Ziyaret
6714
Güncellenme Tarihi: 2010/07/17
Soru Özeti
İslamla Hıristiyanlığın maneviyatları arasındaki farklılıklar nedir?
Soru
İslamla Hıristiyanlığın maneviyatları arasındaki farklılıklar nedir?
Kısa Cevap

Her dinin maneviyatının değer ve itibarı, o dinin kendisinin değer ve itibarıyla direkt olarak ilgilidir. Hıristiyanların kendi itiraflarına görede onların dini akla yatkın olmayan öğretilerle doludur. Dolayısıyla bu gibi kaynaklardan gelen menaviyatta doğal olarak bir sürü yanlışlıklarla dolu olacaktır. İslamın maneviyatıyla Hıristiyanlığın maneviyatı arasındaki temel fark işte buradadır; yani maneviyatın geleneksel manasına göre, Hıristiyan kaynaklarının değeri göz önüne alındığında bu maneviyatın kabul edilemez olduğu görülecektir; böyle bir maneviyat çoğu zaman aklada aykırı olup kemale ermek isteyeni maksadına ulaştırmaz. Öte yandan batı dünyasının bugünkü maneviyatı, vahye zayıf bir şekilde bağlı olmaktan bile mahrumdur. Oysa İslamın maneviyatı vahyin kendisinden alınmıştır. İslamî öğretilerde, yaşamın bir kısmı maddiyata, bir kısmıda maneviyata aittir, diye bir şey yoktur. Evlenmekten çalışmaya, ders okumaya hatta eğlenmek ve uyumaya kadar yaşamın tüm boyutları Peygamberlerin getirdiği yaşamın asıl manasına bağlanırsa hepsi maneviyatlı olur.

Ayrıntılı Cevap

Maneviyat, suni (yapma) b’r masdar olup maneviyatlı olmak demektir. Manevi ise ‘Dehkhoda Lügatnamesi’nde ‘Gerçek, doğru, asli, zati, mutlak, batınî ve ruhanî’ şeklinde mana edilmiştir. Bu, yanlızca kalple anlaşılabilir bir mana olup dil ile anlatılamaz.’[1] Maneviyat teriminin, mana kelimesinden türediği, duyu organlarıyla algılanamayan metafizik bir kavram olduğuda söylenmiştir. Bu kavram dıştaki hakikatın mukabili olan zihindeki vücudun hakikatına işaret eder. İslami etimolojik (köken bilimi/iştikak) tabirlerden maneviyat için alınan sade dilbilimi esasına göre maneviyatın ruha ait olduğu söylenebilir; çünkü geleneksel anlayıştada maneviyattan içteki hakikat diye söz edilmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki bu tanım maneviyatla ruhaniyet arasındaki asıl farka göredir. Onun asıl kökü gerçekte şu meseleden kaynaklanmaktadır: Hakikat birkaç boyutlu olup ve iç ve dış olmak üzere iki yönlüdür. İç yönün (ruhani boyutun) çeşitli mertebeleri vardır ve bu şekilde sonunda gerçek hakikata ulaşılabiliyor.[2]

Kısacası maneviyat sözcüğü çeşitli alanlarda kullanıldığı için tarifi zordur. Maneviyat Hıristiyanlıkta, Ruh-ul Kudüs’te teori ve tahakkuk  eden yaşam için yada müritle şakirt arasında tahakkuk eden bir sözcük olarak yer etmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla günümüzde maneviyat sözcüğü denildiğinde ilk anda akla iki nokta geliyor: Biri ruhaniyet ve kutsiyete işaret ediyor, diğeri mana vermeye özelliklede yaşam manasına geliyor.[3]

Böyle bir maneviyat, insanın varlık alemine olan inancının dışındaki hakikatten kaynaklanmıyor. Dolayısıyla Hıristiyanlık ve İslamın maneviyatlarını mukayese etmek, bu iki dinin takipçilerine sunduğu dünya görüşü ve ideolojilerin tanınıp mukayese edilmesine bağlıdır.

Başka bir ifadeyle bir dinin maneviyatının değer ve itibarı o dinin değer ve itibarıyla direkt olarak ilgilidir. Bu yüzden dinlerin öğretileri mukayese edilirken onların kutsal kitaplarınında değer ve itibarı mukayese edilmelidir. Bu mukayese sayesinde maneviyat alanında hangisinin, nasıl bir şey sunduğu ortaya çıkacaktır.

‘İslamî maneviyat, bu dinin batın ve özünü beyan eden bir sözcüktür. Onun, Kur’an-ı Kerim’in Allah Resulünün (s.a.a) kalbine nazil olmasıyla birlikte başladığını söyleyebiliriz. Kur’an-ı Kerim, nazil olduğu günden bu yana muhataplarının akıl ve kalbine maneviyat veren asıl kaynak ve merci’dir. Kur’an hem ruhaniyet ve kutsiyet manasına gelen maneviyata sahiptir, hem de Müslümanların yaşamına mana kazandıran maneviyata.’[4] Oysa Hıristiyanların, içinde  73 kitap olan, Yeni Ahit ve Eski Ahit diye iki bölüme ayrılan mukaddes kitapları, tarih boyunca önemli ölçüde değişikliklere uğradığı için akla aykırı bir sürü mesele ve öğretilerle doludur. İncil’in senedide onun muhtevası gibi dayanaksız olup, güvenilir değildir. Hıristiyanların kendileride dört tane İncili, Hz.İsa’dan (a.s) sonra havarilerin yazdığına inanmaktalar. Kendisi rahip olan Thomas Michel bu konuda şöyle diyor: ‘İlk risalelerde, Hıristiyanların Yahudilerin kitabından başka her hangi bir kitapları yoktu. Sonraları Pavlus, dört İncil’in yazarı, Petros, Yehuda ve diğerleri Allah’ın İsa (a.s) vasıtasıyla gerçekleştirdiği şeye imanlarının nasıl olduğunu yazmaya başladılar.’[5] O, başka bir yerde şöyle itiraf ediyor: ‘Yeni Ahit’in bölümlerini yazanların hepsini tanımıyoruz.’[6] Michel, Hıristiyanlığı anlatıp bir tür tebliğini ettiği ‘Kelam-ı Mesihi’ adlı kitabında Kur’an’ı ve Kitab-ı Mukaddesi Müslümanların ve Hıristiyanların gözüyle şöyle mukayese ediyor:

 

İSLAM

HIRİSTİYANLIK

Kur’an

Yeni Ahit ve Eski Ahit

Bir kutsal kitap

Birkaç mukaddes kitabın toplanmış hali

Arapça

İbranice, Aramice ve Yunanca

Yazarı Allah’tır

Yazarı Allah ve beşerdir.

İslam Peygamberi Allah’tan aldıklarını naklediyor

Beşeri yazar İlahi mesajı kendi özel yöntemine göre naklediyor

23 yılda vahyolunmuştur

Hazırlanması asırlar çekmiştir.

İlahi mesaj ezeli ve kapsamlıdır.

İlahi mesaj ezeli ve kapsamlıdır.

 

Kısacası İncil’in itibarı ve vahye dayanması şu andaki Tevrat’tan daha zayıftır; zira aslı bir tane olan İncil’in dört tane olması insanı ona karşı daha fazla şüphe ve terddüte düşürmektedir. Kilise, ihtilafları azaltmak için 80’e yakın İncilden dördünü (Matta, Yuhanna, Markos ve Luka)[7]  kabul etmiştir.

Bütün bilginler semavi metini olan tek dinin İslam dini olduğunu söylemekteler. Eğer bizde Kur’an’ın yerine Tarih-i Taberi, Sire-i İbn-i Hişam veya bir başka kitabı alsaydık, o zaman bizimde durumumuz Hıristiyanlar gibi olurdu; bir farkla ki, İbn-i Hişam bir gerçeği yazmıştır, oysa İncil’in yazarları kendi sezgilerini yazmışlardır.[8]  

Öte yandan Hıristiyanlar teslise, Allah-u Teala için üç şahısın olduğuna ve İsa’nın (a.s) Allah’ın yeryüzündeki tecellisi ve cisimleşmiş hali olduğuna inanmaktalar. Bu mesele akla öylesine terski bazı Hıristiyan alimleri bile buna itiraf etmek zorunda kalmışlardır. örneğin bazıları diyor ki: ‘Cisim olma meselesi, akıl, mantık, his, madde ve felsefi terimlerle çelişmektedir. Ama mantıklı olmasada biz böyle bir şeyin olabileceğine inanıyor ve tasdik ediyoruz.’[9]

Doğuştan günaha sahip olmak ve ‘feda’ öğretisi Hıristiyanların başka bir batıl inançlarıdır. Bu inanca göre, insan soyu Adem’in günahının varisidir. İnsanlar amellerinin kötülüklerinden dolayı değil, Adem’in soyundan geldiği için zati olarak günahkar doğuyorlar. Zati günahtan maksat şudur: İnsanlar Allah’tan korkmadan, Ona dayanmadan ve şehvetlerine düşkün olarak doğarlar.’[10]

Bu konuda Thomas Aquinas şöyle diyor: ‘Günahla doğmamızın bizim üzerimizde üç etkisi var. 1) Ruhumuzu kirletiyor; fıtri olarak Allah’tan kaçıyoruz, akla ve ilahi kanuna aykırı yöntemlerle kendimizi tatmin ve imtina etmeye çabalıyoruz. 2) Şeytanın esiri olarak doğuyoruz…’[11]  

Halbuki İslam’a göre insan pak bir zat ve ilahi fıtrat üzerine doğar. Onun yaratlışı Allah’ı tanıma ve Ona ibadet etmeye yöneliktir. İnsanlar ilahi fıtratlarının yardımı ve kılavuzluğuyla, yine Peygamberlerin ve semavi kitapların yol göstermeleriyle kendilerinde İlahi hidayeti tesbit etme gücünü bulabilir, nefsani ve Şeytani isteklerine galip gelerek kemale ulaşabilirler.[12]

Bazılarına Ehl-i Beyt’in (a.s) rivayetlerine[13] dayanarak işaret ettiğimiz Hıristiyanlıktaki bidat ve sapmalar, Pavlus adında birinin hakiki hıristiyanlıkta yaptığı tahriflerdir. ‘Hıristiyanlar onu Hıristiyanlığın ikinci kurucusu olarak kabul etmekteler. Pavlus önceleri Hz.İsa’nın (a.s) şiddetli muhaliflerindendi ve Hz. İsa’nın (a.s) ilk takipçilerine işkenceler ediyordu. Birden mukaşefe ettiği iddiasıyla tevbe etti ve Hıristiyanlığı tebliğ etmeye başladı. Ama onun tebliğ ettiği Hıristiyanlık değişik bir şey ve derlemeye dayalıydı. Pavlus onu Yunan, Yahudi, Mısır vb. gibi çeşitli fikirlerin karışımından ortaya çıkarmıştı.’[14]

‘Kelam-ı Mesihi’ kitabının yazarı, Pavlus’un savunmasını yapıp temize çıkarmak istiyorsada yazdığı şeyler Pavlus’un makamını yüceltmekten çok istemeden ve dolaylı olarak gerçeği ve bizim iddiamızı ispat etmektedir; çünkü Pavlus’u savunmak adına Hz. İsa’nın (a.s) havarilerini küçük düşürmüş, havarilerden olmamasına rağmen onu havarilerden üstün tutmuştur. O şöyle yazıyor: ‘Hıristiyanlara göre Pavlus Yeni Ahit’in en büyük ilahiyatcısıdır. Hz.İsa’yı hiç görmediği halde İsa’nın yaşamını ve işlerini tefsir eden en önemli kimse olarak tanınması hayret vericidir… Pavlus, Yahudilerin mukaddes kitabını bilen ve onun uzmanı olan bir alimdi; oysa havariler ve İsa’nın diğer öğrencileri saf ve sade birer balıkçı idiler. Ayrıca Pavlus şehirde büyüdüğü için İsa’nın mesajını Rum imparatoluğunun büyük şehirlerinde halkın seviyesinde anlatma gücüne sahipti.’[15]

Bu kaynaklardan alınan maneviyat, doğal olarak bir çok tahriflerle dolu olacaktır. İslam’la Hıristiyanlığın maneviyatı arasındaki temel fark işte buradadır; yani Hıristiyanlığın kaynakları göz önüne alınınca maneviyat, geleneksel manasıyla kabul edilebilecek bir şey değildir ve mantığa aykırı olduğu için, kemali talep edeni maksadına ulaştırmaz. Düşünürlerden biri şöyle diyor: ‘Maneviyat, aklın dairesinin dışına nasıl çıkabilir ve ona nasıl aykırı olabilir ben bilmiyorum. İnsanın sahip olduğu maneviyat akla aykırı olabilir mi?..  Aklın zıddı olan ve akılla çelişen bir maneviyata maneviyat denilebilir mi? Ben böyle bir maneviyat görmedim.’[16]    

Dünyadan elini eteğini çekmek, uzlete çekilmek vb. gibi maneviyat için söylenen insani ibareler buradan kaynaklanan tahriflerdir.

Ancak belirtmek gerekir ki, bütün bu sapma ve bidatlara rağmen cehaletten dolayı ve kasır cahil olmamak kayıdıyla bu dinin bazı mensupları kurtuluşa erebilir. Bazı Hıristiyanların Müslümanlar gibi kemale ermeyi, ruhani yaşamı ve Allah’a yakın olmak istediklerini onların söz ve davranışlarında görmek mümkündür.

Günümüzde batı dünyasında maneviyat adına tebliğ edilen şey Hz. İsa’nın öğretilerinden tamamen uzaktır. Batının bugünkü maneviyatı vahiye zayıf bir bağla bağlanmaktan dahi mahrumdur.

Üstad Rahimpur Ezğadi’nin bu konuda dikkat çekici bir tesbiti var. O şöyle diyor: Batıda modern maneviyat dedikleri şey 19. y.y’da başlayan ve 150 yıllık geçmişi olan bir maneviyattır. Batıda Hıristiyan maneviyatının kökü uzun süreden beri kurutulduğundan, sanayi insanına işi yapması için akla dayalı temelleri ve hukuki gerekleri göz önüne alınmadan yerine sekülerist bir maneviyat koydular; yani maneviyatın hem akılla, hem de adaletle bağı koparıldı. Bu şekilde yalancı ve sahte bir maneviyat ortaya çıktı. Gerçekte bir sanayi’ye dönüştü: Teknolojik maneviyat sanayisi. Görevi ise yaşamaktan bıkanlara, yaşamın manasını anlamayanlara ve yaşama mana uydurmaya çalışanlara sükûnet vermek ve sinirlerini yatıştırmaktır.

Modern batının maneviyat tefsiri dünyaperestlerin menfaatini gözeten melankolik bir tefsir olup gerçekte modern batı kültüründe kapitalizm domuzunu yuttuktan sonraki tatlı hükmündeki maneviyattır. Günümüzde batıda yaygın olan mektep modern maneviyat ya da sekülerist maneviyat diye tabir edilen ve ileri sürülen mektep olup ruha yöneliş ve sözde manaya yöneliş olan ‘İspiritizm’ mektebidir. Bu yöneliş hem bilgi dalları kırılan, hem de varlık ve ontolojik kökleri kurutulan bir yöneliştir. Daha sonra insanın maneviyata olan şiddetli ihtiyacını gidermek için dünyevi maneviyat, yapmacık ve yalancı maneviyatlar icat etmeye başladılar. Söylediğim gibi gerçekten böyledir; kapitalist kültürde pizza siparişi verdikleri gibi maneviyat siparişi verilmektedir.

Batıda ortaya çıkan bu ‘İspritizm’ ya da maneviyata yöneliş, Tevhidi ve Enbiya maneviyatının aksine montaj bir maneviyattır. Biraz Hinduizm’den, biraz Budizm’den alıp bir parça Hıristiyanlığa katıyor, dinsizlik pozitivizm kabuğunu kaldırıp, yerine ‘egzistansiyalist’ (varoluşçu) malzemeler dökerek herhangi bir amel olmadan, herhangi bir kanun, ahlak ve değer olmadan, her hangi bir şeye inanmalarını istemeden onlara sükûnet verecek baştan savma ve montaj bir şey ortaya çıkarıyorlar. Gerçkete masrafsız bir maneviyattır ve manevi servis yapılmaktır. Şimdi siz bu maneviyatı Peygamber (s.a.a) ve Masum İmamların (a.s) getirdiği maneviyatla karşılaştırın. Son bir iki asırdır Tevhidi irfanın ve Enbiya’nın maneviyatının yerini almak isteyen batının uydurma maneviyatı çıkmaza girmiştir. Batılılıların kendileride uydurdukları bu maneviyatın bireyin düşüncesinden kaynaklanan sübjektif bir şey olduğunu itiraf ediyorlar. Onun hiçbir gerçekliği olmadığını söylüyorlar. Bununla birlikte hiçbir gerçekliği -objektifliği- ve mantıklı bir açıklaması olmayan bu maneviyattan nasıl bir sükunet bekliyorlar belli değil. Onun akılcılıkla ve insan haklarıyla hiçbir ilgisi yoktur, hiçbir şeyin görevini belirlemiyor, ne hakikatın, ne faziletin, ne de adaletin. Bununla nasıl insana sükunet verecekler? Doğal olarak böyle bir sükunet gerçekleşmeyecektir. Bugün uyuşturucu, LSD (D-Liserjik Asid Dietilamid), esrar, melankoli vb. şeylerle sükunet ve maneviyata ulaşmaya çalışıyorlar. Gerçekten eğer tabiatın düşünce dünyasından maneviyatı çıkarırsanız, dünyadan maneviyatı çıkarırsanız, insanın zihininden, aklından, canından, hayatından ve hatta insanın doğasından ve her şeyinden maneviyatı çıkarırsanız, her şeyi sekülerist açıdan tefsir ederseniz, insanla hayvan arasındaki farkın fizyolojik fark olduğunu söylerseniz, hatta son zamanlarda batıdaki üçüncü dalga biyoloji ve psikoloji akımları bunu bile reddederek insanla hayvanın anatomisinde bile hiçbir farkın olmadığını söylüyorlar, öyleyse bunların arasında fark yok diyorsanız, ruhu ve fıtratı inkar ediyorsanız, başlangıcı ve meadı inkar ediyorsanız nasıl ve neyle insanlığa sükunet ve huzur vermek istiyorsunuz?

Şimdi gelin bu yalancı maneviyatı Kur’an’ın irfan ve maneviyatıyla karşılaştırın… Kur’an, manevi davetinde bir taraftan ‘secde et ve yakınlaş’ diyerek bireysel yaşamın en halvetli boyutuna karışırken, diğer taraftan mahrumların haklarını vermeyen zenginlere Allah’ın azabını vaadediyor. İslamın maneviyatı sembolik ve fantezi değilidir; İslamın maneviyatına ulaşabilmek için boş olmaya, işsiz, güçsüz olmaya gerek yoktur, İslamın maneviyatı bir meslek, bir uğraşı değildir, mukaddes olmak profesyonellik değildir ki sadece bazıları onunla profesyonel arif ve mukaddes olsun geriye kalanlarda hayvanca yaşasınlar. Peygamber (s.a.a) ve Masum İmamların (a.s) getirdiği maneviyatın mertebeleri vardır. Ama insan yaşamının en bayağı ve aşağı mertebesinde dahi bu maneviyat vardır. İslamın maneviyatında profesyonel arif yoktur; irfan bir meslek değildir; profesyonel mukaddes yoktur ki diğerlerinin yaşamı irfansız olsun ve yanlızca işi gücü olmayan bir grup arif olsun. Maneviyat maddiyattan ayrı değildir. Bu yüzden İslam kültüründe yaşamın bir kısmı maddi, bir kısmı da manevidir diye bir şey yoktur. Evlilikten çalışmaya, ders okumaktan eğlenmeye uyumaya kadar yaşamın tüm boyutları Peygamberlerin getirdiği yaşamın asıl manasına bağlanırsa her şey maneviyatlı olabilir. Onların kitaplarını okursanız göreceksiniz ki (maneviyata bakış açıları öyledir), seküler ve modern maneviyat dünyayı ezip suyunu çıkaranların işine yaramaktadır. Onlar yorgunluklarını gidermek ve yediklerini sindirmek için yoga yapar, sonra gene kapitalizmin sofrasının başına oturup yutmaya devam ederler. Bu maneviyat bu alemde böyle mana ediliyor. Bu yüzden diyorlar ki: ‘Maneviyatın hak ve batıl olduğundan bahsetmeyin, maneviyatın işlevi ve maddi faydası nedir, ondan bahsedin.’

 

Oysa İslam kültüründe maneviyata manevi olmayan yöntemlerle ulaşılmaz. Bugün bahsedeceğim konuda budur. Toplumumuzda, maneviyatı liberal demokrasiyle, kapitalist sermayeyle bir araya getirip montaj yapmak isteyenlere -ki onların bazıları yetki ve makam sahibidirler- diyorum ki: Sizin sözünü ettiğiniz maneviyat Budizm, Kızılderili veya Hıristiyan ispritizmi türünden olabilir, ama Kur’an’ın maneviyatından olamaz. İslami maneviyat öyle bir şekilde derkedilmeli ki akıl, toplumsal adalet ve ekonomiyle uyumlu, biribirlerine bağlı ve birbirlerinden ayrılmamalıdırlar. İslami maneviyat bulutun arkasındaki maneviyat değildir, soyut ve gayr-i ilmi değildir.[17]  

Daha fazla bilgi için bkz: 1593. Soru (Site:1558), Dizin: Din ile Maneviyat İlişkisi.


[1] - Ali Ekber Dehkhoda, Lügatname, Manevi kelimesi

[2] - Ufuk-u Hakikat, Berdaşt-ı Sahih Ez Maneviyat, Khabergozari-i Mehr, Guruh-u Din ve Endişe

[3] - a.g.e.

[4] - Hasan İsmeti Bayegi, Goftman-ı Maneviyat, Cam-ı Cem Gazetesi

[5] - Thomas Michel, Kelam-ı Mesihi, (Hüseyin Tevfiki’nin tercümesi)

[6] - a.g.k.

[7] - Seyyid Muhammed Musevizade, Negeriş-i İslam Be Sayir-i Edyan ve Milel, s.117

[8] - Seyyid Yahya Yesribi, İrfan ve Niyaz be Maneviyat Der Camiay-ı Emruz, Kitab-ı Nakd, sayı:40, s.323

[9] - Ahmed Mescid Camii, İslam, Ayin-i Bergozide, s.138

[10] - Mustafa Azadiyan, Amuze-i Necat Ez Didgah-ı Allame Tabatabai Ba Didgah-ı Raic-i Mesihiyyet, s.19

[11] - Michael Petersoon, Dini Akıl ve İtikat, s.469

[12] - Mustafa Azadiyan, Amuze-i Necat, s.328

[13] - Bihar-ul Envar, c.8, s.311

[14] - Faslname-i Pejuheşi-i Sabah, s.5

[15] - Thomas Michel, Kelam-ı Mesihi, s.55

[16] - Dr. İbrahim Dünyayi, Aklaniyat ve Maneviyat Der İslam, s.10

[17] - Hasan Rahimpur Ezğadi, Ayende-i Ruşen sitesi, konu kodu: 7601

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    293154 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    181941 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    111243 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    105855 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Hz. Âdem (a.s) ve Havva’nı kaç tane çocukları vardı?
    100156 تاريخ کلام 2009/08/23
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    99242 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Bedeninin bir kısmı (el, ayak veya baş vb.) yaralı ve bandajlı olan ve de suyun kendisine zararlı olduğu bir kimse, nasıl abdest, gusül ve teyemmüm alabilir?
    85710 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/19
    Yara ve kırığı bağladığınız (bandaj) ve yara ve benzeri şeylerin üzerine sürdüğünüz şey cebire olarak adlandırılır. Bununla alınan abdest ve gusle cebire abdest ve guslü denir. Taklit mercileri cebire abdesti hakkında şöyle demektedir: Eğer yara veya çıban veyahut kırık eldeyse, onun üzeri açıksa ve üzerine su dökmek zararlıysa, onun ...
  • Sadakayı kime ve nasıl vermemiz gerekiyor? Sadakanın en az limiti ne kadardır?
    81198 Pratik Ahlak 2011/08/21
    İslam’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için, fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    80086 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    73400 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...