".
  • Rehberliğin görüşüne göre “bilerek” namazı bozmanın hükmü nedir?
    18002 Hukuk ve Şer’I Hükümler
    İradi olarak farz namazı bozmak ve kesmek haramdır ama bir kefareti yoktur. Eğer insan namazını doğru kılıp kılmadığına dair şüphe ederse şüphesine itina etmemeli, namazını doğru kıldığına hükmetmeli ve namazı bozmamalıdır. Ama namazını bozarsa bunun bir kefareti yoktur. Elbette farz namazı iradi olarak bozmak haramdır ama ...
  • Gönüllerine göre eş bulamayan, evlilik zamanı gelmiş kızların duası hangisidir?
    14123 Pratik Ahlak
    Saygıdeğer okuyucumuz; Sizin nazarınızdaki dua Şeyh Abbas Kummi’nin “Mefatihu’l Cinan” kitabında zikredilmiştir ve o dua şöyledir: Şeyh ve Seyyid, Mufazzal bin Ömer’den şöyle rivayet etmektedir: Bir gün İmam Cefer-i Sadık’ı (a.s) Cafer-i Tayyar namazını kılarken gördüm ve namazı kıldıktan sonra ellerini kaldırarak nefesi ...
  • Gadir hadisini ispat eden belgeler nelerdir?
    4299 Eski Kelam İlmi
    Gadir olayı ve o günde İmam Ali’nin (a.s) Allah Resulü’nün (s.a.a) halifesi olarak tanıtılması, o kadar azametli bir olaydı ki, bu tarihi olayı Resulullah’ın 110 tane sahabesi nakletmiştir. Ancak bu demek değildir ki, o olaya şahid olan Resulullah’ın (s.a.a) binlerce sahabesinden yalnızca bu kadarı onu nakletmiştir. Bu sayı ...
  • İslam’ın değersel sisteminin mertebeler silsilesi nelerdir?
    5317 Düzenler
    Belli bir hedef veya hedeflere ulaşma yolunda, birbirleriyle uyum içinde olan ve birbirlerine bağlı cüzlerden oluşan bütünlüğe sistem denir. Belli bir felsefi ve mektebi temel esasınca, belirli hedeflere ulaşma yolunda uyum içinde olan ve insanın iradesine dayalı davranışlar bütününe siyasi, iktisadi… sistemler denir.[1]Dolayısıyla ...
  • İntihar gibi bazı günahlar insanın otomatik bir şekilde cehenneme girmesine neden olur mu?
    8586 گناه
    İnsanın paraşüt ve yardımcı araçlardan istifade etmeksizin kendisini yüksek bir noktadan atması onun bedeninin parçalanmasına neden olur. Aynı şekilde insan kendini derin bir denize atar ve yüzme tekniklerini de bilmezse doğal olarak kendisinin boğulmasına zemin hazırlar. Bu her iki durumda da dönüş yolu bulunmaz. Bazı günahlar da tövbe ...
  • Eğer İslam’ın herhangi bir konusu bizim akli delillerimizle çelişirse ve çaba sarf etmemize rağmen bu çelişki hallolmazsa ne yapmamız gerekir?
    6974 Yeni Kelam İlmi
    Akıl insanların deruni hücceti olup onları kendi kemallerine doğru yönlendirir. Şeriat ise insanları günahların batağından kurtarıp saadete ulaştıran dış hüccettir . Bu esasa göre bu iki kılavuzun çelişmesi mümkün değildir. Hüccet delil ve kılavuz manasındadır. Kılavuz yolu ve hedefi bilene denir. Elbette şu noktada bilinmeli ki bu iki kılavuz bir ...
  • Gerçektende tezkiyeyi nefis ve kendini yetiştirmekte üstat gerekli mi?
    4021 Pratik Ahlak
    Hiç şüphesiz böylesine zor ve önemli bir yolun üstada ihtiyacı vardır. İnsanın ilk üstadı Allahü Teladır; zira fıtrat vasıtasıyla insanları bu yola iletmekle birlikte, peygamberleri de insanların hidayeti için göndermiştir. Eğer bu ulvi yolda takvalı, salih ve tertemiz bir üstat nasip olursa, insan ondan faydalanmalı ama böyle ...

En Çok Okunanlar