Gelişmiş Arama
Ziyaret
12154
Güncellenme Tarihi: 2012/02/15
Soru Özeti
Rad suresinin 31. Ayetin “Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır” açıklaması nasıldır benim için açıklar mısınız?
Soru
Selamun aleykum; Şu ayetin “kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır” açıklaması nedir? Acaba kendisiyle bu dağları harekete geçirebilinecek ve… Kura mütercimler arasında ihtilaf edilen kuran mıdır, bazı mütercimler ayette zikredilen kuran elimizdeki kuranın kendisidir şeklinde tercüme etmişlerdir. Bazıları da kuranın işi budur, lütfen bu konuda bir açıklama yaparak bana kılavuzluk yapınız?.
Kısa Cevap

Şu ayetten “kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır” maksadın ne olduğu konusunda müfessirler tarafından iki görüş ortaya atılmıştır:

1-   Ayetin manası şudur: eğer varlık âleminde bir kitap olmuş olsaydı ve onun okunmasıyla dağlar harekete geçecek, yeryüzünde seyir ettirilecek, yerin parçalanmasına nede olacak veya onun vesilesiyle ölüler sese gelecek ve konuşur hale getirilmiş olacak olsaydı bu kitap yine kuran olacaktı. Zira kuranı kerim tüm semavi kitaplardan çok daha kâmil ve daha üstündür.

2-   İkinci görürş şudur: Bu ayeti kerime Mekke kâfirlerine ihtiraz ve onların peygamberden (s.a.a.) istemiş oldukları mucizeye verilmiş cevap mahiyetindedir. Ve dolaylı olarak da şuna işaret ediyor: Bular inatçı ve asi kimselerdir. Yani eğer kuran vesilesiyle onların istediği şekilde dağlar harekete geçseydiler, kuran vesilesiyle yer yarılsaydı, su çeşmeleri aksaydılar veya kuran vesilesiyle ölüler konuşmaya gelip peygamberliğini (s.a.a.) tasdik etseydiler bile Mekke kâfirleri yine iman getirmezlerdi.

Ayrıntılı Cevap

Şu “kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır[1] ayetin tefsiri ve açıklamasına geçmeden önce bu ayetin nüzul sebebine teveccüh emek ayetin daha net ve güzel bir şekilde anlaşılmasında bize yardımcı olacağı kanısındayız. Bu nedenle ilkin ayetin nüzul sebebini gözden geçireceğiz.

Bazı müfessirler şöyle demişlerdir: Bu ayeti kerime Ebu cehil, Abdullan b. Ebu Ummeye ve onlara tabi olan bazı Mekke müşriklerinin cevabında nazil olmuştur. Adı geçen şahıslar Kabe’nin arka tarafında oturup peygamberi kendi yanlarına çağırıp şöyle dediler: Sen Allahın resulü ve getirmiş olduğun kuran da Allahın kitabı ve Onun tarafından nazil olduğunu iddia ediyorsun. Eğer seni takip etmemizi istiyorsan bu kuranınla Mekkenin dağlarını kaldır ta ki bizi içinde bulunduğumuz bu yerler biraz genişlesin! Yeri yararak nehirleri akıt ve çeşmeleri oluştur ta ki onlar vesilesiyle bu arazilerde bahçeler oluşturalım! Ekinler ekelim! Sen senin iddiana göre Davut’tan daha üstün olmazsan en azında onun seviyesindesin. Allah dağları onun hizmetine verdi. Dağlar Onunla hem seda oldular, onunla Allah’ı tesbih ediyorlardı. Veya rüzgârları güdümümüze ver ta ki onlara binip Şama gidip sorunlarımızı çözebilelim, ihtiyaçlarımızı giderelim ve aynı gönde tekrar geri dönebilelim. Süleyman’ın güdümüne verildiği gibi. Senin görüşüne göre sen Süleyman’dan az değilsin. Veya deden “Kusa b. Kulab”ı veya ölülerimizden başka birisini dirilt senin doğru olup olmadığını, söylediklerinin hak veya yanlış olduğunu soracağız. Zira İsa (a.s.) ölüleri diriltiyordu. Allah katında senin konumun İsanın konumundan düşük değildir. Sen de bu tür mucizeleri gerçekleştir ki sana iman getirelim. İşte bu esnada bu ayeti kerime “kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır” nazil oldu.[2]

Buna binaen söz konusu olan bu ayeti kerime peygamberin mucizelerine karşı inatlık, asilik, zorluklar çıkaran ve İsrail oğullarının bahanesinin aynısını üreten müşrikler hakkında Peygamberimize (s.a.a) nazil oldu.

Ayetin sebep nüzulünü açıkladıktan sonra ayetin maksadının ne olduğu konusuna geçeceğiz. Bu bağlamda müfessirlerce iki görüş ortaya atılmıştır.

1-   Ayetin manası şudur: Eğer varlık âleminde bir kitap olmuş olsaydı ve onun okunmasıyla dağlar harekete geçecek, yeryüzünde seyir ettirilecek, yerin parçalanmasına neden olacak veya onun vesilesiyle ölüler sese gelecek ve konuşur hale getirilmiş olacak olsaydı bu kuran olacaktı. Zira kuranı kerim tüm semavi kitaplardan çok daha kâmil ve daha üstündür.

2-   İkinci görüş şudur: Bu ayeti kerime Mekke kâfirlerine ihtiraz ve onların peygamberden (s.a.a.) istemiş oldukları mucizeye verilmiş cevap mahiyetindedir. Ve şuna işarettir: Bular inatçı ve asi kimselerdir. Yani eğer kuran vesilesiyle onların istediği şekilde dağlar harekete geçseydiler, kuran vesilesiyle yer yarılsaydı, su çeşmeleri aksaydılar veya kuran vesilesiyle ölüler konuşmaya gelip peygamberliğini (s.a.a.) tasdik etseydiler bile Mekke kâfirleri iman getirmezlerdi.[3] Taberi Zücac’tan naklen şöyle diyor: Benim tasavvur ettiğim ve diğerlerinin de söylemiş olduğu şeye göre ayetin anlamı şudur: Eğer dağı harekete geçiren ve… gibi özelliklere haiz bir kuran nazil olmuş olsaydı bile iman getirmezlerdi. Bunun delili aşağıdaki ayeti kerimedir: “Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar”.[4] Eğer melekleri göndersek, ölüleri diriltip onlarla konuşsa ve onlara istedikleri her şeyi göndersek bile onlar iman getirmezlerdir.[5]

Buna binaen ayet dolaylı olarak şunu söylemek istiyor. Siz (kâfirler) hakkı istemiyorsunuz. Eğer hakkı istemiş olsaydınız bu peygamber (s.a.a.) tarafından gösterilen o denli mucize ve nişaneler iman getirmeniz için yeterli gelirdi. Siz sadece iman getirmemek için sadece bahane getiriyorsunuz.

“Belki bütün emir yalnız Allah’ındır” şeklinde olan ayetin son cümlesinin anlamı hakkında şunu söylemek lazımdır: “Belki” kelimesiyle ayetin başında eğer anlamını veren “lev enne” den iddirap[6] yani dönüştür. Yani şu vurgulamak isteniliyor: Allah kuran dışında başka ayet ve mucizeler getiremiyor değil, zira bütün emirler ve bütün işler Allah ın ilmi dahilinde ve hikmetine dönüşmektedir. Dolayısıyla ayeti kerime adata şunu söylenmek istiyor. Allah onların iman getirmeyeceğini bildiği için başka mucizelerin gerçekleştirmesinin de faydasız olduğunu biliyor, dolayısıyla onlara göstermiş olduğu mucizelerden daha fazlasını göstermiyor ki onlar dünya azabına müptela olmasınlar. Zira onların peygamberden istemiş oldukları mucizeler eğer Allah tarafından peygamberin eliyle gerçekleşmiş olsaydı ve onlar yine iman getirmeseydiler ki getirmeyeceklerdir dünya azabını hak eder ve ona müptela olurlardı.[7]

“Mecmeul beyan” adlı tefsirin sahibi belki bütün emir yalnız Allah’ındır anlamını ifade eden “lilahu’l - emr cemien” cümlenin tefsirinde şöyle diyor: Geçen bütün işler: ister dağın hareketlendirilmesi ve yerin yarılması olsun ister ölülerin diriltmesi ve ister başka bütün emirler olsun hepsi Allahın emriyledir. Ve onun kudreti dahilindedir. Zira onun dışında hiç kimse müstakil bir şekilde güç sahibi değildir. Buna rağmen o bu işleri yapmıyor, zira indirmiş olduğu ayetler insaf ehli ve hakkın talipçisi olan kimseler için kâfidir. [8]



[1] Rad, 31. “Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır”.

[2] Bkz. Emin, seyide Nusret, “Mahzenu’l-Kran Der Tefsiri Kuran”, Tahran: Nehzeti Zenan Müselmanan, 1361, şemsi, c. 7, s. 42-43; “Tefsiri Numune”, baskı 1, Tahran: Darul Kutubil İslamiye, 1374 şemsi, c. 10, s. 220-221.

[3] “Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz”. (haşır 21).

[4] Anam, 111.

[5]Mecmeul Beyan Fi Tefsiril Kuran”, baskı, 3, Tahran: nasır husru, 1372, ş., c. 6, s. 451.

[6] Arapçada bel bazen zamansal idrab (dönüşüm) anlamındadır. Bu anlamdaki bel bir öncekini ibtal etmek anlamına gelir. Bazen de bir konudan başka bir konuya geçmek içindir. Söz konusu olan bu ayetteki bel birinci anlam taşımaktadır.

[7] “Mahzenu’l-Kran Der Tefsiri Kuran”, c. 7, s. 42-43.

[8] Taberisi, “Mecmeul Beyan Fi Tefsiril Kuran”, c. 6, s. 451.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar