Gelişmiş Arama
Ziyaret
13758
Güncellenme Tarihi: 2012/05/09
Soru Özeti
Kur’an ve hadisler bakımından ihtiyari ölüm nedir?
Soru
Hakkında konuşulan ihtiyari ölüm nedir? Lütfen verilen cevapta kur’an’dan ve mevcut rivayetlerden istifade ediniz.
Kısa Cevap

İslami irfanda “mevt-i ihtiyari” teriminin asıl kaynağı ve mebdei İslam peygamberinin (s.a.a.) buyurmuş olduğu şu sözünün: “mutü kalbe en temutü”[i] ölmeden önce ölünüz” olduğunu söylemek mümkündür. Bu kelamda birinci olarak “ölünüz” denmekle “ölüm”, ihtiyari bir amel olarak ortaya atılmış ve ikinci olarak “ölünüz” denmekle zorunlu olan “ölüm” anlamındadır. Bu da herkes için kesin ve eceli geldiğinde tahakkuk bulacaktır.

Kur’anı kerimde de ihlas ve muhabbet iddiasında olanlar için açık bir unvan şeklinde defalarca ortaya atılmıştır. Ariflerin birçoğu bu ayetleri “ihtiyari ölüme” davet şeklinde yorumlamışlardır. Allah u Teâlâ kendisine âşık iddiasında bulunanları ona davet ettiğini söylerler ve bunu ilahi muhabbetin ölçüsü olduğunu bilmişlerdir. Pratik irfanda “iradi ölüm” için öncüller, mertebeler ve çeşitli dereceler zikredilmiştir. Zikredilen öncüller ve çeşitli dereceler salik olan kimseyi (Allaha doğru yolculuğa koyulmuş kimse) nihayetten kâmil ölüme vardırırlar. Ölüm için olan bu mertebeler şunlardır: “Mevtu’l- abyed”; Aclığı tahammül etmek ve kalpte nuraniyetin ve beyazlığın husul bulmasını ifade eder. “Mevtü’l – ahder”; Sade yaşamak ve fakirlik makamını ifade eder. “Mevtü’l – Ahmer”; Salikin kendi nefsiyle mücadele eder anlamını ifade eder. “Mevtü’l – Asved”; melamet ve malelleri, zorlukları ve dillerden kaynaklanan yaraları sırtında taşımak anlamını ifade eder. Arifler “ihtiyari ölüm” hakkında olan bu dört mertebelerin şerh ve açıklamalarında birçok konu açıklamışlardır. Bu açıklamalar kendilerine has olan yerlerde zikredilmiştir.

İrfansal makamlarından olup “ihtiyari ölüm” ıstılahının bir diğer yönüne işaret eden terimlerden bir başkası “hal’i beden” ıstılahıdır. Bu ıstılah şu anlamdadır ki salik (Allaha doğru yolculuğa koyulmuş kimse) ölümün ötesine gidecek ve cisim kendisi için bir elbisedir. İstediği her anda giyer ve istediği her anda çıkarır. Bu mertebede ruh, nefsin her çeşit arzu ve isteklerinden sıyrılmış özgür olmuş ve tecrit makamına ulaşmış ve nihayet olarak fena makamına varır.

 


[i] ALLAME MECLİSİ, “Biharu’l-Envar”, c. 69, s. 57.

 

Ayrıntılı Cevap

Mukaddime:

Ölüm ve özellikle “mevt-i itiyari” (iradeli ölüm) rivayetlerde, felsefede, irfanda ve muhtelif ilimlerde özel ıstılahlar ve manalar için istifade edilmiştir. Bunların tümü nihayette tek bir hakikate işaret ediyor ise de ama her birisi farklı yönlerden bu konuya değinmiş. Bunun yanı sıra “mevt-i ihtiyari” kendi başına mertebelere sahiptir. Hakeza öncül ve en son gayelere şamil gelir ve bütün bu mertebelere “mevt-i ihtiyari” unvanı ıtlak edilmiştir.

Temel itibariyle ölüm yaratılışta cari ve devam eden irfani bir hakikattir. Ölüm gerçeği (mevt-i ihtiyari) en yüksek irfansal ve fıtri sanat sayılmaktadır. Şu anlamdadır: Zahiri varlığından uzaklaşıp (fani olup) muhtelif mertebelerde daha iyi ve üstün bir hayatla baki kalmaktır. Bu durumun kendisi hayatın daha yüksek mertebelerine ve ilahi kamala doğru hareket eden varlık âlemindeki varlıkların yücelişi, fıtri hareketin ve seyrin temelidir. 

  1. Kuran ve Hadislerde Mevt-i İhtiyari:

 

İslami irfanda “mevt-i ihtiyari” teriminin asıl kaynağı ve mebdei İslam peygamberinin (s.a.a.) buyurmuş olduğu şu sözünün; “mutü kalbe en temutü”[1] ölmeden önce ölünüz” olduğunu söylemek mümkündür. Bu kelamda birinci olarak “ölünüz” denmekle “ölüm”, ihtiyari bir amel olarak ortaya atılmış ve ikinci “ölünüz” denmekle zorunlu olan “ölüm” anlamındadır. Bu da herkes için kesin olan eceli geldiğinde tahakkuk bulacaktır.

Kur’anı kerimde de ihlâs ve muhabbet iddiasında olanlar için açık bir unvan şeklinde defalarca ortaya atılmıştır. “De ki: “Ey Yahudi akidesini benimseyenler! Bütün insanlar değil de, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ediyorsanız, (bunda da) samimi iseniz haydi ölümü isteyin”[2]

Ariflerin birçoğu bu ayetleri “ihtiyari ölüme” davet şeklinde yorumlamış ve Allah u Teâlâ, ben âşık olmuşum iddiasında bulunanları kendisine davet ettiğini söylerler ve bu çağrıya cevap vermeyi de ilahi muhabbetin ölçüsü olduğunu bilmişlerdir.

Başka bir ayeti kerimede bu konu münafık olan kimseler için ortaya atılmış ve şöyle denilmektedir: eğer Allah tarafından kendinizi öldürün şeklinde emir olunsa az bir kısım hariç hiç kimse bunu yapmaz. “Eğer biz onlara, “kendinizi öldürünüz veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu”.[3]

“Misbahu’ş- Şaria” adlı kitapta imam Cafer-i Sadık ölüm için hazır olmayı “sulukun” (Allaha doğru yapılan yolculuğun) birinci şartı olarak belirtmiştir. Hak yolunun salikine (yolcu) hitaben şöyle buyuruyor: “ey mümin bak! Eğer ölümün tahakkuk bulmasına razı bir hale sahip isen Allahın sana karşı olan tevfikine ve onun seni korumasına karşın şükür et. Ama eğer böyle bir hale sahip değilsen katı bir azametle bu durumdan (salik olmaktan) çık. 

Buna binaen hak yolunun salikinin iddiasını doğrulayan açık bir ölçü var olmaktadır. O da ölüm ile ünsiyet ve alışkanlık kazanmaktır. Ariflerin sultanı olan Hz. Ali (a.s.) bu alanda herkesin önündedir. Şöyle buyuruyor: “Allaha kasem ederim! Ali’nin ölüme olan ilgisi süt emen çocuğun annesinin memelerine olan ilgisinden daha fazladır”.[4]

Gerçeklikte bu kişiler önceden ölmüşlerdir. Artık yokturlar. Hepsi aşkın jiletiyle öldürülmüş. Batini şehitlik makamına varmışlardır; zira dost olan kimsenin eliyle öldürülmek düşmanın eliyle öldürülmekten daha üstündür. Kudsi bir hadisi şerifte şöyle nakledilmiştir: “Beni arayan bulur, beni bulan tanır, beni tanıyan sever ve aşık olur, bana aşık olana bende aşık olurum, aşık olduğum kimseyi öldürürüm, öldürdüğüm kimsenin diyesi benim üzerimdedir, diyeti üzerimde olan kimsenin diyeti ben kendinim”. 

  1. “Mevti iradi” için ariflerce çeşitli öncüller ve çeşitli mertebeler zikredilmiştir. Bu öncül ve mertebeler nihayi olarak saliki (Allaha doğru yolculuğa koyulmuş kimseyi) kâmil olan ölüm makamına yetiştirir. Ölüm için zikredilen bu mertebeler şunlardır.
  1. “Mevtü’l- Abyed (beyaz ölüm)”; bu ölüm türü kalbin nuraniliğini ifade eder.
  2. “Mevtül-Ahder1(yeşil ölüm”); bu ölüm türü sade yaşamayı, sade giyinmeyi ve ihtiyari fakrı ifade eder ki can ve ruhun yeşilliği ondan kaynaklanıyor.
  3. “Mevtü’l-Ahmer (kırmızı ölüm)”; bu ölüm türü salikin nefsiyle savaşmasını ifade eder ki büyük cihat olarak da nitelendirilmiştir. Cihatta ölmenin gereksinimi kanın dökülmesidir. Bu nedenden dolayı ona mevti ahmer (kırmızı ölüm) denilmiştir.
  4. “Mevtü’l-Asved (siyah ölüm)”; bu ölüm türü melamet ve noksanlıkları, zahmetlerin ve dilden kaynaklanan yaraları tahammül etmeyi ifade ediyor.[5]    

Bu dört ölüm şekillerinin daha doğru beyanı şöyledir: Salik (Allaha doğru yolculuğa koyulmuş kimse) canından vazgeçmediği (mevt-i evvel) sürece canana varamaz. Ebedileşemez. Ekmekten geçmediği sürece (ikinci ölüm) doyma ve kanat makamına varamaz ve lezzeti tadamaz. İsminden, haysiyetinden ve sosyal konumundan geçemediği sürece (siyah ölüm) zati kimliğine ve vücudun anlamına varamaz. Aziz ve sevdiklerinden geçmediği sürece (beyaz ölüm) kalp ehli olamaz.[6]

Arifler gerçekte dünya ve dünyada var olanlardan kâmil bir şekilde arınmanın yolu olan ölüm hakkında zikredilen bu dört mertebeyi geniş bir şekilde açıklamışlar.

  1. Hal’i beden (bedeni çıkarmak):

İrfansal makamlarından olup “ihtiyari ölüm” ıstılahının bir diğer yönüne işaret eden terimlerden bir başkası “hal’i beden” (bedeni çıkarma) ıstılahıdır. Bu ıstılah şu anlamdadır ki salik (Allaha doğru yolculuğa koyulmuş kimse) ölümün ötesine gidecek ve cisim kendisi için bir elbise konumuna gelir. İstediği her an giyer ve istediği her an kenara atar. Arif bu makamda temel itibarıyla kendi cisminin ötesindedir.

Herkes den daha fazla bu terimi kullanan Şeyh-i İşrak şöyle diyor: “Bedeni kendisi için bir gömlek gibi bazen çıkaracak ve bazen de giyecek haline gelmeyen ve sonra kendi isteğiyle her an nura doğru yücelemeyen hiçbir insan “hekimi ilahi”lerden sayılamaz”. [7]

Başka yerde şöyle nakledilmiştir: “İrfansal meleklerin en büyüğü ölüm meleğidir. Öyle ki müdebbir nuru (ruh) kâmil bir şekilde bedene taalluk olduğu halde karanlıklardan (zulümatlardan) ayrılıyor. Böyle olduğu halde nur âlemine varır ve kahir olan nurlara asılır. Bütün nurani hicapları görür.[8]

Bu ibarelere benzer ibareler “şabaniye” duasında da gelmiştir: “İlahi! Sena yönelik olan teveccühümü kamil kılarak bana (kemalel inkita’ı) ikram et…öyle ki kalbi görmeler nurani hicapları yırtıp büyüklüğün azametine ulaşsın ve bizim ruhlarımız senin kudsi izzetine asılsın”.[9] Burada zikretmeye şayandır ki yeni irfanların çoğunda ve ruhi ilimlerde ruhun beden den ayrılması bir hedef olarak gözetlenmektedir. Bu ilimler ıstılahında “birun efkeni ruhi” veya “seferi ruhi” (ruhsal yolculuk) denilmektedir. Felsefe ve irfana göre ve İslami ilimlerde bu fenomen, asıl itibariyle “misali bedenin maddi cisimden” ayrılmasıdır.

Ruhun çıkmasında ruhu taşıyan misali beden kişinin kendi iradesiyle uykuya benzer bir halette veya onun iradesi olmaksızın ve başka bir kimsenin telkin etmesiyle maddi beden ayrılıyor. Ama bu fenomenin tersine “hal’i beden” meselesi İslami irfanda ruhun ihtiyari olarak bedene olan ihtiyacı ortandan kalkacağına işaret etmektedir.[10] Bu ihtiyaçsızlık bazen saniyeliktir, bazen tekrarlanır ve bazen de daimi bir şekilde gerçekleşir. Seyru sülük’ten olan bu mertebe nefsin tezkiyesinde açılan merhaleler eserinde (müteakiben) tahakkuk bulur. Kendi kendine veya başka kimselerin yapmacık ilkalarıyla kendinde bazı gaybi konuları icat etmek ise İslami irfanın söyleyişi haricindedir.[11]

Yapılan açıklamalara göre “mevti ihtiyari” ve nihayetinde “hal’i beden” gibi konular İslami irfanda ruhun kamil bir şekilde nefsani arzulardan kurtulması ve nefsin kamil bir şekilde tecrit bulmasıdır ki nihayi olarak “fena” makamına varacak olmasıdır.

 


[1] ALLAME MECLİSİ, “Biharu’l-Envar”, c. 69, s. 57.

[2] Cuma, 6.

[3] Nisa, 66.

[4] Vellahi li ibni Ebi Talip anesun bil mevt mine’t-tıfli bi suda ummihi”, (ALLAME TABATABAİ, “Biharu’l-Envar”, c. 71, s. 5.)

[5] HASAN ZADE AMULİ, “Şerh-i Uyun-i Mesaili’n-Nefs”, s. 154. (Alıntı yapılmış).

[6] HANCANİ,  Ali Ekber, حکمت نوری (اشراق)  “fasl-i mergi sefid (kıyamet-i dıl”, s. 41.

[7] “Şerh-i hikmet-i işrak”, Tahkik: Abdullah NURANİ-Mehdi MUHAKKIK, Tahran: Encümen Asar ve Mefahir-i Ferhengi, 1383, s. 4. 

[8] A.g.e., s. 531.

[9] “Biharu’l-Envar”, c. 91, s. 97.

[10] Buna binaen “birun efkeniyi ruhi” (ruhun bedenden ayrılması) ruhi bir fenomen olarak kendiliğinden ve “nefsi tezkiye” bağlamında yapılması gereken merhaleler yaşanmadan manevi tekamülde hiçbir etkisi olamaz. –her ne kadar bu iş birçok salikler için gerçekleşiyor ise de-. “Hal’i beden” ve “ihtiyari ölüm” kelimenin gerçek anlamıyla “birun efkeni ruhi” meselesinin ötesinde olan bir şeydir. Zira bu (“Hal’i beden” ve “ihtiyari ölüm”) arifte vücutsal kemal bağlamında hasıla gelen değişiklik ve tebdilliktir ki onu külli bir şekilde cismin ötesine götürüyor. Bu nedenle maddi olan beden nurani bir bedenin tecelli bulmasıyla rakik (ince) bir perde hükmündedir. Her an onu terk edebilir. İşte bu durum irfani olan büyük bir menzilettir ki şeyhi işrak onu “hal’i beden” olarak adlandırmış ve hekimlerden çok az bir kısım bu makama sahip olduğuna inanıyor. 

[11] Korku ve azapla beraberlik yapması mümkün olan ruh ile cisim arasında gerçekleşen ikilem dolayısıyla bu haletin meydana gelmesi ve pratik olarak hastalığa tebdil olan şey irfani makamların haricinde sayılan bir durumdur.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Kur’an surelerinin kaç tanesi hayvan ismiyledir?
    34499 Kur’anî İlimler 2010/08/14
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Yanlışlıkla işlenmiş bir cinayetin diyeti ne kadardır? Bugün dinar ve dirhemin dolar olarak karşılığı nedir?
    14792 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/04
    Dinar ve dirhem Hz. Peygamber (s.a.a) ve imamlar (a.s) zamanında yaygın olan dövizlerdendi ve şerî ve hukukî hususlarda da kullanılmaktaydı. Bugün de bazı hususlarda kullanılmaktadır. Dinar altın türünden ve dirhem ise gümüşten bir sikkeydi. Bundan dolayı dinar ve dirhemde kullanılan altın ve gümüşün ağırlığını bilmeyle bu iki ...
  • Mastürbasyonun evlilikten farkı nedir?
    20018 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/08
    Mastürbasyon insanın ihtiyacını gerçek şekilde gidermez ve sahte bir doyumdur. İnsanın şehvanî ihtiyacı sadece meninin çıkmasıyla giderilmez. Bunun aşk, duygu, yakınlık ve sevgi ile beraber olması gerekir. Bu nedenle bu fiili işleyenler içlerinde eksiklik hissederler. Bu da cismanî ve ruhî hastalıkları peşinden getirebilir. Ama evlilik şehvanî ...
  • Cinleri, ruhları ve şeytanları çağırıp teshir etmenin (emri altına almanın) hükmü nedir?
    16205 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/06/16
    Ruhlar, cinler ve şeytanlardan ilmi ve ameli istifade etmeye ve irtibata geçmeye lugatte ve fıkhi ıstılahta sihir denmektedir.[i] Kur'an, hadis ve fıkhi delillere göre sihirbazlık dünya ve ahiret yaşantıları açısında insanın faydasına değildir.
  • Ağzı temizleyen maddelerin içinde genellikle az miktarda alkol bulunur. Bunun hükmü nedir?
    6987 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/06/12
    Sarhoş edici[1] sıvılardan olup olmadığı belli olmayan alkoller temiz hükmündedirler. Onların karıştırıldığı sıvıların alınıp satılması ve kullanılmasının herhangi bir sakıncası yoktur.[2]
  • Hz. Fatıma Zehra (a.s) nerede toprağa verildi?
    49013 تاريخ بزرگان 2011/10/23
    Fatıma Zehra (a.s), İslam Peygamberinin (s.a.a) elçiliğe seçilmesinden sonra[1] ve hicretten sekiz yıl önce (peygamberliğin beşinci yılında) Mekke’de doğmuş[2] ve dokuz yaşındayken İmam Ali (a.s) ile evlenmiştir.[3] Peygamberden (s.a.a) sonra Hz. Fatıma’ya (a.s) zulüm ...
  • Babam şehid olmuştur ve ben o dönemde ergin değildim ve onun ne kadar namaz kazası olduğunu bilmiyorum. Yükümlülüğüm nedir?
    6071 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Büyük taklit mercilerinin görüşüne göre, eğer babanın kazası varsa, onun vefat etmesinden sonra en büyük oğlunun kaza namazlarını yerine getirmesi farzdır. Babanın vefat ettiği zamanda oğlun ergin olup olmaması bir şeyi değiştirmez.[1] Eğer oğul kaza namazlarının sayısını bilmiyorsa, kesin ...
  • Acaba İslam Peygamberi şehit mı oldu?
    19193 تاريخ بزرگان 2011/09/28
    Şia ve Ehlisünnet’in Rivayi ve tarihsel kaynaklarında Peygamber’in (s.a.a.), zehirlendiğinden dolayı şehit olduğunu teyit eden birçok delil var olmakta. Ama şu noktaya da dikkat etmek gerekir ki eğer şehitliği kuranın tarif ettiği; yani Allah ve Allah resulü yolunda öldürülmek şekilinde tarif edersek açıktır ...
  • Lütfen Şia tefekkürünün temlini ve özelliklerini açıklayınız.
    10983 Eski Kelam İlmi 2008/05/14
    Şia tefekkürünün temeli ve Şia ilimlerinin hepsi Kuran’ı Kerim’den alınmıştır.Kuran’ı Kerim’in ayetlerinden anlaşılan anlamı ve Resulü Ekrem’in söz ve davranışlarını ve hatta takrirleri (bir davranış karşısında onu onaylarcasına susmasını) hüccet bilir ve yine masum İmamların (a.s) ...
  • Neden zamanın imamının (a.c) esenliği için dua ediyoruz?
    6195 Eski Kelam İlmi 2011/03/02
    Zamanın imamının (a.c) esenliği için dua etmek şerî buyruklardandır ve her ne kadar nedenini bilmesek de hikmet taşımaktadır. Aşağıdaki hususlar bu hikmetlerin bazı örnekleri olarak zikredilebilir: 1. O değerli şahsın varlığı için yapılan dua, onun esenliği için bir etkendir. Netice itibariyle her ...

En Çok Okunanlar