Gelişmiş Arama
Ziyaret
7886
Güncellenme Tarihi: 2012/02/15
Soru Özeti
Adamın birisi malının bir kısmını (cüz’i) vasiyet etmiş ama bu kısmın miktarını tayin etmemiştir. Bu kısmın miktarı hangi yöntem tayin edilebilinir?
Soru
Kişinin birisi malının bir kısmını vasiyet etmiş ama miktarını tayin etmemiştir. Bu bağlamda var olan bazı rivayetlerde farklı yollar ve yöntemler açıklanmıştır; onlardan bir kısmı şöyledir: Kısımdan maksat on parçadır. Zira Allah u telala kuranı kerimde şöyle buyuruyor: “Kuşlardan dört tanesini al” (bakara 260). Başka bir rivayette şöyle denilmektedir: Kısımdan Maksat yedi parçadır. Zira Allah u Teâlâ kuranı kerimde şöyle buyuruyor: “Onun yedi kapısı vardır ve her kapı için onlardan bir grup ayrılmıştır” (hicr 44). Bu rivayetleri dikkate alarak miktarı belirlenmemiş olan bu kısmı nasıl belirlenir?
Kısa Cevap

Her iki gruptan olan rivayetlerin senedinin sahih olduğu âlimler tarafından kabul görülmüştür.  Bu nedenle iki grubu cem etmek için bazı cihetler belirtmişlerdir. Burada onlara işaret edeceğiz:

1-   Mal sahipleri daha önceleri kendi mallarını taksim ediyorlardı. Bazıları malını on kısma taksim ederlerdi bazıları da yedi kısma taksim ediyorlardı. Buna binaen herkesin vasiyet etmiş olduğu kısmı malını taksim ettiği şekle göre belirlenecektir. Yani malını on kısma taksim edenin vasiyet ettiği kısmı on’da bir (10/1) yediye taksim edenin kısmını da yedi’de bir (7/1) olarak belirler.

2-   Daha güçlü olan görüş: Birinci gruptan olan rivayetlere amel etmek mahiyetindedir. Zira buradaki asıl kanun şudur ki meyyitten kalan mal varislerindir. Başka bir tabirle; bu durumlardaki asıl kanun, ölen kişiden varisler için kalan maldan varisler tarafından fazlasını vermemektir. Buna binaen yukarıdaki açıklamaya göre birinci gruptan olan rivayetlere; yani on’dan birisi verilirse meyyitten kalan maldan daha fazla verilmemiş olur. Yani yedinden biri verilirse çok verilmemiş olur ama dörde biri verilirse daha fazla verilmiş olur ki asıl olan kanunun tersinedir.

3-   Birinci gruptan olan rivayetleri vacibe ikinci gruptan olan rivayetleri müstahaba hamlediyoruz: yani kısmı ondan biri kabul edip vacip olanı onda biri olduğunu kabul edelim ama varis olan kimselere rivayetlerin muhtelif ve çeşitli olduğundan dolayı yediden birisini vasiyet edildiği yerlere sarf etmeleri müstahaptir.

Ayrıntılı Cevap

Eğer vasiyetteki ipham vasiyetti açıklayan kelimelerden dolayı olursa, örneğin birisi “malın bir kısmını” vasiyet eder ve şöyle derse: Mallarımdan bir kısmını hayır yerlerine ulaştırınız. Konuşan kişinin maksadını açıklayacak hiçbir karine de olmazsa bu bağlamdaki kaideye göre böyleli vasiyetler dikkate alınmaz. Yani sanki bu kişi vasiyet etmemiş gibi algılanması gerekir. Dolayısıyla irs babında var olan genelliklere ve kanunlara müracaat edilmesi gerekir. Zira bu kelam örf ve günlük konuşmalarda belirgin hiçbir anlama delalet etmemektedir.

Ama buna rağmen bu bağlamda mücmel ve müphem bazı kelimeleri açıklığa kavuşturan bazı şer’i delilerin ve muteber rivayetlerin var olmasını dikkate alarak onlara taabbudi olarak riayet edilmesi gerekmektedir.[1] Hal böyle olunca böyle bir vasiyet yapıldığında vasiyet eden kişinin malı olup varislere ulaşmış olan bu kişinin malından ne kadarı vasiyet adına çıkartılacak hususunu açıklayan rivayetler iki türdür:

1-   Birinci türden olan rivayetler şöyle diyor: Kısım onda birine taksim edilmiştir. Yani vasiyet eden kişinin malından kendisine vasiyet edilmiş olan kimseye (musa lehu) onda biri verilmesi gerekir. İmam Cafer sadıktan malının bir kısmını vasiyet etmiş olan bir kimsenin vasiyeti hakkında sordum: Cevaben bana şöyle buyurdu: Onun misdakı (releldeki örneği) on parçadan bir parçadır. Bir çok âlim bu rivayete dayanarak vasiyetteki bir kısımdan maksat onun onda birisine tekabül eder ve verilmesi vaciptir.[2]

2-   İkinci türden olan rivayetler ise şöyle diyor: Birinci türden olan rivayetlere karşı bir tür rivayetler de vasiyette söylenen “kısım” “yediden biri”ne tefsir ediyor. Bu cümleden olan rivayetlerden birisi şöyledir:

Muhammed’in oğlu Ali b. Mahbup Ahmet b. Muhammed b. Eba Besir-i Bazenti’den şöyle naklediyor: İmam Kazımdan (a.s.) kendi malından bir kısmını vasiyet etmiş bir kişi hakkında sordum? İmam şöyle buyurdu: (Vasiyet edilenin bir kısmı) “yediden bir kısımdır” anlamındadır. Zira Allah u Teala kuranı kerimde şöyle buyuruyor: “Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır”[3] [4] buna binaen cehennemlilikler yedi kısma bölünmelilerdir. Ayetin tabirince her bir bölümüne bir parça deniliyor. Bazıları bu rivayetlere istinaden vasiyette bir kısım denilmişse yedi kısımdan bir kısmin verilmesi vacip olduğunu söylemişlerdir.[5]

Her iki türden olan rivayetlerin senetleri alimlerce kabul görülmüş olmasına dikkatle rivayetlerin zahirine baktığımızda iki tür rivayetler arasında çelişki var olduğunu görmekteyiz. Ama fakih ve ulama tarafından bunları cem etmek için birkaç yöntem ve cem etme şekli bayan edilmiştir. burada onlara işaret edilecektir:

1-   Mal sahipleri daha önceleri kendi mallarını taksim ediyorlardı. Bazıları malını on kısma taksim ederlerdi bazıları da yedi kısma taksim ederlerdi. Buna binaen herkesin malını taksim ettiği şekle göre vasiyet edilen kısım belirlenecektir.[6]

2-   Daha güçlü olan görüş: birinci gruptan olan rivayetlere amel etmek mahiyetindedir. Zira buradaki asıl kanun şudur ki meyyitten kalan mal varislerindir. Başka bir tabirle ifade etsek şöyle demek lazım: Burada asıl olan kanun kalan maldan varis tarafından fazlasını vermemektir. Buna binaen eğer iki gruptan birincisine; yani on’a bölen rivayete amel edilirse meyyitten kalan maldan daha fazla verilmemiş olur. Yani on’dan birisi verilirse çok verilmemiş olur ama dört’ten birisi verilirse yediden birisine karşı yediden birisi verilirse ondan birisine karşı daha fazla verilmiş olur ki kanunda belirtilen asla (çok verilmemeli) terstir.[7]

3-   Birinci gruptan olan rivayetleri vacibe ikinci gruptan olan rivayetleri müstahaba hamletmişlerdir: Yani vasiyet edilen o kısmı on kısımdan bir kısım olduğu kabul edip bu bir kısmının verilmesi vaciptir. Ama mala varis olan kimselere bu bağlamda rivayetlerin muhtelif ve çeşitli olduğundan dolayı yedi kısımdan bir kısmı vasiyet edilen yerlere sarf etmeleri müstahaptir. [8]

Her halükarda şuna dikkat edilmesi gerekir ki “eğer mal sahibi olan meyyitin vasiyet ettiği mal, malının üçte birinden fazla teşkil ediyor ise varislerin rızası olmaksızın üçte birisinden fazlası vasiyeti için kabul edilmez”.[9]

Dikkate şayandır ki Hz. Ayetullah Mehdi Hadevinin yukarıdaki soru bağlamındaki cevabı şöyledir: Meyyitten geri kalan malından yapılan vasiyet üçten birisine kadar varislerin izni olmaksızın geçerli ve uygulanabilinir. Ama miktarını belirtmek konusunda yakin edilenin miktarıyla yetinmelidir. Ama mühtemel olan en fazlası neyse onu vasiyet edilen yerlere sarfedilsi ihtiyati müstahaptır.



[1] Musa Bucnurdi, Seyyit Hasan, “el-Kavaidu el-Fıkhiye”, baskı, 1, İran/Kum: neşri el-Hadi,1419, k. c. 6, s. 291.

[2] Şüsteri, Muhammed Taki, “en-Nücatu fi Şerhi el-Lüme”, baskı, 1, Tahran: kitabfuruşi Saduk, 1306, k., c. 8, s. 230.

[3] Hicir, 44.

[4] Tusi Ebu Cafer, Muhammed b. Hasan, “Tehzibu’l-ahkam”, baskı, 4, İran/Tahran: Darul-Kutubul-İslamiye”, c. 9, s. 209, hadis no: 828.

[5] Şüsteri, Muhammed Taki, “en-Nücatu fi Şerhi el-Lüme”, baskı, 1, Tahran: kitabfuruşi Saduk, 1306, k., c. 8, s. 233.

[6] Kumi, Saduk, Muhammed b. Ali b. Babavey, Mütercim: Ali Ekber gafari, “Men La Yahduru Efekih”, baskı, 1, Taharan: intş. Saduk, 1409, c. 6, s. 50.

[7] Hilli, Miktad b. Abdullah, Mütercim: Bahşayışı, Abdurrehim Akiki, “Kenzü’l-irfan fi Fikhil-Kuran”, baskı, 1, tercüme: İran/Kum; c. 2, s. 585; Amili, seyit Muhammed Hüseyin Terhini, “ez-zübtetül-fıkhiye fi Şerhi er-Revdetül-Behiye”, baskı 4, İran/Kum: darul-fıkr litabaeti ve en-neşr, c, 6, s. 38.   

[8] Şüsteri, Muhammed Taki, “en-Nücatu fi Şerhi el-Lüme”, baskı, 1, Tahran: kitabfuruşi Saduk, 1306, k., c. 8, s. 233.

[9] Humeyni, seyit ruhullah Musevi, “tevdihu’l-mesail”, (imam Huneyni), baskı, 1, s. 578, mesele; 2589.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Doktor ve hasta arasındaki karşılıklı haklar İslam şeriatı esasınca açıklanabilir mi?
    8909 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/12
    Bir açıdan ilahi hükümler iki kısma ayrılır. A. İmzasal hükümler; B. Tesise dayalı hükümler. İmzasal hükümler, İslam’dan önce geçmişi olan, ama İslam’ın bir takım ıslahatlar yaparak imzaladığı hükümlerdir. Birçok muamelat türü bu kabildendir. Tesise dayalı hükümler ise daha önce bir geçmişi olmayan, İslam’ın ibdası olan hükümlerdir; birçok ...
  • Günahın hakikati nedir. Ve günahın insan ruhunda etkisi nedir?
    12597 Pratik Ahlak 2008/04/10
    Bu sorunun cevabını dört bölümde inceleyelim;1 Günahı Hakikati:Günah: sözlük manasıyla isyan demektir. Baş kaldırma, hata, Mevla’nın emir ve yasaklarına muhalefet etmek manalarına da gelmektedir.Günah işleyen kul şehvetini ...
  • Peygamber Efendimizin, Ebu Bekir Ömer ve Osman’la akrabalık kurması ve İmamların Çocuklarına onların İsimlerini koymaları onlardan razı olduklarına delalet etmez mi?
    70177 Eski Kelam İlmi 2011/08/16
     Her evliliğin gerçekleşmesinde çeşitli nedenler olabilir ve evlilik iki ailenin bakış açısı, fikri yapısı veya inanç yapısının müşterek olduğu ve bir fikri ayrılık olmadığı anlamına gelmez. Buna ek olarak mümkündür iki insanın belli bir zaman diliminde birçok konuda ortak ve uyumlu noktaları olsun ve bir müddet ...
  • Gıybeti edilen bireyden rıza almadan tövbe edilebilir mi?
    9397 درمان رذائل اخلاقی 2014/05/20
    Gıybet kul hakkı olması nedeniyle iki merhalede başta gıybet edilenden rıza alınmalı ve sonrada Allah nezdinde bu günahtan dolayı tövbe edilmelidir. Ama gıybeti edilen bireyden herhangi bir nedenden ötürü rıza almak mümkün değilse veya ona bunu söylemek daha büyük bir probleme yol açacaksa böyle bir durumda masumların ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9450 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Hikaye, tatmin, mizac ve sadık rüyalar hangi tür rüyalardır? Bu konuda rivayet var mıdır?
    7562 Teorik İrfan 2012/04/11
    Rüyalarda hikaye, tatmin ve mizac deyimleri[1] bizim (Şia) rivayetlerde gelmemiştir. Ama yalan rüya veya perişan rüyanın tersi olan sadık rüya rivayetlerde görülmektedir. Konunun anlaşılması için belirtelim ki uyku sırasında insanın nefsi dış dünyayla meşgul olmadığı için kendi alemine yönelmektedir; ve nefs, maddi ...
  • Spor müsabakalarında şarta girmek hakkında İslam’ın hükmü nedir?
    7660 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/21
    Müsabaka tarafları her kim mağlup olursa galip tarafa bir şey vermeli veya onun için bir iş yapmalıdır diye bir karar alırlarsa, bu anlamıyla müsabakada şarta girmek haramdır. Aynı şekilde taraftarların birbirleriyle şarta girmesi de haramdır. Elbette bu haram hüküm at yarışı ve ok atma müsabakalarına katılanlar ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    13686 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Kur’an’da hayat ve ölüm kelimeleri kaç defa geçmiştir?
    16746 Kur’anî İlimler 2010/07/28
     “Hayat” yaşayış anlamındadır ve mevt de onun karşıt anlamıdır. Hayat ve mevt her ikisi de Allah’ın yaratıklarındandır. Kur’an şöyle buyuruyor: “Hanginizin daha iyi davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O, üstündür ve çok bağışlayandır.”[1] ...
  • Neden-Sonuç Konusunda Mutezile İle Şia’nın Bakışı Arasındaki Fark
    8079 Eski Kelam İlmi 2011/04/21
    Allame Tabatabai insanların filleri ve Yüce Allah ile olan irtibatı konusunda Mutezile mensuplarının görüşüne işaret etmiştir. Onlara göre insan muhayyerdir. Bundan ötürü insan fiillerinin öznesi sadece kendidir ve başka bir ilk neden yoktur. Bu grup, insan fillerinin öznesini Allah bilmemiz durumunda bunun cebri gerektireceğini düşünmüştür. Allame ...

En Çok Okunanlar