Ziyaret
5868
Güncellenme Tarihi: 2007/09/18
Soru Özeti
Eğer İslam’ın herhangi bir konusu bizim akli delillerimizle çelişirse ve çaba sarf etmemize rağmen bu çelişki hallolmazsa ne yapmamız gerekir?
Soru
Eğer İslam’ın herhangi bir konusu bizim akli delillerimizle çelişirse ve çaba sarf etmemize rağmen bu çelişki hallolmazsa ne yapmamız gerekir?
Kısa Cevap

Akıl insanların deruni hücceti olup onları kendi kemallerine doğru yönlendirir. Şeriat ise insanları günahların batağından kurtarıp saadete ulaştıran dış hüccettir . Bu esasa göre bu iki kılavuzun çelişmesi mümkün değildir. Hüccet delil ve kılavuz manasındadır. Kılavuz yolu ve hedefi bilene denir. Elbette şu noktada bilinmeli ki bu iki kılavuz bir birlerine ihtiyaç duyarlar. İnsan hedefine ancak bu iki kılavuz arasında tam bir uyum olduğunda ulaşabilir.

Bu durumda akli esaslardan birisi dinle çelişirse; ya o akli delilde mantık kurallarına gerektiği gibi uyulmamıştır veya o konuda bizim dinden yapmış olduğumuz çıkarım yanlıştır.

Ayrıntılı Cevap

İslam ve akılcılık arasında hiçbir çelişki söz konusu değildir. Elbette bazen dini olmayan bir meselenin dinin sınırları içerisine alınması veya akli delilde uyulması gereken mantık kurallarına uyulmaması veya akla özel bir mananın yüklenmesi bizi böyle bir çelişkiyle karşı karşıya getirebilir. Bu konunun etraflıca anlaşılabilmesi için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekir:

İslam Felsefesi Açısından Akıl ve Akılcılık:

İnsanı seçkin kılan en belirgin özelliklerinden birisi düşünme kabiliyetidir. Düşünme/tefekkür, zihinsel kavramlar üzerinde gerçekleşen ve bilinenlerden yola çıkarak bilinmeyenleri anlamaya yönelik içsel bir faaliyettir. Akli düşünme yöntemi, akli öncüllerden oluşan kıyasa dayalıdır. Akli öncüller ise ya apaçık/bedihi önermelerden oluşurlar veya onlara dönerler. Felsefe-i ula/ilk felsefe, matematik ve felsefi ilimlerdeki bir çok önermeler burhani kıyaslara örneklik teşkil ederler. Akli yöntemle tecrübi yöntem arasındaki fark, akli yöntemin apaçık/bedihi öncüllere dayanması tecrübi yöntemin ise tecrübeye dayalı öncüllere[1] dayanmasından kaynaklanmasıdır. İslam felsefesi; varlığı, Allah’ı ve insanı akli yönteme dayalı olarak tanıtır.

 

Peygamberlerin Yöntemi ve Akli Yöntem

Gerçekte peygamberlerin hak ve hakikate davetteki yöntemiyle insanın doğru mantıka dayalı delillerle elde ettiği neticeler arasında herhangi bir fark yoktur. Tek fark şu ki peygamberler görülmeyen/gaybi âleme yönelir ve vahiy çeşmesinden faydalanırlar. Elbette o yüce insanlar gayb âlemiyle irtibatta olmalarına rağmen halkın seviyesine inmiş ve onların anlayacağı dille onları, herkeste var olan fıtrata yönelmeğe ve mantığa dayalı delillerden faydalanmağa davet etmişlerdir. Dolayısıyla peygamberler insanları basiretsiz ve körü körüne bir takipçiliğe davetten uzaktırlar. Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor: “Deki bu benim yolumdur. Ben ve takipçilerim insanları basiret üzere Allaha davet ederiz.”[2]

Bu yüzden; amaç, hazırlayıcı ve yöntem açısından bir olan din ve akılcılık arasında hiçbir ihtilaf söz konusu değildir. Gerçek din insanları, tabiat ötesine akli delillere dayanarak yakin etmeğe çağırır. Akıl ve nakil birbirlerinin bir çizginin devamıdırlar. Hikmet ve felsefe Kur’an ve sünnetin buyurduklarına derin bir bakıştan ibarettir. Din ve felsefe bir hakikatin iki yüzü, bir gerçeğin iki ayrı görüntüsüdürler. Akıl insanların deruni/içsel hücceti olup onları kendi kemallerine doğru yönlendirir. Şeriat ise insanları günahların batağından kurtarıp saadete ulaştıran dışsal hüccettir. İmam Kazım (as)’ın buyurduğu gibi: Allah insanlara iki hüccet vermiştir; zahiri hüccet ve diğeri içsel/batıni hüccet. Görünen hüccet peygamberler ve imamlardır, batıni hüccet ise akıllardır.[3]

Bu esasa göre adı geçen iki hüccetin bir biriyle çelişmesi mümkün değildir. Hüccet delil ve kılavuz anlamındadır. Kılavuz yolu ve hedefi bilen kimseye veya şeye denir. İmam Kazım (as)’ın buyruğu gereği Allah’a ulaşmak için iki kılavuz vardır: Zahiri kılavuz ve batıni kılavuz Elbette bu iki yol gösterici bir birinden ayrı ve bir birinden ihtiyaçsız değildirler. İnsanın hedefine ulaşması bu ikisi arasında tam bir uyumun var olmasına bağlıdır.

Görünen kılavuzlar (peygamberler ve imamlar) akıl ve düşünceye yabancı değildir. Çünkü feyiz vasıtası olan (masum) aynı zamanda kamil akla sahiptir ve Yusuf suresinin yüz sekizinci ayetindeki basiret kelimesi bunu çok güzel izah etmektedir. Resulullah (s.a.a)’in tabiriyle: Aklı olmayanın dini de yoktur. [4] Batini kılavuz ise şeriata muhtaçtır. İmam Hüseyin (as)’ın tabiriyle: Aklın kemali hakka uymasındadır.[5] Aynı şekilde Kur’an-ı Kerim’in tabiriyle: Allah haktır[6] ve hak Allah’tandır.[7]

Demek ki Akıl, Hak Teala’ya uymakla kemaline kavuşur ve Hak Teala’ysa peygamberlere tabi olma emrini vermiştir. Kur’an-i Kerim buyuruyor ki: “Allah’a, Resulü’ne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.[8]

Burada mühim olan şu ki bazen dindeki bazı yüce hakikatler Dekart’ın anlayışındaki hesapcı akılla (Dekart’a göre külli akılın bir anlamı yoktur ve onun bütün dikkati hesapçı ve ileriyi düşünen akıl üzerinedir.) ya pragmatik akımdaki akıl anlayışıyla (pragmatik düşüncede faydası olan tek akıl bilimsel sorunlarımızı çözebilen akıldır.) veya Kant’ın teorik akıl anlayışıyla (Kant’a göre teorik akıl sorunları çözmede acizdir ve aklın yargıları bu alanda değerden yoksundur.) çelişmektedir.

Şu bir gerçek ki fedakarlık, şahadet, infak ve görünmeyene/gayba inanma gibi binlerce temel İslami meseleleri hesapçı ve cüz’i akılla anlamak mümkün değildir.Ancak dini gerçeklerin hiç birisi felsefi akılcılıkla tezat ve çelişki içerisinde değildir.

Netice itibarıyla din ve akıl arasında tam bir uyum vardır. İslam’la akli deliller arasında da hiçbir tezat söz konusu olamaz. Çünkü din ve akıl; hedef, yöntem ve var edici yönünden birdirler. Bundan dolayı ne zaman akli bir meseleyle dini bir hakikat uyuşmazsa ya akli delilin öncüllerinde mantık kurallarına uyulmamıştır veya bizim o konuda dinden yapmış olduğumuz çıkarım yanlıştır.

HATIRLATMALAR

a) Akli burhan ilahi delil sayıldığından akli sermayeyle dini metinleri okumaya başlayan kimse hem nakli metinden hem de akli delilden bir çok kutsal ilmi birikim ona nasip olacaktır. .Akli burhanlar aynı muteber nakli deliller gibi ilahi ilhamlardan kaynağını almış ve beşerin zihninde tecelli etmiştir. Bundan dolayı her kim akli sermayeyle kutsal metinleri okur ve bir takım çıkarımlar yaparsa, bu çıkarımlar aynı bir ayeti başka bir ayetin veya rivayetin yardımıyla anlamak gibidir. Bu yüzden bu çıkarımların hiç birisi nakli metinlere yabancı değildir.

Elbette insan eğer eksik istikra, mantıktaki temsil veya safsata çeşitlerinin birisini kullanarak dini metinleri anlamaya çalışırsa mukaddes metinlerin üzerine beşeriyet tozu konacak ve onu kirletecektir.

b) Eğer biri şöyle derse: Dinin genel ve ayrıntılı bütün meseleleri akli delillerle savunulabilir mi?

Cevabı şöyledir: Akıl dini anlamak ve bilmek için lazımdır ancak yeterli değildir. Dini ayrıntılarını akılla savunmak mümkün değildir. İster tabiatta olsun ister şeriatta ayrıntılar aklın sahasına girmezler. Başka bir deyişle ayrıntılar ister bilimsel ister nesnel ister hakiki ve ister itibari olsun akli delilin sahasının dışındadır. Aklın sahasının dışında olan şeylere de akli izahlar getirmek mümkün değildir. Ancak külli ve genel konularda hem tabiatta hem şeriatta akli izahlar getirmek mümkündür.

Daha açık bir ifadeyle akıl birçok meselede kendini aciz gördüğünden vahye muhtaçtır. Aklın sözü şudur ki ben birçok şeyi anlamadığımı biliyorum ve bu konularda vahye ihtiyacım var.

Peygamberliğin genel deliline dayanarak akıl şöyle der: Ben sonsuz ve yüce bir hedefe sahibim ve bu hedefe ulaşmak için uzun bir yolun olduğunu; hedefe rehbersiz ulaşılamayacağını ve bu yolun ilahi önderinin Peygamber (s.a.a) olduğunu biliyorum.

Genel meselelerde ve ayrıntılarda öndere kulak asılmalı ve sözlerinin gereği yapılmalıdır. Bundan dolayı sabah namazı niçin iki rekat ve öğlen namazı dört rekat veya akşam namazı niçin sesli kılınır ve öğle namazı sessiz diye soru sormaz. Aynı şekilde bu balık niçin helal ve ötekisi haram demez. Akıl birçok ayrıntıyı anlamadığından, ben peygambere muhtacım, der. Akıl ayrıntılara karışma iddiasında değildir ve akla böyle bir misyon yüklenirse bunu yüklenmekten ve hedefe ulaştırmaktan aciz kalacaktır.[9]

Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki kaynaklara müracaat ediniz:

1) Ali ve İlahi Felsefe, Tabatabai, Muhammet Hüseyin

2) Kuranda Tefekkür, Tabatabai, Muhammet Hüseyin

3) Nehcü’l-Belaga’da Teorik ve Pratik Hikmet, Amuli, Abdullah Cevadi

4) Marifet Aynasında Şeriat, Amuli Abdullah Cevadi 199-224

5) İnançlar ve Sorular, Tahrani Mehdi Hadevi 51-58

6) İçtihadın Kelami Kökenleri, Tahrani Mehdi Hadevi 280-283

7) Porsiman Dergisi, 12. sayı Ağustos 2002 Makale: İslam ve Akıl Arasında, Uyum mu Tezat mı? , Rızaniya Hamit Rıza



[1] Misbah yezdi , Amuzeşi felsefe 1/ 101

[2] Yusuf suresi 108

[3] Muntehabı mizanul hikmet , Reyşehri , Muhammet s.358

[4] Aynı, s. 357

[5] Aynı, s. 359

[6] Lokman suresi 30

[7] Ali İmran 60

[8] Nisa, 59

[9] - Cevadi Amuli, Din Şinasi 127-174

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    293432 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    184618 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    112257 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    107336 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Hz. Âdem (a.s) ve Havva’nı kaç tane çocukları vardı?
    101360 تاريخ کلام 2009/08/23
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    99386 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Bedeninin bir kısmı (el, ayak veya baş vb.) yaralı ve bandajlı olan ve de suyun kendisine zararlı olduğu bir kimse, nasıl abdest, gusül ve teyemmüm alabilir?
    87913 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/19
    Yara ve kırığı bağladığınız (bandaj) ve yara ve benzeri şeylerin üzerine sürdüğünüz şey cebire olarak adlandırılır. Bununla alınan abdest ve gusle cebire abdest ve guslü denir. Taklit mercileri cebire abdesti hakkında şöyle demektedir: Eğer yara veya çıban veyahut kırık eldeyse, onun üzeri açıksa ve üzerine su dökmek zararlıysa, onun ...
  • Sadakayı kime ve nasıl vermemiz gerekiyor? Sadakanın en az limiti ne kadardır?
    82047 Pratik Ahlak 2011/08/21
    İslam’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için, fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    81330 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    73579 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...