Gelişmiş Arama
Ziyaret
10875
Güncellenme Tarihi: 2007/08/23
Soru Özeti
Masumların (Allah’ın selamı üzerlerine olsun) velayet hakkına sahip olduklarının delili Nedir?
Soru
Masumların (Allah’ın selamı üzerlerine olsun) velayet hakkına sahip olduklarının delili Nedir?
Kısa Cevap

Dört ana kaynağa yani Kur’an’a, sünnete, akıla ve icmaya dayanarak Masumların velayet hakkına sahip oldukları isbatlanabilir.

Şia bilginlerinin bu konuda görüşbirliğine sahip olduklarında hiçbir kuşku yoktur. Bunu diğer mezhap bilginleri de kabul etmektedirler.

Akli (rasyaonal) delile gelince bazıları “lutüf delili”ni toplumun yönetimini bizzat Peygamberin veya masum bir imamın üstlenmesi gerektiğini isbatlamak için yeterli bilmişlerdir. Ancak bazı bilginler “hikmet delili”ne dayanarak bunu isbatlamaya çalışmışlardır.

Kur’an’da bir çok ayet peygamberin yöneticilik ve velayet yetkisine sahip olduğunu bildirmektedir. Bu ayetlerin ifade yönünden en açık olanı şu ayettir: “Kuşkusuz Peygamber, müminlere onların kendilerinden daha evla daha yetkilidir.”

Masumların velayet ve yönetim hakkına sahip olduklarına dair hadisler de pek fazladır. Bu hadislerden biri İmam Sadık (a.s)’ın “Gerçekten sadece sizin veliniz Allah, Resulu ve iman eden .... kimslerdir.” Ayetiyle ilgili şu sözüdür: Bu ayet şunu ifade ediyor: Sizin hakkınızda kendinizden daha yetkili olan işleriniz, kendiniz, ve mallarınızda tasarrufda sizden daha öncelikli olan Allah, Peygamberi ve iman eden kişiler yani Ali ve kıyamete kadar onun evlatlarıdır.”

Ayrıntılı Cevap

İslam kültüründe toplumun yöneticiye ihtiyacının gerekliliği dikkate alındıktan sonra kimsenin kendiliğinden toplumu yönetme ve hüküm sürme hakkına sahip olmadığı ilkesi gündeme gelir. Bu yetkinin sadece insanın bütün varlığını yaratan, koruyan ve onda mutasarrıf olan Allah’a aittir. Bu gerçek insanın onun emirlerine uymasını gerekli kılar.[1] Elbette o bizi belli bir şahıs veya topluluğa itaat etmeği emrederse onun bu emrine uymalıyız. Eğer yönetici için bir takım şartların olmasını ister ve bu şartların oluşup oluşmadığının tesbitini bize bırakırsa biz de bu çerçevede hareket etmeliyiz.

Müslümanlar ötedenberi şu gerçeğe inanırlar ki Allah Teala, İslam toplumunu yönetmek hakkını Peygamberine vermiştir. Ehl-i Beyt mektebine bağlı olanlar yukarıdaki gerçeğe inanmakla beraber Peygamber’den sonra bu yetkinin Peygamberden masum imamlara devrediğiline inanırlar.

Dört ana kaynağa yani Kur’an’a, sünnete, akıla ve icmaya dayanarak Masumların velayet hakkına sahip oldukları isbatlanabilir.

Şia bilginlerinin bu konuda görüşbirliğine sahip olduklarında hiçbir kuşku yoktur. Bunu diğer mezhap bilginleri de kabul etmektedirler.

Genel olarak Şia’da mezhebin temel ilkelerinden sayılan İmametin temel özelliği de budur. Bu temel çerçevesinde Resulullah’tan sonra onun taşımakta olduğu ümmeti yönetmek yetkisi Ehl-i Beyt imalarına geçmiştir. Buna göre şia inanıyor ki Resulullah peygamberlik makamının yanı sıra imamlık makamına da sahip idi.[2] Nübüvvet (Peygamberlik) makamı evren ve yasamada ilahi sırlardan haberdar olmağı ifade eder Risalet (elçilik) makamı ise kendi bilgilerini ilahi emir çerçevesinde insanlara ulaştırmak ve onlara yol göstermekle oluşur. İmamlık makamı ise toplumu yönetmek makamıdır.

Akli (rasyaonal) delile gelince bazıları “lutüf delili”ni toplumun yönetimini bizzat Peygamberin veya masum bir imamın üstlenmesi gerektiğini isbatlamak için yeterli bilmişlerdir. Ancak bazı bilginler “hikmet delili”ne dayanarak bunu isbatlamaya çalışmışlardır.[3]

Hikmet delili kısaca şöyle açıklanabilir: Akıl, Allah Teala ve madde ötesi bir alemin varlığını ve insanın ölümden sonra dirilişinin olacağını ispatladıktan sonra bu dünyadaki davranışlarının onu ahiretteki hayatında kalıcı etkilerinin olacağı sonucuna varır. Akıl bu etkinin ayrıntılarını idrak etmekte kendi aciz bulur. Bu yüzden evreni ve insanı yaratan Allah’ın hikmeti insanlara bunu bir vesileyle aydınlatmayı ve insanlara bir takım elçiler göndermeği gerekli kılar. Diğer yandan Peygamberlerin gönderiliş gayelerinin temin edilebilmesi için bu elçilerin masum olmaları gerekir. Yani ilahi mesaj ve emirleri almak taşımak ve iletmekte hatadan uzak olmaları gerekir. Sonra akıl masumluk konusunu inceleyerek vahyi alıp iletmekte masumluğun hata ve unutkanlığı da içine alacak derecede kapsamlı bir masum oluşu gerekli kıldığını anlar. Buna göre Peygamber her yönüyle masum olmalıdır. Yine akıl toplumu yönetmek işinin masuma verilmesi gerektiğini hükmeder. Buna göre Resul, din adına toplumun yöneticisi olur. Akıl imamet makamını inceleyip onun da peygamber vasıtasıyla ulaşan mesajın açıklayıcısı olduğun dikkate aldıktan sonra aynı yöntemle “imam”da da masumluk vasfının gerekli olduğuna hükmeder.

Buna göre akıl, resul ve imamın masumluk makamını ispatladıktan sonra ilahi hikmet gereği toplumun yönetiminin onlara verilmesini gerekli bilir. Bu yöntemle, toplumu yönetmek anlamına velayetin onlara mahsus bir hak olduğu sonucuna varır.

Kur’an’da bir çok ayet peygamberin yöneticilik ve velayet yetkisine sahip olduğunu bildirmektedir.[4] Bu ayetlerin ifade yönünden en açık olanı şu ayet sayılabilir: “Kuşkusuz Peygamber müminlere onların kendilerinden daha evla daha yetkilidir.”[5]

Ayetin kısaca anlamı şudur ki Peygamber mümin kişilere karşı onların kendilerine oranla daha fazla yetkilidir. Onlar kendileri hakkında bir karar alabilecekleri ve bir tasarrufta bulanbilecekleri gibi Peygamber bu işte onlardan daha yetkili ve önceliklidir. Eğer onlar hakkında bir karar alırsa ister bu karar onların ferdi hayatları ile ilgili olsun isterse toplumsal hayatları ile ilgili buna karşı çıkmak hakkına sahip değillerdir. Ona uymaları ve itaat etmeleri gerekir.

Peygamber (s.a.a) mutevatir hadisler gereğince isbatlanmış olan Gadir-i Hum olayında bu gerçeğe işaret etmiş ve halka hitaben şöyle demiştir: Ben size kendinizden daha yetkili değil miyim? Halk bu sen daha yetkilisin diye olumlu cevap verdikten sonra, Peygamber “Ben kimin önderi isem Ali de onun önderidir. Buna göre Peygamber için isbatlanan velayet ve yönetim hakkı Hz. Ali için ve sonra Ehl-i Beyt için geçerli kılınmıştır.

Hz. Peygamber ve İmam.Ali’nin velayet ve yöneticilik hakkını ispatlayan diğer bir ayette şudur:

“Sizin gerçek veliniz Allah, Peygamberi ve o iman eden kimselerdirler ki namazı kılar ve rükû halinde zekât verirler.”

Şia’nın velayet konusundaki velayet manifistosu olan bu ayette Allah ilk önce velayet hakkının kendisine sonra Peygamberine ait olduğunu açıklamış ve daha sonra bu hakkın iman edip namaz kılan ve ruku halinde zekat veren kimseler özgü olduğunu bildirmiştir.

İman edip namaz kılan ve ruku halinde zekat veren kimseler, tabiriyle ifade edilen kimselerin çeşitli somut örnekleri olabilir ancak Şia ve Ehl-i sünnet’in naklettiği hadisler gereğince bu ifadeden maksat Ali aleyhisselam’ın şahsıdır. Böylece bu ayette yönetim hakkı en geniş kapsamıyla kayıtsız şartsız olarak Allah’a Peygamber’e ve Ehl-i Beyt imamlarına ait olduğu beyen edilmiştir.

Masumların velayet ve yönetim hakkına sahip olduklarına dair hadisler de pek fazladır. Bu hadislerden biri İmam Sadık (a.s)’ın “Gerçekten sadece sizin veliniz Allah, Resulu ve iman eden .... kimslerdir.” Ayetiyle ilgili şu sözüdür: Bu ayet şunu ifade ediyor: Sizin hakkınızda kendinizden daha yetkili olan işleriniz, kendiniz, ve mallarınızda tasarrufda sizden daha öncelikli olan Allah, Peygamberi ve iman eden kişiler yani Ali ve kıyamete kadar onun evlatlarıdır.”

Daha fazla bilgi için kaynaklar:

1. Mehdi Hadevi Tahrani, Velayet ve Diyanet, Hikmet Ocağı Kültür Merkezi, Kum,2. Baskı,2001.



[1] Bkz. Cevadi Amuli, Fakih’ın Velayeti (İslam’da Önderlik) s. 29

[2] Burada İmamet makamından maksat İslam ümmetinin yönetmek ve önderliği konusudur. Masumlar hakkında kullanılan İmamet makamının diğer bir anlamı da Peygamberler de olduğu gibi masum imamın da ilahi vehdi ilme sahip olduğudur. Bazıları yanılarak İmamet makamının yalnız ikinci anlama geldiğini sanmışlardır. (Bkz. Mehdi Hairi Yezdi, Hikmet ve Hükümet s. 171)

[3] Bazıları gerekli araştırmayı yapmadıklarından bu konunun tek delilinin Lutuf delili olduğunu ileri sürmüşler ve asırlar öncesi Fahr-i Razi gibilerin bu delile yaptığı eleştirileri dikkate almayarak bu delili ilk eleştiren kişinin kendileri olduğunu sanmışlardır ve bu delili reddederek aklı delil yolunu kapadıklarını sanmışlardır. . (Bkz. Mehdi Hairi Yezdi, Hikmet ve Hükümet s. 173- 176)

[4] Bkz. Muntazari, Velayet-i Fakih, c. 1 s. 37-73)

[5] Ahzap Suresi: 6

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
    7829 Masumların Siresi 2011/06/21
    Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili ...
  • Neden Yahudiler Yahudi olarak adlandırılmaktadır?
    10738 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Yahudilerin Yahudi olarak adlandırılmasının nedeni hakkında ihtilaf vardır. Bazıları Yahud’un hidayete ermiş olduğu manasına geldiğini ve bunun nedenin de Musa’nın (a.s) kavminin buzağı tapmaktan tövbe etmesi olduğunu belirtmiştir.[1] Bazıları da bu kavme Yahudi söylenmesinin nedeni hakkında şöyle demiştir: Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun adı “Yahuza” ...
  • Bir miktarı buz tutan ve geriye kalan kısmı kür (çok) su miktarında olmayan kür (çok) suya necaset değerse hükmü nedir?
    5824 Su Türleri 2012/04/11
    Büyük taklit merciileri bu konuda şöyle buyuruyorlar: ‘Kür (çok) suyun bir miktarı buz tutar ve geriye kalan kısmı da çok su miktarına ulaşmazsa, necaset değdiğinde necis olur ve buzdan eriyen kısım da necistir.’[1]
  • Âli İmran Suresinin 14. Ayetini dikkate alarak, kadınlar da erkekler için aşağılık maddi işler kısmından sayılıp dört ayaklı hayvanlar cinsinden mi hesap edilir?
    18306 زن 2012/07/21
    Söz konusu ettiğiniz sorunun cevabında şöyle denilmesi gerekir: Sizin Ali İmran Suresinin 14. Ayetinden yaptığınız çıkarım yanlış bir çıkarım olup ayetin manasına dikkat edilirse, sizin açıkladığınızın dışında bir şey anlaşılır. Ayette şöyle buyrulur: “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin ...
  • Üç Haslet hadisinin senedi sahih midir?
    7614 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/10/23
    Söz konusu hadisin bazı ravileri hakkında elde herhangi bir bilgi yoksa da birkaç sebepten dolayı ona istinat edilebilir:1-Hadis, çeşitli birinci grup rivayet kaynaklarında gelmiştir. Ve biliyoruz ki bir rivayet değişik kaynaklarda gelmişse ve büyük muhaddisler ona önem vermişlerse bu, onun itibarını ve muhaddislerin ...
  • Rüyada bilinçli olma imkânı mevcut mudur? Bazı rüyaların gerçekleşmesinin nedeni nedir?
    12738 Teorik İrfan 2012/02/18
    Bilgelerin görüşüne göre uyku, zahiri duyuların tedricen dış dünyayla ilişkisinin kesildiği, ama batıni duyuların henüz aktif olduğu bir haldir. Uyku anında dış dünyayla uğraşmaktan ve değişik meşguliyetlerden uzaklaşması neticesinde insan nefsi, melekût âlemine odaklanır ve nefis madde âleminden ne kadar çok uzaklaşırsa, nefsin kendi âlemiyle irtibat kurması daha fazla ...
  • Baş ve göğüs balgamını yutmanın oruca bir zararı var mıdır?
    7106 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız.  ...
  • Aceleyi gidermek için ne yapılmalıdır?
    7207 Teorik Ahlak 2012/05/03
    Acele, dinsel öğretilerin men ettiği hususlardandır. Bu, işleri yapmada erken girişimde bulunmak anlamına gelir. Acele etmek hız ve işleri zamanında yapmak ile fark eder. Hız, öncüllerin ve gerekli şartların hazır olmasından sonra insanın fırsatı elden vermemesi ve işi yapmak için girişimde bulunmasıdır. Acelenin karşısında ise soğukkanlılık ve ...
  • Acaba yaradanın yaratıcılık özelliğinin fiiliyyete geçmediği bir an ve ya zaman varmıdır?
    8445 Eski Kelam İlmi 2008/06/12
    Gereken cevaba ulaşmak için bu bir kaç noktanın yani zamanın mahiyyeti, fiili sıfatlar ve ilahi feyzin devamının, açıklığa kavuşması gerek.1.Zamanın mahiyyeti nedir?Zaman: Hareket yoluyla cisimlere arız olan akıcı aralıksız niceliktir. ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    82581 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...

En Çok Okunanlar