Ziyaret
8433
Güncellenme Tarihi: 2012/03/10
Soru Özeti
Şia neden abdeste ayaların yıkanmasını terk ederek farzı terk ediyor?
Soru
Birinci soru: Ehl-i Sünnet abdeste ayağını yıkıyor ve ayağı yıkamanın farz olduğunu söylüyor ve kesinlikle bu fardır. Şia ayağını mesh ediyor ve niçin farzı terk ediyor? Farzın terk edilmesiyle büyük günah işlenmiş olmaz mı? İkinci soru: Siz Ehl-i Beyt Şiaları, Hz. Ali (Kerremallahu vechehü)’nin davranışlarına bağlısınız oysa Hz. Ali (Kerremallahu vechehü) ne farzı ne de sünneti terk ediyordu bilakis, sürekli bunları yerine getiriyordu ama siz Şialar, namazda sünneti ve abdestte farzı terk ediyorsunuz! Bunu terk etmede deliliniz nedir?
Kısa Cevap

Her fırka ve gurubun kendisini fırka-i Naciye (kurtuluşa eren fırka) bilmeleri gayet doğaldır ama biz, sizin aksinize kendi teklifimize boyun eğdiğimizi, farzı yerine getirdiğimizi ve Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin farzdan uzaklaştıklarını kabul ediyoruz ve bu iddiamızın delillerini Kur'an ve rivayetlerle ortaya koyacağız.

Şia; Kur'an, Ehl-i Beyt (a.s) ve büyük sahabelerden aldığı öğretilerden yararlanarak şöyle inanır. Abdest, iki yıkama ve iki meshten oluşur; önce yüz sonra dirsekten parmak ucuna kadar dirsek yıkanır ve ardından, önce baş sonra ayağın üzerine mesh edilir.

Söylediklerimize izafeten biz, abdestin ibadetlerden olduğunu ve ibadetlerin ise  "Tevkifi" olduğuna inanıyoruz. (Tevkifî yani: Değiştirilemez ve Allah-u Teâlâ'nın emriyle Allah Resulü (s.a.a)'ne Cebrail (a.s)'in talim ve öğretimiyledir); hiç kimsenin azaltıp çoğaltma hakkı yoktur ve tam olarak Peygamber Ekrem (s.a.a)'in abdest aldığı gibi abdest alınmalıdır ve bu surette her türlü delillendirmeler, nassın (Kur'an ve sünnet) karşısında içtihat olacaktır.

Ehl-i Sünnet âlimlerinin bazıları şöyle diyor: Akli açıdan yıkamak mesh etmekten daha uygundur; yıkamak temizliktir ve bu şekilde Âlemlerin Rabbi karşısında namaza durmak daha münasiptir. Ne var ki bu, kıyastır ve kıyasın batıl olduğu ve ilmi bir yeri olmadığı kendi yerinde ispat edilmiştir.

Ayrıntılı Cevap

Her fırka ve gurubun kendisini fırka-i Naciye (kurtuluşa eren fırka) bilmeleri gayet doğaldır ama biz, sizin aksinize kendi teklifimize boyun eğdiğimizi, farzı yerine getirdiğimizi ve Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin farzdan uzaklaştıklarını kabul ediyoruz ve bu iddiamızın delillerini Kur'an ve rivayetlerle ortaya koyacağız.

Şia; Kur'an, Ehl-i Beyt (a.s) ve büyük sahabelerden aldığı öğretilerden yararlanarak şöyle inanır: Abdest, iki yıkama ve iki meshten oluşur[1]; önce yüz sonra dirsekten parmak ucuna kadar dirsek yıkanır ve ardından önce başa olmak üzere baş ve ayağın üzerine mesh edilir.

İhtilaf Kaynağı

Meshetme ve yıkama noktasında var olan ihtilafa kaynaklık eden şey "ercül=ayaklar" kelimesinin irabı yani harekesidir. "Ercüleküm" kelimesinde var olan "lam" harfinin okunmasında iki görüş var olmaktadır. Bazıları kesre yani "li" şeklinde okumuşlardır. Bu durumda hiçbir ihtilaf olmamalıdır. Ama buna rağmen bazı ehlisünnet tefsircileri şuna inanmaktadırlar: Ehlisünnetin kabul görmüş oldukları görüş tercih edilmektedir. Zira bu durumda "ercül" kelimesi "ruus" kelimesine atıf edilmiştir. Elbette bu atıf bu cihetle değildir ki baş gibi mesh edilsin. Belki şundan dolayıdır ki, ayaklar diğer organlara oranla daha farklı ve üzerlerine su dökülür ve su israf ediliyor. Başa atıf edilmesinin nedeni bu israfın önü alınması içindir. [2]

Acaba kendi anlayışına göre kuranı mana etmek (tefsir-i bir-rey) bundan daha farklı olabilir mı? Kuranı bu şekilde mana etmek kendi akide ve anlayışlarını tevcih etmek için kuranı kullanmak anlamında değildir de nedir? Oysaki kuran vahiy olan bir kelamdır. Biz kuranın hizmetinde olmamız gerekirken kuranı hizmetimize alıyoruz. Kuranın öğretilerinden yararlanıp kendi akidelerimizi şekillendirip güçlendirmemiz gerekir ve her çeşit önyargılı olmaktan uzak durmamız gerekir.

Bu tür görüşler tefsir değildir. Bunlar kişisel ve şahsi görüşlerdir ki kurana tehmil edilmiştir. Bu nedenle ilgili ayeti konu edip incelememizde yarar var olmaktadır. Ama bir diğer kısım tefsirciler "ercüleküm" kelimesinde var olan "1am" harfını "1e" yani fethe şeklinde okumuşlardır. 

 

Ayetin İncelenmesi:

Kur'an'da sadece Maide Suresinin altıncı ayetinde abdest konusu işlenmiştir. Ayet şöyledir: "Ya eyyühellezine amenu iza kumtüm iles salati fağsilu vücuheküm ve eydiyeküm ilel merafiki vemsehu bi ruusiküm ve ercüleküm ilel ka'beyn" [3] Meşhur kıraete göre "ercüleküm" kelimesi "feth" şeklinde (le) okunur. Bu nedenle buna yönelik iki terkip şekillenmiştir.

Mensup (fethe şeklinde) olan "vücuh" kelimesine atıf edilmiştir. Bu durumda "ercüleküm" kelimesi de mensup okunması gerekir dolayısıyla yıkamaya mahkumdur. Bu nedenle ayakların da yüz ve eller gibi yakanmasına hüküm edilir. "Ruusiküm (Başlarınız)" kelimesi mecrur (kesre yani "i" (ruusi=başları) şeklinde) gelmiş olsa da ama "biruisikum" bir bütün olarak "İmsehu" fiilinin mef'ulü ve asıl itibariyle (yani harfi car üzerine gelmeden önceki irabın aslı) mensuptur. "Erculeküm" kelimesi, "Biruusikum" kelimesinin mahalline atfedilmiştir ve "Biruusikum" kelimesinin hükmü ne ise "Erculeküm" kelimesinin hükmü de odur yani mesh etmektir. O halde ayakların da tıpkı başta olduğu gibi mesh edilmesi gerekir.

Bazı ehlisünnet âlimleri şöyle istidlal etmişlerdir: yıkamak meshi de kapsıyor. Yani yıkamak şundan ibarettir: Çok rutubetli ve ıslaklıktır. Ama bunun tersi doğru değildir. Yani mesh yıkamaya şamil gelmiyor. Buna binaen eğer bir kimse ayaklarını yıkasa boynundaki borcu kesinlikle eda etmiş olur. Zira eğer farazi olarak meshin vacip olduğunu kabul etmiş olsak ayaklarını yıkayan bir kimse aynı zamanda mesh de etmiştir. Ama ayaklarını mesh eden bir kimse eğer gerçekten yıkama vacip olmuş olsa bu durumda üzerindeki teklif kalkmamış olur. Zira bu kimse yalanız mesh etmiştir. Oysaki bu farza göre yıkamak vacip idi. [4]   

Bu tür istidlallerin doğru olmadığı açıktır. Zira yıkamak ve mesh etmek bir birinden iki ayrı mahiyettir ve gerçekte bu iki kelimenin birbirlerine olan nispeti tezattır. Buna binaen bunların hiçbiri, bir diğerini doğrulamaz yani yıkamak, mesh etmeyi kapsamadığı gibi mesh etmek de yıkamayı kapsamaz aksine, bu tür konularda lügati anlamanın en güzel ölçüsü, örfte o lügatin nasıl anlaşıldığıdır.

Acaba örf bu iki kelimeden, söz konusu istidlalin açıkladığı şeyi mi anlıyor; yani ayağını yıkayan kimseye, ayağını mesh etmiştir mi diyor?

Konunun akışını kolaylaştırmak ve bir neticeye varmak için kabul etsek bile bu iki kelimenin birbirlerine nispeti tezat değil, "Tam girişimlik (umum ve husus mutlak)"tir ve böyle bir nispetle yıkamak, fazla mesh etmekten ibaret olur. Ne var ki böyle bir şeyin kabul edilmesiyle birlikte öncelikle, bu genelleştirilebilmelidir yani mesh edilmekle mükellef olduğumuz her yerde yıkamanın yeterli olduğunu söylememiz gerekir ki kafanın mesh edilmesi konusunda da geçerli olacaktır yani mükellef, başını mesh edeceği yerde yıkamakla yetinmelidir. Hâlbuki bu sözün batıl olduğu apaçık ortadadır ve kimse bunu kabul etmez. [5]

İkincisi: Bu surette yine de ayaklar, mesh etmenin yerine yıkanamaz. Zira abdest ibadetlerdendir ve ibadetler ise  "Tevkifi" dir (hiç kimsenin azaltıp çoğaltma hakkı yoktur) ve tam olarak Peygamber Ekrem (s.a.a)'in abdest aldığı gibi abdest alınmalıdır ve bu surette her türlü delillendirmeler, nassın (Kur'an ve sünnet) karşısında içtihat olacaktır ki bu da zorunlu olarak batıldır.

Ehl-i Sünnet âlimlerinden Reşit Rıza şöyle diyor: Akli açıdan yıkamanın daha uygun olduğunu görüyoruz; yıkamak temizliktir ve Âlemlerin Rabbi karşısında bu şekilde durmak daha münasiptir.

Hiç şüphesiz Reşit Rıza burada kıyasın ismini getirmemiş ve yıkamak temizliktir ve temizlik, her yerde iyidir; bu konu diğer konular gibidir o halde yıkamak iyidir, diyerek kıyasa dayanmıştır. Ne var ki dini hükümlerin ispat edilmesinde kıyasın yeri yoktur ve Reşit Rıza "el-Menar" tefsirinde buna inanmıştır zira o "Allah, Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?" dedi. (O da) "Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın" dedi."[6] Ayetinin zeylinde kıyasın yerildiğine dair İmam Sadık (a.s)'tan iki rivayet naklediyor. Şöyle diyor: Ebu Na'im "Hilye (Hilyetu'l Evliya)" kitabında ve Deylemi Cafer Sadık'ın babasından ve babasının da dedesi Allah'ın Resulü (s.a.a)'nden naklettiğine göre Allah Rasulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Dinde kendi görüşüne göre kıyas eden ilk kişi şeytandı.[7] Aynı şekilde Cafer (Sadık) şöyle dedi: Dinde kendi nazarına göre kıyas eden kimseyi Allah-u Teâlâ kıyamet gününde şeytanın dostu kararlaştırır.[8]

Sonuç

Buraya kadar iki ayrı konu için iki hükmü açıkladık yani yüz ve başın yıkanması ve mesh edilmesi ve eller, yüze ve ayaklar başa olmak üzere bunların her birinin, bir şeye atfedildiğini ortaya koyduk. Yani abdeste yüzün yıkanmasının farz olduğu gibi iki elin dirseğe kadar yıkaması da farzdır. Aynı şekilde başın bir kısmının mesh edilmesi farz olduğu gibi ayağın da bilek kemiğine kadar mesh edilmesi farzdır.[9] Sunduğumuz konuları dikkate alarak Şia'nın farzları terk etmediğini ve Peygamber (s.a.a) ve Ali (a.s)'nin sünneti aksine amel etmediğini söyleyebiliriz.

Konuyla alakalı indeksler:

"6236(site: 6416): Peygamber (s.a.a)'in abdesti, site 6416"

"12968 (site: 13027): Abdestin felsefesi".

 

[1] Tusi, "Tezhibu'l Ahkâm", Daru'l Kutübü'l İslamiye baskısı, 1365 h. k, c. 1, s. 63, hadis 25.

[2] Zamahşeri, Mahmut, "El-Keşşaf", Beyrut basımı 1407 k. Üçüncü baskı, Naşiru Daru'l Kitabu'l Arabi, c. 1, s. 611.

[3] Maide Suresi, 6.

[4] Razi, Ebu Abdullah Fahrettin Muhammed b. Amr, "Mefatihu'l Ğayb", Beyrut basımı 1420 k,  Naşiru Daru'l İhyai't Turas el-Arabiye, üçüncü baskı, c. 11, s. 306; Reşit Rıza, Muhammed, "Tefsiru'l Kur'ani'l Hakim (Tefiru'l Menar)", Lübnan-Beyrut:  Naşiru Daru'l Marife, ikinci baskı, s. 223.

[5] Bakınız: Tabatabai, Muhammed Hüseyin, "el-Mizan fi tefsiru'l Kur'an",  Musevi Hamedani, Kum 1374 h. k: Defteri İntişarati İslami Camiayi müderrisin hozeyi ilmiye Kum, beşinci baskı, c. 5, s. 363.

[6] A'raf Suresi, 12.

[7] A'raf Suresi, 12.

[8] Reşit Rıza, Muhammed, "Tefsiru'l Kur'ani'l Hâkim (Tefsiru'l Menar)", c. 8, s. 331.

[9] Tusi, "Tezhibu'l Ahkâm", c. 1, s. 62, hadis 20; Konuyla alakalı daha fazla bilgi için bakınız: Risale-i Şeyh Müfit, el-mesh ale'l ricleyn, s. 25.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Evlilik süresinde ahde yaptığım vefasızlığı nasıl telafi eder ve Allah’ı razı edebiliriz?
    4371 Pratik Ahlak 2012/03/12
    Siz sözünüzde durmamakla bir insanın geleceğini söndürmüşsünüz! Kötü sözlülüğünüzün etkisiyle, o kızın ruhunda telafi edilemeyecek yaraların oluşması mümkündür ve bunun sorumlusu sizsiniz. Bundan dolayı siz, ona borçlusunuz ve boynunuzda insan hakkı gibi büyük bir vebal var. Buna izafeten siz, bu haksızlığın yanında onu fahişelikle suçlamış ...
  • Niçin müslümanlar dini merasimlerinde koyun veya diğer hayvanları kesiyorlar?
    4329 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/01/14
    İnsan yaratılmışların en üstünüdür ve Allah-u Teâlâ diğer bütün canlıları, insanların onlardan (et, binek, ağır yükleri taşımak ve …) faydalanmaları için yaratmıştır. Dini bayram ve kutlamalarda hayvanların kurban edilmesi ilahi emirlerden kaynaklanmaktadır. Hayvanların (inek, koyun, deve ve …) bütün zamanlarda kurban edilebilme ...
  • Daire ve şirketlerin personeline ikramiye olarak ödenen ücretin humusu var mıdır?
    2804 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/07/24
    İmam Humeyni (r.a) ve yüce rehberlik makamının fetvalarına göre işçi ve memur ve de daire, şirket ve fabrika personeline ikramiye sıfatıyla ödenen paranın malî yılbaşına (humus yılı) kadar kalan her miktarının humusu ödenmelidir.[1]
  • Ziyaeret-i aşurada yapılan lanetler Yezidin oğlu Muaviye’yi de kapsıyor. Oysa onun oğlu Muaviye iyi birisi idi. Bu durumda (tezat içerikli olan) ziyaret-i aşura nasıl muteber olabilir?
    6607 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/12/17
    Ziyaret-i aşurada Yezidin oğlu olmak üzere bütün ümmeye oğullarına lanet edilimiş. Bu arada bazı tarihçiler Yezidin oğlu ve ümmeye oğullarından birkaç tanesini yapmış oldukları hizmetlerden dolayı iyi insanlar şeklinde tanıtmışlardır. Bu ise lanet edilmelerine terstir. Zahiri olarak bir çelişkinin var olduğu görünmektedir ...
  • Baba veya annenin cinsiyetinin değişimi, çocuklara yönelik sahip oldukları vilayet ve reisliklerine ne gibi bir tesir bırakıyor?
    3317 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/11/21
    Aile ilişkilerinde vilayet, iktidar sahibi olma anlamındadır. Bu iktidarı kanunu vazeden yasacı, çocuğun mali işlerini idare etmek ve bazen de çocuğun (ya çocukluk dönemiyle bitişik olarak sefih veya deli kimselerin) terbiyesini üstlenmek için baba ve dedeye (baba baba) veriyor. Bazen baba veya dede (baba baba) ...
  • Hz. Mehdi ile irtibat ve ilişki mümkün mü?
    8063 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/06/20
    Birbirini tanımayan iki kişi arasında ilişkinin kurulması mümkün değildir İlişkinin meydana gelmesi için en azından iki taraftan birinin diğerini tanıması ve sonuçta ona bağlılık duyması onun mehabetini kalbinde oluşturması ile başlayabilir ve sonra karşılıklı bağ ve dostluk oluşmasına yol açabilir.
  • Niçin Abdulmuttalib oğlunun adını Abduluzza koymuştur?
    15772 تاريخ بزرگان 2008/07/22
    Abdulmuttalibin oğlu Ebu leheb (Haşim oğlu Abdulmuttalib oğlu Abduluzza) künyesi Ebu utbe’dir, Peygamber (s.a.a) efendimizin amcası ve aynı zamanda onun en katı düşmanlarından biridir. Annesi Beni Huzae kabilesinden Lubna ve eşi Harb ibn-i Umeyye’nin kızı ve Ebu süfyanın kız kardeşi, Ümm-i cemil adıyla tanınan Arvi veya Avra’dır. ...
  • Alim ve fazıl kime denir, aralarındaki fark nedir?
    7813 Teorik Ahlak 2012/03/04
    İlim, cehaletin zıddıdır. İlim sahibi olana alim denir. Ama fazl, bir şeyde fazlalığın olduğunu gösterir ve zıddı eksikliktir. Başkalarına göre bir çeşit fazileti ve üstünlüğü olan kimselere fazıl denir. Buna göre diyebiliriz ki her ilim fazldır, ama her fazl ilim değildir. Mantıktaki ifadesiyle aralarında UmumveHususMutlak (Tam Girişimlilik=İnclusion) vardır. ...
  • Hac amellerini müstehap gusül ile yapmak caiz midir?
    2929 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/17
    Başta hatırlatılmalıdır ki; namaz için yeterli olan her temizlik (abdest, teyemmüm, müstehap gusül, …), temizlik ile yapılması gereken hac amelleri için de yeterlidir. Bundan dolayı ilkönce birkaç noktayı belirtmek gerekmektedir:1. Farz gusül ile namaz veya abdest gerektiren hac amelleri gibi fiiller yerine getirilebilir mi?2. Müstehap gusüller bu ...
  • Arapçayı bilmeyenlerin Kuran’a bakmalarının veya okumalarının ne gibi faydaları vardır?
    7793 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/23
    Kuran, sıradan bir kitap değildir. Aksine Allah’ın kelamı olması gibi birçok farklı konumlara sahiptir. Sözleri de Allah tarafından İslam Peygamberi’ne (s.a.a) vahiy edilmiştir. Birçok derin ilim ve öğretiler içerir. Yaşam kitabı, insanın tekâmülü, hidayet kitabı vb. ayrıca kutsaldır ve kendisine has bir değeri vardır. Bu esasa göre; ...

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    293432 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    184628 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    112265 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    107357 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Hz. Âdem (a.s) ve Havva’nı kaç tane çocukları vardı?
    101376 تاريخ کلام 2009/08/23
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    99386 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Bedeninin bir kısmı (el, ayak veya baş vb.) yaralı ve bandajlı olan ve de suyun kendisine zararlı olduğu bir kimse, nasıl abdest, gusül ve teyemmüm alabilir?
    87930 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/19
    Yara ve kırığı bağladığınız (bandaj) ve yara ve benzeri şeylerin üzerine sürdüğünüz şey cebire olarak adlandırılır. Bununla alınan abdest ve gusle cebire abdest ve guslü denir. Taklit mercileri cebire abdesti hakkında şöyle demektedir: Eğer yara veya çıban veyahut kırık eldeyse, onun üzeri açıksa ve üzerine su dökmek zararlıysa, onun ...
  • Sadakayı kime ve nasıl vermemiz gerekiyor? Sadakanın en az limiti ne kadardır?
    82053 Pratik Ahlak 2011/08/21
    İslam’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için, fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    81335 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    73580 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...