Ziyaret
2865
Güncellenme Tarihi: 2010/07/17
Soru Özeti
İmamlar (a.s) terörist saldırılara karşı neden kendi türbelerini koruyamadılar?
Soru
Masum İmamların (a.s) her şeye güçleri yetiyorsa neden terörist saldırılara ve silahlı kişilerin kurşunlamalarına karşı kendi türbelerini koruyamadılar?
Kısa Cevap

Allah-u Teala, Yüce Peygamberine (s.a.a) ve Masum İmamlara (a.s) teşrii (yasama, helal ve haramları belirleme) velayetin yanı sıra, tekvini velayette vermiştir. Onların alemi istedikleri şekilde idare etme ve müdahele güçleri vardır. Böylesi bir velayet ve güç sadece bu dünyadaki maddi yaşamlarıyla sınırlı değildir; Onlar berzah aleminde de bu güce sahip olan mukaddes zatlardır. Ancak Onlar bu kudretlerini her yerde ve her zamanda kullanmazlar. Dinin ve insanların hidayetine faydalı olduğu yerlerde ve değişmez ilahi sünnete aykırı olmayacak şekilde kullanırlar.

Bir yandan Masum İmamların (a.s) türbelerine saygı göstermenin insanı hidayete, Onlara ve pak türbelerine saygısızlığın ise dalalete götürdüğünü görürken, diğer yandan ilahi sünnetlerden olan kıyamete kadar bütün insanların hidayet ve dalalet yolunu seçme konusunda özgür olduklarınıda görmekteyiz. Bu esasa göre Allah-u Teala’nın kudreti bütün kudretlerin üstünde ve her şeye kadir olmasına rağmen bunu her zaman kullanmadı ve kullanmıyorsa, Onlarda bu güçlerini her zaman ve her yerde kullanmamışlardır. Tarih boyunca zalimler ve azgınlar defalarca Kâbe’ye saldırıp onu yıktılar, ama Allah-u Teala bir tek Ebrehe’nin ordusunu mucize gösterek yoketti.         

Ayrıntılı Cevap

Allah-u Teala, Yüce Peygamberine (s.a.a) ve Masum İmamlara (a.s) teşrii[1] velayetin yanı sıra, tekvini velayette inayet etmiştir. Onlar tekvini velayetleri gereği alemi her türlü idare etme ve müdahele güçleri vardır. İmam Bakır (a.s) şöyle buyuruyor: ‘İsm-i A’zam 73 tanedir; Asıf b. Berhiya birini biliyordu ve o bunu kullanarak Belkıs’ın tahtını bir anda (uzaklardan) getirdi. Biz (İmamlar) ise 72’sini biliyoruz.’[2] Bu hadis-i şerif, Masum İmamların (a.s) güç ve kudretinin ne ölçüde olduğunu ortaya koymaktadır.  Böylesi bir velayet ve güç Onların sadece bu dünyadaki maddi yaşamlarıyla sınırlı değildir; çünkü Onlar, yaşamlarıyla ölümleri arasında fark olmayan mukaddes zatlardır; yani şehid olup bu dünyadan göçtükten sonra berzah aleminde bile bu güce sahiptirler. Ama Onlar günlük yaşamlarında normal bir ilim ve kudretten faydalanır, mucizevi ve olağanüstü işler yapmamayı gerekli görürlerdi. Bu güçlerini İlahi izinle yalnızca dinin hayırına ve insanların hidayetine ait durumlarda kullanırlardı. Bu yüce zatlar dünya yaşantılarında her zaman bu kudretten istifade etmediler. Nitekim bütün güç ve kudretlerin üstünde olan Allah-u Teala’da bu kudretini her zaman kullanmadı ve kullanmıyor. Tarih boyunca zalimler ve azgınlar defalarca Kâbe’ye saldırıp onu yıktılar, ama Allah-u Teala, tarihe kaydolsun ve istese bir anda kafirleri, zalimleri ve fasıkları cezalandırıp yokedebilecek en üstün kudretin kendisine ait olduğunu herkes bilsin diye bir tek Ebrehe’nin ordusunu mucize gösterek yoketti. Allah cehaletlerinden dolayı dalalete gidenler dönsünler ve kıyamette ‘Allah’ım, bize mühlet vermiş olsaydın bizde hidayet olurduk’ bahanesini getirmesinler diye lütuf ve merhametinden dolayı insanlara fırsat vermektedir. İşte tam bu esastan dolayı Peygamberler (a.s) ve Masum İmamlar (a.s) herkesin hidayet imkanına sahip olabilmesi için vazifelerini doğal sebepler çerçevesinde yerine getirirlerdi.

Masum İmamlar (a.s), belli yerlerde kendileri, takipçileri ve mutahhar türbelerini korumak için güç ve mucizelerini kullanmışlardır. Bunlar tarihte kayıtlıdır; ancak yukarıda belirtilen nedenden dolayı bunun genelliği yoktur.

Masum İmamlar’ın (a.s) türbelerine saygı göstermek hidayet ve saadet götürdüğü gibi, saygısızlıkta dalalete götürür. İlahi sünnet, kıyamete kadar bütün insanların hidayet ve dalalet yolunu seçmekte özgür olmalarını gerektirmektedir. Masum İmamlar (a.s), her zaman ilahi ilim ve kudretlerini kullansalardı ve gerçekte Allah’ın düşmanları olan kendi düşmanlarını ve muhaliflerini kısa sürede yoketmek isteselerdi bu iş, değişmez İlahi sünnete aykırı olurdu. Artık ondan sonra insanların asıl yaratılış hedefi olan tekamül, imtihan ve nefis tezkiyesi hedefleri gerçekleşmezdi.

Günümüzde mazlum ve savunmasız Müslümanlara karşı düzenlenen bir çok terörist eylemler Müslümanların kendileri tarafından yapılmaktadır. Böyleleri maalesef şeytani güçler tarafından aldatılan, onların elinde maşa olan kimselerdir. Onlar kendi sapık düşüncelerince Allah rızası ve Ona yakınlaşma amacıyla Müslümanlara saldırıyorlar. Bu eylem ve bu tiynet insana Hz.Ali’yi (a.s) Kadir gecesinde, camide kurbet kasdıyla(!) şehid eden Haricileri ve İmam Hüseyin’in (a.s) dedesinin (s.a.a) dininden çıktığını iddia ederek Onunla savaşan Yezidin ordusunu hatırlatıyor. Nehrevan Haricileri Hz. Ali’yi (a.s) kafir olarak gördükleri gibi Yezidilerde İmam Hüseyin’i (a.s) kafir olarak görüyorlardı. Ama bu merhametli imamlar (a.s) ilahi güç ve tekvini velayetlerinden onları yoketmek için istifade etmediler.

Son olarak şu noktayıda hatırlatmakta fayda var: Masum İmamlar (a.s) böyle olaylara karşı ilahi kudretlerinden faydalanmamakla doğal yollardan onları yoketmenin şeklini insanlığa öğretmişlerdir; yani eğer ilahi güçlerinden istifade etmiş olsalardı artık bize örnek olamazlardı. Bizlerin böyle bir kudreti olmadığından İmam Hüseyin’in (a.s) bulunduğu şartlarda olsaydık İslamı korumak için ne yapmamız gerekirdi bilemeyecektik. Bu yüzden Onlar bu güçlerinden her yer ve zamanda istifade etmezlerdi.


[1] - Bu meselede alimler arasında ihtilaf vardır.

[2] - Muhammed b. Yakup Kuleyni, Usul-ul Kafi, c.1, s.230, h.1

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    293150 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    181805 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    111214 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    105710 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Hz. Âdem (a.s) ve Havva’nı kaç tane çocukları vardı?
    100109 تاريخ کلام 2009/08/23
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    99232 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Bedeninin bir kısmı (el, ayak veya baş vb.) yaralı ve bandajlı olan ve de suyun kendisine zararlı olduğu bir kimse, nasıl abdest, gusül ve teyemmüm alabilir?
    85623 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/19
    Yara ve kırığı bağladığınız (bandaj) ve yara ve benzeri şeylerin üzerine sürdüğünüz şey cebire olarak adlandırılır. Bununla alınan abdest ve gusle cebire abdest ve guslü denir. Taklit mercileri cebire abdesti hakkında şöyle demektedir: Eğer yara veya çıban veyahut kırık eldeyse, onun üzeri açıksa ve üzerine su dökmek zararlıysa, onun ...
  • Sadakayı kime ve nasıl vermemiz gerekiyor? Sadakanın en az limiti ne kadardır?
    81168 Pratik Ahlak 2011/08/21
    İslam’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için, fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    80050 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    73392 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...