Gelişmiş Arama
Ziyaret
7796
Güncellenme Tarihi: 2012/02/15
Soru Özeti
Adamın birisi malının bir kısmını (cüz’i) vasiyet etmiş ama bu kısmın miktarını tayin etmemiştir. Bu kısmın miktarı hangi yöntem tayin edilebilinir?
Soru
Kişinin birisi malının bir kısmını vasiyet etmiş ama miktarını tayin etmemiştir. Bu bağlamda var olan bazı rivayetlerde farklı yollar ve yöntemler açıklanmıştır; onlardan bir kısmı şöyledir: Kısımdan maksat on parçadır. Zira Allah u telala kuranı kerimde şöyle buyuruyor: “Kuşlardan dört tanesini al” (bakara 260). Başka bir rivayette şöyle denilmektedir: Kısımdan Maksat yedi parçadır. Zira Allah u Teâlâ kuranı kerimde şöyle buyuruyor: “Onun yedi kapısı vardır ve her kapı için onlardan bir grup ayrılmıştır” (hicr 44). Bu rivayetleri dikkate alarak miktarı belirlenmemiş olan bu kısmı nasıl belirlenir?
Kısa Cevap

Her iki gruptan olan rivayetlerin senedinin sahih olduğu âlimler tarafından kabul görülmüştür.  Bu nedenle iki grubu cem etmek için bazı cihetler belirtmişlerdir. Burada onlara işaret edeceğiz:

1-   Mal sahipleri daha önceleri kendi mallarını taksim ediyorlardı. Bazıları malını on kısma taksim ederlerdi bazıları da yedi kısma taksim ediyorlardı. Buna binaen herkesin vasiyet etmiş olduğu kısmı malını taksim ettiği şekle göre belirlenecektir. Yani malını on kısma taksim edenin vasiyet ettiği kısmı on’da bir (10/1) yediye taksim edenin kısmını da yedi’de bir (7/1) olarak belirler.

2-   Daha güçlü olan görüş: Birinci gruptan olan rivayetlere amel etmek mahiyetindedir. Zira buradaki asıl kanun şudur ki meyyitten kalan mal varislerindir. Başka bir tabirle; bu durumlardaki asıl kanun, ölen kişiden varisler için kalan maldan varisler tarafından fazlasını vermemektir. Buna binaen yukarıdaki açıklamaya göre birinci gruptan olan rivayetlere; yani on’dan birisi verilirse meyyitten kalan maldan daha fazla verilmemiş olur. Yani yedinden biri verilirse çok verilmemiş olur ama dörde biri verilirse daha fazla verilmiş olur ki asıl olan kanunun tersinedir.

3-   Birinci gruptan olan rivayetleri vacibe ikinci gruptan olan rivayetleri müstahaba hamlediyoruz: yani kısmı ondan biri kabul edip vacip olanı onda biri olduğunu kabul edelim ama varis olan kimselere rivayetlerin muhtelif ve çeşitli olduğundan dolayı yediden birisini vasiyet edildiği yerlere sarf etmeleri müstahaptir.

Ayrıntılı Cevap

Eğer vasiyetteki ipham vasiyetti açıklayan kelimelerden dolayı olursa, örneğin birisi “malın bir kısmını” vasiyet eder ve şöyle derse: Mallarımdan bir kısmını hayır yerlerine ulaştırınız. Konuşan kişinin maksadını açıklayacak hiçbir karine de olmazsa bu bağlamdaki kaideye göre böyleli vasiyetler dikkate alınmaz. Yani sanki bu kişi vasiyet etmemiş gibi algılanması gerekir. Dolayısıyla irs babında var olan genelliklere ve kanunlara müracaat edilmesi gerekir. Zira bu kelam örf ve günlük konuşmalarda belirgin hiçbir anlama delalet etmemektedir.

Ama buna rağmen bu bağlamda mücmel ve müphem bazı kelimeleri açıklığa kavuşturan bazı şer’i delilerin ve muteber rivayetlerin var olmasını dikkate alarak onlara taabbudi olarak riayet edilmesi gerekmektedir.[1] Hal böyle olunca böyle bir vasiyet yapıldığında vasiyet eden kişinin malı olup varislere ulaşmış olan bu kişinin malından ne kadarı vasiyet adına çıkartılacak hususunu açıklayan rivayetler iki türdür:

1-   Birinci türden olan rivayetler şöyle diyor: Kısım onda birine taksim edilmiştir. Yani vasiyet eden kişinin malından kendisine vasiyet edilmiş olan kimseye (musa lehu) onda biri verilmesi gerekir. İmam Cafer sadıktan malının bir kısmını vasiyet etmiş olan bir kimsenin vasiyeti hakkında sordum: Cevaben bana şöyle buyurdu: Onun misdakı (releldeki örneği) on parçadan bir parçadır. Bir çok âlim bu rivayete dayanarak vasiyetteki bir kısımdan maksat onun onda birisine tekabül eder ve verilmesi vaciptir.[2]

2-   İkinci türden olan rivayetler ise şöyle diyor: Birinci türden olan rivayetlere karşı bir tür rivayetler de vasiyette söylenen “kısım” “yediden biri”ne tefsir ediyor. Bu cümleden olan rivayetlerden birisi şöyledir:

Muhammed’in oğlu Ali b. Mahbup Ahmet b. Muhammed b. Eba Besir-i Bazenti’den şöyle naklediyor: İmam Kazımdan (a.s.) kendi malından bir kısmını vasiyet etmiş bir kişi hakkında sordum? İmam şöyle buyurdu: (Vasiyet edilenin bir kısmı) “yediden bir kısımdır” anlamındadır. Zira Allah u Teala kuranı kerimde şöyle buyuruyor: “Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır”[3] [4] buna binaen cehennemlilikler yedi kısma bölünmelilerdir. Ayetin tabirince her bir bölümüne bir parça deniliyor. Bazıları bu rivayetlere istinaden vasiyette bir kısım denilmişse yedi kısımdan bir kısmin verilmesi vacip olduğunu söylemişlerdir.[5]

Her iki türden olan rivayetlerin senetleri alimlerce kabul görülmüş olmasına dikkatle rivayetlerin zahirine baktığımızda iki tür rivayetler arasında çelişki var olduğunu görmekteyiz. Ama fakih ve ulama tarafından bunları cem etmek için birkaç yöntem ve cem etme şekli bayan edilmiştir. burada onlara işaret edilecektir:

1-   Mal sahipleri daha önceleri kendi mallarını taksim ediyorlardı. Bazıları malını on kısma taksim ederlerdi bazıları da yedi kısma taksim ederlerdi. Buna binaen herkesin malını taksim ettiği şekle göre vasiyet edilen kısım belirlenecektir.[6]

2-   Daha güçlü olan görüş: birinci gruptan olan rivayetlere amel etmek mahiyetindedir. Zira buradaki asıl kanun şudur ki meyyitten kalan mal varislerindir. Başka bir tabirle ifade etsek şöyle demek lazım: Burada asıl olan kanun kalan maldan varis tarafından fazlasını vermemektir. Buna binaen eğer iki gruptan birincisine; yani on’a bölen rivayete amel edilirse meyyitten kalan maldan daha fazla verilmemiş olur. Yani on’dan birisi verilirse çok verilmemiş olur ama dört’ten birisi verilirse yediden birisine karşı yediden birisi verilirse ondan birisine karşı daha fazla verilmiş olur ki kanunda belirtilen asla (çok verilmemeli) terstir.[7]

3-   Birinci gruptan olan rivayetleri vacibe ikinci gruptan olan rivayetleri müstahaba hamletmişlerdir: Yani vasiyet edilen o kısmı on kısımdan bir kısım olduğu kabul edip bu bir kısmının verilmesi vaciptir. Ama mala varis olan kimselere bu bağlamda rivayetlerin muhtelif ve çeşitli olduğundan dolayı yedi kısımdan bir kısmı vasiyet edilen yerlere sarf etmeleri müstahaptir. [8]

Her halükarda şuna dikkat edilmesi gerekir ki “eğer mal sahibi olan meyyitin vasiyet ettiği mal, malının üçte birinden fazla teşkil ediyor ise varislerin rızası olmaksızın üçte birisinden fazlası vasiyeti için kabul edilmez”.[9]

Dikkate şayandır ki Hz. Ayetullah Mehdi Hadevinin yukarıdaki soru bağlamındaki cevabı şöyledir: Meyyitten geri kalan malından yapılan vasiyet üçten birisine kadar varislerin izni olmaksızın geçerli ve uygulanabilinir. Ama miktarını belirtmek konusunda yakin edilenin miktarıyla yetinmelidir. Ama mühtemel olan en fazlası neyse onu vasiyet edilen yerlere sarfedilsi ihtiyati müstahaptır.



[1] Musa Bucnurdi, Seyyit Hasan, “el-Kavaidu el-Fıkhiye”, baskı, 1, İran/Kum: neşri el-Hadi,1419, k. c. 6, s. 291.

[2] Şüsteri, Muhammed Taki, “en-Nücatu fi Şerhi el-Lüme”, baskı, 1, Tahran: kitabfuruşi Saduk, 1306, k., c. 8, s. 230.

[3] Hicir, 44.

[4] Tusi Ebu Cafer, Muhammed b. Hasan, “Tehzibu’l-ahkam”, baskı, 4, İran/Tahran: Darul-Kutubul-İslamiye”, c. 9, s. 209, hadis no: 828.

[5] Şüsteri, Muhammed Taki, “en-Nücatu fi Şerhi el-Lüme”, baskı, 1, Tahran: kitabfuruşi Saduk, 1306, k., c. 8, s. 233.

[6] Kumi, Saduk, Muhammed b. Ali b. Babavey, Mütercim: Ali Ekber gafari, “Men La Yahduru Efekih”, baskı, 1, Taharan: intş. Saduk, 1409, c. 6, s. 50.

[7] Hilli, Miktad b. Abdullah, Mütercim: Bahşayışı, Abdurrehim Akiki, “Kenzü’l-irfan fi Fikhil-Kuran”, baskı, 1, tercüme: İran/Kum; c. 2, s. 585; Amili, seyit Muhammed Hüseyin Terhini, “ez-zübtetül-fıkhiye fi Şerhi er-Revdetül-Behiye”, baskı 4, İran/Kum: darul-fıkr litabaeti ve en-neşr, c, 6, s. 38.   

[8] Şüsteri, Muhammed Taki, “en-Nücatu fi Şerhi el-Lüme”, baskı, 1, Tahran: kitabfuruşi Saduk, 1306, k., c. 8, s. 233.

[9] Humeyni, seyit ruhullah Musevi, “tevdihu’l-mesail”, (imam Huneyni), baskı, 1, s. 578, mesele; 2589.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Namaz kılmayan kimseler kesinlikle cehenneme mi gidecektir? Hatta onlar birçok iyi iş yapsalar da cehenneme gidecekler midir?!
    56369 Eski Kelam İlmi 2012/05/03
    Dini öğretilerimiz esasınca namaz, dinsel ameller arasında ilk ibadetsel fiildir. Eğer insanın namazı kabul edilirse, diğer ibadetsel amelleri de kabul edilir! Öte taraftan Kur’an ayetlerinin açıkça belirtmesiyle her kim zerre miktarınca iyi amel işlerse onun karşılığını alacaktır. Bu ayetler uyarınca, ölçme terazisinde hayrın miktarı fazla olacak olursa, ...
  • İmam Humeyni, İmam Hüseyin’e (a.s) ağlamanın, yas tutmanın ve Hüseyni meclisler tertiplemenin on dört asır öncesinden günümüze kadar dinin bekasına sebep olduğuna görüşünde miydi? Ve bunu neye dayanarak söylemekteydi?
    11385 Eski Kelam İlmi 2012/01/05
    İmam Humeyni (r.a) defalarca İmam Hüseyin’in (a.s) İslamı korumak için yaptığı fedakarlığın önemini dile getirmiş, adının ve hatırasının meclislerle, matemlerle vb. şekillerde yaşatılmasının Onun (a.s) yolunun sürdürülmesinde ve sapmalarla mücadele etmekte etkili olduğunu vurgulamıştır. Örneğin bir konuşmasında şöyle buyuruyordu: ‘Bu aşura toplantısının ve alemdeki şehidlerin en büyüğüne matem düzenlenmesinin o ...
  • Nusayrilerin temel inançları nedir? Onların İmamiye Şiası hakkında görüşleri nedir? Şia'nın bu mektep hakkındaki görüşü nedir?
    28026 Eski Kelam İlmi 2010/09/12
    Bugün Suriye ve diğer bazı Müslüman ülkelerde yaşamakta olan Müslüman fırkalardan biri Nusayriye fırkasıdır. Bunlara "Aleviler" de denir. İran'da "Alevilik" hakkında bağımsız bir araştırma yapılmış değildir. Genelde milel ve nihal yazarlarının görüşleri bu hususta kaynak alınır. Ancak bize göre genelde "Aleviler" on iki imam Şiasıdırlar ve Şia'nın inanç temelleri ...
  • Pazar ortamını oluşturanların işi (komisyonculuk) helal midir?
    10113 Emlak Ve Pazarlama 2012/03/14
    Hazreti ayatullah’el uzma Safi Gupayganinin (Allah yüce gölgesini devam ettirsin) defteri: Dolaysız bir şekilde simsarlık yapana yani müstakim bir şekilde alıcıyı (müşteriyi) tanıtan kimseye “cuale” ismi altında para vermenin her hangi bir işkalı yoktur. Ama eğer bu tür şirketler “guld kuvist” şirketler gibi heremsel şeklinde ...
  • Erkek altın saat kullanabilir mi?
    33057 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/11/27
    Boyna altın zincir asmak, altın yüzük takmak ve ele altın kaplama saat takmak gibi altınla süslenmek[1] erkeğe haramdır ve bunlarla namaz kılmak da namazı bozar.[2] Elbette altın saat ve altın zincir sadece ...
  • arapça dilinin en kamil dil olduğuna dair delil var mıdır?
    8455 Kur’anî İlimler 2011/03/01
    Arapça dilinin kuran dili olarak seçilmesi elbette ki bu dilin değerli ve şerefli olmasına neden olamuştur. Ancak arapça dilinin kamilliği kuranın kamil olduğ için değildir. Lügat ve kavramdaki genişliği, dilsel sisteminin mühkemliği, türlü tabirlere haiz olması, irabı (kelimenin cümledeki farklı konumlarını belirtilmesi içun son harfının üzerindeki ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    129869 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yaratmada tevhidin manası nedir?
    8010 Eski Kelam İlmi 2012/04/15
    Varlık âleminin yüce Allah dışında hiçbir yaratıcısının olmamasına yaratmada tevhit denir. Mümkün varlıklar, onların eserleri, fiilleri ve hatta insan ve onun tüm icat ve keşifleri hiçbir tartışmaya yer bırakmaksızın Allah’ın yaratıklarıdır. Varlık âleminde bulunan her şey O’nun mahlûkudur. Ama bazıları vasıtasız bir şekilde ve bazıları ise vasıtayladır. ...
  • İslam’ın Tebliğ Yöntemi Nasıldı?
    12879 Masumların Siresi 2011/08/17
    Tebliğ mesaj iletmek anlamındadır. Tüm ilahî peygamberlerin ve özellikle de yüce İslam Peygamberinin misyonu insanları karanlıklardan nura yöneltmek olduğundan, İslam’da tebliğ Allah’ın mesajını kullarına ulaştıran bir vesile olarak çok önemlidir. İslam’da tebliğ yöntemleri sözlü, yazılı ve amelî olarak üç kısma ayrılabilir. Bu her üç kısmın da değişik türleri vardır. ...
  • Nefis, ruh, can, akıl, zihin ve fıtrat arasında nasıl bir ilişki vardır?
    17499 İslam Felsefesi 2010/04/07
    Bazen bu kelimelerden maksat bir şeydir. Hepsi de aynı gerçeğe yani insanın varlığına ve hakikatine işarettir. Bazen de onlardan değişik manalar irade edilir ve her biri nefsin mertebe ve makamlarından birine işaret sayılır. ...

En Çok Okunanlar