Gelişmiş Arama
Ziyaret
9332
Güncellenme Tarihi: 2010/08/08
Soru Özeti
Taşlama hükmünün tarihsel geçmişi nedir? Bu zamanda böyle bir hükmü uygulamak İslam’ın zararına değil midir?
Soru
Taşlamanın geçmişi nedir? Diğer insanların İslam’a yönelik bakışını olumsuz kılacağından bugün bu meselenin uygulanmaması gerektiğini düşünmüyor musunuz?
Kısa Cevap

“Taşlama” veya “recim” cezası İslam öncesi diğer millet, kavim ve dinler arasında yaygındı. İslam’da da bu tür yaptırımlar; şerî, kesin ve katî bir ceza sıfatıyla çok ağır bir takım suçlar için öngörülmüş ve Peygamber-i Ekrem’den (s.a.a) nakledilen birçok rivayette de ona vurguda bulunulmuştur. İslam’ın böyle bir cezayı uygulamadaki hedefi; toplumun ıslahı, suça bulaşmaktan kaynaklanan anarşistliklerin giderilmesi, suçlu ferdin temizlenmesi ve bu suç neticesinde ferdin bulaştığı günahın bağışlanması, toplumda adaleti uygulamak, büyük ve temelleri sarsan sapkınlıkları engellemek ve toplumu korumaktır. İslam’ın bakışında bir evli kadının veya evli erkeğin zina etmesinin cezası, bir takım özel şartlar kaydıyla recimdir. Eğer bir yerde bu hükmün yahut başka hükümlerin uygulanması İslam’ın zarar görmesine neden olursa, veliyy-i fakih veya şeriat hâkimi İslam ve İslam düzeninin maslahatını gözeterek bu hükmün uygulanma niteliği yahut onun esasen değiştirilmesi hakkında kararlar verebilir.

Ayrıntılı Cevap

Taşlama veya “recim”in geçmiş ve tarihi hakkında bilgi edinmek için tarihî metinler ve İslam öncesi dinlerin kitaplarına bakmak gerekir. Bugün elde olan en geçmiş dinlerin en kadim kitaplarında recimden suçlu fertlere verilen cezalardan biri olarak bahsedilmektedir. Tevrat’ta defalarca bu cezadan bahsedilmiş ve evlenmeden önce zina eden bir kız hakkında şöyle yer almıştır: “…O zaman kızı baba evine getirsinler ve şehir halkı onu ölünceye dek taşlasınlar; zira o İsrail oğulları arasında çirkinlik yapmış ve baba evinde zina etmiştir. Bu şekilde kötülüğü aranızdan[1] uzaklaştır.” Aynı şekilde kocası olan bir kadının zina yapması ve tersi hakkında şöyle belirtilmiştir: “Eğer bir erkek kocası olan bir kadınla yatar durumda yakalanırsa (kadın ile yatan erkek ve de kadın), o zaman her ikisi ölsünler. Bu şekilde İsrail oğullarından kötülüğü uzaklaştır.”[2] Peygamber (s.a.a) Medine’ye hicret ettiği zaman bir grup Yahudi zinanın hükmünü sormak için Peygamberin (s.a.a) yanına geldi ve ondan sonra Maide suresinin 41. ayeti ve ilgili ayetler nazil oldu. Macera şöyle gelişir: Hayber bölgesinden meşhur Yahudi bir kadın onların soylularından bir erkek ile zina eder. Her ikisinin de eşi olmasına rağmen Yahudi âlimleri o ikisinin toplumsal makam ve mevkileri nedeniyle kendilerini taşlamak istemez. Bu amel için daha hafif bir hükmü olması halinde icra etmek için Peygamberin (s.a.a) yanına gelirler. Ama Peygamber (s.a.a) aynı hükmü dile getirir ve bu hüküm Tevrat’ta da bulunmaktadır neden onunla amel etmiyorsunuz diye buyurur. Onlar bu hükmün Tevrat’ta yer aldığını inkâr ederler. Allah Resulü (s.a.a), İbn. Hürya adında Yahudi âlimlerinden birini çağırır ve onun yemin içmesinden sonra kendisinden bu hususu sorar. O da böyle bir hükmün Tevrat’ta yer aldığını belirtir. İslam Peygamberi (s.a.a) de o kadın ve erkeği Medine mescidi önünde recim eder.[3] Dolayısıyla İslam’dan önce öldürme ve recim hükmü diğer dinler ve milletler arasında bir takım farklılıklar ile icra edilmekteydi.

İslam’da Taşlamanın Hükmü:

Her ne kadar eşleri olanların yaptığı zina hakkında taşlama hükmüne Kur’an’da işaret edilmemişse de bu mesele Peygamberin (s.a.a) sünnetiyle ispatlanmıştır. İmam Ali (a.s) bir kadına kırbaç ve recim hükmünü uygulamış ve şöyle buyurmuştur: Onu Allah’ın kitabına göre kırbaçladım ve Allah Resulünün sünnetine göre de recim ettim.[4] Nakledildiği üzere ikinci halife şöyle demiştir: Eğer insanların filan, Kur’an’a bir ayet ekledi demesinden korkmasaydım, “yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ederlerse, taşlanmalıdırlar” diye recim ayetini getirirdim. (Elbette Kur’an’da böyle bir ayetin varlığı tüm sahabeler tarafından ret edilmiştir ve Kur’an’da bu ayetin bulunduğuna dair iki insan dahi tanıklık etmemiştir).[5] Recim hükmü, zina eden evli erkek ve kadının cezası olarak gelmiş ve tüm İslam âlimleri onun hakkında ittifak etmişlerdir.[6] İslam’ın cezalarından olduğu için uzlaşılır ve bağışlanır değildir. Hatta tarafların veya bir başkasının şikâyeti olmasa dahi icra edilmelidir.[7] Peygamber-i Ekrem (s.a.a) rahmet ve şefkat peygamberi olması nedeniyle, kendisi önünde dört defa zina (evli kadın ve erkek zinası) ettiklerini itiraf eden şahıslar hakkında recim hükmünü uygulamaktan sürekli rahatsızlığını aksettirir ve şöyle buyururdu: Eğer bu şahıslar itiraf etme yerine tövbe etselerdi, kendileri için daha iyi olurdu (Maiz’in olayı). Ama bu suç ispatlandığı her durumda batınî eğiliminin aksine onu icra ederdi. Peygamber (s.a.a) ve İmam Ali (a.s) zamanında recim edilen fertlerin macerası ve bu hususta gelen rivayetler[8], İslam’ın görüşünün her zaman çok zor kayıt ve şartlar koyarak bu günahın ispatlanma imkânını en aza düşürmek ve çirkinliğinin gitmemesi ve fertlerin recim edilmemesi için bu hükmün az icra edilmesi olduğunu göstermektedir. Şii fıkhına göre yazılmış İslam Cumhuriyeti yasalarında da evlilerin yaptığı zinayı ispatlamak için İslam’ın öngördüğü bu şartlar göze çarpmaktadır. Bu şartların bazılarına işaret ediyoruz:

1- 74. Madde: Recme veya kırbaçlanmaya sebep olan zina, dört adil erkeğin yahut üç adil erkek ve iki adil kadının tanıklığıyla ispat olur.[9]

2- 76. Madde: Tanıkların tanıklığı açık ve iphamsız olmalı ve gözleme (görmek) dayalı olmalıdır.

3- 78. Madde: Zaman ve mekân açısından hususiyetlerin beyanında tanıkların sözlerinde tutarsızlık olmamalıdır (aksi takdirde tüm tanıklar iftira atma suçundan kırbaçlanırlar).

4- 79. Madde: Tanıklar zaman aralığı olmadan tanıklık etmelidir (aksi takdirde tüm tanıklar iftira cezasına çarptırılırlar).[10]

Hatta şahıs itiraf ettikten sonra inkâr ederse recim cezası kaldırılır. İmama Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: Eğer bir şahıs had vurmayı gerektiren bir günahı itiraf eder ve sonra inkâr ederse, ona had (kırbaç) vurulmalıdır. Ama günah, recmi gerektiren evlilerin zinası olursa, inkâr edildikten sonra recim uygulanmaz.[11] Recmi gerektiren bir günahı ispat etme yolundaki bu zorlamalar o kadar çoktur ki bazıları, bir şahsın kendi aklı ve iradesiyle itiraf etmesi dışında böyle bir şeyin belki de hiçbir zaman ispatlanmayacağını söylemişlerdir.[12] Enteresan olan ise İslam’ın böyle cezaları yasalaştırmasındaki hedefinin intikam istemi ve şiddet yaratmak olmamasıdır. Aksine diğer İslam kanunlarında olduğu gibi böyle cezaların belirlenmesi ve icra edilmesinde de yüce hedefler mevcuttur. Bu hedeflerin bazılarına işaret ediyoruz:

1- Toplumun Islahı: (Şartlar gerçekleştiğinde) Evli olup zina yapanları hiçbir tereddüt etmeden böyle bir ağır cezaya çarptırmak kanunda yer alırsa, bu suçu işlemeye yakın olan fertler bunun sonucunda bulunan ağır cezayı görerek buna asla teşebbüs etmez.

2- Suç İşlemekten Kaynaklanan Anarşizmin Giderilmesi: Toplumda vuku bulan her suç toplumun düzenini bozar ve toplumu sorun ve ıstıraba duçar kılar. Cezaların icra edilmesinin ilk neticesi, toplumda suç işlemeden kaynaklanan anarşizmin giderilmesidir.

3- Suçlu Ferdin Temizlenmesi ve Günahların Bağışlanması: Suç ve günah bir tür kirlenme ve lekelenmedir. Suç işlemek günahkâr şahsın kirlenmesine neden olur. Bu kirlenme, sadece onunla uyuşan bir yaptırım ve cezayla temizlenebilir. Rivayetlerden istifade edildiği üzere bir günahın cezasının bu dünyada icra edilmesiyle, günahkar şahıs söz konusu günahtan arındırılır ve temizlenir. Birçok günahlar (insanların hakkı hariç) gerçek bir tövbeyle bağışlanır.

4- Toplumu Korumak ve Muhafaza Etmek: Suçlunun cezasının icra edilmediği bir toplumda suç ve günah işlemek, suçlu fertlerin suç işlemede cesaretlenmesine ve neticede de suç ve cinayetin ve insanların mal, can ve namusuna tecavüz edilmesinin yaygınlaşmasına ve toplumun sağlığının yok olmasına neden olur. Oysaki yaptırımların ve İslam’ın tayin ettiği cezaların tam ve zamanında uygulanması temiz ve takvalı insanları insanî usul ve değerlere riayet etmeye teşvik eder. Aynı şekilde bu, fırsat kollayan suçlulara hangi akıbetin kendilerini beklediğini görmeleri ve böyle eylemlere bulaşmamaları için bir uyarıdır. Böyle olunca da toplumda suç ve günaha bulaşma oranı aşağı düşer ve sosyal güvenliğin yükselmesine neden olur.

5- Toplumda Adaleti Uygulamak: Suç ve günaha karışmak, başkalarının haklarına tecavüzde bulunmak ve onlara zulüm etmek demektir. Adilce cezaların uygulanmasıyla adalet sağlanır. Yani bir zulüm gerçekleştiği takdirde, onun giderilmesi için ona uygun bir ceza gözetilmiştir. O halde her ceza bir takım olumluluklar taşır ve recim de bundan müstesna değildir. Taşlamayı çok caydırıcı bir hüküm olarak niteleyebiliriz. Bu hüküm, Peygamber (s.a.a) ve Ali’nin (a.s) tüm yönetimleri döneminde şahsi itiraflarıyla sadece birkaç ferde uygulanmıştır. Ama hadleri (ceza ve yaptırımları) uygulamak bir yer yahut yerlerde İslam’ın zarar görmesine neden oluyorsa, masum imam ve veliyy-i fakih İslam’ın daha önemli çıkarları için geçici olarak hadlerin uygulanmasını erteleme veya başka bir takım özel tarz ve şekilleri uygulama yetkisine sahiptir. Hz. İmam şöyle buyurur: … Hâkim, yol üzerinde olan bir mescit yahut evi yıkıp parasını sahibine verebilir. Hâkim, gerekli zamanlarda mescitleri geçici olarak kapatabilir ve ibadetle ilgili olsun veya ibadetle ilgili olmasın varlığı İslam’ın maslahatına ters düşen her hususu durumu böyle olduğu müddetçe engelleyebilir. Devlet, İslam ülkesinin maslahatına aykırı olduğuna karar verdiği durumlarda ilahî önemli farzlardan olan haccı geçici olarak engelleyebilir.[13] Bir başka yerde ise şöyle buyurmaktadır: … İslam’da düzenin maslahatının her şeyden öncelikli olduğu ve hepimizin ona tabi olmamız gerektiğine dair bu basit hususu, halk için aydınlatmalılar.[14] Bundan dolayı şöyle söylemeliyiz: Her ne kadar ilahî hükümleri icra etmede bir takım odak, siyasî grup ve fertlerin temelsiz eleştiri üretmelerine önem vermemek gerekse de, bir zaman diliminde bu hükmün uygulanması İslam düzeninin maslahatlarına aykırı olursa, veliyy-i fakih bu hükmün başka bir şekilde uygulanması için emir verme yetkisine sahiptir.



[1] Kütüb-ı Ahd-i Atik, Çap-ı London, s. 373. (Sefer-ı Turiye, Müsenna, fasl-ı bist-i dovvom ve aye-i 21 ve 22).

[2] Kütüb-ı Ahd-i Atik, Çap-ı London, (Sefer-ı Turiye, Müsenna, fasl-ı bist-i dovvom ve aye-i 23).

[3] Tercüme-i el-Mizan, Allame Tabatabaî, c. 5, s. 543 ve 544.

[4] Nakd ve Tafri’at; Ayetullah Seyyid Muhammed Vahidî (r.a), s. 29.

[5] Envaru’l-Fekahe, Nasır Mekarim Şirazi, Kitab-ı Hudud, s. 281.

[6] Cevahiru’l-Kelam, Necefi, c. 4, s. 318. el-Mekasidü’ş-Şer’iyye lil-Ukubat fi’l-İslam, Dr.

asanî el-Cundî, s. 637.

[7] Tesir-ı Zaman ve Mekan ber Kevanin-ı Cezaî İslam, Hamid Dehkan, s. 129.

[8] Vesailu’ş-Şia, Hür Amılî, c. 18, s. 347.

[9] Tahrirü’l-Vesile, c. 2, s. 471, mesele. 9.

[10] Şerh-ı Kanun-ı Mucazat-ı İslamî, Seyyid Fettah Murtezevî, s. 32-43.

[11] Vesailu’ş-Şia, Hür Amılî, c. 18, s. 318-319..

 

[12] Tesir-ı Zaman ve Mekân ber Kevanin-ı Cezaî İslam, Hamid Dehkan.

[13] Hukumet-i İslamî, İmam Humeynî (r.a), s. 233 ve 34.

[14] a.g.e., s. 464.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Din neden siyasete müdahale eder?
    11858 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/08/21
    Dinin siyasetten ayrı olduğu görüşü, insanın değişik hayat alanlarında dinin rolünü silme ve minimum dereceye indirmeyi savunur. Bu görüş esasınca insan akıl ve bilim aracılığıyla kültür, siyaset, hukuk, ekonomi, iletişim, adap ve birlikte yaşam kanunlarını öğrenip yasalaştırabilir ve hayatı idare etmede dinin müdahale etmesine bir gerek yoktur. ...
  • “Elhemdu – lillah” ve “subhanellah” kelimelerinin dakik anlamı nedir?
    10745 Eski Kelam İlmi 2012/03/10
    “Hamd” kelimesinin lügatteki anlamı övmek ve kötülemenin (zemetmenin) zıddıdır. “Tesbih” kelimesi ise Allah ı her çeşit noksanlıklardan, ihtiyaçtan, ortaklıklardan ve Onun makamına yakışmayan her şeyden O’nu tenzih etmek, beri, pak ve mukaddes bilmek anlamındadır. Bu iki kavram genellikle kuranın birçok ayetlerinde ve namazda okunan zikir ve dualarda ...
  • İnsan utangaçlıktan nasıl kurtulabilir?
    58495 Pratik Ahlak 2010/12/05
    Utangaçlığın olumsuz ve istenmeyen sonuçları olup, insanın yaşamda başarılı olmasına engel olmaktadır. İnsan, bu ruhsal özelliktende diğer kötü özellikler gibi kurtulabilir ve onun tedavisi mümkündür. Çocukları sohbetlere katmak ve onları topluma girmeye teşvik etmek çocukların bu hastalığa yakalanmasını önleyen çözümlerdendir.Telkinde bulunmak, kendine ...
  • İmam Zaman (a.c.f)’ın ismi söylendiği zaman elimizi başımıza koyup ayağa kalkmamızı açıklayan rivayet var mıdır?
    6510 Eski Kelam İlmi 2011/11/17
    Yapılan araştırama esasınca ayağa kalkmayı ve eli başa koymayı, aşağıda yer alan iki rivayet belgelemektedir:1.   Ehl-i Beyt Şairi “Du’bel Haza’i”den gelen meşhur bir rivayete göre: Du’bel Haza’i, İmam Rıza (a.s)’ın yanında meşhur kasidesini okudu ve;“İmam Zaman (a.c.f)’ın zuhuru ...
  • hatmi salavat nedir?
    16759 Pratik Ahlak 2011/04/13
    Hatim her hangi bir şeyi bitirmek sona erdirmek anlamındadır. Bunun temel özellik ve nitelliği yapılacak bu işin bir başlangıcı ve bir de sonu var olmasıdır. Hatmi salâvat ta bu anlamdadır. Kuranı baştan sona kadar okuyarak hatim edilmesi gibi. Kuranı baştan sona kadar okuyarak bitirmek şeklinde yapılan eyleme ...
  • Öldürmenin çeşitlerini ayrıntılarıyla anlatınız.
    6059 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/03/03
    Öldürme, çeşitli yönlerden kısımlara ayrılabilir. Aşağıda kısaca onlara değiniyoruz:1- Haklı ve haksız olarak öldürme.2- Öldürmenin ne zaman yapıldığı3- Öldürmenin idamla, silahla veya sopayla olması, yine taşlanmak ve diğer şekillerde cezaları yönünden gerçekleşmesi. 4- Öldürmenin kasıtlı, kasıtlıya ...
  • Hasta yolcunun hükmü nedir?
    5964 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Yolcu (hasta ya da sağlıklı) vacip olan hükümleri yerine getirmede kendine özgü hükümlere sahiptir. Örneğin: Namazını, yolcu namazı olarak kılmalı (yani dört rekâtlık namazları iki rekât kılmalı) ve Orucunu da yemelidir. Aynı şekilde Hasta da ( ister yolculukta olsun ister olmasın) hastalığının türüne, şiddetine göre kendine özgü hükümlere ...
  • Acaba 12 İmam Şiası olmayanlar da cennete gidecekler mi? Kıyamette cahil-i kasırların (hakkı öğrenmeye gücü yetmeyen kişiler) durumu ne olacak?
    9867 Eski Kelam İlmi 2009/06/08
    Cennete gitmenin şartı, 'İman' ve 'Salih ameldir.'Şii olan birinin de cennete girebilmesi için yanlızca 'ben Şia'yım' demesi yeterli olmaz, Şialığın gereklerini yerine getirmeli veya kendisine şefaat edilebilmesi için gerekli liyakati kendinde oluşturmalıdır. Semavi dinlere mensup olanlar, bir sonraki şeriat gelmeden kendi dinlerinin düsturlarına göre amel ederlerse ...
  • Eğer Ehlibeyt (a.s) «خُزّان العلم» ilmin madeni iseler neden kumeyl duasını Hz. Hızır İmam Ali (a.s)’a öğretmiştir?
    5784 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2019/04/07
    Kumeyl duası Şeyh Tusi’nin “Misbah’ul-Muteheccid”[1] ve Seyit ibn. Tavus’un “İkbal’ul-Emal” adlı eserlerinde nakledilmiştir. Seyit ibn. Tavus bu duayı eserinde naklederken şöyle açıklama yapmaktadır: Şeyh Tusi’nin naklettiği rivayetten başka bir rivayette gördüm ki Kumeyl ibn. Ziyad Neğei diyor ki: Basra mescidinde İmam Ali (a.s)’ın yanında ...
  • Acaba tarihte sadece imamların bakışıyla batini hidayet bulmuş olan kimseler olmuş mudur?
    5509 Eski Kelam İlmi 2012/04/07
    İmamet makamı, mezhebin makamını ve mezhebin hedefini hayata geçirmek ve hidayette, maksat olan yere ve makama ulaştırmak anlamında olduğuna dikkatle sadece yol gösterme ve kılavuzluk yapmak imamet makamının vazifesi değildir, bilakis bunun yanı sıra tekvini hidayete de şamil geliyor. Yani imamın batini nüfuzu ve batini tesiri ve ...

En Çok Okunanlar