Ziyaret
5990
Güncellenme Tarihi: 2011/04/28
Soru Özeti
Filozoflar diyorlar ki, Allah’tan şer gelmez. Oysa Şems suresinin 8. ayetinde bunun aksi buyurulmaktadır. Bu tezat nasıl halledilebilir?
Soru
Filozoflar, Allah’tan şerrin gelmeyeceğini söylemekteler. Oysa Şems suresinin 8. ayetinde açıkca bunun aksi buyurulmaktadır. Bu tezat nasıl halledilebilir?
Kısa Cevap

Şems suresinin 8. ayeti, insanın yapması ve yapmaması gereken şeylerin Allah tarafından ona öğretilmesi, Allah’ın inayet ettiği akıl ve vicdanla ‘fücur’ ve ‘takva’yı tespit edebileceği hakkındadır. Yani şerlerin Allah’tan geldiği konusundan bahsetmemektedir. İslam filozoflarının çoğu her ne kadar varlığın hayır, hayırın da varlık ve şerrin yokluk olduğunu kabul etmişlerse de bu, öne sürülen tahlillerden sadece biridir. Başka tahlillere göre şerleri yokluk kabul etmeyip ona göre konuyu ele alabilir ve söz konusu tezadı giderebiliriz.

Evet, bazı ayetlerin zahirinden şerrin Allah’tan veya insandan çıktığı anlaşılsa da şerrin yokluk olduğu görüşüne göre hayırla şer karşılaştırması tezat (müspet ve menfi karşılaştırma) değil, yokluk ve meleke karşılaştırmasıdır. Ve biliyoruz ki, yokluk ve meleke karşılaştırması ‘sırf’ yokluğun aksine varlıktan bir parça faydalanabilmektedir. Bu yüzden de şer, faile dayandırılmaktadır.     

Ayrıntılı Cevap

Sorunun cevabına geçmeden önce bazı noktalara değinmekte fayda var:

1- Şems suresinin 8. ayeti olan ‘Derken ona kötülüğünü de, çekinmesini de ilham etmiştir.’ ayeti ne manaya gelmektedir?

Ayet insanın yaratılışı hakkındaki en önemli meselelerden birine, yani ‘kötülük’ ve ‘takva’nın ilhamına değinmiştir. Bunun manası şudur: İnsanın yaratılışı tamamlanıp varlığı ortaya çıktıktan sonra, Allah Teala ona ‘yapması ve yapmaması gereken şeyler’i öğretmiştir.[1]

‘İlham etmiştir’ cümlesindeki ‘ilham’ kelimesinin asıl manası ‘bir şeyi yutmak veya içmek’tir. Daha sonra Allah’ın ruha bir şeyi telkin etmesi manasına gelmiştir. Sanki insan o şeyi bütün varlığıyla içiyor ve yutuyor. İlham vahiy manasına da gelmiştir.[2]

‘Fücur’ kelimesi ‘fecr’ kökünden olup ‘geniş bir şekilde yarmak’ demektir. Sabahın beyazlığının gecenin karanlığını yarmasına ‘fecr’ denmektedir. Günahların din perdesini yırtmasına da ‘fücur’ denir. Ancak ayette kastedilen şey fücurun nedenleri ve ona giden yollardır. Takva kelimesinin kökü de ‘korumak’ manasına gelen ‘vikaye’dendir. Yani insan kendisini kötülük ve günahlardan korur ve kenara çeker.

Belirtmek gerekir ki, ‘Derken ona kötülüğünü de, çekinmesini de ilham etmiştir.’ ayetinin manası, bazılarının zannetiği gibi insanın içindeki tezat, Allah’ın insanda fücur, kötülük ve de haya perdesini yırtan nedenlere davet etmesi, yine onu hayır ve iyiliklere yöneltecek yollara götüren fücur ve takvanın nedenleri manasında değildir. Aksine ayet, bu iki hakikatın insana ilham edildiği ve öğretildiği manasına gelmektedir. Daha sade bir ifadeyle, doğruyu ve eğriyi ona göstermiştir. Nitekim Beled suresinin 10. ayetinde şöyle buyuruyor: ‘Ve ona iki sarp yol gösterdik.’

Başka bir ifadeyle, Allah Teala insana öyle bir akıl, vicdan ve teşhis etme kudreti vermiş ki fücur ve takvayı akıl ve fıtratla birbirinden ayırabilmektedir. Bu yüzden bazı müfessirler ayetin gerçekte Allah’ın insana verdiği anlama gücüyle ‘akli hüsn ve kubh’ meselesine işaret ettiğini söylemeketeler.[3] Yani insanın kemali onun iradesi ve kazanımıyladır.[4] Bu yüzden Kur’an bir sonraki ayetlerde tezkiye ve günaha bulaşmayı insanın  kendisinden kaynaklandığını belirtmiştir.[5]

2- Soruyu soran kardeşimizin sorusu ‘Bazı ayetlerde iyilik ve kötülüklerin Allah’tan geldiği buyurulurken,[6] bazılarında da yalnızca iyiliklerin Allah’tan, kötülüklerinde insanın kendisinden geldiği[7] buyurulmaktadır, bu tezat değil midir?’ şeklinde olsaydı daha iyi olurdu. Şerrin ortaya çıkmasında insanın irade ve amellerinin önemli bir rolü vardır. Zira ahlaksızlık, zulüm, fakirlik, açlık ve ekonomik, siyasi, sağlık vs. birçok şer insanın iradesinden kaynaklanırken, kimi dünyevi azapların ve bütün uhrevi azaplar gibi[8] azapların biz insanların amelleriyle tekvini ilişkisi vardır.[9] Buna göre şerler birer varlık olup filozofların dediği gibi yokluk değillerdir. Eğer yokluk olsalardı o zaman olmayan bir şey Allah’tan veya insandan geldiği nasıl açıklanabilirdi? Bu iki görüş arasında nasıl bir bağ kurulabilir?

Cevap şudur: a) Şerrin yokluk olduğu tahliline göre hayır ve şerrin karşılaştırması zıtlık (müspet ve menfi nispeti) karşılaştırması değil, yokluk ve meleke karşılaştırmasıdır,[10]. Ve şunu da biliyoruz ki, yokluk ve meleke karşılaştırması ‘sırf’ yokluğun tersine varlıktan bir parça faydalanabilmektedir. Bu yüzden de şer faile dayandırılmaktadır.

Yani, ilahi dünya görüşüne göre herşeyin yaratıcısı Allah’tır[11] ve Allah her şeyi güzel (iyi) yaratmıştır.[12] Allah’a ait olan şey hüsn, güzellik ve hayıra dayalı yaratmadır. Acılar ve sorunlar ya doğal şerlerdendir veya ahlaki şerledir. Yokluk oldukları için Allah’ın yarattığı mahluk değildirler. Yukarıdaki ayetler insanın iradesinden kaynaklanan ahlaki şerlere işaret etmektedir. Ayetler, ilahi hayırlardan mahrum olma nedeninin bireyin ya da toplumun amelleri olduğunu söylüyorlar. Ancak bu, sorunların Allah’ın yaratmadığı kemallerin olmamasıyla çelişeceği manasında değildir.

Alimlerden birinin dediği gibi dünya güneşin etrafında döndüğünden hep güneşe dönük olan tarafı aydınlıktır. Diğer tarafı karanlıksa bunun nedeni güneşe doğru olmadığı içindir. Yoksa güneş daima ışık saçmaktadır. Dolayısıyla dünyaya: Ey Dünya! Aydınlık tarafın güneşten, karanlık tarafın da kendindendir’ diyebiliriz.[13] Öyleyse insan ve iradesi Allah’ın sultasının altında olması açısından kötülükleri, hatta insanın yaptığı kötülüklerin Allah’tan olduğunu söyleyebiliriz. Ama diğer yandan Allah’tan hep hayır sadır olduğundan kötülüklerin O’ndan geldiğini söylemek gerçekte var olan bir yokluğun ortaya çıktığı kaynak olma yönündendir. Kötülüklerin insandan geldiğini söylemekte aynı şeydir. Ama insan, hayırlardan ve güneşin ışığından faydalanabileceği halde kendi iradesiyle kendisini onlardan mahrum edip güneşe sırtını döndüğü için cezayı haketmiştir. Kısacası hayır ve şer karşılaştırması yokluk ve meleke karşılaştırması türündendir. Ve yokluğun böyle yerlerde varlıktan bir payı vardır. Bu yüzden de ona dayandırılabilir. Nitekim ölüm, yokluk olmasına rağmen yaratılması Allah’a dayandırılmıştır: ‘Öyle bir mâbuttur ki hanginiz daha güzel işte bulunacak, sizi sınamak için ölümü ve dirimi yaratmıştır.’[14]

b) Şer konusunda dinin içinden ve dışından farklı tahliller yapılmıştır. Dinin dışı ve felsefe açısından aşağıdaki tahlillere değinebiliriz:

1. Şerlerin yokluk olması,[15] 2. Şerlerin göreceli olması,[16] 3. Hayır ve şerlerin birbirlerinden ayrılamaması,[17] 4. Hayırların şerlerden çok olması,[18] 5. Şerlerin hayırlara mukaddime olması,[19] 6. Şerler, detay ve dünyevi bakıştır,[20] 7. Şerler arazdırlar.[21] Bunlar sadece felsefi tahlillerdir. Şerlerin yokluk olarak algılanmadığı diğer tahlillere göre bu konu üzerinde konuşulabilir.

Son olarak diyoruz ki, Şems suresinin 8. ayeti şerlerin Allah’tan geldiğini kastetmiyor, ayet yalnızca Allah’ın insanlara öğrettiği ‘yapılması ve yapılmaması gereken şeyler’i söylüyor. İnsan, Allah’ın kendisine lütfetttiği akıl ve vicdanla ‘fücur’ ve ‘takva’yı tesbit ve derkedebilir. Evet, bazı ayetlerin zahirinden şerrin Allah’tan veya insandan kaynaklandığı anlaşılsa da belirtmek gerekir ki, bu dayanak yalnızca yokluğun çıkış kaynağına göredir. Bu yüzden şer ‘sırf’ yokluk değil melekenin olmamasıdır; onun da varlıktan bir payı vardır.



[1]- Usul-u Kafi’de Hamza b. Muhammed et-Tayyar senediyle İmam Sadık’tan (a.s) nakledilen uzun bir hadiste İmam (a.s): ‘Derken ona kötülüğünü de, çekinmesini de ilham etmiştir.’ ayeti hakkında şöyle buyuruyor: ‘Ona neyi yerine getirmesi gerektiğini ve neyi terketmesi gerektiğini açıklamıştır.’ (Tefsir-i Nur-us Sakaleyn, c.5, s.587).

[2]- Ancak bazı müfessirlere göre ‘ilham’la ‘vahiy’ arasında fark vardır ve o farkta şudur: Kendisine ilham edilen kimse onun nereden geldiğini bilmez. Halbu ki vahiy geldiğinde nereden ve nasıl geldiğini bilir.

[3]- Tefsir-i Nümune, c.27, s.46-47.

[4]- Maarif-i İslami, c.1, s.109; daha fazla bilgi için bkz: Dizin: Sırat-ı Müstakim’den Sapmanın Nedenleri, 164. Soru (site:1194); İnsan ve İrade, 287. Soru (site:2483); Beşerin Hidayeti, 631. Soru (site:690); İnsan, Cebir ve İhtiyar, 1896. Soru (site:2718); İnsanın İradesi ve İlahi Hidayet, 217. Soru (site:2112).  

[5]- Şems/9-10.

[6]- Nisa/78.

[7]- ‘Sana gelen iyiliğe ait şey Allah'tandır, kötülüğe ait olansa nefsinden’ (Nisa/79)

[8]-Abdülhüseyin Hüsrevpenah, Kalemrov-u Din, s.70-73; bkz: Allah’ın Merhameti, 918. Soru (site:1000)

[9]- Daha öncede ispat edildiği üzere dünya ve ahirette bir kısım sevaplar her ne kadar daha önceden belirlenmişse de, bir kısmı da amel ve karşılık temeli üzerine kurulmuştur. Yani sebep ve sonuç türündendir. Daha güzel bir ifadeyle verilen karşılık amelin kendisidir ki ahirette ortaya çıkmıştır.     

[10]- Şer, hayır melekesinin olmamasıdır ve karşı kemale sahip olma durumu olan eksik varlık olma yönünden elde edilmektedir. Bkz: Muhammed Taki Misbah Yezdi, Amuzeş-i Felsefe, c.2, s.472, (Nur-ul Hikmet programından).

[11]- Zümer/62

[12]- Secde/7

[13]- Bu yüzden Nisa/79’da insana ‘Sana gelen iyilik Allah'tan, kötülükte nefsindendir’ diye hitap edilmiştir. Bunun nedeni şudur: Kötülüklerin insandan geldiği açısından bakıldığında insana nispet verilmekte, ama insan ve iradesi de Allah’ın hakimiyeti altında olduğu açısından bakıldığında Allah’a nispet verilmektedir. Örneğin bir devlet memuru hata yaparsa bu hata hem ona nispet verilir, hem de devletin memuru olması hasebiyle devlete nispet verilir. İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor: ‘Allah insana ‘senin irade ve isteğinde bendendir’ diye hitap etmektedir.’ (Tefsir-i Ayyaşi, c.1, s.258); bkz: Tefsir-i Nur, c.2, s.336; Tefsir-i Nümune, c.4, s.24, (Cami-ut Tefasir-i Nur programı).

[14]- Mülk/2

[15]- Eflatun’un şöyle dediği nakledilir: Felsefe, körlük, sağırlık, cehalet, hastalık ve diğer bütün kötülüklerin görmenin olmaması, işitmenin olmaması, ilmin olmaması, gücün olmaması ve sağlığın olmamasına dayandırabilir. Öyleyse şerlerin yokluk mahiyeti vardır ve yokluğun sebep-sonuç düzeninde sebebe ihtiyacı yoktur ki onların Allah’tan geldiğini söyleyelim. Müslüman filozofların çoğu varlığın hayır olmasını ve hayırın varlık olmasını kabul etmiş ve onun açık bir şey olduğunu söylemişlerdir. Şerrin yokluk olmasını da aynı şekilde kesin olarak düşünmekteler. (Bkz: Muhammed Hüseyin Tabatabai, Bidayet-ul Hikme, s.159, (Nur-ul Hikmet programı).

[16]- Alemde mutlak şer yoktur. Deprem, sel, vahşi hayvanlar, hastalık ve mikroplar bazı varlıklar için şer olabilirken bazıları içinde hayırdırlar. Zehir, insan ve diğer varlıklar için zararlı olsa da yılan için şer değildir

[17]- Maddi alem, hareket, zıtlık ve çakışma alemidir. Maddi varlıklar bil-kuvve ve kabiliyet hallerinden bil-fiil haline doğru hareket ve tekamüldedirler. Bu hareketler kimi zaman tezat etmekte ve birbirleriyle çakışmaktalar. Bu durumda şerleri bu alemde hayırlardan ayırmak olmaz. Bu alemin ‘sırf’ hayır olabilmesi için hareket ve madde olmamalıdır. O zaman da konu baştan başka bir hal alır. Yani ardından şerrin çokluğunu gerektirecek hayırın çokluğunun olmaması durumu ortaya çıkar. Tabiatın yok olmasıyla çok olmayan şerden kurtulabiliriz, ama çok olan hayırı da kaybederiz. Ayrıca farklılıklar gibi bazı şerler de iklim ve coğrafi bölgelerin farklılığından kaynaklanmakta ve tabiat böyle farklılıkları gerektirmektedir. Yani tabiatın zatının gereği bu şerlerdir.

[18]- Bu alemde her ne kadar şer olsa da onlar hayırlardan asla çok değildir. Yoksa bütün alem yok olurdu. Alem baki ve ayakta kalmışsa bu, hayırların çokluğunu gösterir.   

[19]- Zorluklar, sıkıntılar, musibetler, felaketler, bilimin, maneviyatın, sanatın, teknolojinin s. gelişmesinde önemli rolleri vardır. Yani insan yeteneği, bozuk ve zor yollarda gittiği zaman gelişir, zorluk ve düzensizliklerle mücadele eder. Demek ki, şerler birçok hayırın kaynağıdır.   

[20]- Detaydan kaynaklanan şerler; insan kainatın tümüne bir bütün olarak bakarsa şerlerin yerinde ve gerekli olduğunu görecektir. Hatta şer görmeyecektir. Biz insanlar detaycı olduğumuz için olumsuzlukları şer görüyoruz. Eğer bir eve bir bütün olarak bakarsak tuvalet ve sağlık malzemelerinin gerekli olduğunu görecek ve onları şer saymayacağız. Ama sadece tuvaletin kötü kokusuna bakarsak onun kötü ve şer olduğuna hükmederiz.

Bazı şerlerde olaylara dünyevi gözle bakıldığı içindir. Ahiret alemi göz önüne alınırsa şer denen şey olmayacaktır. Örneğin ölüm, dünyaya düşkün insan için yokluk ve şer iken mümin için bir alemden başka bir aleme intikaldir. Sonuç şu ki, bazı işler insan açısından hayır ve şerdir, ama kapsamlı olarak baktığımızda gerçekte öyle olmadıkları anlaşılır.

[21]- Bazen deniliyor ki, Allah’ın iradesi şerlere her ne kadar bil-araz olarak yönelik olsa da biz-zat iradesi hayır işlere yöneliktir. Öyleyse şerler Allah’ın biz-zat iradesiyle değil, bil-araz ve bit-tab’ iradesiyledir.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Ayetullah Behcet'in, CD'lerin telif hakkı hakkındaki görüşü nedir?
    4416 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/13
    Ayetullah Behcet konuyla ilgili şöyle buyuruyor: ihtiyat vacip gereğince CD'lerin üretimi, üreten kişiler için telif hakkını doğuruyor. Dolayısıyla üretenlerin izni olmadan CD'lerin kopyalanması ihtiyati vacip gereğince caiz değildir. Dikkat edilmelidir ki, yazılım CD'lerini satın alırken satıcı (asıl üreten kişi) pazarlama esnasında CD'lerin kopya yoluyla çoğaltmamalarını ...
  • Tabiatı doğru bir şekilde kullanmanın yolu nedir?
    3186 Pratik Ahlak 2012/02/04
    İslam, başka mektepler gibi insanın ihtiyaçlarına tek bir açıdan bakmamış, tek maddi yönüne veya tek manevi yönüne odaklanmamış, aksine orta yolu tutmuştur. İlahi nimetleri doğru bir şekilde kullanmak, maneviyatla ve ahiretle çelişmediği gibi insanın saadet yolunda ilerlemesini de sağlar. ...
  • Ahlâkın zekayla ilişkisi var mı?
    3332 Pratik Ahlak 2012/02/15
    Ahlâkta diğer bir çok ilim gibi teorik ve pratik diye ikiye ayrılır:Ahlâk kurallarını ve konularını bilmenin zekayla direkt bağlantısı vardır. Yani insanın zekası ne kadar yüksek olsa öğrenme gücü de o kadar çok olur ve ne kadar aşağı olsa bu ilimden o kadar ...
  • Bir süredir tüm inançlarımı elden vermişim ve akıbetimden korkuyorum. Ne yapmalıyım?
    2706 Pratik Ahlak 2011/10/29
    Genel itibariyle gençler eleştirme ve şüphecilik ruhiyesine sahiptirler. İnançlar bazında gençler arasında şüpheciliğin var olması doğal bir durumdur. Ama sonuçta bu sorulara cevap bulunmasının gerekli olduğuna teveccüh edilmesi gereklidir. Bu dönemlerde insanı kendi istediği hedefler doğrultusunda yönlendirmek şeytan ve şeytanın vesveseleri çok çok fazlalaşır.
  • Müslüman ülkelerin kadınları başkalarının yanında yüzlerini kapamaktalar. Bu durumda gençler nasıl birbirlerini görüp beğenecekler?
    3636 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/15
    Din alimlerinin çoğu kadının yüzünü örtmesini gerekli görmemelerine rağmen, birçok Müslüman kadın kendi isteğiyle yüzünü örtüyor ve daha fazla hicaplı olmayı tercih ediyorlar. Biz inanıyoruz ki ilgi duymak yalnızca dış güzelliği dayalı olsa ve daha önemli ölçüler göz ardı edilse böyle bir ilgi genel olarak fazla uzun ...
  • Bir Müslüman’ın başlangıçta ve ilk olarak taşıması gereken inançlar nelerdir?
    6221 Eski Kelam İlmi 2013/08/13
    Her insan iki şehadeti yani “Eşhedu en la İlahe İllalllah ve Eşhedu enne Muhammeden Resulullah” cümlesini söylemekle gerçek bir Müslüman sayılır ve Müslümanlık hükümleri ona tatbik edilir. Böyle bir insanın bedeni temiz olur, çocukları da temiz sayılır, Müslüman bir kadınla evlenmesi ve Müslümanlar ile muamele yapması mubah ...
  • İnsan neden Allah’ı unutur?
    7023 Pratik Ahlak 2010/05/04
    Şeytanın vesveseleri, dünyaya bağlılık ve günah işlemek Allah’ı unutmanın nedenlerindendir. Buna karşılık namaz kılarak, Kur’an okuyarak, ayetler üzerinde tefekkür ederek, yine istidlal ve bürhan ile Allah’ı anmayı kalplerde canlı tutabiliriz.Allah’ı anmanın çeşitli faydaları vardır, örneğin: 1- Allah’a hep itaat halinde olmak, 2- Huzu ...
  • İnsan cennette düşünür mü?
    6067 Eski Kelam İlmi 2011/11/22
    Akıl ve düşünce her zaman insan ile beraber olmuştur. İnsan maddî âlemden geçtikten sonra düşünme gücünü kaybetmeyecektir. Aksine bazı hicap ve engellerin kalkmasıyla hakikat ve gerçekleri daha keskin ve kesin bir bakışla kavrayacaktır. Kur’an-ı Kerim’de bulunan birçok ayeti okumayla, insanların hem kıyamet gününde, hem cennette ve hem de cehennemde ...
  • Neden Tövbe suresi besmele ile başlamamıştır? Acaba bu surenin bazı ayetleri silinmiş midir?
    29299 Kur’anî İlimler 2012/04/04
    Tövbe suresinin besmele ile başlamaması hakkında müfessirler bazı nedenler saymışlardır: Bu sure ve Enfal suresi, her ikisi bir sure olarak hesap edilir. Zira Enfal suresi, verilen sözler hakkında ve Tövbe suresi ise bu sözlerin yerine getirilmemesi hakkındadır. “Besmele” emniyet, sevgi ve rahmet ...
  • Şii İnançlarını Takviye Eden Etkenler Nelerdir?
    3481 Eski Kelam İlmi 2011/04/12
    Şii dinsel inançları takviye etmek için ilmî olarak bu inançları kanıtlamak, inançları hurafe eksenli meselelerden ayıklamak ve ihtimal dâhilindeki tüm inançsal şüphelere uygun yanıtlar vermek gerekmektedir. Pratik alanda da şerî ibadetleri yerine getirmek ve nefis tezkiyesi özel bir öneme sahiptir; zira temiz amel imanı takviye eder. ...

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    294287 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    185963 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    112699 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    108064 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Hz. Âdem (a.s) ve Havva’nı kaç tane çocukları vardı?
    102156 تاريخ کلام 2009/08/23
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    99485 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Bedeninin bir kısmı (el, ayak veya baş vb.) yaralı ve bandajlı olan ve de suyun kendisine zararlı olduğu bir kimse, nasıl abdest, gusül ve teyemmüm alabilir?
    88942 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/19
    Yara ve kırığı bağladığınız (bandaj) ve yara ve benzeri şeylerin üzerine sürdüğünüz şey cebire olarak adlandırılır. Bununla alınan abdest ve gusle cebire abdest ve guslü denir. Taklit mercileri cebire abdesti hakkında şöyle demektedir: Eğer yara veya çıban veyahut kırık eldeyse, onun üzeri açıksa ve üzerine su dökmek zararlıysa, onun ...
  • Sadakayı kime ve nasıl vermemiz gerekiyor? Sadakanın en az limiti ne kadardır?
    82463 Pratik Ahlak 2011/08/21
    İslam’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için, fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    82071 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    73676 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...