Gelişmiş Arama
×

Hata

این پرسش وجود ندارد
Ziyaret
10487
Güncellenme Tarihi: 2012/10/09
Soru Özeti
Kur’an-ı Kerim’de bir canlının canını almanın günah olduğu belirtilmiştir. O halde İslam neden savaşlar ve insanların canını almayla yayılmıştır?
Soru
Kur’an-ı Kerim’de bir canlının canını almanın günah olduğu belirtilmiştir; lakin İslam kılıçlar, savaşlar ve insanların canını almayla yayılmıştır. Her ne zaman bu soruyu sordumsa, “bu bir gaye ve hedef doğrultusunda idi” cevabını almışımdır; acaba bu cevap mantık dışı bir cevap değil midir? Kur’an-ı Kerim’de belirtildiği gibi kılıç yerine iyi davranış ve hareketlerde bulunarak mesele çözülemez miydi? Biz Türkler de kılıç yoluyla Müslüman olduk; yani bir grup Curcan ve Talkan halkının öldürülmesiyle bu gerçekleşti. Bu konuları sadece araştırıp öğrenenler mi bilecek ve diğer insanlar koyun gibi mi olacak?
Kısa Cevap

Hz. Peygamberin (s.a.a) hayat tarzını incelediğimizde onun İslam dininin yayılması için gösterdiği birçok teşebbüsün kültürel olduğunu kavrarız. İslami konular uzmanı tarihçiler ve analistler yüce İslam dininin Arap yarımadasında ve sonra da diğer ülkelerde hızlı bir şekilde yayılması hakkında bazı etkenleri dile getirmişlerdir:

1. İslam dininin muhtevasının zengin olması, insancıl bir kültür taşıması, ayrımcılık karşıtı olması ve adalet ekseninde yer alması.

2. Hz. Peygamberi Ekrem’in (s.a.a) büyük sahabelerinin savaş ve fetihlerde yer alması ve değişik bölgelerde komutanlık görevini üstlenmeleri.

3. Gayri Müslimlerin İslam toplumu ile irtibat kurmaları ve bu sayede aristokrasisiz bir devlet ve sınıfsız bir toplum yapısıyla tanışmaları.

Yanı sıra Hz. Peygamber (s.a.a) hiç kimseye herhangi bir yere saldırma ve fetih emri vermemiştir. Hz. Peygamberin (s.a.a) savaşları savunma eksenliydi ve belirtilen fetihler Hz. Peygamberin (s.a.a)  vefatından sonra gerçekleşmiştir.

Ayrıntılı Cevap

1. İslam salt insanların canını değil, hayvanların canını bile değerli saymış ve onların nedensiz bir şekilde öldürülmesini yasaklamıştır. Bununla birlikte İslam eziyet verici hayvanların ortadan kaldırılmasını caiz görmektedir.[1] İnsana zarar verme kasti güden bir yılan ve akrebin ortadan kaldırılması bu kabildendir. Aynı şekilde İslam bireylerin can, namus veya inançlarına saldıran insanların ortadan kaldırılmasını da caiz bilir ve böyle kimselerin canları için bir değer gözetmez.[2]

2. İslam’ın ilk yıllarındaki Hz. Peygamberin (s.a.a) savaş ve gazvelerinin nedeni hakkında bu sitede yer alan “cihadın insanların inanç özgürlüğü ile bağdaşması” (soru: 6858) ve “Ukbe b. Ebi Muhit’in şahsiyeti ve cezaları” (soru: 23890) başlıklarına müracaat edebilirsiniz.

3. Kuşkusuz yüce İslam dininin Arap yarımadası ve ardından da diğer ülkelerde hızlı bir şekilde yayılmasının nedeni, bir sebebe özgü değildir. Bilakis İslami konular üzerine araştırma yapan tarihçiler ve analistler bu hususta işaret edeceğimiz bir takım etkenleri dile getirmişlerdir. Lakin Kur’an-ı Kerim insanların Hz. Peygambere (s.a.a) yönelmesi ve ardından da İslam’ı kabul etmelerinin nedenlerinden biri olarak Hz. Peygamberin (s.a.a) güzel ahlakını dile getirmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”[3] Dolayısıyla Hz. Peygamberin (s.a.a) hayat tarzına incelendiği vakit, İslam dininin yayılması için onun yaptığı birçok teşebbüsün (sınırlı askeri ve savunmaya ait durumlar hariç) kültürel girişimler olduğunu kavrarız.[4] Diğer ülkeler bağlamında da Hz. Peygamberin (s.a.a) davranışı, kendisinin evrensel misyonu[5] ve onları mektuplar aracılığıyla İslam’a çağırma çerçevesinde şekillenmiş idi. Bu mektupların muhtevası, Hz. Peygamberin (s.a.a) programlarında kültürel işlerin eksende yer aldığının göstergesidir.[6] Bu şekilde Hz. Peygamber (s.a.a) kısa bir müddet zarfında cahiliye toplumunda[7] kültürel devrim ile İslam’ın yayılması yolunda özveride bulunan ve manevi yüce derecelere nail olan bireyler yetiştirebilmiştir.

4. Hz. Peygamberi Ekrem’in (s.a.a) vefat etmesinden sonra Müslümanlar İslam’ı korumak ve dünyaya İslam kültürünü yaymak için İslam kültür ve öğretilerine engel teşkil eden coğrafi sınırları ortadan kaldırdılar ve diğer ülkelerde İslam’ın yayılmasının altyapısını oluşturdular. Bu husus, söz konusu ülke haklarının tedricen İslam’a yönelmesine neden oldu. Elbette ilgili ülkelerde İslam din ve inancının kabul edilmesi, kılıç yoluyla gerçekleşmedi. Bunun başka nedenleri vardı ve bu yazıda fırsat el verdiğince bu nedenlerin bazılarına işaret edilecektir:

A. İslam dininin muhtevasının zengin olması, insancıl bir kültür taşıması, ayrımcılık karşıtı olması ve insan fıtratıyla bağdaşan adaleti eksen alması belirtilen nedenlerden sayılır. Örneğin İran’ın fethedilmesinden sonra bir Arap komutan bir cemaat imamı ve müezzininin kırbaçlanması emrini verdi. Bunun nedeni onların Zerdüşt dini mabetlerinden birini yıkmaları ve onun taşlarını mescit yapımında kullanmaları idi. İran’ın fethedilmesinden yüzyıllarca sonra ateş tapınaklarının varlığı bu iddianın başka bir delilidir. Öyle ki Zerdüşt dini mensuplarının ateş tapınakları onuncu yüzyılda yani İran fethedildikten üç asır sonra Erak, Fars, Kirman, Sistan ve tüm İran’da yerinde durmaktaydı.[8] Zerdüşt dini takipçileri tedrici olarak ve kendi seçimleri ile İslam dinine yöneldiler. Zerdüşt dini takipçilerinin içinde bulunduğumuz yüzyıla kadar İran’da bulunması ve dinsel merasimleri uygulamada taşıdıkları özgürlük, İslam dinini kabul etmede dayatma ve zorlamanın olmadığının en açık delilidir.[9]

B. Hz. Peygamberi Ekrem’in (s.a.a) büyük sahabelerinin savaş ve fetihlerde yer alması ve değişik bölgelerde yöneticilik sorumluluğunu üstlenmeleri de İslam’ın yayılmasında etkide bulunan önemli etkenlerdendir. Örneğin Selman-ı Farsi halife tarafından Medain’in yöneticiliğini üstlenmek üzere gönderildiği vakit, bölge halkı onun özel protokoller ile şehre gireceğini beklemekteydi, lakin Salman bölge halkının işlerini idare etmek için çıplak bir merkep üzerinde bu şehre girdi ve halka değerli hizmetlerde bulundu. Bizzat bu husus bu bölgede İslam’ın yayılmasının en önemli etkenlerinden biri oldu.[10]

C. Ülkelerin sınırlarının açılmasından sonra halkların Müslümanlar ile ilişkileri sıkılaştı. Bu ilişki İslam dininin bir tür yayılmasında etkili oldu. Onlar, Müslüman toplumu yakından gözlemlediler ve Müslümanların eski aristokrat devlet ve sınıfsal toplum ile farklılık taşıdığını gördüler.[11] Örneğin İranlılar asırlar boyunca Sasani şahlarının aristokrat yaşamına tanıklık etmişti, toplumun mahrum sınıfları sadece çok az imkânlar ile yaşam sürmekteydi. Onlar; İslam halifeleri, bu cümleden olmak üzere Müminlerin Önderi (a.s) ve onların en yoksul sınıfların yaşadığı İran şehirlerine gönderdikleri valilerinin sade yaşamlarını gözlemleyince, İslam dinini kabul etmeye eğilim kaydettiler.[12]

5. Her ne kadar başlangıç cihadı (savunma eksenli olmayan cihat) İslam’ın kesin hükümlerinden olsa da başlangıç cihadının mahiyeti inancı dayatmak için savaşmak değildir. Esasen İslam’da inanç dayatılır bir husus değildir. Tarih boyunca da ne Hz. Peygamberin (s.a.a) ve ne de ondan sonraki halifelerin savaşlarında bireyler İslam’ı kabul etmeye mecbur kılınmamıştır. Esasen başlangıç cihadı şiddet ve zorbalık karşısında hakkın sesinin ve halka tavsiye etmenin önünde engel olan diktatör ve bozguncu düzenler ile mücadele etme gayesiyle yapılan kurtuluş savaşıdır. Başka bir ifadeyle başlangıç cihadı bir tür savunmadır, ancak bu savunma bir şahsın veya milletin haklarını savunmak değil, insaniyetin haklarını savunmaktır. Başlangıç cihadı araştırma özgürlüğünü, hakikati öğrenmeyi ve hakkın sesinin insanlara ulaşmasını engelleyen etmenleri kaldırmayı savunur. Bu nedenle Allame Tabatabai cihat ayetlerini inceldikten sonra şöyle söylemektedir: “Savaş ister İslam ve Müslümanları savunma yolunda ve ister başlangıç cihadı şeklinde olsun gerçekte insaniyet hakikatini savunmak içindir.”[13]

6. Son olarak Hz. Peygamberin (s.a.a) kendi döneminde bir yere saldırması ve fetihte bulunması için hiç kimseye bir emirde bulunmadığını hatırlatmalıyız. Hz. Peygamberin (s.a.a) savaşları savunma eksenli idi ve belirtilen fetihler Hz. Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra gerçekleşmiştir. O halde Müslümanların savaşları sırasında bir yerde herhangi bir zülüm ve adaletsizlik gerçekleştiği varsayılsa bile, Müslüman hâkim ve komutanların davranış ve hareketleri İslam’ın hesabına yazılamaz. Bu hâkimler arasında değişik hileler ile komutanlığa ulaşan veya hilafet elbisesini giyen, İslam’ın zahirine uyarak ve hükümlerin zahirini icra ederek kendi makam, taç ve tahtlarını korumak için çabalayan zalim bireyler de var olmuştur. Bazı Emevi ve Abbasi halifelerine bu tür hâkimlerin birer örneği sıfatıyla işaret edilebilir.

 


[1] Bkz: “Hayvanlara Eziyet Etmek”, Soru: 16361; “İlahi Mahlûklar Ve Haklar”, Soru: 17159; “Kedi Öldürmek”, Soru: 9319.

[2] Bkz: “Mürtetlik Hükmünün Uygulanması”, Soru:8703; “İslam’ın Bakışında Kısasın Felsefesi”, Soru: 13138; “Evli Zinasında Had Uygulanması Ve Tövbe”, Soru: 7159.

[3] A’li İmran Suresi, 159. ayet.

[4] İbn. Hişam, Siyretu’n-Nebeviye, s. 358, Tahran, Neşri İslamiye, çapı çaharum, 1368 h.ş; Yakubi, Tarih, Tercüme Ayeti, c. 1, s. 442, Tahran, İntişaratı İlmi ve Ferhengi, çapı heftum, 1374 h.ş;  Ayeti, Tarihi Peyamberi İslam, Tahran, İntişaratıDanişgah, çapı şeşum, 1378 h.ş, s. 390; Caferiyan, Resul, Tarihi Siyasi İslam, c. 1, s. 91 – 377 ve 430, Kum, İntişaratı Delil Ma, çapı dovvum, 1382 h.ş. Hz. Peygamber (s.a.a) Medine’de dinsel azınlıklar ve esir müşrikleri cizye verme ile İslam’ı kabul etmeyi seçme arasında serbest bırakırdı. Bunlar, Hz. Peygamberin İslam dinini kabul ettirmek için zora ve icbara başvurmadığının en açık delilidir.

[5] A’raf Suresi, 158. ayet; Sebe Suresi, 28. ayet; Kalem Suresi, 52. ayet.

[6] AhmediMeyanici, Ali, Mekatibu’r-Resul (s.a.a), c. 2, s. 315 – 705, Daru’l-Hadis, Kum, çapı evvel, 1419 h.k.

[7] Nehcü’l-Belaga, Hutbe 2, 93, 95 ve 192.

[8] Mes’udi, Ebu’l-Hasan Ali b. el-Hüseyin, Murucu’z-Zeheb ve Meadini’i-Cuher, c. 2, s. 242 – 257, Tahkik Dagır, Es’ad, Daru’l-Hicret, çapı dovvum, Kum, 1409 h.k.

[9] Zerrin Kup, Abdu’l-Hüseyin, Tarihi Merdumu İran pes ez İslam, s. 535, İntişaratı Emir Kebir, Tahran, çapı sevvum, 1371 h.ş.

[10] Muhaddis Nuri, Nefsi’r-Rahman fi Fazileti’s-Salman, s. 551, İntişaratı Afak, Tahran, çapı evvel, 1369 h.ş.

[11] Zerrin Kup, Abdu’l-Hüseyin, Bamdadı İslam, s. 87, İntişaratı Emir Kebir, Tahran, çapı şeşum, 1369 h.ş; WillDorant, Tarihi Temeddün, c. 4, s. 169 – 181, İntişaratı İlmi Ferhengi, Tahran, çapı çaharum, bi ta; Christian San, Arthur, İran der zamanı Sasaniyan, Tercüme Reşit Yasimi, s. 138 ve 638 – 666, Tahran, Dünyayı Kitap, çapı nohum, 1374 h.ş.

[12] İbrahim, Hasan, Tarihi Siyasiyi İslam, s. 269, Dünyayı Kitap, çapı şeşum, 1378h.ş.

[13] Tabatabai, Seyit Muhammed Hüseyin, el-Mizan fi Tefsiri’l-Kur’an, c. 2, s. 68, Defteri intişaratı İslami, çapı pencum, Kum, 1417 h.k.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar