Ziyaret
5390
Güncellenme Tarihi: 2012/03/04
Soru Özeti
Acaba rivayetleri silip Kuran’la yetinirse Müslümanlar arasındaki ihtilaflar vahdete dönüşebilir mi?
Soru
Son zamanlarda kendilerini vahhabilerden farklı kabul eden bir grup ortaya çıkmış ve vahhabilere benzer düşünceler ortaya atıyor. Bu grup veblak ve siteler kurmuştur. Onların düşüncelerine göre Müslümanların arasında var olan ihtilafların temel nedeni rivayetleri kabul görmektir. Rivayetlerden sahih olanları sahih olmayanlardan ayırt etmek için kurulan rical ilmine itina etmiyor. Zira Şia ve Sünniler bu ilimlerden yararlanmak farklı hükümler sunmaktadırlar, dolayısıyla tek çözüm yolu Kuran’la yetinmek ve kanun koyma komundaki rivayet ve sünneti silip Peygamber’e (s.a.a) olan itaati kur’an dairesinde farzlara münhasır kılmak ve diğer direktiflerini de farz mahiyetinde değil tavsiye mahiyetinde olduğunu savunurlar. 1- Onlara dinin içinden ve dinin dışından verilecek en iyi cevap nedir? 1. Acaba bu grup, tanınmış ve her hangi bir unvan ve hüviyeti var mıdır?
Kısa Cevap

Kur’an’la yetinme ve rivayet ve sünnetleri silme konusunun tarihçesi yaklaşık İslam’ın ilk yıllarına dayanmaktadır. Zira Ehlisünnet ve Şia kaynakları esasınca, Peygamberimiz, (s.a.a) mübarek ömrünün sona erme esnasındayken İslam ümmetini doğru yoldan sapmasını engelleyecek mahiyette kılavuzluk yapacak bir vasiyet yazmak amacıyla kalem, mürekkep ve kâğıt istedi. Maalesef peygamberin bu isteğine ikinci halife Ömer bin Hattap karşı çıkarak şöyle dedi: Allah’ın kitabı (Kur’an) bize yeter (Peygamberin sünnetine ihtiyacımız yok).

Ama asıl itibarıyla hiç kimse bizim sünnette ihtiyacımız yok şeklinde bir tevehhüm ve hayalde bulunamaz. Acaba bizim tüm vazifelerimiz cüz’iyatlarıyla ve detaylı bir şekilde kuran’da zikredilmiş midir? Acaba namaz, oruç, zekât, hac vb… bağlamda hükümlerin tamamı Kur’an da beyan edilmiş midir?

Allah-u Teala Kur’an da şöyle buyuruyor: “Peygamber (s.a.a) size ne verdiyse onu alın (uygulayın), neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.!”[i]

Allahu Teâlâ’nın bizlere, Allah resulünün (s.a.a) sünneti olan onun emir ve yasaklarına uymamızı emrettiği apaçık ortadadır.

Ehlisünnet imamlarının dört tanesinden biri sayılan Ahmet b. Hanbel müsnedinde şöyle naklediyor: Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuş: “Ben sizin aranızda, onlardan biri diğerinden daha büyük ve değerli olan iki ağır-paha biçilmez emanet bırakıyorum. Göklerden yeryüzüne uzanan ip (konumunda olan), Allah'ın kitabıdır diğeri benim soyum, Ehl-i Beytimdir. Bunlar (kıyamet gününde) havuz başında benimle buluşuncaya kadar, bir diğerinden asla ayrılmazlar.

Görüldüğü gibi bu hadiste Peygamber (s.a.a) Ehlibeyt’i (a.s) Kur’an’ın yanına karar kılmıştır. Yani Müslümanlar Allahın hükümlerini Kuran’dan almakla yükümlü oldukları gibi gerekli olduğu zamanlarda imamlardan (a.s) da Allahın hükümlerini almakla mükelleftirler. Bu ikisi beraber oldukları sürece kâmildirler; birisi olmadan diğerine sarılmak eksikliktir.

 


[i] Haşr / 7

 

Ayrıntılı Cevap

Bu tarihi geçmişi olmayan ve asır ve zamanımıza has yeni bir şüphe değildir, belki İslam Peygamberinin (s.a.a) vefatından sonra, belki daha hayatta iken bazı insanlar tarafından gündeme taşınan ilk şüphe ve konulardan birisidir.

Bu nedenle konunun daha net bir şekilde anlaşılması için ilkin bu konunun tarihçesine bir göz atacağız daha sonra sorunun cevabına ve tahliline geçeceğiz.

Kur’anla yetinme ve rivayet ve sünnetlerin silinme konusunun tarihçesi hemen hemen İslam’ın tarihçesiyle aynıdır.

Zira Peygamberimiz, (s.a.a) mübarek ömrünün sona erme üzereyken İslam ümmetini doğru yoldan sapmasını engelleyecek mahiyette kılavuzluk yapacak bir vasiyet yazmak amacıyla kalem, mürekkep ve kâğıt istedi. Maalesef peygamberin bu isteğine ikinci halife Ömer bin Hattap karşı çıkarak şöyle dedi: Allah’ın kitabı (Kur’an) bize yeter (yani peygamberin yazacağı tavsiyeye ve onun sünnetine ihtiyacımız yok). Söylenen bu sözün ispatlanması için Ehlisünnetin en önemli ve muteber kaynaklarından faydalanacağız.

Sahih Buhari, sahih Müslim, müsnedi Ahmed vb… kaynak kitaplarda şöyle nakledilmektedir: İbrahim b. Musa, Hişam bin Muammer’den, Hişam da Abdullah bin Muhammed’den, Muhammed b. Abdullah da Abdurrezak’tan, Abdurrazak da Muammer’den,  Muammer de Zühri’den, Zühri de Ubeydullah bin Abdullah bin Abbas’tan (r.a) naklediyor ki İbni Abbas şöyle dedi: “İslam peygamberi (s.a.a.) hayatının son anlarını yaşamak üzere iken Ömer b. Hattabın da içinde bulunduğu sahabeden bir grup Peygamber' in evinde toplanmıştı. O sırada Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu: "Gelin bana yaklaşın size bir şey yazayım ki, ondan sonra asla sapmayasınız." Bunun üzerine Ömer deki ki: "Ağrı ve elem Resulullah'a (s.a.a.) galip gelmiştir. Kur'an aranızdadır; o bize yeter."[1] Orada bulunanlar aralarında ihtilafa düştüler ve aralarında çekişmeler gerçekleşti. Bir grup; "peygamberin istediğini getirin de sapıklığa düşmemeniz için Resulullah (s.a.a.) bir şey yazsın." diyor, bir diğer grup da Ömer'in sözünü tekrarlıyordu. Resulullah'ın (s.a.a.) huzurunda bağırıp çağırmaları ve anlaşmazlıkları çoğalınca, Resulullah (s.a.a.); "Kalkın! Yanımdan gidin!" diye buyurdu.[2] Ubeydullah dedi ki: İbn-i Abbas diyordu ki: "Bütün musibet ve belalar, Resulullah'ın huzurunda bağırıp ihtilaf ederek o önemli konunun yazılmasına engel olunduğundan dolayı meydana geldi.”[3]

Bu araştırmada asıl soruya cevap verildiğinde ikinci halifeden nakledilen bu sözü de getireceğiz. Muhterem okuyucumuzun isteği üzere de bu sorunun cevabını dinin içinden ve dinin dışından da sunacağız.

İlkin: Akli Delil:

Bu sözün doğru olduğunu farz etsek ve bütün Müslümanlar bu konuyu kabul edip ittifak etseler bile, acaba hakikaten sünnetten irtibatı kesilmiş bir Kur’an bize yeterli olabilir mi? Gerçekten Peygamberin (s.a.a) sünnetine ihtiyacımız olmayacak mıdır?

Bu durumda herkesin Kur’an’dan algıladığı bir olacak mı ve herkes onu anlamada ittifak edecek mi?

Her ne kadar bu soruya verilecek cevap, çok açık olan bir şeyi açıklamak anlamında ve vicdani uyanık olan her şahsın kendisine has bir cevabı kesin vardır. Ama buna rağmen biz burada genel bir anlamda bir cevap veririz.

Bir şeyin olanaklı olduğuna delalet eden en iyi delil o şeyin tahakkuk bulmasıdır (Edellu’d-delil ala imkani’ş-şey vuku’uhu).

1. Kur’an-ı anlamak ve yorumlamak noktasında Ehlisünnet ve Şia olmak üzere bütün Müslümanların ortak bir nazara sahip olmadıklarını görmekteyiz. Bütün müfessirler ve âlimlerin üzerinde ittifak ettikleri usul-i ve Füru-i meselelere rastlamak çok azdır.[4]

2. Acaba bizim sünnete ihtiyacımız yoktur sanısını kim hayal edebilir, acaba bizim bütün vazifelerimiz tüm detaylısıyla Kur’anda beyan edilmiş midir? Acaba namaz, oruç, zekat, hac vb… hükümlerin tamamı Kur’an da beyan edilmiş mi?

3. Eğer bu sözü kabul edersek, Ehlisünnet’in (Kur’an dışında olan) Kutubu’s-sitte (“Sahih Buhari”, “Sahih Müslim”, “Süneni Ebu Davut”, “Süneni Tirmizi”, “Süneni Nesai” ve “Süneni ibni Mace”) gibi hadis kitaplarının ve belki hadis hakkında yazılan binlerce kitabın, durumu ne olacak.

İkinci Olarak: İcma:

Günümüz dünyasında bütün fıkhi ve itikadi fırka ve mezhepler, hadisten müstağni olmadığımız konusunda görüş birliğindedirler. Müslümanların itikadi ve ameli boyuta hadise ve sünnete ihtiyacın bulunmadığı söyleye ve bu inancı savunan hiçbir mütekellimi, fakihi ve İslam dininde söz sahibi olan bir düşünürü bulamazsınız.[5]

Üçüncü Olarak Kur’an:

Allah-u Teala Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor: “Peygamber (s.a.a) size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.”[6]

Her ne kadar bu cümle “Beni Nudeyr” kabilesinin ganimetleri bağlamında nazil olmuş ise de ama içeriği Müslümanların hayatının bütün alan ve programlarını kapsayan umumi bir hüküm içermektedir[7] ve Peygamber’in (s.a.a) sünnetinin hüccet olduğuna dair açık bir senettir.[8]

Bu asıl esasınca bütün Müslümanlar, Peygamber efendimizin (s.a.a) ister İslam hükümetiyle alakalı meseleler alanında olsun ister iktisadi, ibadi ve diğer meselelerde olsun emir ve nehiylerini, cani gönülden dinleyerek itaat etmekle yükümlüdürler. Özellikle bu ayetin sonunda peygambere muhalefet edenleri şiddetli azapla tehdit etmiş olması bu bağlamda ciddi bir uyarı olduğuna delildir.[9]

Özet ve başka bir ifadeyle; Allah-u Teala’nın bizlere, Allah resulünün (s.a.a) sünneti olan onun emir ve yasaklarına uymamızı emrettiği apaçık ortadadır.

Burada, Allah-u Teala nasıl istisnasız bütün halka Peygamber’in (s.a.a) söylediği sözleri kayıtsız ve şartsız kabul etmelerini emredebilir?! Sorusunun gündeme getirilmesi mümkündür

Ancak Peygamber’i (s.a.a) masum bildiğimiz için ve bu hakkı sadece kendisi ve masum olan onun ehlibeyt imamları hakkında kabul ettiğimizi dikkate aldığımızda bu sorunun cevabı çok açık olduğu ortadadır.

Dikkate şayan olan şey şudur ki birçok rivayette,[10] Allah-u Teâlâ’nın peygamberine bu denli bir yetkinin vermesinin sebebine işaret edilmiştir. Şöyle denilmektedir ki Allah u Teâlâ onu tam manasıyla imtihana tabi tutmuş, onun büyük bir ahlak üzere ve olağan üstü bir ahlaka sahip olduğu belirtilmiş, dolayısıyla bu denli yetkiyi kendisine ifaze etmiştir.[11]

Dördüncü Olarak; Hadis:

Ehlisünnet ve Şia kaynaklarında sünnetin hüccet olduğuna delalet eden hadisler çoktur ve bizleri sünneti almaya yönlendiriyor ve teşvik ediyor.

Bunlardan bir tanesi iki fırkanın hadis kitaplarında tevatür haddinde naklolan Sakaleyn hadisidir.

Ehlisünnet imamlarının dört tanesinden biri sayılan Ahmet b. Hanbel ismini “müsned” vermiş olduğu hadis kitabında şöyle bir hadisi nakletmektedir:

Esved bin Amir şöyle diyor: Ebu İsrail yani İsmail b. İshak Mollai Atiyye’den, Atiye de Ebu Said’den naklediyor ki Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır: “Ben sizin aranızda, onlardan biri diğerinden daha büyük ve değerli olan iki ağır-paha biçilmez emanet bırakıyorum. Gökten yeryüzüne uzanan Allahın ipi ve benim soyumdan benim Ehlibeytimdir. Bu ikisi (kıyamet gününde) havuz başında bana varıncaya kadar bir birinden ayrılmayacaklar.”[12]

Görüldüğü üzere bu hadiste Peygamber (s.a.a) Ehlibeyt’i (a.s) terazinin bir kefesi gibi kuranın kenarında yerleştirilmiştir. Yani Müslümanlar kurana sarılmakla mükellef ve yükümlü oldukları gibi gerekli görüldüğü durumlarda ehlibeytten de yararlanmaları ve onlara sarılmakla yükümlü ve mükelleftirler. Bu ikisi birlikte oldukları zaman kâmildiler. Onlardan birisiyle yetinmek eksikliktir.

Buna binaen: ilkin şu bilinmelidir ki; Müslüman olup rivayetleri dikkate almaksızın ilahi hükümlere amel etmek imkansızdır. İkinci olarak böyle bir şeyin mümkün olduğunu farz etsek bile sünnetin kendisi Müslümanların arasındaki ihtilaflara neden olmuş değildir. Dolayısıyla sünneti kanara itmekle bırakın ihtilafların ortadan kalkmasını veya azalmasını bir yana belki daha da fazlalaşacakları kesindir.

 


[1] Abdullah b. Ömer’den nakledilen rivayette ise; “Peygamber hezeyan söylüyor” şeklinde gelmiştir. (“Nehc-ül Hak ve Keşfus- Sıdk”, s. 333).

[2]Sahih Buhari”, c. 17, s. 417, hadis no 5237; “Sahih Muslim”, c. 8, s. 414; “Müsned-i Ahmed”, 6, s. 368 ve 478, kaynak: http://www.al-islam.com.   

[3] Hilli, Nehc-ül Hak ve Keşfus- Sıdk, Kum: daru’l-hicre müessesesi, 1407, h.k. s. 333.

[4] Bu konuda Ehlisünnet kaynaklarına müracaat ediniz.

[5] Buradaki icmadan kasıt, fıkıh ıstılahındaki mana değil, belki bizi destekleyen ihtilaf bulunmayan ve ittifak manasındadır. 

[6]ma atakumurresulu fehuzuhu ve ma nehakum 'anhu fentehu vettekullahe innallahe şediydul'ikabi” (haşr, 7).

[7] (El Muvridu la Yuhassisul varid=konu, konunun hakkında nazil olanını (ayet veya rivaye) kendine mahsus kılmıyor)

[8] En güzel olan mana, bu ayetin, Rasûlullah'ın verdiği, emrettiği ve nehyettiği herşeye şâmil bir hüküm olmasıdır. Binâenaleyh, fey' ile ilgili hüküm de bu umumîliğe dahildir. (Fahrud-din Razi, ebu Abdillah Muhammed b. Ömer, “Mefatihu’l-Gayb”, baskı, 3, darul ihya et-turas el- Arabî, 1420, h.k. c.29, s. 507, Tababatabai, Muhammed Hüseyin, “el-Mizan (Farsça tercümesi)”,baskı, 5, Kum: Defter-i İntişarat-ı İslami Camiayı müderrisini hovzei ilmiyeyi, 1374, h.k. c. 19, s. 353.  

Bu ayetin uslubundan sarfı nazar edildiği zaman, Allah Resulünün (s.a.a) bütün emir ve nehiylerine şamil olmaktadır ve sadece fey’den bir pay vermek yada vermemek manasıyla sınırlı değildir, belki emir ettiği bütün emirleri ve yasakladığı tüm yasakları kapsamaktır.   

[9] Mekarim Şirazi, Nasır, “Tefsir-i Numune” baskı, 1, Tahran: : Daru'l-Kütübi'l-İslamiye, 1374, h. k. c. 23, s. 507 ve 508.

[10] Bu konuyu içeren ve hakkında varit olan rivayetler çok çeşitli ve oldukça fazladır. onlara ulaşmak için aşağıdaki adrese müracaat ediniz: “Tefsiri Nuru’s- Sakaleyn” c. 5, s. 279 - 283.

[11] Mekarim-i Şirazi, Nasır, “Tefsir-i Numune”, c. 23, s. 509 ve 510.

[12] Müsnedi Ahmed, c. 22, s. 226, 252, 324; c. 39, s. 308.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şiilerin inancına göre kıyamet günündeki en önemli soru Ehlibeyt’in dostluğu ve velayeti hakkında mı olacaktır?
    6842 Eski Kelam İlmi 2012/08/11
    Kur’an öğretileri ve Allah Resulü’nün (s.a.a) tavsiyelerinden alınmış Peygamber ve ailesinin sevgisi, Şia inancının en önemli usullerindendir ve hiçbir Şii bunda kuşku duymaz. Bu bağlamda biz kıyamet gününde namaz, oruç ve zekât gibi hususlar hakkında sorulduğu gibi velayet ve Ehlibeyt’in sevgisi hakkında da sorulacağına inanırız. Hatta bu konu ...
  • Kısa mesaj (SMS) yoluyla namahrem birisiyle şakalaşmanın hükmü nedir?
    6931 Düzenler 2010/01/14
    Bazı noktalara dikkat edilmesi sorunun cevabının bulunmasında size yardımcı olacaktır:1-) İnsanda olan güçlü dürtülerden birisi de şehvettir ve eğer bu içgüdü isyan edecek olursa kontrol edilmesi imkânsız veya ...
  • Hz Yusuf’un (a.s) bedeni babasına saygısızlık etmesi nedeniyle mi çürümüştür?
    12213 Tefsir 2012/06/16
    Hz Yusuf’un (a.s) babası Hz Yakup’a (a.s) yönelik saygısı hakkında yer alan ayetlere bakıldığında onun attan geç inme nedeniyle babasına saygısızlık ettiği gözlemlenmemektedir. Bu hususta iki rivayet aktarılmıştır ve her ikisi de senet zayıflığından güvenilir sayılmamaktadır. Müfessirler de böyle bir şeyi kabul etmemişlerdir. Bu nedenle Hz Yusuf’un ...
  • İslam Peygamberi (s.a.a.) Peygamber olmadan önce hangi veya kimin dini üzerindeydi?
    18444 Eski Kelam İlmi 2011/05/23
    Bu bağlamda farklı görüşler var olmaktadır. Ancak kanaatimizce aşağıdaki görüş doğru olana daha yakındır: Peygamber (s.a.a.) şahsen Allah tarafından kendisine verilen has bir programa sahipti. O programa uygun bir şekilde eylemlerini ve yaşamını düzenliyordu. Yani asıl itibariyle İslam dini kendisine gelinceye kadar bu ona mahsus bir ...
  • Esma-i Hüsna’dan olan ‘Ya Cabbar’ın manası nedir?
    22703 Tefsir 2011/07/28
    Cabbar kelimesi Allah-u Teala’nın mübarek isimlerinden biri olup Kur’an’da da geçmiştir.[1] Cebr maddesinden olan bu sözcük bazen kahreden manasına gelir, bazende telafi etmek, ıslah etmek manasına. Mecma-ul Bahreyn, Cabbar’ın manası hakkında şöyle yazar: ‘Cabbar, saltanat ...
  • Pahalı satışın şerri hükmü?
    320 Alış-Veriş 2018/11/17
    Saygıdeğer okurumuz; Eğer pahalı satış müşteriye haksızlık olacak düzeyde olursa ve İslam devletinin kanunlarına aykırı olursa caiz değildir.[1] [1] Bkn: İmam Humeyni, Seyit Ruhullah, İstiftaat, 2.c, 62.s, defter intişaraat ...
  • Sadakayı kime ve nasıl vermemiz gerekiyor? Sadakanın en az limiti ne kadardır?
    82414 Pratik Ahlak 2011/08/21
    İslam’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için, fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ...
  • Acaba İnternet sitelerinden yapılan çalıntılar caiz midir?
    3029 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/06/21
    Mezkûr soruda mevcut fıkhın hükmü peşinde olduğundan dolayı taklidi mercilerin defterlerinden sormayı gerekli gördük dolayısıyla ilgili defterlerden sorduk verdikleri cevaplar şöyledir:Ayetullahe'l-uzma SİSTANİ'NİN (Allah yüce gölgesini devam ettirsin) defteri:
  • Acaba Peygamber Efendimiz (s.a.a), Hz. Mehdi’nin (a.f.) gaybet ve kıyamı konusunu açıklamış mıdır?
    7438 Eski Kelam İlmi 2009/05/17
    İslam dininin ortaya çıkışından beri, mehdeviyet konusu, Müslümanların şek ve şüphe etmeyecekleri bir şekilde açık ve netti. Peygamber Ekrem (s.a.a), Hz. Mehdi (a.f.)’nin varlığını, onun bazı sıfatlarını, tevhit ve adalet hükümeti kurmasını, zulmün kökünü kazımasını, İslam dininin bütün dinlere üstün geleceğini ve Hz. Mehdi (a.f.)’nin eliyle yapılacak olan bazı düzeltmeleri ...
  • İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamında şehitlerden kaç tanesi Allah Resulü’nün (s.a.a) ashabındandı?
    4439 Büyük Şahsiyetlerin Siresi 2012/08/26
    Son Aşura araştırmacıları arasında ve yaptıkları tahkikat sonucu, İmam Hüseyin’in (a.s) yarenleri arasında beş kişinin Peygamber’in (s.a.a) ashabından olduğu ve Aşura kıyamında şahadete eriştikleri meşhurdur. Bu beş kişi şunlardır: Enes b. Haris, Hani b. Urve, Müslim b. Evsece, Habip ibni Mezahir ve Abdullah b. Yektar ...

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    294106 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    185763 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    112644 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    107998 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Hz. Âdem (a.s) ve Havva’nı kaç tane çocukları vardı?
    102071 تاريخ کلام 2009/08/23
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    99469 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Bedeninin bir kısmı (el, ayak veya baş vb.) yaralı ve bandajlı olan ve de suyun kendisine zararlı olduğu bir kimse, nasıl abdest, gusül ve teyemmüm alabilir?
    88827 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/19
    Yara ve kırığı bağladığınız (bandaj) ve yara ve benzeri şeylerin üzerine sürdüğünüz şey cebire olarak adlandırılır. Bununla alınan abdest ve gusle cebire abdest ve guslü denir. Taklit mercileri cebire abdesti hakkında şöyle demektedir: Eğer yara veya çıban veyahut kırık eldeyse, onun üzeri açıksa ve üzerine su dökmek zararlıysa, onun ...
  • Sadakayı kime ve nasıl vermemiz gerekiyor? Sadakanın en az limiti ne kadardır?
    82414 Pratik Ahlak 2011/08/21
    İslam’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için, fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    81973 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    73665 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...